Şule Arslan Yazio: Çocuk Ruhundaki Depremler ve Enkazları
2020’nin sonlarına doğru yaklaşırken bir felaketi daha geride bıraktık. Aslında geride bırakabildik mi ya da ne kadar bırakabileceğimizi sanırım zaman gösterecek. Elif ve Ayda… İki güzel çocuk… Bizlere umudun hep var olduğunu gösterdi. Asla pes etmemeyi, mücadele etmeyi. Adeta umudun sembolü oldular minicik elleriyle, gülüşleriyle. Kurtarma ekibindekiler Ayda için “enkazdan çıkmamış gibi güzeldi ve zeytin gözleriyle telaşsız bize bakıyordu bizi bekliyordu” dediler. Peki Elif ve Ayda gerçekten korkmamış mıydı? Travmatize oldular mı olmadılar mı? Sizce Elif ve Ayda deprem sonrası hayatlarına nasıl devam edecekler?
Şeyda Betül Kılıç Yazio: İzmir Depreminin Ardından Toplumsal Korku, Bireysel Sakinleşme
30 Ekim 2020’de meydana gelen 6.6 şiddetindeki yıkıcı deprem tüm Türkiye’yi derin bir üzüntü ve endişeye boğdu. Deprem çevre illerden bile hissedildi. Yazları ziyaret edebildiğim güzel İzmir’deki tüm depremzedelere geçmiş olsun dileklerimi iletirken, yaşamını yitiren herkesi rahmetle anıyorum.Ardı ardına zorlanmalar yaşıyoruz. Kayıplar, yas, korku, kaygı, endişe, belirsizlik ve sürekli teyakkuzda olma hali hem toplumsal hem de bireysel olarak son derece yıpratıcı olmaya devam ediyor. Hem maske, hem mesafe hem dayanışma bu yılki kadar bir daha ne zaman yan yana gelir bilmiyorum. 500 yılda bir görülen bir virüsle mücadele içindeyken doğal afetlerin doğal olmayan (insan eliyle oldurulan) sonuçlarını kaldıracak hiç halimiz yok.
Ufacık Bilgilerle Kendinizin ve Sevdiklerinizin Hayatını Koruma Yöntemi: Hayat Üçgeni
Çoğumuz şehirlerde ve betonarme yapılarda yaşadığımız için herhangi bir doğal ya da insan kaynaklı afet sırasında zarar görmemek adına bir şeyler bilmeliyiz. O durumlarda verilecek saniyelik kararlar sizin ve çevrenizin hayatıyla ilgili dönüm noktaları oluşturabilir. Olağanüstü durumlarda insanların kendini güvene alabileceği hayat üçgeni pozisyonunu dikkatle okumanızı tavsiye ederiz.
Mehmet Zihni Sungur Yazio: İzmir Depremi ve Çağrıştırdıkları: Zor Zamanlarda İnsan Kalabilmek -Sosyal Destek ve İkincil Travmalar
Günlük yaşam içinde birçok zorlayıcı ve rahatsız edici yaşam olayları ile karşılaşırız. Ancak bunların hepsi bizde travma oluşturmaz. Zorlayıcı bir yaşam olayının bir travma gibi algılanması ancak bazı özellikleri içinde barındırması ile mümkündür. Bunların başında yaşanılan olayın bireyin günlük deneyimlerinin dışında kalması ve bu nedenle gündelik bilgi işleme süreçleri ile kolaylıkla anlaşılıp geride bırakılamamasıdır. İnsanların bazı yaşam olaylarını yaşamlarında bir “milat” gibi tanımlatıp hayatlarını “o olaydan önce” ve “o olaydan sonra” şeklinde ikiye ayırması bu nedenle olur. Yaşantıların anlamlandırılamaması ise olayın geride bırakılmasının önünü keserek kişinin işlevselliğini bozar, yaşam kalitesini düşürür hatta çeşitli ruhsal sorunlara zemin oluşturur. Travmalar kendi içlerinde “doğal yolla oluşan” ve “insan eliyle oluşturulan” olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal yolla oluşan travmalar deprem, sel, fırtına, volkanik patlama gibi doğa olayları ve jeolojik süreçlerle ilgilidir. İnsan eliyle oluşturulan felaketler ise kendi içinde “kazayla” oluşanlar (iş kazaları, trafik kazaları gibi) ve amaçlı (bilerek) olarak oluşturulanlar (savaşlar, işkence, tecavüz, terörizm gibi) travmalar olarak ikiye ayrılır.
Levent Buda Yazio: Depremin Yaşattıkları
Sanırım ilkokulda öğrenciydim. Deprem gece yarısından sonra İzmir’i vurdu… O dönemde depremin sembolü İzmir Konak Meydanı’ndaki tarihi Saat Kulesi oldu. Çünkü kulenin tepesi yıkılmıştı. İmparatorluğun pek çok şehrine saat kulesi yaptıran II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı şerefine 1901 yılında yapılmıştı. Yıllara dayanmış, ama benim ilk yaşadığım bu depremin gücüne dayanamamıştı… Sonra artçıları olmuştu. Bizi okulda vurmuştu. Okulu nasıl boşaltmıştık, hatırlıyorum. Ağlayan arkadaşlarım hâlâ gözümün önünde… Şundan yazdım bunu… Deprem biz İzmirlilerin hayatında hep oldu… Ardından kısa bir endişe yaşardık… Sonra hep yaşamımıza devam ederdik… Alışkanlığımız olmuştu depremler… Biraz Japonlar gibi olmuştuk… Olmuştuk ama sadece korku anlamında… Teknik olarak olamamışız, yaptığımız binalar hiçbir zaman o yeterlilikte olmamış… Şimdi bu yeterliliğin sebeplerini ya da deprem fiziğini tartışabiliriz… Ancak zaten TV’lerde tartışanımız çok… Ben daha çok insani yönüne değinmek istiyorum… Şunu söylemek istiyorum, yaşım 54 ve ben 30 Ekim 2020 Cuma günü olan deprem gibi bir sarsıntıyı yaşamadım… Hem çok kuvvetli idi hem de çok uzundu… Ya da içinde yaşarken hissettiğimiz korkunun izafiyeti ile böyle duyumsadık…
Kahraman Güler Yazio: İzmir Depremi ve Diğerlerine Gamsızlık
Diğergamlık, birlikte iyi olmaktan iyilik duymakla da ilgili. İyi olmak için başkasının kötü olmasına ihtiyacımız olmadığını bilmenizi isterim. Bu yazıyı bir grup canlı iyice anlasın diye tane tane ve basitçe yazacağım umarım bu kadarını anlarlar. Doğal felaketlerin birçoğu insanların tutum inanç, düşünce ve yaşam tarzlarından etkilenmez, insan kaynaklı felaketlerde aşağılık komplekslerinden kopamamış para ve hırs hedefli değer ve inanç kullananlardır. Özellikle deprem gibi bir felaket bu durumdan uzaktan yakından alakalı değildir. İnsanlık değerlerini bir miktar bilen kişiler başkalarının acılarına tanıklık etmeyi öğrenmiş kişilerdir. Tolstoy bunu en güzel “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” sözüyle açıklamıştır.