onedio
'Eşcinsellerden Kan Almıyoruz'
Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, eşcinsellerin Kızılay'a kan veremediğini ancak alabildiğini söyledi. Afrikaya gidip gelenlerden de kan almadıklarını söyleyen Akar, 'Eşcinseller kan verme konusunda risk grubundadır. AIDS virüsü eşcinsellerde yoğun olarak gözükür' dedi.Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, eşcinsellerin Kızılay'a kan veremediğini ancak alabildiğini söyledi.Beyaz TV ekranlarında yayımlanan 'Uyan Türkiyem'in bu sabahki konuğu Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar oldu. Kızılay'la bilgiler veren Akar'a, sunucu Tahir Sarıkaya, 'Kan bağışı almadan önce neden eşcinsel misiniz?' sorusunu soruyorsunuz' diye sordu.'KİMSENİN EŞCİNSELLİĞİYLE DERDİMİZ YOK'Akar, şöyle yanıt verdi: 'Biz kanda bir virüs olup olmadığını tahlil ediyoruz. En modern yöntemleri kullanıyoruz. Altyapılarımız yenilendi. Ama ne yaparsanız yapın kan nakillerinde mutlaka bir virüs kapma ihtimali vardır, milyonda bir bile olsa. Bunu azaltmanın bir yolu vardır. Kendisinden şüphe eden kişi bunu deklare eder. ' Bizim kimsenin eşcinselliğiyle, biseksüelliğiyle, heteroseksüelliğiyle hiç bir derdimiz yok' diyen Ahmet Lütfi Akar şöyle devam etti: 'Yalnız eşcinseller kan verme konusunda risk grubundadır. AIDS virüsü eşcinsellerde yoğun olarak gözükür ve eşcinsel ilişkiyle başkalarına bulaşır veya kan yoluyla bulaşır.'AFRİKA'YA GİDİP GELENLERDEN DE KAN ALMIYORUZ'Akar, 'Bir kişi kan verme aracınıza, kan vermeye gitti diyelim. Yazmazsa ne olacak?' sorusu üzerine 'Yazmazsa yapacak hiçbir şeyimiz yok. O analizlerde çıkar. Eşcinsel diye kanında bir şey çıkacak diye yok' diye konuştu. Akar, 'Tepki alıyor musunuz?' sorusunu ise şöyle yanıtladı: Bu bilimsel bir gerçeklilik olduğu için eşcinsellerden şu ana kadar bir tepkiyle karşılaşmadık. Afrika'ya gidip gelenlerden de kan almıyoruz. Bu insani bir durum. Çünkü sizden aldığımız bir ünite kanı 3 kişiye veriyoruz. 3 kişiye şifa oluyor. Geçmişte, başımıza gelen hadiselerde maalesef kanı veren kişilerde bu tür durumları tespit ettik. Biseksüellik, eşcinsellik tespit ettik.soL
Uyurgezerleri Uyandırmak Tehlikeli midir?
Uyurgezerler uyku halindeyken kalkıp dolaşmalarıyla bilinir. Her beş çocuktan biri uyurgezerdir. Yaş ilerledikçe azalan uyurgezerlik yetişkinlerin yüzde 1 ila 2,5’inde devam eder.Bazı uyurgezerler korku veren bir şeyden kaçtıklarını düşünür. Bazıları ise bir şey arıyormuş gibi sakin bir şekilde dolapları ya da çekmeceleri karıştırır. Hatta merdiven inen ve başkalarıyla birlikte oturup televizyon seyredenler bile olur. Uyurgezerlik uyku ile uyanıklık arasında oldukça ilginç bir durumdur.Uyurgezerler dolaşırken onları uyandırmanın tehlikeli olduğuna dair bir inanç vardır. Bu tam olarak doğru olmasa da uyurgezer kişiyi uyandırmak onun açısından hoş bir deneyim olmayacaktır.Beynin uyku sırasında kalkıp dolaşma emri vermesinin nedenini bilmesek de uyuduğumuzda neler olduğunu biliyoruz. Gece boyunca farklı uyku aşamalarından geçeriz. Önce hafif uyku, 20 dakika kadar sonra derin uyku, sonra tekrar hafif uyku ve ardından REM aşaması adı verilen ve hızlı göz hareketlerinin gerçekleştiği aşama gelir. Gece boyunca bu devir hali devam eder ve her defasında REM uykusu biraz daha uzar ve sabah artık uykunun ana gövdesini oluşturur hale gelir.İşte rüyalarımızı bu REM aşamasında görürüz. Rüya sırasında hareket etmemizi önlemek için vücudumuz bu aşamada felç halindedir. Fakat uyurgezerlik daha derin uyku sırasında gerçekleşir. İlginç ve paradokslarla dolu bir durumdur bu. Beyin, hareket edecek kadar aktiftir; fakat bu aktiflik uyanma sınırında değildir.Milano’daki bir hastanede yapılan bir araştırmada uyurgezerliğe meyilli kişilerin beyin dalgaları incelenmiş ve beynin bazı bölümlerinin uyanık, bazılarının ise uyku halinde olduğu görülmüştür. Buradan hareketle, uyurgezerliğin bu iki durum arasındaki dengesizlikten kaynaklandığı sanılmaktadır.Uyurgezerlerin zombi gibi kollarını öne uzatıp yürümesi inancı doğru değildir. Fakat gözleri açık olduğu halde görmezler. Bu yüzden dikkatlerini çekmek zordur. Işığı açıp da dolaşmazlar; hafızaları onlara rehberlik eder.Uyurgezerlik halindeyken insanın kendisine zarar vermeyeceği de doğru değildir. Bir şeye takılıp düşmek ya da dış kapıdan sokağa çıkılması halinde dışarıdaki tehlikelere maruz kalmak söz konusu olabilir.Londra Üniversitesi Hastanesi Uyku Kliniği’nden Profesör Matthew Walker, uyurgezer bir hastasının evden dışarı çıkıp arabasına bindiğini ve uyurken araba sürmüş olduğunu söylüyor. 15 yaşındaki bir genç kız ise 2005’te uyku halinde 40 metre yükseklikte bir vinçin üzerine tırmanmış ve orada uyurken bulunmuş.Bu tür vakalara sık rastlanmıyor. Arada bir uyurgezer dolaşmak çoğunlukla herhangi bir sorun yaratmıyor ve çocukların yaşı ilerledikçe bu durum sona eriyor. Ama uyurgezerlik her gece tekrarlanıyor ve sorun yaratıyorsa, uyku hastalıkları uzmanları, ebeveynlerden çocukları bir hafta boyunca gözetim altında tutup uyurgezerlik saatlerini kaydetmelerini ve daha sonraki süreçte de bu saatten 15 dakika önce çocuğu yavaşça uyandırmalarını tavsiye ediyor. Böylece bu alışkanlığın kırılmasına yardımcı olunabiliyor.O halde, tanıdığınız biri uyurgezer ise ona nasıl yardımcı olabilirsiniz?Her şeyden önce, uyurgezerler öyle derin uykudadırlar ki, onları uyandırmaya çalışsanız da muhtemelen fark etmeyeceklerdir. Uyandırmayı başarsanız da onlarda şaşkınlık yaratıp rahatsızlık vermiş olabilirsiniz.Yani uyurgezer birini uyandırmak onlarda kalp krizi yaratıp komaya sokmayacaktır elbette; ama en iyisi hiç uyandırmamaktır. Yavaş ve sakin bir biçimde onları yataklarına yönlendirmek yapılacak en doğru şeydir. Böylece derin uykuya devam edecek ve büyük ihtimalle sabah hiçbir şey hatırlamayacaklardır.Claudia Hammond | BBC Future
14 Maddede Verilere Göre '2014 Türkiye'sinde Genç Olmak'
Gençlik dönemi gerek birey açısından, gerekse toplumlar açısından dönüşümün gerçekleştiği bir dönemi ifade etmektedir. Bu nedenle gençlik döneminde birey kendisi için ne kadar yatırım yaparsa gelecekte o kadar kaliteli ve refah bir hayat sürecektir. Diğer yandan ülkeler geleceğin mimarı olan gençlere yönelik ne kadar politika üretir ve uygularsa ekonomik ve sosyal kalkınma konusunda o denli başarılı olunur, özellikle Türkiye gibi genç nüfusun yoğunlukta olduğu ülkelerde. Bu noktada gelecekte ülkemizin hangi gelişmişlik aşamasında olacağı konusunda gençlikle ilgili veriler önemli ipuçları sağlayabilir. Hazırladığımız tabloların siz okuyucular için; 2014 Türkiye'sinde, 'genç' olmanın hem zorlukları hem de bilinmeyen yönleriyle ilgili bir ayna görevi üstleneceğini umut ediyoruz.
Avrupa'nın En Kirli Havasını Soluyoruz!
Prof. Dr. Recep Akdur, Avrupa’daki en kirli havanın Türkiye’de olduğuna dikkat çekti. Verilere göre, İstanbul’un Ümraniye ilçesinde ‘yüksek tehlike’ alarmı verildiÇevre ve Şehircilik Bakanlığı Hava Kalitesini İzleme İstasyonu verilerine göre, 51-100 mikrogram metreküp arasında olması gereken kanserojen özellikli ağır metal, katran zerreciği ve karbon parçalarından oluşan toz kirliliğinin (PM10), 12 Aralık’ta İstanbul’un Ümraniye ilçesinde 2 bin 664 mikrogram metreküp olarak ölçüldüğü ortaya çıktı.20 ilin havası kirliAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, 521 mikrogram metreküpü geçen PM10 değerinin ‘yüksek tehlike’ sınıfına girdiğini belirterek, “12 Aralık’ta devletin alarm durumuna geçerek televizyon ve basın yoluyla hemen vatandaşları uyarması ve kirlilik seviyesini düşürmek için acil tedbir alması gerekirdi. Avrupa Birliği (AB) Hava Kalitesi Haritası’na göre Avrupa’nın en kirli havası Türkiye’de. Dünya sağlık Örgütü’ne göre her sene Türkiye’de 28 bin 181 kişi hava kirliliğine bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor” dedi.Akdur; Bolu, Düzce, Şırnak, Siirt, Kayseri, Konya ve Ankara başta olmak üzere 20’ye yakın ilin hava kalitesinin, astım ve kalp rahatsızlığı sorunu olan kişiler ve 65 yaş üstü riskli grup için uygun olmadığını söyledi.6 kategoride değerlendiriliyorUluslararası ve ulusal yasalara göre her ülkede bir ulusal hava kalitesini izleme ağı kurulması, ülkelerin dış ortam hava kalitesini sürekli takip ederek ilan etmesi zorunlu. Türkiye’de de bir ulusal hava kalitesini izleme ağı var, 180’e yakın istasyonda hava kalitesi sürekli ölçülüyor. Bu ağdan elde edilen sonuçların ise tıpkı Meteoroloji raporları gibi her gün duyurulması gerekiyor. Türkiye Hava Kalitesini İzleme Ağı ölçülerine göre; hava kalitesi, ‘çok iyi’, ‘iyi’, ‘yeterli’, ‘orta’, ‘kötü’ ve ‘çok kötü’ olmak üzere 6 kategoride değerlendiriliyor. Hava kalitesi, ‘kötü’ ve ‘çok kötü’ olduğu zaman halkın derhal uyarılması gerekiyor.EVİN DEMİRTAŞ | Milliyet
Psikoloji Öğrencilerine Söylenen 8 Klişe Söz
Tebrikler, psikoloji bölümüne yerleşmişsinizdir, hadi hayırlı olsundur. İnsanlığınızın sınırlarını zorladığınız berbat ve stresli dönem bitmiştir. Artık test çözmeden geçirdiğiniz tek bir saniye bile içinizde değişik bir sıkıntıya sebep olan ‘vicdan sızlamaları’ geride kalmıştır. Hem lise ödevlerinize ve sınavlarınıza hem de dershane denemelerine ve testlerine yetişmeye çalışmaktan yirmi dört saatin size yetmediğini düşündüğünüz, bir günün daha fazla saat olmasını dilediğiniz zamanlar geçmiştir. Vakit gün ışığı görme vaktidir, dışarı çıkıp arkadaşlarla buluşma, bol bol gezip tozma, aileyle doyasıya vakit geçirme ve tüm bunları kafada ‘Denemede kaçıncı oldum acaba ya?’ kaygısı olmadan yapma vaktidir! Üstelik psikolog olacaksınızdır, farklısınızdır, ‘vay be!’sinizdir. Peki ya üniversite? O nasıl bir yerdir? Yeni arkadaşlarınız nasıldır? Kaç tanesini hakikaten sevecek ve dost edineceksinizdir? Kaç tanesiyle lisedeki gibi espriler, geyikler çevirebileceksinizdir? Yine ‘inek’ler olacak mıdır? Ya da bir dakika, yoksa siz de mi ‘inek’ olacaksınızdır? Bla bla bla… Bölüme yerleştiğinizi gördüğünüz veya haberini aldığınız an, tüm bu düşünceler ve daha fazlası film şeridi gibi aklınızdan geçer. Bu, ilk adımdır. İşin ikinci adımı, bu mutlu haberi akrabalara, arkadaşlara, eşe dosta yaymaktır. Zaten fazla çabaya gerek yoktur, herkes arayıp sorar, sormayana da hafiften bir kıl kaparsınız (şimdi doğruya doğru). Peki, psikoloji okuyacağınızı duyan eş dost, söz birliği etmiş gibi neden hep aynı cümleleri söyler? Valla nedenini bilemeyeceğim, bilsem de yazamayacağım. Çünkü bu klişe sözleri bir an önce yazmak için sabırsızlanıyorum. Hadi bakalım, sizin de aklınıza gelmeye başlamıştır bile bu sözler, hazırsanız başlayalım:
Dünyanın En Büyük Dördüncü Gölü Olan Aral Tamamen Kurudu, Aferin Size İnsanlık!
etiket
Bir zamanlar dünyanın en büyük dördüncü gölü olan Aral Gölü tamamen kurumuş durumda. Bundan henüz 14 yıl önce, şu an yalnızca kum ve tuz olan yerde kocaman bir su birikintisi vardı. Bu devasa gölün 14 yıllık bir süre içerisinde kuruyup yok olması, bizlere geleceğimiz hakkında ciddi kaygılar yaşatıyor. İnsanlık kendisine hayat veren doğa ile birlikte yaşamayı ne zaman öğrenebilecek?
Reklam
Beynimizin Yarısıyla Yaşayabilir miyiz?
Beyninin bir kısmı olmadığı halde normal yaşamını sürdüren uç örnekler var. Tom Stafford bunun nasıl mümkün olabildiğini açıklıyor.Beynimizin ne kadarına gerçekten ihtiyaç duyuyoruz? Beyninin bir kısmı olmayan ya da hasara uğramış olan insanlarla ilgili haberler son zamanlarda medyada birkaç kez yer aldı. Bu vakalar beynin nasıl çalıştığını tam olarak anlamadığımız gibi onu yanlış ele alıyor olabileceğimizi de gösteriyor.Birkaç ay önce, bir kadının beyninin arka kısmındaki beyincik bölgesinin olmadığına dair bir haber çıktı. Yani bu kısım hasar görmüş değildi, hiç yoktu. Bazı tahminlere göre toplam beyin hücrelerimizin yarısı beyincikte bulunuyor. Ama 24 yaşındaki bu kadın normal bir yaşam sürüyordu. Eğitimini tamamlamış, evlenmiş ve normal bir hamileliğin ardından bir çocuk sahibi olmuştu.Ama bu durumun kadın üzerinde tümüyle etkisi yok denemezdi. Ömrü boyunca tereddütlü, hantal hareket etmişti. Ama asıl şaşırtıcı olanı, beyninin bir kısmı olmayıp da hareket edebilmesiydi. Beyincik beynin öylesine temel bir bölgesidir ki ilk omurgalı canlılarda ortaya çıkmıştır. Dinozorların hayatta olduğu dönemde bile köpekbalıklarının beyincikleri gelişmiş durumdaydı.
Reklam
Kahve Alkolün Etkisini Geçirir mi?
Aşırı alkolün etkisini kafeinle giderebileceğimizi sanırız; fakat araştırmalar bunun o kadar da kolay olmadığını gösteriyor.Fazla miktarda alkolün teskin edici etkisi kanıtlanmıştır. Alkol aldıktan sonraki ilk bir buçuk saat kandaki alkol oranı fazla olduğu için insan kendisini uyarılmış hisseder. Alkol alımından sonraki 2-6 saat içinde ise uyku hali artar. Kafein ise ters etki yaratır. Bu nedenle alkol alımı sonrasında içilen kahvenin alkolün etkisini ortadan kaldıracağı inancı yaygındır.Fakat ne yazık ki durum bu kadar basit değil. Alkol almış sürücüler üzerinde kafeinin nasıl bir etkisi olduğunu araştıran laboratuvar çalışmalarından geçmişte çelişkili sonuçlar elde edilmişti. Bazıları kafeinin, alkol etkisiyle oluşan gecikmeli reaksiyon durumunu giderdiği, bazıları ise böyle bir etkisinin bulunmadığı sonucuna varmıştı.2009’da yayımlanan bir araştırma ise kafeinin alkol üzerindeki etkisini daha ayrıntılı inceledi. Farelere önce alkol verilmiş, daha sonra ise insan için sekiz fincana denk düşecek miktarda kahve içirilmişti. Kahvenin ardından farelerin daha uyanık hale geldiği, fakat labirentte yol bulmaya çalışırken hâlâ ayık farelerden daha kötü performans sergiledikleri görülmüştü.Yani kafeinin alkolün getirdiği yorgunluk hissini ortadan kaldırdığı söylenebilir. Yemek sonrasında insanların kahve içmesinin ardında da bu neden yatıyor olabilir. Fakat alkol etkisiyle oluşmuş sarhoşluk halini ve algı azalmasını ortadan kaldırmaz. Çünkü alkolün etkisinin geçmesi için onu metabolize etmek gerekir. Vücudumuz alkolü çeşitli şekillerde işlemden geçirir. Çoğu karaciğerdeki iki enzimle parçalanır. Daha sonra ise su ve karbondioksit olarak vücudumuzdan atılır.Vücudumuz bir birim alkolü yaklaşık bir saatte metabolize eder. Kişilerin genetik yapısı, yedikleri yemek miktarı ve ne sıklıkta alkol aldıklarına bağlı olarak bu süre biraz daha artar ya da azalabilir. Kafein bu süreci hızlandırmaz. Fakat hangi fonksiyona baktığınıza bağlı olarak farklı etkileri görülebilir. Örneğin bir araştırmada, fazla miktarda kafeinin alkolün hafıza üzerindeki olumsuz etkisini ortadan kaldırdığı, ancak baş dönmesinin devam ettiği ortaya konmuştu.Fakat kafeinin olumsuz etkide bulunduğunu iddia edenler de var. Kendinizi yorgun hissettiğinizde fazla alkol almış olduğunuzun farkına varırsınız; ama kafein bu yorgunluğun bir kısmını ortadan kaldırdığında hâlâ ayık olduğunuz hissine kapılırsınız.2008’de Amerika’da lise öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada elde edilen bulgular buna işaret etmiştir. Alkolün yanı sıra kafein içeren içecekler de tüketen öğrencilerin herhangi bir kazada yaralanma ya da alkollü birinin kullandığı araca binmeyi kabul etme ihtimalinin çok daha büyük olduğu görülmüştür.Kısaca söylemek gerekirse, alkolün etkisini bertaraf etmek kafeinle değil, ancak vücudun onu işlemden geçirmesi için gereken zamanın geçmesiyle mümkündür.Claudia Hammond | BBC Future
25 Aralık'ta Burak Bora'ya Gelmek İçin 10 Sebep
Oğlu Burak Bora'nın anısına yaptırdığı okulla sıcak bir yuvanın temellerini kurmuştu Ülkü Bora. Gerek öğrencileri gerekse idari kadrosuyla bir aile olan BBAL, içlerinden birinin yaşadığı aciliyet gerektiren bir olay sonucu kan bağışının önemini anlamış, böyle bir proje başlatmıştır.Geçen sene ilki gerçekleştiren kan bağışı etkinliğiyle 400 donör toplanmış ve çevreye kan bağışı bilinci aşılanmıştır. Burak Bora Anadolu Lisesi'nin büyük hedefi de bu kan bağışı projesini devam ettirmek, her zamanki başarılarının devamını sağlamak  ve daha da büyük hedefler koymaktır.
Şimdi de Zehirli Tişört Alarmı
Antalya’da tişört ithal eden bir firmanın ürünlerinde, kansere neden olduğu belirtilen ‘aromatik amin’ maddesi tespit edildi.TÜRKİYE zehirli ayakkabıların şokunu henüz atlatamamışken, bu defa da zehirli tişört skandalı patlak verdi. Antalya’da motosiklet tutkunları için ‘Harley Davidson’ baskılı tişört ithal eden bir firmanın ürünlerinde kanserojen ‘aromatik amin’ maddesine rastlandı. Çin menşeli tişörtlerin Belçika’daki depodan 22 Ekim 2014 tarihinde satın alındığı ve Halkalı Gümrük Müdürlüğü üzerinden firmanın Antalya’daki mağazasına gönderildiği belirlendi. Ancak Gümrük Müdürlüğü’nde alınan numunelerde yapılan ‘azo boyar’ testi ‘olumsuz’ çıktı ve kanserojen madde bulundu. Durum sağlık Bakanlığı’na iletildi.‘SADECE 10 ÜRÜNDE’ SAVUNMASIHabertürk’ün ulaştığı ithalatçı firma Ant Motor’un yetkilileri ise, olayı doğruladı, ancak ‘aromatik amin’ maddesi tespit edilen ürünlerin piyasaya sürülmediğini savundu. Kanserojen maddenin sadece 10 adet üründe ortaya çıktığını belirten firma yetkilileri, “Tişört, ceket, gömlek gibi 218 parça ürün ithal edildi. Testlerde sadece 10 adet tişörtte bu madde bulundu. Tişörtlerin 2’si gümrükte imha edildi, 8 parça da gümrük gözetiminde tutuluyor. Kanserojen maddeli ürünlerin satılması veya geriye toplatılması gibi bir durum söz konusu değil. Firmamızı zor durumda bırakmak için sanki tüm ürünler böyleymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor” dedi.!‘UZUN DÖNEM MARUZ KALINMAMALI’TÜRK Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Şuayib Yalçın: “Bu tür kanserojen maddelere uzun dönem maruz kalmak riskli. Ancak ardı ardına yasaklı madde içeren ürünlerin ortaya çıkması, bunların yaygın kullanıldığını gösteriyor. Devlet denetimleri çok sıkı tutmalı.”HABERTÜRK
Reklam
Diyette Doğru Bilinen 13 Yanlış
Hayatlarında en az bir kere diyet tecrübesi yaşamış 1000 kişi üzerinde yapılan anket sonuçlarına göre 13 diyetyanlışı ve bunlara inananların yüzdeleri şöyle:
Pastırmada Karmin Tehlikesi
Türklere özgü bir et ürünü olan pastırmada da helal olarak görünmeyen karmin tehlikesi bulunuyor. Bolu’da yapılan küçük bir araştırma bu durumun iyi olmadığını gösteriyor.Daha çok Ramazan aylarında tükettiğimiz pastırma, Türklere özgü bir yiyecek… Pastırma, geleneksel bir ürün olması ile birlikte çemeni ile de şaşırtan bir ürün… Çünkü; geleneksel olarak üretilen çemenin içinde sadece çemen otu, sarımsak ve Maraş’a özgün toz kırmızı biber var. Yani salça, renklendirici gibi maddeler bulunmuyor.Bu içeriğe rağmen, Türk pastırma üreticilerinin bir kısmı çemen içerisine bazı renklendiriciler de koyabiliyor. Bunlardan en bilineni ise karmin renklendiricisi…Karmin, diğer adıyla E120, Güney Amerika’da yaşayan Koşnil adlı bir tür böcekten üretilmektedir. Bu böcek, kaktüs üzerinde yaşamakta ve bu böceklerin yumurtlama aşamasında bir takım işlemlerden geçirilerek kırmızı renkteki boyanın elde edildiği söyleniyor.Karmin; gıdanın yanı sıra kozmetik, tekstil ve temizlik gibi ürünlerde kullanılmaktadır. GRAS (Genellikle güvenli olarak tanımlanan) olarak tanımlanan karmin, Türkiye’de de sıklıkla kullanılmaktadır.Ancak; Dünya Helal Konseyi (WHC) ve GİMDES’in bilgilerine göre, karmin maddesi böcekten üretildiği için helal olarak sayılmıyor ve GİMDES, içeriğinde karmin bulunan ürünlere Helal Sertifikası vermiyor.Çilekli, frambuazlı ya da kırmızı etle üretilen ürünlerin çoğunda bu maddeye rastlanılıyor. Bazı üreticiler buna alternatif olarak bitkisel kaynaklı renklendiriciler de kullanabiliyor. Et ürünlerinde ise; pastırma çemeni ve hindi etinden üretilmiş salam ya da sosislerde karmine rastlanılıyor.YÖNETMELİKTE YERİ VAR30 Haziran 2013 tarihinde Resmi Gazete’de “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği” yayınlandı. Bu yönetmeliğe göre, geleneksel ürünler arasında olan pastırmanın, yenilebilir dış kaplama hariç, üretiminde renklendirici kullanılması yasaktır. Ancak çemen için böyle bir uyarı yok ve çemen için karmin dışında kurkumin ve riboflavinlerin de kullanılabileceği yazılmaktadır. Bu durum salam ve sosis gibi ürünlerde de geçerlidir.BOLU MARKETLERİNDE DURUM NASIL?9 – 10 Aralık 2014 tarihinde yapılan küçük bir pazar araştırması sonuçlarına; 69 süper ve hipermarketlerde satılan ambalajlı, dilimlenmiş ve çemenli pastırmanın %40’ı karminli olduğu tespit edildi. Yine bu araştırmaya göre 6 markanın yarısında da karmin olduğu tespit edilmiş.TÜKETİCİ NE YAPMALI?Üretilen ürünleri almadan önce tüketicilerin ambalajlı ürünlerin içindekiler kısmını kontrol etmesi gerekiyor ve bu tür maddeleri gördüğü zaman alıp alması tüketicinin inisiyatifine kalıyor. Üretici firmaların içindekiler kısmında olmamasına rağmen ürünlere başka içerik koyması yasalar ve yönetmeliklere göre yasak ve tespit edilmesi halinde cezalar uygulanmaktadır. Tüketiciler bu tür durumlara düştüğünde yapması gereken en basit ve etkili yol ise ALO GIDA 174’ü aramak olacaktır.
8 Adımda Yılbaşında Formda Kalmanın Sırrı
2015 geliyor! Hayalini kurduğunuzmükellef yılbaşı sofraları kabusunuz olmasın! Basit birkaç adımda yılbaşındansonra formda kalmak mümkün.1- Sindirim sisteminizi arındırın       Bol lifli karnabahar, pırasa, kabak, lahana gibi antioksidan vitamin ve mineraliçeriği yüksek sebzeler hem sindirim hem de boşaltım sisteminizin sorunsuzçalışmasına, dolayısıyla fiziksel arınmaya yardımcı olacaktır.2-Bedeninizi nemlendirin       Havaların serinlemesiyle birlikte vücudun su ihtiyacı da azalır. Ancak günlük en az 1,5-2lt su, hem yavaşlamaya başlayan metabolizmanızın hızlanmasına hem de sindirimsisteminizin rahatlamasına yardımcı olur. Eğer yeterli miktarda su tüketmektezorlanıyorsanız az şekerli komposto, taze sıkılmış meyve suları, ayran ve şekersizbitki çayları ile sıvı ihtiyacınıza destek olabilirsiniz.3-Karaciğerinizi sevin      Karaciğeriniz vücudunuzun doğal detoksifikasyon sisteminin bir parçasıdır. Alkol, kafein, rafine şeker, doymuş yağlar ve ilaçlar karaciğeri yıpratsa da, enginar, kereviz ve havuç gibi karaciğer dostu besinler tüketerek daha sağlıklı bir karaciğere sahip olabilirsiniz.4-Bedeninizin ihtiyaçlarına kulak verin      Yemeğe başlamadan önce birkaç saniye durup“Bu besine gerçekten ihtiyacım var mı?” diye düşünmek belki de yapacağınızbüyük bir hatadan dönmenize yardımcı olacaktır. Sevdiğiniz bir besinitüketmeden hemen önce kendinize sormanız gereken en önemli soru “Benim açlıktokluk-seviyem nedir?” olmalıdır. Böylelikle sonraki aylarda fazla kilolarlamücadele etmek zorunda kalmazsınız.5-Derin bir nefes alın      Oksijen, hücrelerinizin temizlenmesi ve beslenmesi için en önemli kaynaktır. Bedeninizintemizlenmesi için gün içerisinde birkaç kez derin nefes alın. Vücudunoksijenlenmesi sadece bedensel değil mental durumunuzda da gözle görülür birfark yaratır. Sizi gevşetir, iç ve dış huzurunuzu sağlar ve yorgun hissetmeniziönler.6-Rahatlayın            Mental sağlığınız genel sağlık durumunuz ile doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden ailenizin stresseviyesini düşük tutmak, çocuklarınızla oyunlar oynamak, kucaklaşmak, yoga vemeditasyon gibi fiziksel aktiviteler stres düzeyinizi minimuma indirirken, dahagenç ve dinamik bir bedene sahip olmanıza yardımcı olur.7-Sağlıksız kilo verme yöntemlerinden uzaklaşın      Tatilin verdiği gevşeme ile birlikte tüketilen besinlerde, dolayısıyla kilonuzda artışolabilir. Yılbaşı sonrası oluşan fazla kilolarınızı moda diyetler veya piyasadasatılan zayıflatıcı ürünlerle hızlı bir şekilde vermeye çalışmayın. Çünkü hızlıverdiğiniz her kilo aynı hızla geri gelecektir. Diyetisyen kontrolünde bilinçlibir şekilde size özel hazırlanan ‘sağlıklı bir beslenme programı ile’ idealkilonuza zorlanmadan ulaşabilirsiniz.8-Gününüzü planlayınGünlerin kısalmaya başlaması, öğünlerinizin düzeninin bozulmasına sebep olabilir. Yazdankalma alışkanlıklarınızla akşam yemekleri geç saatlere kayabilir ya da açkalarak bir öğünde daha fazla yemek isteyebilirsiniz. Uzun süreli açlıkdurumları kan şekerinde düzensizlikler ve metabolizma hızında düşüşlere sebepolabilir. Az ve sık beslenme bu dönemde de oldukça önemlidir. Günde 6 öğünbeslenmeye ve 4 saatten fazla aç kalmamaya dikkat etmelisiniz.Arındırıcı menüKahvaltı seçenekleri *1 su bardağı yarım yağlı süt  ile 2 yemek kaşığı yulaf kepeği + 1 yumurta +1 porsiyon taze meyve*½  su bardağı meyve püresi ile 1 su bardağı yarım yağlı süt + 2 dilim tam tahıllıekmek + 1 dilim az yağlı peynir*1 fincan yeşil çay +  1 yumurta ile hazırlanmış peynirli omlet + 1 porsiyontaze meyve  + 1 dilim çavdar ekmeği*1 kase yoğurt ile tam tahıllı kahvaltılık gevrek+ 1 porsiyon taze meyve + 2-3 adet ceviz veya 7-8 adet badem Ara öğün seçenekleri*1 adet tahıllı bar*1 porsiyon taze meyve*1 su bardağı yarım yağlı yoğurt*4-5 adet kuru kayısı/ 5-6 adet kuru erik*1 kase meyve salatası*7-8 adet fındık/badem*1 bardak sebze suyuÖğle/ Akşam yemeği seçenekleri*1 porsiyon cevizli, yoğurtlu kabak veya semizotusalatası + 1 dilim tam tahıllı ekmek*1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği + 1 dilimkepekli ekmek + ½ kase az yağlı yoğurt*1 kase çorba + 1 porsiyon etli sebze yemeği + 1bardak ayran*1 porsiyon sebzeli makarna + mevsim yeşillikleri ile hazırlanmış az yağlı salata + ½ kaseyoğurt*1 porsiyon hindi göğüs eti + 3-4 kaşık kepeklipirinç pilavı +Salata  * 80 gr diyet ton balığı ilaveli mevsim salatası + 1 dilim tam tahıllı ekmek*1 porsiyon ızgara veya buğulama balık + fırınlanmışaz yağlı patates ve yeşillik salatası *1 porsiyon ızgara köfte  + 3-4 yemek kaşığı bulgur pilavı + Cacık  Enerjideposu: Sebze çorbasıMalzemeler     2 yemek kaşığı zeytinyağı        2 orta boy ince doğranmış kuru soğan        3 diş sarımsak        1 çay kaşığı toz zerdeçal       1,5 kase pişmiş ya da 1 kutu konserve nohut    2 kase sebze suyu, 1 kase tavuk suyu       250 gr ıspanak       ¼ kase doğramış taze kişniş yaprağı      2 yemek kaşığı taze dereotu      Tuz, karabiberYapılışı             İnce ince doğranmış soğanları ve sarımsaklarıtavada soteleyin. Sarımsaklar kahverengileşmeden  zerdeçal ve nohutları katıp üstüne sebzesuyunu ekleyin ve kaynamaya bırakın. Ispanağı ekleyip tekrar kaynamaya bırakın.Kaynamaya başladıktan sonra ateşi kısarak 3 dakika daha pişirin. Üzerine kişnişyaprağı ve dereotunu ekleyin. Baharatlarla tatlandırıp servis yapın.                                                                                                                                                      Diyetisyen Ayşegül Öztürk
Reklam
Neden Çoğu Kişi Sağ Elini Kullanıyor?
Sağ elini kullanan insanlar dünya çapında çoğunluğu oluşturuyor. Bunun nedeni ne olabilir? Jason Goldman araştırdı.Hangi eli kontrol etmesi daha kolaydır? Yazarken hangi elinizi kullanıyorsanız yemek yerken de aynı eli kullanırsınız. İnsanların yüzde 74 ila 96’sı sağ elini kullanıyor. İngiltere’deki Liverpool Üniversitesi’nden arkeolog Natalie Uomini’ye göre “solak insanların çoğunlukta olduğu bir toplum hiç olmadı”.Herhangi bir yöne meyletme durumu beyinde başlar. Bazı işlemlerin beynin sol yarıküresinde, bazılarının ise sağ yarıkürede kontrol edildiğini biliyoruz. Ayrıca hem vücudumuzda hem de beynimizde kesişen sinirler, vücudumuzun sağ tarafının beynin sol tarafıyla ya da tersi halde kontrol edilmesini sağlıyor. Yani beynin sol yarıküresi sağ tarafımızdaki el, bacak ve gözümüzü kontrol ediyor.Bazı uzmanlar bu nörolojik işbölümünün 500 milyon yıldır hayvanlarda hakim olduğuna inanıyor. Beynin iki yarısının farklı görevleri aynı anda yerine getirmesini sağlamak üzere bu özellik gelişmiş olabilir. Örneğin beynin sol yanı, yiyecek toplamak gibi günlük işleri yapmak, sağ yanı ise çevreyi sürekli kolaçan ederek tehlike durumunda ani reaksiyon göstermek için evrilmiş olabilir.Kanıtlaması zor olmakla birlikte şöyle bir ihtimal mümkündür: İlk insanlar (hominid) iki ayakları üzerinde doğrulup ellerini başka işler yapmak ve alet tutmak için serbest kıldığında bu uzuvlarını farklı kullanmaya meyilliydi. Ya da Stephanie Braccini’nin İnsan Evrimi Dergisi ’ndeki (Journal of Human Evolution) makalede belirttiği gibi, “bireysel asimetrinin pekişmesi hominidlerin ayağa kalkarak alet kullanmasıyla başlamış olabilir”.Braccini ve ekibi bu iddiayı desteklemek üzere şempanzeleri gözlediğinde şunu fark etti: Şempanzeler dört ayak üzerinde iken herhangi bir el tercihi söz konusu olmazken, iki ayak üzerine kalktıklarında yarısı sol eli, diğer yarısı ise sağ eli kullanıyordu.Peki ne oldu da ilk insanlar daha çok sağ eli tercih etmeye başladı? Bunu tespit etmek için araştırmacılar kendi sağ ve sol ellerini kullanarak yaptıkları yontma taş aletleri o dönemden kalan aletlerle karşılaştırdılar ve şu sonuca vardılar: Hominidlerin sağ ellerini tercih etme durumunun 2 milyon yıldan daha eskiye dayandığını gösteren yeterli delil yoktu.Fakat Kenya’daki Koobi Fora bölgesinde 1,5 milyon öncesinden kalma Homo habilis ve Homo erectus türlerine mensup atalarımız taş aletlerini yaparken sağ ellerini daha çok kullandıklarına dair verilere rastlandı. 600 bin yıl öncesine geldiğimizde ise artık sağ elin baskınlığı bariz olarak görülüyordu. O dönemden kalan Homo heidelbergensis türü insan dişlerindeki yıpranma şekli, yiyeceklerin sağ elle ağza götürüldüğünü gösteriyordu.Bu açıklama bize bu değişimin ne zaman oluştuğuna dair fikir veriyor, ama nedenini açıklamıyor. Bazı uzmanlar bunu dil ile ilişkilendiriyor. İnsanların çoğu, işlerini sağ elle yapıyor; bunu beynin sol yarıküresi kontrol ediyor; ve aynı şekilde dille ilgili işlemler de sol yarıkürede yapılıyor. Aslında dil için beynin sol tarafının kullanılması sağ el kullanımının da bir yan etki olarak gelişmesine neden olmuş olabilir.Yani sağ el kullanmaya meyletme durumu, beynimizdeki sistemin tesadüfi bir yan ürünü olabilir. Fakat kanıtlaması zor, hatta imkânsız bir hipotez bu.Solaklara gelince… 1977’de Psikoloji Bülteni adlı dergide yayımlanan bir makaleye göre, “sol el kullanımını, iddia edildiği gibi herhangi bir eksiklikle ilişkilendirecek fazla veri bulunmuyor”. Hatta bazı araştırmalar, solakların beyin hasarlarını daha kolay onardığını gösteriyor. Ayrıca herhangi bir kavgada sürpriz unsuru oluşturarak dövüş sporlarında daha başarılı olmaları da mümkün. Bütün bunlar genel normdan farklı olmanın avantajlı olduğunu gösteriyor.Jason G Goldman | BBC Future
2014’te Yaşanan En Önemli 10 Sağlık Olayı
2014 yılında sağlıkta birçok dönüm noktası yaşandı. Sosyal medyada farkındalık kampanyaları düzenlendi, daha uzun yaşamın kapıları aralandı, tüm diyetleri unutturan yeni diyet çeşitleri ve hayatımızı kolaylaştıracak yepyeni buluşlar ortaya çıktı. 2014 yılı sağlık açısından oldukça hareketli ve umut verici bir yıl oldu. İşte 2014'te sağlıkta yaşanan en önemli 10 olay:
Reklam
Soğuk Algınlığına Karşı Ne Yapmak Gerekir?
Soğuk algınlığına karşı önerilen tedavi yöntemlerinin birçoğu aslında bilimsel verilere dayanmıyor. David Robson nelerin işe yarayıp yaramadığını araştırdı.Göğsü, sirkeye batırılmış kesekağıdı ile sarmak, ayakları sıcak suya sokmak, ıslak çorap giymek… Modern ilaçlar karşısında bu kocakarı ilaçlarına ancak gülünür.Fakat vitamin yüklemesi yapmak ya da buruna tuzlu su çekmek gibi bugün doğru diye düşündüğümüz birçok tedaviyi incelediğimizde de pek bir yararını göremiyoruz. O halde nezleye karşı neyin işe yarayıp yaramadığına bir bakalım:
IMDB'ye Göre 2014 Yılının En İyi 10 Filmi
16 yaşındaki Hazel üç yıldır tiroid kanseriyle boğuşmaktadır ve kanser akciğerlerine de sıçradığı için yanında bir oksijen tüpüyle gezmektedir. Kanserli hastalar için oluşturulan destek grubunun bir terapi seansı esnasında Augustus isimli bir gençle tanışır. Augustus da beyin tümörüyle savaşmış ve bu yolda bir bacağını kaybetmiştir. İkili birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine aşık olurlar. Akciğer tedavisi için hastaneye yatırılan Hazel'ın yanından bir an dahi ayrılmayan Augustus, sevgilisinin çok istediği bir hayali gerçekleştirmek için onunla birlikte yola çıkar. Planlarına göre Amsterdam'a gidecek ve Hazel'ın en sevdiği yazar olan Peter Van Houten'i bulmaya çalışacaklardır...Josh Boone’un yönetmenliğini üstlendiği film, John Green’in romanından Scott Neustadter ve Michael H. Weber tarafından uyarlandı. Filmin başrollerindeyse Shailene Woodley, Ansel Elgort ve Willem Dafoe yer alıyor.
Çağımızın Hastalığı Kanser Hakkında Bilmemiz Gerekenler
Kanser, hücrelerde DNA'nın hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır. Günde vücudumuzda (DNA'da) yaklaşık 10.000 mutasyon olmasına rağmen immün sistemimiz her milisaniye vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder fakat immün sisteminin çeşitli sebeplerden dolayı bozulması sonucu mutasyonlu hücreler ölmeyip, bölünmeye başlarlar
Oturmak Sağlımıza Nasıl Zarar Veriyor?
Vaktimizin büyük kısmını oturarak geçirmenin kötü olduğunu biliyoruz. Televizyon karşısında uzun süre pineklediğimiz de, içimizi bir suçluluk duygusu kaplıyor. Peki ortalama olarak günde 8 saatini oturarak geçiren bir yetişkinin başına neler geliyor? Ne yazık ki; başıyla sınırlı kalmayan bir çok problem…Kalp hastalığıUzun süre oturduğumuzda, vücudumuz daha az yağ yakar ve kanımız daha yavaş akar. Böylece yağ asitlerinin kalp damarlarını tıkaması kolaylaşır. Uzun süre oturmanın hipertansiyonla ve kolesterol yüksekliğiyle ilişkili olduğu ispatlanmıştır. Sedanter yaşam sürenlerde, kalp hastalıkları 2 kat daha sık görülür.Pankreasın aşırı çalışmasıPankreas, glokozu hücrelerimize taşıyan insülin hormonunu salgılar. Ancak çalışmayan kaslardaki hücreler insüline yeterli tepki vermezler. Bu sebeple pankreas sürekli olarak insülin salgısını arttırır. Bu da zamanla diyabete ve diğer hastalıklara sebep olabilir. Sadece 1 gün uzun süre oturmanın bile insülin direncini arttırabildiği görülmüştür.Kalın barsak kanseriUzun süre oturmanın, kolon, meme ve endometrial kanserlerle ilişkili olduğu saptanmıştır. Sebebi kesin olarak bilinmese de, düzenli hareket etmenin, hücreleri hasara uğratan serbest radikalleri yıkan doğal antioksidanları arttırdığı bilinmektedir.Kas dejenerasyonuHamur gibi göbekAyakta dururken, yürürken, hatta sadece dik otururken, karın kaslarımız da işlev görür. Sandalyede öne bükülerek oturduğunuzdaysa, karın kasları atıl vaziyette kalırlar. Sıkı sırt kasları ve güçsüz karın kasları, duruşunuzu bozarlar. Omurganın doğal duruşu bozulur, hiperlordoz ortaya çıkar.Kalça eklemiKalça kaslarımız yürüme sırasındaki dengemizde önemli rol oynarlar. Ama sürekli oturanların öndeki kalça fleksör kasları kısalır ve sertleşir. Bu da hareket kısıtlılığına ve uzun adım atamamaya yol açar. Yaşlıların sık düşmesinin en önemli sebebi belki de budur.Aksak kalçaOtururken kalçanız neredeyse hiç bir iş yapmaz ve buna kısa sürede alışır. Kalça kaslarının güçsüzleşmesi, dengeyi bozar, kalkmayı ve güçlü adımlar atmayı zorlaştırır.Bacak bozukluklarıBacaklarda zayıf dolaşımUzun süre oturmak, kan akımını yavaşlatır. Böylece kan bacak toplardamarlarında göllenir. Eklem ağrıları, varisler ve Derin Ven Trombozu ortaya çıkabilir.Yumuşak kemiklerYürümek ve koşmak gibi yük taşıtan aktiviteler, alt bölgelerinizdeki kemiklerin kalınlaşmasını, yoğunlaşmasını, güçlenmesini sağlar. Son yıllarda kemik erimesinin artmasının sebeplerinden biri de bu yüzden sedanter yaşamdır.Tepedeki dertlerZihin mahmurluğuHareket eden kaslar, taze kan ve oksijenin beyne daha çok gitmesine sebep olurlar. Mutluluğa sebep olan hormonlar artar. Uzun süre sedanter yaşandığında, her şey gibi, beyin fonksiyonları da yavaşlar.İş yerinde oturarak çalışıyorsanız, klavyeye bakmak için başınızı ileriye ve öne doğru sıklıkla uzatıyorsunuz demektir. Bu duruş, servikal omurlarınızı gerer ve sürekli olduğunda kalıcı bozukluklara yol açabilir.Omuz ağrılarıBoyun tek başına eğilmez. Öne eğilmek omzu ve sırt kaslarını da gerer. Özellikle de omuzları ve boynu bağlayan trapezius kasını.Sırt problemleriEğilemeyen omurgaEtrafta dolaşırken, omurlarımızın arasındaki yumuşak diskler, süngerler gibi büzüşür ve genişlerler. Ancak uzun süre oturduğumuzda, bu diskler ezilmeye maruz kalırlar. Destekleyici tendonların ve ligamanların çevresindeki kollajen sertleşir.Disk hasarıVaktinin çoğunu oturarak geçiren bireylerde lumbar fıtıklara daha sık rastlanır. Karın boşluğundan geçen psoas kası kasıldığında, üst lumbar omurgamız ileriye doğru çekilir. Böylece gövdemizin ağırlığı, omurga kemerimiz boyunca yayılmak yerine, doğrudan kalça kemiklerimize yüklenir.Peki ne yapalım?1. Egzersiz topu gibi hareketli bir şeyde veya en azından arkasız sandalyede oturun. Böylece temel kas gruplarınız çalışmak zorunda kalacaktır. Dik oturarak ve ayaklarınızı yere tam basarak ağırlığınızın dörtte birini desteklemiş olursunuz.2. Kalça fleksör kaslarınızı her iki yön için günde en az 3’er dakika esnetin.3. TV seyrederken, reklam aralarında yürüyüş yapın. Saatte 2 km gibi ağır bir hızla yürümek bile, oturmanın tam 2 katı kadar kalori harcatıyor. Bununla sınırlı kalmanız da gerekmez…4. Çalışma masanızda, dönüşümlü olarak oturun ve ayakta durun. Bunu yapamazsanız, her yarım saatte bir kalkın ve yürüyün.5. İnek ve kedi hareketleri ile sırtınızın fleksör ve ekstansör kaslarını çalıştırın.Nasıl Oturalım?Eğer uzun süre oturmanız gerekiyorsa, doğru şekilde oturmaya çalışın. Annelerimizin dediği gibi, “Dik oturun.”• Öne eğilmeyin• Omuzlar gevşek olsun• Kollar iki yanda dursun• Dirsekler 90° açıyla bükülsün• Sırtın alt kısmı desteklensin• Ayaklar yere tam bassınOrijinal Çalışma: Bonnie Berkowitz – Patterson Clark, The Washington Post
Reklam