onedio
Doğanın En Büyük Hediyesi Olan 20 Meyvenin 20 Faydası
*Pektin kurşun gibi ağır maddelerin sindirim sistemine girmesine engel olur. Pektinin bir başka yararı da posa haline gelen gıdaların vücuttan çıkışını kolaylaştırmak ve toksinlerin bağırsak tarafından emilimini önlemektir.
Pürüzsüz Bir Cilt İçin 10 Öneri
Hem düşük kalorili hemde lezzetli olan kırmızı biberi tükettiğinizde cildiniz için B6 vitaminini karşılamış olursunuz.Özellikle kuru ciltler için birebir.kaynak:http://en.amerikanki.com/
Sigara İçenler İçin Besin Desteği Önerileri
İçmiş olduğunuz her sigara, 25-100 mg. C vitaminini yok etmektedir. Ayrıca, akciğer kanserinin yanı sıra içmeyenle­re oranla kardiyovasküler ve akciğeri etkileyen rahatsızlık­lara karşı daha eğilimlisinizdir. Sigaranın sağlığa zararlı et­kilerinin uzun listesine girmeden, sigara içenlerin özellikle A, C, E vitaminleri ve selenyum gibi antioksidanlardan tüm ihtiyaçları olan besinsel yardımı alabilecekleri söylenebilir. Sigara İçenlerin Kullanabileceği Besin Takviyeleri Sabah ve akşam 500 mg. C vitamini Sabah ve akşam 60 mg. ginkgo biloba kompleks Günlük 200 mcg. selenyum haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler
Sağlığa En Faydalı 10 Yiyecek
Dünyaca ünlü Forbes dergisi, herkesin mutlaka tüketmesi gereken, dünyanın en sağlıklı on yiyeceğini açıkladı.  SOMON En iyi anti-aging gıdasıdır. İçerdiği Omega-3 beyni ve kalbi korur. Ruh halini dengeler ve kan şekerini düzenler. KIRMIZI ET İşlemden geçirilmemiş kırmızı et, omega-3 bakımından zengindir. Makul miktarda tüketildiğinde kanserden korur. Protein ve B12 vitamini kaynağı. NAR Antioksidan bakımından zengindir. Kan basıncını dengeler, damarları korur ve tümörlerin büyümesini engeller. ELMA Akciğer kanseri, astım ve diyabete karşı korur. Kemik güçlendiren K vitamini içerir. Yemeklerden otuz dakika önce tüketildiğinde iştahı bastırmaya yardımcı olur. BROKOLİ Tüm kanser risklerini azaltır. Mineral ve vitamin oranları çok yüksektir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındıran kimyasallara sahiptir. FINDIK Haftada 5 kez tüketmek kalp krizi ve kalp hastalığı riskini yüzde 30-50 arasında azaltıyor. Her gün için 25 gramlık, badem, ceviz, fıstık, fındık yeter YABAN MERSİNİ Kanserden koruyan antioksidanlar içerir ve hafızayı güçlü kılar. Lif bakımından zengindir. YUMURTA Doğanın en kusursuz yiyeceği olarak tanımlanıyor. Protein bakımından zengin ama kalorisi düşük. Beyni korur ve göz sağlığını güçlendiri FASÜLYE Kiloyu dengeler, kan şekerini düzenler. Kolon kanseri ve kalp hastalığından korur. Günlük tavsiye edilen lif miktarı 25-38 gram. Bir fincan fasulye ise 11-17 gram lif içerir. SÜT Vitamin, mineral ve yararlı bakteriler bakımından zengin olan süt, kanserle savaşan CLA asidini de içerir.
Şeker Hastalığı Belirtileri Neler?
Şeker hastalığı (diyabet) belirtileri beraberinde bir çok sendromu da yanında taşımaktadır. Aşağıda yazılan sendromlar şeker hastalığının belirtileri olarak kabul edilen durumlardır: Çok sık idrara çıkma, Çok fazla susama, Bulanık görme, Halsizlik, bitkinlik durumları, Beklenmedik kilo kaybı, Acıkma hissi, Mide bulantısı, Kusma, Nefes kokusu, Sık idrar yolu enfeksiyonu, Adetten kesilme, Kuru ve kaşıntılı deri, Yaraların kolay kolay iyileşmemesi. Çok sık idrara çıkma (poliüri) hissi devamlı mevcuttur. Bunun sebebi ise, kan şekeri yükseldiğinde böbrekler emme işlevini yerini getiremediklerinde, fazla şekeri atmak için uğraşırlar. Çoğunlukla kan glukozu 180 mg a eriştiğinde idrar aracılığı ile glukoz atılmaya başlar (glikozüri). Çok uzun yıllardır şeker hastalığı olan kişilerde bu oran çok daha fazla yükselmeden idrarda glukoz çıkmayabilir. İdrarla vücuttan çıkarılan şeker ile birlikle suyun da atılımını da sağlar. Bu sayede ortaya çıkan sıvı kaybı ile aşırı susama (polidipsi) duygusu ortaya çıkar. Bu belirti genellikle hastalar tarafından yalnızca ağız kuruluğu olarak ortaya çıkar. Bulanık görme probleminde bu susuzluk periodları sırasında gözde bulunan glukoz ve su seviyelerindeki değişiklikle ilgilidir. Hücreler yakıt maddeleri olan glukozu yeterli miktarda almak için halsizlik ve bitkinlik ortaya çıkar. Bu kayıp yakıtı yerine koyabilmek için vücutta toplanan yağlar yakılmaya başlar bunun akabinde ise kilo kaybı ile beraber aşırı acıkma hissi meydana gelir. Yağ hücreleri bozulur ve bundan sonra ketonlara dönüşür. Bu ketonlar idrar aracılığı ile atılır. Kan şekeri yükselir ise, deri enfeksiyonlarında artış görülür. Şeker bakterilerin üremesi için uygun koşullar sağlanmış olur. Yüksek glukoz seviyeleri sinirlerde hasara yol açacağından geceleri ayak ağrıları ve kramplar meydana gelebilir. İnatçı hiperglisemi uzun vadede kalp-damar hastalıkları, böbrek hastalıkları ve görme bozuklukları gibi şeker hastalığının yol açtığı metabolik sendrom adı verilen komplikasyonlarına da yol açabilir. Şeker hastalığını önlemek adına; diyet, alkol kullanımı, aktivite seviyesi, stres, hastalıklar ilaçlar ve hormon oranlarındaki değişiklikler gibi bir çok etken kan şekeri seviyeleri üzerinde etkendir. Ancak bu düzey sık sık yapılacak kan şekeri testleri ile takip edilebilir. Bu sayede kan şekeri seviyelerindeki değişikliklere göre bir tedavi uygulamak mümkün olur. Beslenme: Şeker hastalığı olan kişilerde kan şekerinin normal seviyelerde devam edebilmesi için beslenme oldukça önemli rol oynamaktadır. Önemli olan, kişinin porsiyonlarının az olması değil, vücudunun ihtiyacını karşılayabilecek yiyecekleri tüketmesidir. Besinler 4 temel gruba ayrılır: Sebze ve meyveler portakal, elma, muz, havuç,ıspanak gibi… Hububatlar tahıllar ve ekmek (buğday, pirinç, arpa, yulaf gibi) , Mandıra ürünleri (süt, krema, yoğurt gibi) Etler (kümes hayvanları,balık,yumurta vs.) Bu 4 temel besin grubun her birinden hergün tüketilmeye çalışılması oldukça önem teşkil eder. Bu sayede vücudun gereksinimi olan tüm besinler alınmış olur. Gıdalardaki ana besinler: karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitamin ve minerallerdir.Karbonhidratlar vücuda enerji sağlar. Şeker hastalığı için en ideal tercih fasulye, bezelye, mercimek, tahıllar, hububatlar, sebze ve meyvelerdir. Proteinler içinde ise en uygun tercih; hafif etler ve az yağlı mandıra ürünler olmaktadır. Lif bakımından zengin gıdalar kan şekeri ve yağ düzeylerini düşürmek için en sağlıklı besinler olarak kabul edilirler. Çok fazla yağ barındıran yiyecekler şeker hastalarında çok zararlı olabilirler. Tuz tüketimini azaltmak oldukça önemlidir. Egzersiz Düzenli şekilde uygulanan egzersizler sayesinde vücuttaki fazla şekerin yakılması sağlanır. Bu sayede kan şekeri düzeyleri de düşer. Doktorun tavsiye ettiği egzersiz biçimin seçilmesi ve egzersizlerin ardından kan şekeri düzeylerinin ölçülmesi oldukça önemlidir. Fazla enerjiye ihtiyaç duyulan egzersiz biçimlerinin kan şekerini aşırı düşürebileceği de akıldan çıkarılmaması gereken bir etkendir. Stres ve Hastalıklar Psikoljik açıdan stres ya da soğuk algınlığı, grip, bakteriel enfeksiyonlar sebebi ile meydana gelen fizyolojik stres insülinin gerektiği gibi fonskiyonunu devam ettirmesini engelleyecek hormonların üretimine yol açabilirler. Kalp krizi gibi kimi rahatsızlıklar ya da büyük travmalar kan şekeri düzeylerini yükselmesine yol açabilir. Stres ve hastalık gibi hallerde kan şekeri oranlarının devamlı ve sürekli kontrol edilmesi faydalı olacaktır. Pneumococcal pnömoniye ve gribe karşı aşılanmak, bu riski azaltan bir etkendir. Alkol Alkol karaciğerden glikozun serbest bırakılmasını önler. Kan şekeri düzeylerinde çok fazla düşmelere yol açabilir. Alkol tüketilmesi gerekiyor ise makul bir düzeyde tüketilmesi ve önceden muhakkak bir şeyler yenmelidir.
Organik Dudak Bakımı
Kadınların cilt bakımında en önem verdikleri yerlerden bir tanesi de dudaklardır. Eğer dudaklarınız için kimyasal içeren kremler kullanmak istemiyorsanız, önereceğimiz doğal bakım kürlerini deneyin. Kurumuş dudaklar için 200 gram susam yağı 50 gram bal mumu. Bal mumunu benmari yöntemi denilen kaynayan suyun içine yerleştirilmiş bir kap içerisinde eritin. Susam yağını ilave edin. Karışımı her gün dudaklarınıza sürün. Dolgun dudaklar için 1/2 salatalık 1 yemek kaşığı bal 1 yemek kaşığı yoğurt. Salatalığı yıkayıp kabuğunu soyun. Soyduğunuz salatalığı blendırda suyunu çıkarın. Salatalığa bal ve yoğurt ekleyerek, bir karışım hazırlayın. Elde ettiğiniz maskeyi dudak ve dudak kenarlarındaki cildinize uygulayın. 15 dk. sonra yıkayarak çıkarın. Parlaklık için 1 adet domates 1 yemek kaşığı bal 1 yemek kaşığı yoğurt. Domatesi blendıra atıp iyice ezin. Üzerine bal ve yoğurdu ekleyerek karıştırın. Elde ettiğiniz maskeyi dudaklara ve dudak kenarlarındaki cilde sürün. 15 dk.bekletip durulayın. Bu karışım dudaklarınızı nemlendirip, kırışıkları yok edecek, bunun yanısıra dudakların elastikiyetini, yumuşak ve pürüzsüz olmasını sağlayacak.haber kaynağı:trendnotlari.com/bakım
Reklam
Hamile Olduğunuzu Anlamanın En Garip Yolu
Reddit isimli dünyaca ünlü forum sitesinde paylaşılan üstsüz fotoğraf günün konusu oldu. Herşey Zellarena isimli kullanıcının yüklediği üstsüz fotoğrafı ve altına yazdığı “Yemin ediyorum göğüslerim büyüdü” yorumuyla ortaya çıktı. Üstsüz fotoğrafına yüzlerce yorum gelen Zellarena’ya bir kullanıcı “belki de hamilesindir” mesajı attı. Bunun üzerine ise hamilelik testi yapacağını belirten Zellarena’ya inanmayan kullanıcıları şok eden bir fotoğraf paylaşıldı. Zellarena isimli kullanıcının yaptığı doğum kontrol testinden sonra kendisi de ilk defa hamile olduğunu ilginç bir şekilde anlamış oldu. İşte o hesap – TIKLA
Vitamin ve Mineraller Psikolojimizi Nasıl Etkiler?
Zihinsel hastalıkların beslenmeyle ilgisi hakkında ilk bilimsel bul­gu, pellagranın (depresyonu, ishali ve bunamayı) niasin ile tedavi edilebileceği bulunduğunda ortaya çıkmıştır. Bu­nun sonrasında tüm B kompleks desteklerinin tek başına kullanılan niasinden daha fazla fayda sağladığı bulunmuştur. Zihinsel rahatsızlıklar için biyokimyasal kanıtlar artma­ya devam etmektedir. Vücutta vitamin seviyelerinin değişti­rilmesiyle zihinsel hastalığın semptomlarının ortaya çıktığı­nı ya da ortadan kalktığını deneyler göstermiştir. Dr. R. Shulman’ın Ingiliz Psikiyatri Derg/Vııdeki rapo­runa göre 59 psikiyatrik hastanın 48′inde folik asit yetersiz­liği olduğu bulunmuştur. Bir başka araştırma zihinsel ve duygusal olarak hasta olanların büyük bir kısmının B kompleks vitaminlerinin bir ya da daha fazlası ve C vitami­ni yönünden eksik olduğunu göstermiştir. Hatta normal, mutlu insanların niasin ve folik asit yetersizliği yaşadıkla­rında morallerinin bozuk olduğu ve duygusal rahatsızlığın diğer semptomlarını yaşadıkları ortaya konmuştur. haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler-mineraller
Reklam
Obezite Nedenleri ve Obezitenin Zararları
Gelişen teknoloji, getirdiği olumlu yönlerin dışında, insanların beslenme alışkanlıklarını da olumsuz yönde etkilemiştir. Beslenme alışkanlığındaki değişiklikler ve fiziksel hareketlerin yetersizliği gibi bir çeşitli olumsuz şartlar bir araya geldiğinde bütün Dünya’da ortaya çıktığı gibi Türkiye’de de obezite (tedavi edilmesi gereken şişmanlık) sorununun görülme sıklığı oldukça hızlı artmaktadır. Yapılan çalışmalar ve araştırmalar gösteriyor ki, Türkiye’de fazla kilolu olma ve obezite yaygınlığının neredeyse %10–00 oranında arttığı ve obezitenin özellikle çocuklar ve gençleri etkisi altına almaya başladığı görülmektedir. Obezite ile mücadele aslında, obezitenin yol açtığı bir çok hastalıkla da mücadeleyi kapsar. Bunun sebebi ise obezite, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum sistemi hastalıkları, kas-iskelet sistemi hastalıkları vb. pek çok sağlık probleminin – ki bunlara metabolik sendrom ismi verilir.- meydana gelmesine temek oluşturur. Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı açıklamaya göre, obezite sağlığı bozacak ölçüde vücutta normal olmayan ya da aşırı yağ birikmesi“ olarak tanımlanmıştır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18′i, kadınlarda ise %20-25′ini yağ dokusu meydana getirmektedir. Erkeklerde bu oranının %25, kadınlarda ise %30′un üzerine çıkması durumu obezite olarak kabul edilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması belirlemek için çok sık bir şekilde Vücut Kitle İndeksi (BMI) kullanılmaktadır. BMI, kişinin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m cinsinden) karesine (BKI= kg/m2) bölünmesiyle ortaya çıkan bir değerdir. “BMI boyuna göre vücut ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılmakta, vücutta yağ dağılımı hakkında veri sağlamaz. Vücuttaki bütün yağ oranından çok, yağın vücutta bulunduğu bölge ve dağılımı çok önem teşkil eder. Bunun sebebi ise vücuttaki yağın yer aldığı bölge ve dağılımı, hastalıkların morbidite ve mortalitesi ile bağdaştırılmaktadır. Bölgesel yağ dağılımı genetik olarak erkek ve kadınlarda farklılık göstermektedir. Android tip (erkek tipi) obezitede yağ ilk olarak göbek bölgesinde karında ve cilt altında, jinoid tip (kadın tipi) obezite ise gluteus ile femurlar üzerinde ve cilt altında toplanmaktadır. Bu dağılımın saptanmasında bel/kalça oranı kullanılmakta ise de, bel çevresinin yalnız başına kullanımının karın bölgesindeki yağ dağılımı için daha doğru ve daha basit bir yöntem olduğu kabul edilen bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise bel/kalça oranı kadınlarda 0.85′den ve erkeklerde ise 1.0′den fazla ise android tip obezite olarak kabul edilmektedir. Bu durumda tip 2 diyabet, hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı açısından risk etmenleri oldukça artmaktadır. Yalnız başına bel çevresinin de erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm’nin üzerinde olması (Uluslar arası Diyabet Federasyonu (IDF) 2005′de bu rakamları 94 ve 88 cm’ye çekmiştir) kardiyovasküler hastalık riski ile bağlantılıdır. Obeziteye yol açan etkenleri tamamen ve net olarak açıklanamamakla beraber aşırı ve doğru olmayan beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği obeziteye yol açan en önemli sebepler olarak kabul edilmektedir. Bu etkenlerin dışında genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik gibi oldukça etken birbiri ile bağlantılı şekilde obezitenin ortaya çıkmasında rol oynamaktadır. Bütün Dünya ülkelerinde özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan obezite problemindeki artışın yalnızca genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak denli çok olması sebebi ile, obezitenin meydana gelmesinde çevresel etkenlerin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir. Obezitenin ortaya çıkmasında başlıca risk etkenleri aşağıda verildiği gibidir Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları Yeterli olmayan fiziksel aktivite Yaş Cinsiyet Eğitim düzeyi Sosyo – kültürel etmenler Gelir durumu Hormonal ve metabolik etmenler Genetik etmenler Psikolojik sorunlar Sigara- alkol tüketimi durumu Kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.) Doğum sayısı ve doğumlar arası süre Obezitenin bu denli yayılmasında dikkat edilmesi önemli olan etkenlerden biri de yaşamın ilk senelerindeki beslenme şeklidir. Yapılan çalışmalarda, obezitenin ortaya çıkma sıklığının anne sütü ile beslenen çocuklarda, anne sütü ile beslenmeyen çocuklara nazaran daha düşük oranlarda olduğu, anne sütü emme süresinin, tamamlayıcı besinlerin çeşidi, miktarı ve başlama zamanlarının obeziteyi ortaya çıkardığı ve etkilediği bilinmektedir. DSÖ ve UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) tarafından yayımlanan birçok belgede 6 ay yalnız başına anne sütü verilmesinin, 6.ayın ardından emzirmenin devam etmesi ile beraber güvenilir ve uygun kalite ve miktarda tamamlayıcı besinlere başlanılmasının ve minimum 2 sene emzirmenin sürdürülmesinin kısa ve uzun dönemde obezite ve kronik hastalık riskini azaltabileceği belirtilmiştir. Şişmanlığın yani obezite adı verilen tedavi edilmesi gereken şişmanlığın üzerinde durulması gereken, hayati tehlikeye yol açan, kalp damar hastalıklarında çok önemli bir etken olduğu herkes tarafından kabul edilmiş bir tıbbi veridir. Kolesterolün yüksek olması, tansiyon yüksekliğine ve damar tıkanıklığına sebep olmaktadır. Bu durumda kalp krizi geçirme ihtimali daha fazla artar. Kilo kaybını sağlamak ve verilen kiloyu muhafaza etmek, bu hastalıklarda düzelme sağlar. Erişkin tipi şeker hastalığına yol açan en büyük etken, şişmanlık yani obezitedir. Kişi ne denli çok kilolu ise, şeker hastası olma ihtimali de o denli fazla olmaktadır. Yağ oranı fazla kişilerde karaciğerde aşırı yağ artışı kaynaklı olarak yağlanmalar görülür. Kas ve iskelet sistemi de obezite kaynaklı zarar verici etkilerinden etkilenir. Ağır bir yükü taşımak durumunda olan kas ve kemiklerde dizde ve kalçada kireçlenme, varisler, kas zayıflığı ve fıtık meydana gelebilir. Yağlar, kanın kalbe dönmesini güçleştirir. Obezite problemi olan hastaların, zamanın büyük bir kısmında nefes alırken güçlük çektikleri görülür. Bunun sebebi ise, solunum için obezite hastalığı oldukça zor taşınan bir yüktür. Kandaki karbondioksit oranı artar. Solunum yapmak oldukça güç bir hal alır. Uyku hali ortaya çıkabiliir. Özellikle gençlerde ortaya çıkan obezite sorunu, psikolojik açıdan da problemlere yol açar. Obezite problemine sahip olan kadın hastalarda doğum yapmak riskli ve zor bir süreç olmasının yanında, kişiye ve bebeğe de zarar verebilir. Hatta kısırlığa dahi sebep olabilir. Adet düzensizlikleri sık karşılaşılan bir sorundur. Safra kesesinde taş olma riski artar.Yara ve deri hastalıkları artar. Ayakta mantar görülebilir. Bütün bunların yanında obezite kişinin hayat kalitesini düşüren bir durumdur. Hastanın hayatını zorlaştırır, çabuk hareket etmesini engeller. Yaşam süresinin kısalmasına sebep olan bir sorundur. Muhakkak tedavi edilmelidir.
Ananas Sapı, Bromelain
Ananas bitkisinin sapından elde edilen bir enzim olan bromelain, gıda ve besin destek­lerindeki besleyicilerin emilmesini geliştirirken sindirime yardımcı olan bir protein işleyici enzim karışımıdır. Gastrointestinal yan etkileri olmaksızın sterodial olmayan ilti­hap önleyici ilaçlara (NSAIDler) benzer olarak mafsal ilti­habı ya da yaralanma nedeniyle oluşan ağrı ve şişmeleri azaltmaya da yardım eder. (Aspirin, ibuprofen ve Naprosyn gibi NSAİD’ler iltihaba neden olan prostaglandinleri engel­ler, fakat midenin iç astarını koruyucu bir etkisi de vardır.) Bromelain ayrıca, kan pıhtılaşmasının spontane olarak oluşumuna neden olan ve kalp krizi ya da felçle sonuçlanan aşırı yüksek fibrinogen seviyelerini engelleyebilir. haber kaynağı:  724saglik.org/vitaminler
Reklam
Tembeller İçin 10 Zayıflama Önerisi
1 – Egzersizi bir iş olarak değil, tedavi, sağlığınız için bir gereklilik olarak görün. Yaptığınız herhangi bir şey, sıkıcı bir günlük rutine dönüşmüşse ondan uzaklaşmak isteyeceksinizdir. İyisi mi egzersizi, gün içinde kendinize ayırdığınız özel bir saat olarak düşünün ve o bir saat içinde keyfinizce hareket edin. 2- Her karbonhidratı öcü ilan etmeyin. Elbette her gün bir koca paket cips yiyerek zayıflayamazsınız ama diyetinize dikkat ettiğiniz zamanlarda kendinizi dondurma gibi masum bir tatlıyla ödüllendirebilirsiniz. 3- Kendinizi motive edecek bir hedef bulun. Hiçbir şey yapmazsanız vücudunuzda incelme ya da bir sıkılaşma göremezsiniz. Egzersizi kendiniz için cazip hale getirmenin en etkili yolu bir yarışa yazılmak ve onun için hazırlanmak olabilir. Ya da arkadaşlarınızla egzersiz günü organizasyonları yaparak sizi spor yapmaya iten bir güç yaratabilirsiniz. 4- Moraliniz bozuksa ya da depresyondaysanız buzdolabından başınızı çıkarmanız pek kolay olmayabilir. Hadi, kendinizi bu durumdan kurtarabilirsiniz. Çıkın şu mutfaktan! Açık havada yürüyün. Bu, küçük bir adımmış gibi görünse de duygusal açlığınızı yemek yiyerek geçirme alışkanlığınızı engeller. 5- Kendinizi yağdan tamamen mahrum etmeyin. Çünkü bazı yağlar iyi yağlardır, unutmayın! Sağlıklı yağlardan bir miktar tüketmek, size kendinizi iyi hissettirecektir. Hem, diyetin o kadar da yavan bir seçim olmadığını anlamanızı da sağlar.
Zayıflamak İsteyenler İçin İlk Kural: Uyku
Yüzyılın hastalığı olan şişmanlıkla ilgili her geçen gün yeni bilgi sahibi oluyoruz. Eskiden sadece fazla yemekten kaynaklandığı düşünülen bu hastalığın ortaya çıkmasında artık hormonların, metabolizmanın, öğrenilmiş yeme davranışlarının, stresin de rol oynadığını biliyoruz. Son yapılan araştırmalarda da, bunlara ilave olarak az uyku süresinin de şişmanlığı tetiklediğini öğrenmiş bulunuyoruz. Az uyku süresi şişmanlığı çok faktörlü olarak etkiliyor aslında. Günde 6 saatin altında uyuyanlarda, ilk etapta uyku hormonlarında değişimler oluyor. Vücut onarım hormonu olan Melatonin daha az salgılanıyor. Büyüme hormon seviyeleri düşüyor. Bununla birlikte şişmanlık önleme hormonu olan leptin seviyelerinin de geç uyumada seviyesinin azaldığı bununla birlikte mideden salgılanan açlık hormonu olan Ghrelin’in de fazlalalaşarak kişi de yemek konusunda dürtü oluşturduğu artık biliniyor. Yine Journal of Nutriution dergisinin son sayısında, 223 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, alışkanlık olarak kısa uyku süresi olanların, özellikle günde 6 saatin altında uyuyanların, daha çok enerji ihtiyacı olduğunu ve bu durumda daha çok kalori aldıklarını ve bu durumda da obezitenin kaçınılmaz olduğu gösterildi. Eğer kilo probleminiz varsa, zayıflamaya nereden başlamalıyım diye düşünüyorsanız, yaşam tarzınızda yapacağınız ilk değişiklik uykunuzla ilgili olsun. Uykuda zayıflamak için dikkat etmeniz gerekenler İlk iş uyku saatlerinizi düzenleyin, en geç 23.30’da yatağa gidin, 24’ü geçmeyin. Tamamen karanlık bir odada uyumaya özen gösterin. Çünkü karanlık vücut onarım hormonu olan melatonin seviyesini yükseltir. Uyku sırasında muhakkak gürültüsüz, sessiz bir ortam tercih edin. Yani televizyonun, radyonun başında uyumayın. Akşam yemeğinden sonra hiçbir şey yemeyin. Mümkünse aç uyuyun. Aç uyumak büyüme hormonunu yükseltir. Bu durum hem gençleşmenizi hem de uykuda daha çok kilo vermenizi sağlar.
Instagram'ın Popüler Ninesi
Zach Belden (18), akciğer kanseri teşhisi konulan büüykannesinin fotoğraflarını instagramda paylaşmaya başlaması ile birlikte büyükannesi birden popüler olmaya başladı. Belden ilk başlarda çevresindekilerin büyükannesin görmesi için fotoğrafları paylaştığını söylüyor. Binlerce takipçisi olması ile birlikte telefonları çalmaya başlayan ve bir çok televizyon programına konuk olan büyükanne şimdi biraz zorlansada selfie çekmeyi öğreniyor. Şuan 400 binden falza takipçisi olan büyükannenin tüm fotoğrafları ve videoları için tıklayınız.
Reklam
Dudak Hastalıkları ve Dudak Bakımı
Dudaklar yüzümüzün en önemli temel parçalarından biridir. Yemek yeme, su içme, konuşma gibi temel fonksiyonları vardır. Konuşmadığımızda dahi yüz ifademiz açısından önemlidir. Ama dudak bakımına genelde çok özen gösterilmez.Dudakları etkileyen sağlık sorunları doğumsal ve edinsel olmak üzere iki ana guruba ayrılabilir. Bu yazıda edinsel dudak sorunları ve genel dudak bakımını ele alacağız.En sık gördüğümüz edinsel dudak sorunu Keilit olarak isimlendirilen dudağın enflamatuar (İltihabı yanıtlı) hastalığıdır.· Dudak çatlakları; Genellikle çok soğuk iklim veya kuru sıcak rüzgarlı durumlar gibi çevresel etkenlere bağlı oluşur. Dudaklar bu durumda yaralı, çatlamış ve kabuklanmış bir hal alır. Çoğu insan bu kabuklanmayı azaltmak için diliyle dudağını ıslatır. Fakat her ıslanma sonrası dudak daha da kurur. Tekrarlanan tükürükle ıslatmalar nedeniyle dudak çatlağı daha da kötüleşir.Bu durumun tedavisinde öncelikle dilimizle dudağı ıslatmanın engellenmesi gerekir. Çevresel etkenlerin olumsuzluğunu azaltır ve sık vazelin veya dudak balsamı gibi yağlı ürünlerle dudağı nemlendirirsek bu sorunu kontrol edebiliriz.· Dudak egzaması; Deri kuruluğu olan kişilerin dudaklarında da kurumaya yatkınlık olabilir. Bu durumda dudaklar içinde dudak nemlendiricilerinin sık kullanımı gereklidir.· Kontakt keilit; Kimyasal alerjen maddelerle temas sonucu gelişen alerjik hastalıktır. Bu tür sorunlara en sık sebep olan etkenlere örnek olarak ruj, dudak nemlendiricileri, diş macunu, ağız dezenfektanları, cıva içerikli diş dolguları, piercingdeki metaller sayılabilir. Bu sorunda dudaklar kızarık, şişkin, kabuklanma veya bazen su dolu kabarcıklar içeren yaralar şeklinde görülebilir.Tedavisinde kortizonlu ilaçlar ve nemlendiriciler kullanılır. Fakat, asıl tedavi etkenin saptanması ve uzaklaştırılması ile olur.· İlaca bağlı keilit; Bu durum genellikle ağız yoluyla alınan bir ilaç sonrası gelişen bir kızartı ve su dolu kabarcık içeren bir durumdur. Genellikle aynı ilacın tekrar alımı ile sorun yeniden aynı yerde belirir. Bu sorunun tedavisinde etken olan ilacın bir daha alınmaması önemlidir. Oluşan yaralar genellikle ilaç kesildikten sonra kortizonlu kremler ile kısa sürede geriler.· Dudak kenarı çatlağı (Anguler keilit); Bu sorun iki farklı şekilde görülebilir. Bu sorun iki dudağın birleştiği noktalarda gelişir. Bakteriyel veya mantar enfeksiyonları sonucu oluşabildiği gibi, vitamin eksikliği veya dişlerle ilgili sorunlara bağlı olarak gelişebilir. Tedavide altta yatan etken temel alınır.Sonuç olarak dudak bakımında iyi nemlendirici özelliği olan yağlı dudak balsamları veya vazelin gibi ürünler kullanılmalı, alerjiye sebep olabilecek durumlar veya maddelerden sakınılmalıdır.
Enerji Kaynağı Ginseng
Ginsengin hem zihinsel hem de fiziksel enerjiyi harekete geçirdiği genel olarak kabul görmüştür. Çinliler bunu beş bin yıldır kullanmaktadırlar ve halen bir koruyucu ve tedavi edici olarak görmektedirler. LDL (kötü) kolesterolün azaltılmasına, dolaşımı artırmaya, artış gösteren östrojen seviyeleri tarafından menopoz nede­niyle ortaya çıkan rahatsızlığı hafifletmede (zengin bir fito- östrojen kaynağıdır), kanserli tümörlerin büyümesini engel­lemede, tansiyonu normalleştirmede ve soğuk, algınlıkları­nın tedavisinde yardımcı olur. Yüzyıllar boyunca bir afrodizyak olarak görülmüştür ve birçok kadın, ginsengin cinsel arzularını yükselttiğini söylemektedir. Uyarıcı etkisi nede­niyle erkekler de bunu, cinsel performansları için geliştirici bulabilirler. (Üroloji dergisinde yer alan bir çalışmaya göre, ereksiyon bozukluğu olan erkeklere, sekiz hafta boyunca günde üç kez 900 mg. şeklinde ve iki hafta aradan sonra se­kiz hafta daha yine aynı dozda kırmızı Kore ginsengi veril­diğinde Uluslararası Erektil Fonksiyon skorları, plasebo alan erkeklere oranla oldukça yüksek çıkmıştır.) Ginseng için bir büyük besinsel artı da, endokrin bezini harekete geçirerek vitaminlerin ve minerallerin asimile edil­mesine yardımcı olmasıdır. Azami etkinlik için aç karına tercihen kahvaltı öncesi ya da yemek yemeden en az bir saat önce alınmalıdır. C vitamini ginsengin emilmesi ile çatışabi­lir. Eğer C vitamini desteği alıyorsanız ginsengi almadan ön­ce ya da sonra, iki saat bekleyiniz. (Zamanla salınan C vita­mini desteğinin karşı etki göstemnesi daha düşük olasılıktır.) Başta gelen mevcut ginseng çeşitleri; Asya ginsengi (Panax ginseng), ayrıca doğuya özgü olarak da adlandırılır, Çin ya da Kore ginsengi, Amerikan ginsengi (Panax quin- cjuefolius) ve gerçek bir ginseng (Panax) olmayan fakat benzer faydaları yeteri derecede gösteren Sibirya ginsengi- dir-özellikle dayanma gücünü artırır ve kolesterol seviye­sinin düşürülmesine yardım eder. haber kaynağı: 724saglik.org/vitaminler-mineraller
Reklam
Zerdeçal'ın Faydaları
Sık sık Hint yemekleri yiyorsanız sağlığınız için tahmini­nizden çok daha fazlasını yapıyorsunuz demektir. Köriye sarı rengini veren bir baharat olan zerdeçaldan elde edilen curcumin güçlü bir antioksidandır ve serbest radikal hasarı­nı azaltmakta faydalı olduğu gösterilmiştir. Sigaradaki kan­ser yapıcı kimyasal maddelerin sigara içen kişide oluşturdu­ğu hasarı gidermekte faydalıdır. Ayrıca romatoid artritteki iltihaplanmayı azaltabilir. Artritten mustarip bazı kişilerde fenilbutazona (reçeteli bir nonsteroidal anti-enflamatuar) benzer iyileşme yaratmış ve herhangi bir yan etkiye yol aç­mamıştır. Ayrıca meme tümörünün büyümesini tetikleyebilen bazı proteinlerin aktivitesini inhibe ediyor ve yüksek kan kolesterol seviyelerini düşürmektedir. Zerdeçal uzun süredir Hintli şifacılar tarafından karaci­ğer fonksiyonunu güçlendirmek için Ayurvedada kullanılmaktadır....haber kaynağı: 724saglik.org/şifalı-bitkiler
Sağlıklı Saçların Sırrı
Sağlığın ve gençliğin göstergesi saç lar… Yaz aylarında güneşin, denizin ve klorlu havuz suyunun etkisiyle kuruyor, yıpranıyor ve yaşlanıyor. Saçları korumanın yolu ise tıpkı ciltte olduğu gibi alınacak bazı önlemlerden geçiyor. Güneş, klorlu ve tuzlu su, saçın protein yapısında bozulmalara neden oluyor. Bozulan protein yapısıyla birlikte saçlarda incelme, kopma ve kırılmaların yanı sıra saç renginde solma izleniyor. Saçımızın yılda 10 santim uzadığı düşünülürse 30 santimlik bir saç teli yaklaşık 3 yıldır bizimle ve birçok dış etkene maruz kalıyor. Güneş, deniz ve havuzun yanı sıra saç boyaları , sık fön çektirmek, çok gergin yapılan atkuyruğu ya da örgüler ve saç şekillendiricilerinin kullanılması da saçın yapısını bozuyor. Tüm bu etkenler bir arada düşünüldüğünde yaz aylarında saçların yaşlanmaması için ekstra özen göstermek gerekiyor. Havuzdan ya da denizden çıktıktan hemen sonra saçınızı mutlaka yıkayın. Nemlendirici özelliği olan şampuanları kullanın. Yaz aylarında saçlar diğer mevsimlere oranla daha çok yıkanıyor. Tuzlu su ve klorun saçtan tam olarak arınması için yıkamanız gerekiyor. Sık yıkamak saçlarda kurumaya neden oluyor. Bu nedenle şampuan seçiminde dikkatli olmak ve nemlendirici özelliği olanları tercih etmek şart. Nemlendirici ve antioksidan özellikteki saç bakım kremleri ve maskelerini kullanın. Bu amaçla, hindistan cevizi yağı ile saç ve saçlı deriye masaj yapılabilir. Antioksidan içeriği yüksek olan hindistancevizi yağı saçı nemlendiriyor. Yağ içeriği ideal ve durulanması da kolay olduğu için saçınızın ihtiyacına göre belli aralıklarla masaj yapabilirsiniz. Güneş koruyucu krem sürün. Tıpkı cilde sürülen kremler gibi saçınıza da güneşe çıkmadan önce koruyucu sürebilirsiniz. Bazı saç bakım kremlerinin içinde bulunan 8-10 faktör arası güneş koruyucuları saç için yeterli. Bu kremler saçı güneşin zararlı etkilerinden koruyor. Şemsiye taşıyın, şapka ya da eşarp takın. Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için çok güneşli havalarda dışarı çıkarken ya da sahilde otururken mutlaka şemsiye kullanın. Ayrıca şapka ya da eşarp takmanız da güneşin direkt saçınıza etki etmesini engelleyecektir. Sebze, meyve, protein ve kuruyemişlere yer verin. Beslenmede yaşanan eksikliklerden ilk olarak etkilenen bölgelerden biri saçlar. Yaz aylarında bilinçsiz bir şekilde yapılan ve protein alınmayan diyetlerde saçlar büyük zarar görüyor. B ve C vitamini, çinko, biyotin, selenyum eksikliği de saç dökülmeleri ne neden oluyor. Özellikle et, süt, yumurta, balık gibi protein içerikli gıdalara sofranızda mutlaka yer verin. Çinko ve demir açısından zengin kabuklu fındık, ceviz, fıstık ve badem gibi kuruyemişleri miktarını abartmadan tüketin. Kuru incir, kayısı, muz havuç, soğan, sarımsak, ıspanak, yoğurt, kırmızıbiber, böğürtlen, roka, maydanoz ve soya fasulyesi gibi gıdalar da sağlıklı saçlar için mutlaka yemeniz gereken yiyecekler arasında yer alıyor. Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş
Dünyanın En Sağlıklı 12 Besini
ABD’de yayınlanan Forbes dergisi, sağlık sayfalarında “Dünyanın en sağlıklı 12 yiyeceği” ne yer ayırdı. Liste, Amerikalı ünlü beslenme uzmanı Jonny Bowden tarafından kaleme alınan ve haftalarca çok satanlar listesinde kalan The 150 Healthiest Foods On Earth (Dünyanın En Sağlıklı 150 Yiyeceği) isimli kitaptan derlendi. İşte dünyanın en sağlıklı gıdaları:
Arkadaş Arıyorum, Arkadaş!
Eskileriniz hatırlar, telefonun ahizesini kaldırıp rasgele çevrilen numaralar ile karşımıza çıkan kişiyle muhabbet etmeye başlardık. Gece başlayıp uzun saatler boyunca devam eden tanımadığımız kişi ile yaptığımız arkadaşlıkları sevdik. Telefonun ardından çıkan telsiz ile yeni sohbet odalarımız “Arkadaş arıyorum, arkadaş”ları da çok sevdik. Gençlerin ilgi gösterdiği çağının bu modern oyuncakları ya evrim değiştirip yeni biçim aldılar ya da mazide yittiler.Mektup ile başlayan “arkadaş arıyorum odaları” teknolojinin gelişimiyle vücudumuzun bir parçasıymış gibi yaşamımızda her dönem farklı formasyonla yer aldı. Farkındalık peşinde koşan genç bireyler kendisine yakın hissettiği kişilerden arkadaş grupları oluşturmak istemişlerdir. Bulunduğu çağın modern aletleriyle arkadaşlıklar kuruldu, topluluklar oluşturuldu. Günümüze kadar değişerek gelen alet edevatlar arasından fırlarcasına ortaya çıkan internet, sosyal medyada etkin bir kullanım aracı oldu. İnternetin halka sunulması ilearkadaşlık odalarına ilgi arttı. İnternetin ucuzlaması ile ilgi, alakaya dönüştü.Her yerden sinek gibi türeyen sohbet grupları ve topluluklardaki çeşitlilik ebeveynleri ve halkları yönetenleri endişeye sevk etti. İlk başlarda sosyal bir faaliyet gözüyle bakılan bu aktivitelerin istismarlara açık olması, dezenformasyonun oluşması, ebeveyn olarak çocuğun bir toplum içinde yaşamaya uyum sağlayamaması vb. sorunların görülmesi toplumlarda dejenerasyonun oluşmasına yol açtı. Sorunun çözümü için internetin ortadan kaldırılması yerine kullanımını sınırlandırarak devlet okullarında ve pek çok eğitim kurumlarında bilgisayar ve internetin faydalarının anlatılması, disiplinli bir şekilde kullanılmasının öğretilmesi ile doğabilecek bir yozlaşmanın önüne set çekileceğini umduk.Fakat alınan önlemler yeterli olmuyor. İnternet işyerlerinden evlere, evlerden sokağa taşıyor… İnternetin sokağa dökülmesinin müsebbibi olarak gördüğüm bir zamanların chat odalarının şimdiki sosyal medya kavramının altına gizlenen “Arkadaş arıyorum, arkadaş!” sohbetleridir. Geceleri çalan telefon ardından gelen sohbet ve devamında her türlü istismara açık olan araç, günümüzde kullanılan internet ile benzerlik gösteriyor. Kendisinden önceki araçların işlevini alan internet, görevini üstlendiği her aracın da olumsuzluklarını aldı.İnterneti ve ardında bulunan bilgisayar ve türevlerini yasaklamak, sonlandırmak olumsuzlukları ortadan kaldırmaktır. Yapılabilir mi? Nasıl ki telefonu yasaklamadık interneti de yasaklamayacağız. Çünkü teknolojinin çıkış amacı belli bir çevrenin (bu devlet de olabilir) güç elde etmek olduğu sürece bizler için üretilen teknolojik oyuncakların zararları görünmezden gelinecek ve bu zararlar toplum içinde yüksek sesle dile getirene kadar susulacaktır. Ne zaman ki karşıt sesler yükselir o zaman devlet ya da o gücü elinde bulunduranlar tarafından oluşan yankının etki nispetince çözüm üretilir.Çözüm için karşıt seslerin olmasına gerek olmayabilir, bazen üretilecek çözümden elde edilecek kazançlar da belli grupları çözüme odaklı çalışmaya sevk edebilir. Örneğin kanser hastalığın iyileştirilmesi yönünde yapılan çalışmalar kanser hastalığını artıran ürün/hizmetlerin engellenmesinden çok daha fazladır. Dünyamız için doğal afetlere sebep olabilecek “Küresel Isınma” sorununa yaklaşımımız gibi.Bizler için tehlikeli olabilecek bu ürünleri hayatımızı kolaylaştırdıkları sürece vazgeçmeyeceğiz. Domino taşı gibi birinin faydası diğerini de kullanmamıza etki edecek ve modern olarak tanımlanan kalıba girmiş olacağız. Kalıp içinde bizi şekillendirmelerine (mecburen) göz yumacağız. Batılıların sevdikleri Zombi filmlerinde olduğu gibi bir ısırık bu kalıba girmemiz için yeterli olacak.Kaçış yok mu, iyileştirme ise onların istedikleri yönde olunca bizlerin yapması gereken şey ısırılmayı beklemek mi olacak? Evet... Ama üzülmeyin, bu yazıyı internet üzerinden okuyanlar, siz zaten ısırıldınız.
Reklam