onedio
Meme Kanseri ile İlgili En Önemli 11 Soru
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri her yıl dünyada milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. Ülkemizde her 10 kadından 1’i hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşı karşıya kalması tablonun ciddiyetini gözler önüne seriyor.Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah İğci, “Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda konu ile ilgili en sık sorulan soruları yanıtladı.Meme kanseri kadın kanserlerinin tümünün %33’ünden ve kanserle ilişkili ölümlerin %20’sinden sorumludur. Kansere bağlı ölümlerde ise akciğer kanserinden sonra 2’inci sırada gelmektedir.Meme kanseri yaşla birlikte artış gösterdiğinden, 40 yaşından sonra her kadının yılda bir kez düzenli olarak meme muayenesi ve mamografi yaptırması gerekir. Meme kanseri erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir.Bu nedenle her ay kendi kendine meme kontrolü erken teşhis açısından hayati önem taşımaktadır. Meme kanseri konusunda yeterli ve doğru bilgiye sahip olmak da tedavide başarı şansını artıran önemli bir faktördür.Memede ele gelen her kitle kanser midir?Memede ele gelen kitlelerin % 90’nından fazlası kanser değildir. Bunlar genellikle meme içinde büyüyen kistler, iyi huylu bu tümörler olabilir veya memenin kendi dokusu kitle gibi bir hal alabilir. Daha çok regl öncesinde meme içyapısı çok yoğun olduğundan, bu dönemde yapılan meme kontrolleri kitle varlığı düşüncesi oluşturabilir.Fibrokistler kansere dönüşür mü?Fibrokistler meme içindeki fizyolojik değişimlerdir ve hastalık olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle kansere dönüşme riskleri de yoktur. Fibrokistik yapıların varlığı sırasında memede kanser gelişebilir ancak sebep bu yapılar değildir. Stres, üzüntü ve sıkıntı durumlarında fibrokistlerin sayısı artar ve bu durum gerginliğe yol açar. Kafein kullanımı, fazla tuzlu ve yağlı yiyecekler de bu gerginliği tetikler. Fibrokistlerin artışı memede ağrıya neden olur.Fibroadenom kanserleşir mi?Fibroadenom, iyi huylu bir tümördür. Çevresine kapsülü vardır ve çevreye yayılması mümkün değildir. Bunda meme kanseri oluşma riski, normal meme dokusundan kanser gelişme riski kadardır. Çapı arttıkça riski % 1-2 oranında artar. Fibroadenom, soya tüketimi ve doğum kontrol hapı kullanımı nedeniyle bir miktar büyüyebilir ancak kanser yapıcı bir etkisinin olduğu söylenemez.Meme kanserinde en önemli risk faktörleri nedir?Meme kanserinde en büyük risk faktörü kadın olmaktır. Kadın cinsiyeti, 100 kat artmış riski ifade eder. Menopozdaki kadınlarda risk daha da yüksektir. Östrojen hormonuna maruz kalınan sürede artış olması, meme kanseri gelişme riskini artırır. Göğüs bölgesine radyoterapi yapılması ve özellikle 15 yaşından önce tedavi görmüş olmak önemli bir risk faktörüdür. Yağ içeriği yüksek yiyeceklerin uzun süreli tüketimi ve her gün 1-2 kadeh Alkol tüketimi meme kanserinin artışında etkilidir.Kendi kendine meme muayenesi için en uygun zaman hangisi?Kadınlar kendi kendine meme muayenesine 20 yaşından sonra başlamalıdır. 20 yaş ve altındaki genç kadınlarda meme kanseri riski düşük olduğundan kafa karıştırıcı ve paniğe yol açıcı etkisi nedeniyle, kendi kendini meme kontrolü önerilmemektedir. Meme muayenesi yapmak için en ideal zaman, adet döneminin bitiminden 4-5 gün sonraki dönemdir.İlk mamografi ve meme ultrasonu ne zaman yapılmalı?Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunanlar 26 ve ailesel olarak meme kanserine yakalanma oranı yüksek gruplar 32-34 yaşlarında bir kez, sonraki yıllarda 40 yaşına kadar 1-2 yılda bir mamografi yaptırabilir. 40 yaşından sonra ise her yıl düzenli olarak mamografi yaptırılmalıdır.Mamografinin kanser oluşumuna etkisi var mı?Geçmişte, hastaların yüksek doz radyasyona maruz kaldığı düşünülen mamografilerde bile 30 yıllık hasta takiplerinde, alınan radyasyonun vücut için önemli seviyede bir tehlikesi bulunmadığı ispat edilmiştir. Günümüzde kullanılan dijital mamografi teknolojisi, geçmişe göre 10 kat daha az radyasyon içermektedir. Kişinin düzenli mamografi çektirirken dikkat etmesi gereken en önemli ayrıntı, cihazın kaliteli ve sağlıklı bir görüntü vermesidir. Çünkü yetersiz ve kalitesiz görüntü, memedeki çok önemli bir tümörün atlanmasına neden olabilir. Meme kanserinin erken tanısında çok önemli bir payı olan mamografik bulgular iyi kalitede filmlerle daha net bir şekilde seçilmektedir. Hatta meme dokusundaki değişimler kanserleşmeden önce dijital mamografiler sayesinde yakalanabilir.Günümüzde meme kanserindeki cerrahi yaklaşım nedir?Meme kanseri ameliyatlarında günümüzde, hasta tıbbi açıdan uygunsa ve risk faktörü yoksa meme koruyucu cerrahi uygulanmaktadır. Hastanın memesinin alınması durumunda ise ikinci yıldan sonra bazı risk faktörleri ortadan kalktığında yeni meme yapılabilmektedir. Çünkü meme kanseri nedeniyle memenin kaybedilmemesi ya da daha sonra yeniden bir memeye sahip olunması hastayı psikolojik açıdan rahatlatarak, sosyal yaşama adaptasyonunu daha kolay sağlamasına yardımcı olmakta ve tedavi başarısını artırmaktadır.Son yıllarda, memesi alınmak zorunda olan hastalara deri koruyucu mastektomi ve hemen ardından da rekonstrüksiyon yapılmaktadır.Genç hastalarda meme korunur yaşlı hastalarda meme alınır mı?Tıbbi olarak böyle bir görüş kesinlikle doğru değildir. Meme, her yaşta kadın için önemli bir objedir. Yaşlı hastaların memesi alınacak diye bir kural ya da böyle bir anlayış yoktur. Uygunsa tümörünün evresi, şekli, biçimi ve yaygınlığına bakılarak 70-80 yaşındaki bir kadının memesi de korunabilir.
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
Uzmanlar, hastanın kanını boşaltıp yerine tuzlu soğuk su enjekte etme yoluyla insanları ölümün eşiğinden hayata döndüren bir yöntem üzerinde çalışıyor.“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyor Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Rhee doğru söylüyor. Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherman ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kantlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse, ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson | BBC Future
Kalori Yakmanın Kolay Yolları
Kalori yakmanın pek çok yolu vardır. Fazla kilolardan şikâyet eden hanımlar için kalori yakmanın en kolay yollarından biraz bahsedeceğiz.Kalori yakmanın birinci yolu bol bol su içmektir. Günde en az 2 litre su içmeniz hem sağlığınız hem de kalori yakmanız açısından önemlidir.Kalori yakmak istiyorsanız ağır yağlı yiyeceklerden, çok şekerli, tatlı ve tuzlu yiyecekler tüketmemeye özen göstermelisiniz.Kalori yakmak için sebze ve meyve ağırlıklı beslemeye gayret edin. Yediğiniz sebze ve meyvelerin bol su ile yıkanmış olmasına dikkat etmelisiniz.Kızartma yapmak yerine patatesi ve sebzeleri haşlayarak tüketin.Abur cuburlardan uzak durmaya çalışın.Çikolatasız yapamayanlardansanız kendinizi arada bir küçük bir bitter çikolata ile ödüllendirebilirsiniz.Bol bol spor ve egzersiz yapmak kalori yakmanın altın kurallarındandır.Ekmeği kızarmış yemeye çalışın ve bol bol yeşil çay ve sıvı tüketmeye gayret edin.Her öğünden önce bir büyük bardak su için ve içtiğiniz suyun kalori yakma özelliğini arttırabilmek için içine birkaç damla limon damlatabilirsiniz. Bu sayede suyun yağ yakıcı özelliği arttırılmış olur.Light kraker ve kepekli ekmekler tüketmeye özen gösterin. Bu besinler beyaz ekmek ve unlu mamullerden daha masum yiyeceklerdir. Kalori yıkımınıza yardımcı olurlar.Günde 2 kez Türk kahvesi içebilirsiniz. Özellikle de şekersiz tercih edeceğiniz Türk kahvesi oldukça sağlıklıdır.Yağsız peynirleri tercih etmeli yağlı krem peynirlerden uzak durmalısınız.İlla ki asitli bir içecek tüketmek istiyorsanız sade maden suyu tüketebilirsiniz. Maden suları da kalori yakıcı etkisi bulunmakta ve sağlığınız açısından faydalı içeceklerdir.Normal çay yerine özellikle yeşil çay ve bitki çaylarını tüketmeye özen göstermelisiniz.Kalori yapmak için sağlıksız diyetler yapmak yerine bu küçük noktalara dikkat etmelisiniz.
Doğal Ürünlerle Evde Yapabileceğiniz 10 Temizlik Malzemesi
Kullandığımız deterjanlarda ve temzilik malzemelerinde o kadar çok zararlı kimyasal var ki, çoğu insanlar için, özellikle bebekler ve ev hayvanları içinneredeyse zehirli diyebiliriz. Organik ürünlerse çoğu zaman pahalı. Ama bu temizlik malzemelerini evde yapabilmenin birçok kolay yolu var. Üstelik zamanla herkes kendi tarifini keşfedebilir.Diğer kaynaklar;Zehirsiz Ev , Yeşil Anneyim , Doğalı Varken , Organik Anne
Yılbaşı Yemeklerinde En Sık Yapılan 6 Hata
Yılbaşı tek bir geceden ibaret. Ama bu gecede yediklerimiz, içtiklerimiz ertesi günü sağlıklı bir şekilde geçirip geçirmeyeceğimizi de belirliyor. Bu özel gecede herkes sevdikleriyle, dostlarıyla, arkadaşlarıyla birlikte olup eğlenmek, keyif almak istiyor. Ama yine de dikkatli olmakta yarar var. İşte yılbaşı gecesinde sık yaptığımız 6 hata:
Reklam
Türk Kadınları Doğum Turizmine 13 Milyon Dolar Harcıyor
Yılda yaklaşık 700 Türk kadın amerikada doğum serüvenine katılıyor. Bunun yaklaşık 500'tanesinin kurumsal firmalarla, geriye kalan kısmının da kendi imkanları ile gidiyor. Dünya genelinde ABD'ye doğum için giden kadın sayısının çok daha yüksek, özellikle Çin'den, Rusya'dan ve Arap ülkelerinden büyük talep görüyor. Her yıl 4 ila 5 bin arasındaki kadının ABD'ye doğum için gidiyor. Bu rakama Meksika'dan gelen kaçak göçmenlerin dahil olmadığını, rakamın tamamiyle doğum turizmi için gidenler olduğunu söyleyebiliriz. Türk kadınlarının ABD'de doğum yapmak için yılda yaklaşık 13 milyon dolar civarında bir rakam harcadığını tahmin ediyoruz.  Hamile kadınlara 32. haftadan sonra uzun uçak yolculuğu önerilmiyor. Raporlardan da ziyade bu annenin rahat bir yolculuk yapması için önemli. 32. haftada giden bir anne eğer 40. haftada doğum yaparsa 42. haftada dönebiliyor ve toplamda ABD'de 10 haftalık bir süre geçiriyor. Ama 32. haftayı geçen, 35. haftada giden ve 42. haftada dönen anneler de var. ABD'de doğan çocukların ABD pasaportuna sahip oluyor. Aynı zamanda çifte vatandaşlık hakkı da elde ediyor.ABD'de doğan çocukların dilediği zaman gidip Amerika'ya yerleşebildiğini ve çalışabildiğini, uluslararası bütün kurumlarda ABD pasaportuyla çalışma imkanının ve dünyanın birçok ülkesinde çalışma izni almasının da çok daha yüksek bir oran olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim hayatı açısından bakıldığında ABD'de doğan bir çocuğun Amerika'da yaz kamplarından, ilkokuldan itibaren normal eğitim devlet okullarından faydalanabiliyor. Kendisinden sonra doğan kardeşlerine de Green Card çıkarttırabiliyor ve bu kart sonrasında kardeşleri de ABD vatandaşı olabiliyor. Amerika'da doğduğu eyaletin daimi yaşayanı olarak kabul ediliyor. Eğitim hayatı boyunca özel imkanlardan faydalanabiliyor. Yaz kamplarına çok düşük ücretlerle gidebiliyor. Ki uluslararası öğrencilere göre zaten Amerikalılar özel bir indirim alıyorlar.ABD'de doğan yabancı çocuklar doğduğu eyalette diğer Amerikalı öğrencilere göre ekstra bir indirim alıyor. Bu indirimler yüzde 30'dan başlayıp yüzde 80'lere kadar çıkabiliyor. Hatta bazı üniversiteler kendi eyaletinde doğan çocuklara burs veriyor. Bu nedenle ABD'de doğumda hangi eyaletin olduğu çok önemli. Fiyat olarak bakıldığında ise örneğin yabancı öğrenciye 70-80 bin dolara olan bir kurs ABD'li birine 40 bin dolar. O eyalette doğan çocuğa ise alacağı indirime göre bu oran 20-15 bin, hatta 10 bin dolara kadar da inebiliyor.Orada doğmanın Türkiye'ye bakan avantajları da var. Burada sadece yabancıların gittiği okullara gitme hakkına sahip oluyor. Bazı kolejler zaman zaman yabancı öğrenci kontenjanı açıp öğrenci alabiliyor, yani o sınavlara da girebiliyor. Erkekse eğer bedelli askerlikten de yararlanabiliyor.
Reklam
Bir Tarikatın Toplu İntiharı: Jonestown Katliamı İncelemesi
etiket
18 Kasım 1978 günü Guyana toprakları üzerinde kurulmuş Jonestown kasabasında yaşayan People's Temple (Halkın Tapınağı) Tarikatı'na mensup 900'den fazla kişi, tarikat liderleri Jim Jones  (James Warren Jones)'un vaazı üzerine siyanür içerek intihar etti. İntihar etmek istemeyen üyeler silahla vurularak öldürüldü. UYARI: Bu galeride yer alan içeriğin bazı bölümleri küçük yaştaki kullanıcılar için uygunsuz olabilir.
Yeni Yıla Yepyeni Bir Cilt İle Girin
Yeni yılı karşılamaya hazırlandığımız şu günlerde hepimizin içi yeni umutlarla doluyor, ancak öte yandan birçoğumuz da geride bıraktığımız yılları hatırlayıp hüzünleniyoruz. Özellikle aynaya baktığımızda yüzümüzde gördüğümüz derin çizgiler varsa, geçmiş yılların bu belirgin izleri bizleri daha da mutsuz ve umutsuz yapabiliyor. Oysa tıbbın ve teknolojinin modern yöntemleri ile her yeni yılı yıpranmamış, bebek tazeliğinde bir yüzle karşılamak mümkün. İşte size Dermatolog Dr. Banu Serbes Kural’dan 2015’i pırıl pırıl karşılamak için kullanabileceğiniz birkaç sihirli yöntemTüm dünyada estetik tıp deyince akla ilk gelen uygulama olan botox’u deneyin: Botox ile yeni yıla bir haftadan az süre kalmışken alnınızdaki endişe veya kaşlarınızın arasındaki öfke izlerini en hızlı şekilde yok edip, içinizdeki mutluluğu ve umudu dışa yansıtın. On dakikadan kısa süren ve neredeyse acısız denebilecek bu yöntem ile derin çizgilerinizden kurtulmanız mümkün.Dolgu malzemeleri uygulamasıyla yüzünüze tazelik katın: Dolgu malzemeleri uygulaması bir saatten az bir zamanda burnunuzun iki yanından ağzınıza doğru uzanan derin olukları silikleştirecek, çökmüş yanaklarınıza canlılık katacaktır. Üstelik aynı teknik dudak cildinize de uygulanabiliyor. Dolgu malzemelerinin temel etken maddesi olan hyalüronik asit, özellikle zaman içinde nemini kaybedip diriliğini yitiren dudak mukozasını canlandırmakta hızlı bir etkiye sahip olduğundan, öğle tatili prosedürlerinin sık tercih edilen bir uygulaması.Mezololift ile aydınlanın, parlayın: Botox ve dolgu malzemeleri uygulamasının ardından cildinizi aydınlatıp parlaklaştıracak mezolift uygulaması ile cildinizin tazelenme operasyonunu tamamlayabilirsiniz. Son dönemde mezolift uygulamasında ilk tercih “ışık dolgusu” yöntemi. Çok ince iğnelerle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerin üstüne uygulanan hyalüronik asit ve vitamin kokteylinin bir gün içinde cildinize sağladığı parlaklık ve pürüzsüzlük ile artık yılbaşını karşılamaya hazırsınız.Bütün bu acil önlemlerden sonra sıra geldi yeni yılda cildinizi sağlıklı ve taze tutmak için alacağınız önlemlere. Eğer bir sonraki yılbaşını da aynı pürüzsüz ve parlak cilt ile karşılamak istiyorsanız, dokularınızı içten dışa doğru yapılandıran yöntemlerden faydalanmalısınız. Bunların başında altın iğnelerle fraksiyonel radyofrekans, yüksek yoğunluklu ses dalgaları ve fraksiyonel lazer teknikleri geliyor. Her yöntemin kendine has avantaj ve dezavantajları olsa da hepsinin ortak özelliği derinin orta ve alt tabakalarına ulaştırdıkları ısı enerjisi ile hücreleri uyararak taze kollajen üretimini arttırmaları. Bu sayede cildin gevşeyip sarkmasının önüne geçiliyor ve hatta yüzeydeki sivilce izlerinin, güneş lekelerinin ve çatlamış kılcal damarların da tedavisi sağlanıyor. Ancak bu yöntemlerle alınacak olumlu sonuçların gözle görülür seviyeye ulaşması 3-6 ay arasında bir zaman gerektiriyor. Eğer iş işten geçmeden cildinizin sağlığını ve güzelliğini korumak istiyorsanız, 2015de bu yöntemlerden hangilerinin sizin için uygun olduğunu dermatologunuz ile değerlendirip uygulayabilirsiniz.
Reklam
Kadınların Korkulu Rüyası Bağırsak Fıtığı!
Bilimsel adıyla rektosel, halk arasındaki ifadesiyle bağırsak fıtığı Türk toplumunda sıklıkla görülen kabızlık ve dışkılama güçlüğü problemlerinin nedenlerinin başında yer alıyor. Hastaların yaşam kalitesini ciddi olarak düşüren, tuvalette geçirilen saatleri arttıran ve kadınlar için korkulu rüya haline gelen bağırsak fıtığı tedavi edilmezse başka pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor, ameliyat gerektirebiliyor. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sezai Leventoğlu, tüm kadınlar için bağırsak fıtığının nedenlerini, tedavi yöntemlerini ve bağırsak fıtığından korunma yollarını açıklıyor.Menopoz sonrası dönemdeki 10 kadından 7 sinin ve genç yaşlardaki pek çok kadının hayatını çekilmez hale getiren bağırsak fıtığı, bilimsel adıyla rektosel, pelvik taban destek yapılarının zayıflaması, makat ve vajina arasındaki bariyerin incelmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Hastalar zaman zaman kulaktan dolma bilgilerle yaşadıkları dışkılama sorunlarının normal olduğu yanılgısına düşseler de uzmanlara başvuran tüm bağırsak fıtığı hastalarının şikayetleri aynı: Dışkılama güçlüğü, ıkınarak dışkılama, tuvalette geçen sürenin uzaması, dışkılama esnasında takılma hissi, parmak yardımı ile ya da kalçaların el ile kenarlara doğru çekilmesiyle dışkılama, dışkılama sonrası tam boşaltamama hissi, yetersiz boşaltma hissi, vajina bölgesinde yumru ya da baskı hissi, cinsel ilişki sırasında ağrı. Tüm bu şikayetlerin nedeni ise normal bir dışkılamada makattan rahatlıkla çıkan dışkının, fıtıklaşma sonucu öne-vajinaya doğru dolması ve sonrasında ıkınma ile dışarı çıkması.Sebepleri arasında normal doğum yapma, birden çok, zor ve müdahaleli (vakum ya da forseps) doğum, dikişli doğum, kabızlık ve ıkınarak dışkılama öyküsünün bulunması, rahmin alınması yer alırken hiç doğum yapmamış ya da sezeryan ile doğum yapmış kadınlarda dahi görülebiliyor. Pelvik taban alanında uzman bir hekimin anorektal ve jinekolojik muayeneyi birlikte ve tam yapması ile doğru tanı sağlanabiliyor. MR defekografi denilen görüntüleme yöntemi ile de dışkılamanın tüm aşamaları takip ediliyor. Hastalığın yaşattığı sevimsiz durumlar hastanın yaşam kalitesini bozmakla kalmıyor, uzaması ve de devam etmesi durumunda hemoroid-basur, makat çatlağı gibi bazı anorektal hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Bağırsak fıtığından korunmak için diyetin ve dışkılama alışkanlığının önemini vurgulayan Doç. Dr. Leventoğlu, tüm kadınlara bağırsak fıtığından korunma ve tedavi için önerilerde bulunuyor:1. Düzenli olarak beslenin, öğün atlamayın. Kahvaltınızı mutlaka yapın, öğlen ve akşam yemeklerinde de sebze yemeklerini (özellikle bol posalı sebzeler, kabak, kereviz, lahana gibi) yanında bir kase yoğurt ya da marul salatası ile tercih edin, gün aşırı fırında ya da ızgarada balık yiyin.2. Tuvalet alışkanlığınızı disiplinize edin, her yanlış uyarıda tuvalete gitmeyin, günde bir kez sabahları kahvaltıdan yarım saat sonra tuvalete gidin ve 3-5 dakikadan uzun oturmayın, dışkılama bitiminde de mümkünse duşa girerek makat bölgesine sıcak duş uygulayın.3. Pelvik tabana yönelik egzersiz yapın, makat bölgesindeki kasları sıkma- gevşetme özelliği olan Kegel egzersizlerini öğrenin.Genellikle beslenmenin düzenlenmesi, tuvalet alışkanlığının disiplinize edilmesi ile şikayetler azaldığı için bağırsak fıtığı hastalarının çok az bir kısmına cerrahi müdahale uygulanıyor. Şikayetleri dayanılmaz hale gelen hastalar kolorektal cerrahi uzmanı veya kadın hastalıkları uzmanı tarafından ameliyat edilebiliyor. Ameliyat makattan, vajinadan ya da bu iki bölgenin arasından (perineden) yapılabildiği gibi karından kapalı (laparoskopik) cerrahi ile de yapılabiliyor. Dr. Leventoğlu 283 vakalık çalışmalarında perine bölgesinden yapılan ameliyatlar ile onarımdan sonra hasta şikayetlerinin %93 oranında kaybolduğunu, %80 oranında anatomik iyileşme sağlandığını belirtiyor. Yine bu bölgeye özel geliştirilen yöntemler (STARR-zımbalama) ile makat bölgesinden dikişsiz ameliyatlar da başarı ile uygulanabiliyor. Ameliyat belden uyuşturulma yöntemi ile bölgesel olarak yapılıyor. Bir gece hastanede kalmasını takiben hasta ertesi gün günlük aktivitelerine dönebiliyor. 7-10 gün içinde de işbaşı yapabilir hale geliyor.
Zayıflamanın 10 Kolay Yolu
Evet, hanımlar zayıflamak istiyoruz ama bir türlü doğru diyet programını bulamıyoruz. Ne yapsak olmuyor. Yıllar içinde aldığımız kilolar bir türlü bizi bırakmıyor. Aslında belki yıllar içinde aldığımız kiloları 6 ayda ya da 3 ayda vermeye çalıştığımızdan oluyordur, tüm bu hayal kırıklıkları.Biraz daha gerçekçi olmalıyız belki de. O halde ne yapacağız, önce 3 ya da 6 ayda sabit ve sağlıklı kilo veremeyeceğimizi kabul edip, sağlıklı kilo vermek için doğru kuralları uygulayacağız.Zayıflamak değil zayıf kalabilmenin ve sağlıklı zayıflamanın yollarını zayıflamanın 10 kolay yolu makalemizden öğreneceğiz ve buna başladığımızda sağlıklı kilo vereceğiz. Tam 1 yıl içinde 10 kilo vereceğiz ve verdiğimiz kiloları geri almayacağız. Hadi o zaman hanımlar zayıflamanın 10 kolay yolunu gelin hep beraber öğrenelim.1)Her öğünde protein bakımından zengin olan ve yağları alınmış beyaz, lor, krem, örme ve kaşar peyniri, yoğurt ve süt yanında bal, beyaz et, et, yumurta gibi hayvansal gıdaları ve ayrıca diğer proteinler bakımından zengin olan baklagillerden faydalanmayı unutmayacağız. Başka bir değişle, proteince zengin ama yağları alınmış besinleri her öğünde eksik etmeyeceğiz.2)Yine her öğünde muhakkak tahıl ve nişastalı besinleri fazla olmamak kaydı ile tüketin. Bu belki 2 dilim ekmek veya 1 dilim kek olabilir.3)Her öğünde elinizden geldiği kadar sebze veya meyve tüketmeyi ihmal etmeyin. Yiyebildiğiniz kadar çok sebze ve meyve tüketmeye çalışın.4)Yemeğinizin yanında su içmeye özen gösterin. Gün içerisinde bol bol su için. Ayrıca farklı bir şey içmek isterseniz, günde 2 bardaktan fazla şekersiz meyve suyu içmemeye çalışın.5)Sabah kalktığınızda, sabah kahvaltınızı 1 saat sonrasında yapmayı geciktirmemeye çalışın. Ne kadar erken yerseniz o kadar iyi. Ayrıca her 3 saatte bir önerilere uygun olan gıdaları tüketmeyi ihmal etmeyin. Önemli olan akşam yemeğinin ardından bir şey yememeye özen göstermenizdir.
Eğlenirken Kalori Yakın
Yaza formda girmek kışı sağlıklı geçirmek için fazla kilolardan kurtulmak gerekiyor. Kilo vermek istiyor ancak veremiyorsanız ya da uzun süren diyetleri uygulayamıyorsanız eğlenerek kilo vermeye ne dersiniz?İnsan vücudunun günlük olarak 500 kalori harcaması gerekiyor. E sürekli oturarak bunu yapmak mümkün değil. Uzun süren diyetler de can sıkıcı olabiliyor. Biz de sizlere eğlenerek kalori yakmanın yollarını araştırdık.İşte önerilerimiz…Son zamanlarda oldukça meşhur olan ve eğlenerek kilo verme yöntemleri arasına giren zumba dansını yaparak fazlalıklarınızdan kurtulabilirsiniz. Üstelik son derece eğlenceli. Birçok dans kurslarında ve spor salonlarında zumba dansı yer alıyor. Siz de eğer dans etmeyi seviyorsanız hem eğlenin hem kilolarınızdan kurtulun. Ve kendinizle daha barışık olun. Zumba dansının dışında oryantal dans da kilo vermenize yardımcıdır. Bu dans çeşitlerinde bütün vücudunuzu kullandığınız için kalori yakmanız daha kolay gerçekleşiyor.Bunlara ek olarak eğlenerek kilo verme yöntemleri arasında bisiklet binmek, at binmek, paten kaymak gibi birçok alternatif de söz konusu. Bisikleti hızlı sürmenize gerek yok. Yavaş yavaş da sürebilirsiniz. Bisiklet binerken bacak kaslarınız ve kollarınız çalışacağı için kalori yakmanızı sağlar.Yine yüzmek de kilo vermenize yardımcıdır. Yazın vazgeçilmezi olan yüzmeyi kışın kapalı havuzlara giderek de yapabilirsiniz. Hem eğlenceli hem de sağlıklı. Havuzda veya denizde voleybol da oynayabilirsiniz. Yaz demişken plaj voleybolunu da unutmayalım. Kum da oynaması daha zor olacağından daha çok enerji harcamanız gerekecek. Bu da daha çok kalori yakmanız demek.Eğer çocuk sahibiyseniz çocuklarınızla oyun oynamak da size kilo verdirir. Çocukların enerjisi malum. Siz de onlarla oynayarak çocuğunuzla hem güzel vakit geçirmiş olursunuz hem de fazla kilolarınızdan kurtulmuş olursunuz.Bunlara ek olarak ip atlamak, sakız çiğnemek, merdiven çıkmak ve kahvaltıdan önce tempolu yürüyüş yapmak da kilo vermenize yardımcı diğer seçeneklerdir. Size uygun olanını seçip uygulamaya başlayabilirsiniz.Yazar: Zehra Yurtsever
Reklam
Göz Şişkinliğine 9 Pratik Öneri
Sabahları uyandığınızda şişen gözlerle karşılaşmak sizi deli mi ediyor?Endişe etmeyin bu konuda bir çok çare mevcut.İşte size birkaç çaresi…Yorgunluk gözlerdeki şişkinliğin ana nedenlerinden birisidir.Bu tavsiyeler ile gözdeki şişlerden kurtulmanız mümkün.İşte gözlerdeki şişlere iyi gelen 9 öneri:1- PatatesBuzdolabında bekletilmiş patatesi ikiye kesin ve yuvarlak hareketlerle şişkinliğin üzerinde 15 dakika gezdirin.2- SütSoğu sütü bir parça pamuk veya makyaj pedine damlatın. Gözlerinizin üzerinde 20-30 dakika bekletin.3- E vitaminiSoğuk suyu bir kaseye koyun ve birkaç damla E vitamini damlatın. Makyaj pedi yardımıyla gözlerinizin üzerinde 20 dakika bekletin.
Daha Az Uykuyla İdare Edebilir Miyiz?
Bazıları, uyuyarak geçirdiğimiz günün üçte birlik dilimini boşa geçen zaman olarak görür. Yapmayı planladığımız işlerimiz için gün kısa geldiğinde, neden daha az uykuyla yetinemediğimizi sorgularız. Örneğin İngiltere’nin eski başbakanı Margaret Thatcher’a günde dört saat uyumak yetiyormuş. Ressam Salvador Dali’ye de.Herkes için yeterli uyku süresi farklıdır. Uyku üzerine yazdığı kitabında Jim Horne, yüzde 80’imize 6-9 saatlik uykunun yettiğini, geri kalan yüzde 20’nin ise bundan daha az ya da çok uykuya ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.Peki alışılmış uyku düzeni kolaylıkla değiştirilebilir mi? Örneğin her sabah kendimizi normal saatimizden iki saat daha erken kalkmaya zorlasak vücudumuz sonunda bu duruma alışır mı? Malesef hayır.Uykusuzluğun etkileriYeterince uyumamanın vücudumuz üzerindeki ters etkilerine dair fazlasıyla veri var. Yani az uykuya alışılmıyor. Az uyumak kısa vadede konsantrasyonu azaltırken, aşırı durumlarda kafa karıştırıcı ve stres kaynağı olabilir; araç sürme bakımından sarhoşken araç kullanmaya eşdeğer etkileri olur.Uzun vadedeki etkileri ise çok daha ciddi boyuttadır. Yıllar boyunca ihtiyaç duyduğumuzdan daha az uyuma halinde obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp ve damar hastalıkları riski artar.Peki nasıl oluyor da bazıları diğerlerinden çok daha az uykuyla idare edebiliyor? Onlarda neden hastalık belirtileri görülmüyor?Her şeyden önce, bazı insanlar iddia ya da kabul ettiklerinden daha fazla uyuyor. Ama bazı nadir insanlar da herhangi bir ters etkisini görmeden günde beş saatlik uykuyla yetinebiliyor. Bu tür insanlara “uykusuz elitler” dendiği de oluyor.Genetik faktör2009’da California Üniversitesi’nden genetikçi Ying-Hui Fu, bir anne ile kızının az uyudukları halde her sabah dinlenmiş olarak kalktıklarını fark etti. Yapılan testlerde her ikisinde de hDEC2 adlı genin mutasyona uğramış olduğu görüldü. Fare ve sineklerde aynı genle oynandığında onlar da daha az uyumaya başlamıştı.Bu durum, uyku ihtiyacımızı belirlemede kısmen genetik faktörün de etkisi olduğunu gösteriyor. Yani bizdeki genler o “uykusuz elitler” gibi az uykuyla idare etmemize olanak tanımıyor (bu en azından bazılarımız için iyi bir bahane olabilir!).Ancak vücudumuzu az uyuma konusunda eğitmek mümkün olmasa da, askeri güçlerle çalışan araştırmacılar, önceden iyi planlandığı taktirde uyku stoku yapılabileceğini ortaya koydu. Denekler bir hafta boyunca her gece iki saat önce yatıp daha sonra uykudan mahrum bırakıldığında, uyku stoku yapmamış olanlara kıyasla uykusuzluktan çok fazla etkilenmedikleri görüldü.Kimi örnek almalı?Counting Sheep (Koyun Saymak) adlı kitabında Paul Martin vücudun doğal uyku ihtiyacını tespit etmek için şu yolu öneriyor: İki hafta boyunca her gece aynı saatte yatmaya gidip sabah kendiliğinden uyanana kadar uyumak. İlk bir-iki gece daha önceki uykusuzluk halini giderme ihtiyacı duyabileceğinizden onları hesaba katmamak gerekir. Diğer günlerdeki uyku sürenizden ise ideal uyku saati hesbını yapabilirsiniz.Vardığınız sonuç beklediğinizden fazla olabilir. Bunu boşa giden zaman olarak görmemek gerekir. Ömrümüzün üçte birini uykuya ayırmak zorunda olsak da diğer üçte ikilik zamanı en verimli şekilde kullanmak için gereklidir bu.Belki de uyku konusunda Margaret Thatcher’i değil de Winston Churchill’i örnek almalı. Churchill sabah kalkmaktan öylesine nefret edermiş ki, bazen yatağında çalışır, hatta bazı ziyaretçileri yatak odasında kabul edermiş.Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.BBC
Reklam
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Ankara merkezli gündem başka, halkın derdi başka: Türkiye’de nüfusun % 56’sı “şiddetli maddi yoksunluk” içindeyken nüfusun en zengin kesimi, son 10 yılda ülke servetinden aldığı payı yüzde 43 artırdı.Adaletsizliğin, sürdürülemez ekonominin yarattığı olağanüstü yıkımı artık gözlerimizle görüyor, sağlığımızla bedelini ödüyoruz.Oysa çok değil, 40 yıl önce Marmara sahilleri Gökova’ya benzerdi. Dilovası’nda kanser değil üzüm yetişirdi. Sanayi atıkları, kontrolsüz yan sanayi derken Marmara, Türkiye’nin çöplüğü haline geldi...70’li yıllarda İstanbul’da başlayıp Marmara’ya yayılan ekolojik yıkım, 2000’lerde yeni bir döneme girdi. “Türkiye büyüsün” diye yapılan ve hiçbir kanuna-kontrole tabi olmayan yatırımlarla artık “ikinci ekolojik yıkım”ın eşiğindeyiz.
Alternatif Türkçe Rap Piyasasından Dinlenilesi 10 Albüm
Şarkı Listesi01. Naperva Intro 02. Travma03. Kalk 04. Naperva 05. Anlat ya da Sus feat. Atiberk 06. Kalender feat. Saian07. Bitmedi Kavgam feat. Atiberk08. Yoruldum feat. Atiberk 09. Tuzak feat. Hidra 10. Gri 11. Sırrım 12. Travma Enstrümantal
Hipnozla Sigarayı Bırakmak Mümkün mü?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin en büyük sorunu 'bırakamamak'. Çoğu kişi, kesin kararlı görünse de bıraktıktan bir süre sora yeniden sigaraya başlayabiliyor. Hipnoterapi, sigarayı bırakmak bir çözüm olabilir.Neredeyse tüm sigara içenler, bu zevklerinin kanser ya da kalp rahatsızlıklarına yol açabileceğini bilir. Ancak yine de içmeye devam eder. Bu durumdan daha ziyade bilinçaltının psikolojide 'bilinçsiz' olarak adlandırılan bölümlerinin sorumlu olduğu düşünülüyor. Bilinçaltının insanı bu duruma sürükleyen 'bilinçsiz' bölümleri hipnozla açılabilir. 2006 yılından bu yana hipnoterapi sigarayı bırakmak için resmi tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul görüyor.Sigaraya karşı hipnozla tedavi yani hipnoterapi bir yöntem olarak kullanılsa da hipnoz genel olarak çok iyi bir imaja sahip değil. Çoğu insan için hipnoz daha çok televizyonda ya da sahnede gördüğü bir şov gibi. İstemsiz bir biçimde kendisine söylenenleri yapan ve daha sonra hiçbirini hatırlamayan bir insan imajı var zihinlerde. Ancak Bonn’dan hipno-psikoterapi uzmanı Norbert Schick, hipnoterapinin şovlardaki hipnozla bir alakasının olmadığını söylüyor: “Hipnozda, insan o kadar derin bir trans halindedir ki, bilişsel düşünce kapatılır. İnsanlar bilinçli haldeyken yapmayacakları şeyleri yaparlar ve uyandırıldıklarında ne olduğunu bilmezler. Ancak sadece yetişkinlerin üçte birinden daha az bir oranı hipnoz edilebilir. Bu bir bilinç kaybı gibi.“Schick, 20 yıldır kaygı ya da bağımlılık sorunları olan hastaları hipnozla tedavi ediyor. Sigarayı bırakmak isteyen birinin çok derin bir şekilde hipnoz edilmesine gerek olmadığını kaydeden Schick, kişinin neler olduğu konusunda bilinçli olması gerektiğini ifade ediyor. Schick, “Hipnoterapide her zaman neler olduğunun farkındasınız. Bu herkesin muktedir olduğu doğal bir durum. Bir kitaba yoğun bir şekilde gömüldüyseniz bir hipnoz halindesinizdir. Ya da sinemada oturup bir film izlerken hissettiğiniz aşırı duygular ve düşüncelerinizle de hipnozdasınızdır. Trans halinde bu bilinçsiz bölüm ve duygu dünyası çok açıktır. Bu nedenle hipnoterapist çok iyi bir şekilde çalışabilir” diyor.Kölnlü avukat Jochen Gerhard, 40 yıl boyunca her gün en az bir paket sigara içmiş. 2 yıl önce sigarayı bir günde bırakması gerekmiş. Çünkü geçirdiği bypass operasyonu sonrası doktoru ona bir ültimatom vermiş: Ya sigara içmeyi bırakırsın ya da kalp krizinden ölürsün! Doktoru ona aynı zamanda bir hipnoterapi görmesi tavsiyesinde de bulunmuş. Gerhard, doktorun önerisine uymaya karar verip bir hipnoterapist bulmuş ancak başta kuşkuları varmış: “Hipnoterapist, kiliselerdeki şu vaizler gibiydi. Bağırıyor ve şu sözleri tekrar ediyordu: Artık sigara içmek istemiyorsun! Bırakabilirsin! Güçlüsün! Biz de aynı şekilde bağırarak karşılık veriyorduk: Evet, yapabiliriz! Güçlüyüz! Adamın deli olduğunu düşündüm. Biz de deliydik.”Müzik ve mum ışığıyla terapiHer yaştan hastaların bulunduğu gruptakilerden, simsiyah akciğerler ya da sarı renkli dişler gibi korkunç resimlere bakmaları istenmiş. Sonra dışarı çıkıp son bir sigara içmişler. Geri döndüklerinde hafif bir müzik dinleyip, meditasyon atmosferi yaratmak için bir de mum yakılmış. Gerhard, içinden hep bu yöntemin işe yarayıp yaramayacağını sorgulamış. Ancak yine de o gün seminerde sadece terapistin sesine konsantre olmaya çalışmış: “Terapist, daha önce söylediklerini tekrar edip durdu. Ancak bu kez daha yavaş ve duygulu bir şekilde. Sonra ışıklar yandı ve bitti. O zamandan beri sigara içmek istemiyorum. Özlemiyorum ama bunun nasıl olduğunu da açıklayamıyorum.”Jochen Gerhard ve eşi, geçen yıl Noel sırasında üç günü aşırı sigara içen akrabalarıyla geçirmiş. Eşi Sabine, yaşadıklarını “Daha önce sigarayı bırakmaya çalıştığında sinirli birine dönüşmüştü. Yanına yaklaşamazdınız. Şimdi normal, duygusal açıdan dengeli bir insan gibi davranıyor. Geçen Noel'i ailesiyle geçirdik. Hepsi aşırı sigara içer ve dumanı etrafa üflerler. Ancak Jochen tek bir sigara bile içmedi' şeklinde anlatıyor.Norbert Schick'in ise buna bir açıklaması var: Ona göre, hipnozla bilinçaltının bilinçsiz bölümü yeniden programlanıyor. Sigara hastaya artık daha az çekici geliyor. Özetle “eski küçük dost” zehirli bitkiler içeren bir sapa dönüşüyor.©Deutsche Welle Türkçe
Reklam