onedio
Göbek Eritme Yöntemleri
Hepimizin genelde sorunlarından biri olan göbek eritme yöntemleri ne değinecek olursak,ince bir vücuda sahip olduğumuz halde sürekli göbeğimizden yakınırız bunun yanında yaptığımız diyetler ve egzersizler ile ne kadar uğraşırsak uğraşalım göbeğimizi bir türlü eritemeyiz. Hatta bazılarımız , çok farklı teknikler denemekle kalmıyarak televizyonlarda reklamı yapılan ilginç hiçbir işe yaramayan karın çalıştırdığını iddaa eden aletlerden satın bile almışızdır, ama tabii gene hüsran olarak satın aldığımız ürünlerin istenilen randımanı veremediklerini anlamamız çok fazla uzun sürmez.
Meral Okay, İki Yıl Önce Bugün Hayata Veda Etti
Aktris, senarist ve şarkı sözü yazarı Meral Okay, iki yıl önce bugün hayata veda etti. Sanatçıyı, 42 yaşındayken kaybettiği aktör eşi Yaman Okay'la hayatını anlattığı yazı eşliğinde saygıyla anıyoruz'Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir... Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın. Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü... Sezen’i Yaman’dan dolayı tanıdım. O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman'dan sonra işlerimin önemli bir bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı. Birlikte yazdığımız ilk şarkı; ’Masum Değiliz.’ ’Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna’ diye...' Bu satırlar; Meral Okay 'ın, henüz 41 yaşında kaybettiği aktör eşi Yaman Okay 'ı, aslında nasıl hiç kaybetmediğini anlatan unutulmaz yazısından. Aktris, senarist ve şarkı sözü yazarı Meral Okay, o sözlerini yazdığı şarkıdaki gibi 'yalnızlığın koynuna sevgili gibi boylu boyunca uzanalı' tam iki yıl oldu. Asmalı Konak, Yasemince, Bir Bulut Olsam, Muhteşem Yüzyıl gibi televizyonda yayınlandığı dönemlerde izlenme rekorları kıran dizilerin de senaristi olan Okay, kanser tedavisi gördükten sonra çekildiği evinde 9 Nisan 2012 sabahı hayata veda etti. “Hem kemoterapi, hem de radyoterapi görüyorum. Sağlık durumum iyi. Endişelenecek bir şey yok. ‘Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosunu kimi zaman yorularak yazsam da, şikâyetçi değilim...' Okay, akciğer kanseri tedavisi gördüğü sırada sağlığıyla ilgili yöneltilen sorulara bu cevabı vermişti. Aktör eşi Yaman Okay'ı, 1993 yılında, pankreas kanserine yakalandığını öğrendikten sadece 1,5 ay sonra, henüz 41 yaşındayken kaybeden Meral Okay, hayatının son günlerine kadar senaryo yazmayı sürdürdü. Hayatı... Meral Okay, 20 Eylül 1959 tarihinde Türkan ve Ata Katı çiftinin ikinci çocuğu olarak Ankara'da doğdu. Ankara Anıttepe Lisesi'ni bitirdi. Toprak Mahsulleri Ofisi'nin dünya Bankası projeleri ve TBMM'nin Atatürk'ün 100. yaşı kutlamaları için oluşturalan komisyonda görev aldığı beş yıl boyunca devlet memurluğu yaptı. 12 Eylül öncesinde Türkiye İşçi Partisi üyeliği ve işyeri temsilciliğinde bulundu. 1984 yılında sinema ve tiyatro oyuncusu Yaman Okay'la evlendi. Pankreas kanserine yakalanan Yaman Okay, 1993 yılında, 41 yaşındayken hayatını kaybetti. İstanbul'da Günaydın gazetesinde çalışmaya başladı. Dergicilik, yayıncılık, yapımcılık ve Sezen Aksu ile birlikte sahne çalışmaları yaptı, şarkı sözleri yazdı Yayınlandığı dönemde bir fenomen olan, başrollerini Türkân Şoray ile Şener Şen'in paylaştığı İkinci Bahar dizisindeki 'Kasap Melahat' rolüyle adını kitlelere duyurdu. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) 40. kuruluş yıldönümü kutlamalarında sahne aldı, 10 Aralık Hareketi'nin Politika Geliştirme Kurulu üyesi oldu. Petrol-İş Sendikası'nın 'Sendikalı Ol' kampanya filminde rol aldı. Senaryosunu yazdığı Muhteşem Yüzyıl dizisi devam ederken, akciğer kanseri tedavisi gördükten sonra çekildiği evinde, 9 Nisan 2012 sabahı hayata veda etti. Sözlü vasiyetini gerçekleştiren arkadaşları 'Meral Okay Matematik Köyü'nde Doğuyor' adlı bir yardım organizasyonuyla Aziz Nesin Vakfı'na maddi destek sağladı. Oyuncu olarak Bir Bulut Olsam, Alia, Beynelmilel, O Şimdi Asker, Hiçbiryerde, Koltuk Sevdası, Yeditepe İstanbul, İkinci Bahar, Seni Seviyorum Rosa adlı film ve dizilerde rol aldı. Yasemince, Asmalı Konak, Fedai, Bir Bulut Olsam ve Muhteşem Yüzyıl dizilerinin senaryosunu yazdı. 'Lunapark gibi bir sevdalık yaşadık...' 1993 yılında kaybettiği eşi Yaman Okay'ı anarken 'Hayatta en zor şey bir ölüye aşık olmak' demişti. Meral Okay, yıllar sonra Yaman Okay, onunla ve onsuz hayatı konusunda şunları yazmıştı: 'Yaman benim eski arkadaşımdı... O, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncuydu, ben de Ankara’da yaşayan bir öğrenciydim. O zamanların Ankara’sı, herkesin birbirini tanıdığı ve belirli yerlerde toplandığı bir yerdi. 70’li yıllardı ve kültür tüketicileri birbirlerini bir şekilde sıkça görürlerdi. Bizim müşterek arkadaşlarımız vardı, bunların başında Rutkay Aziz gelir. Rutkay’la siyaseten de bir aradaydım, Türkiye İşçi Partili’ydim ben. O yılların derli toplu Ankara’sında sık sık görüşme şansımız olurdu. Yaman’la tanışmamız o yıllardır; fakat aşık olmamız daha sonraya rastlar. O sinemaya 'Sürü' filmi ile geçince İstanbul’a gelmişti, ben de daha sonra İstanbul’a geldim. O eski bir Ankaralı olarak bana sahip çıkmaya kalktı; Ankaralıların böyle bir derdi de vardır. Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik. Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var. Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma hâlidir. Ben Ankara’dan örselenmiş ve kırılmış bir kalple gelmiştim. Yaman çok tutkulu ve sabırlı bir adamdı, bir de baktım kalp ağrımdan eser kalmamış. Yani taş düşmüştü ama adını koymamız için bir mevsim geçmesi gerekti. Yaman, o kadar temiz bir adamdı ki, ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben Yaman’ı hep bir lunaparka benzetirim. Onunla yaşamak bir lunaparkta yaşamak gibiydi. Bir yandan bütün cümbüşü, pırıltısı, eğlencesi ve sürprizleri, öte yandan yüreğinizin ağzınıza geldiği anlarıyla tam bir lunapark gibiydi. Üstelik ben bir Ankaralı olduğum, üstüne üstlük bir subay kızı olduğum için, bir yanımla derli toplu, diğer yanımla despot falan bir kızdım. Yaman bir gün bana, benim taklidimi yaptı; her şeyi net olarak alt alta sıralamamı, emir kipiyle konuşmamı, ’canımın içi’ derken bile bazen tonlamamdan dolayı ’Hadi canım!’ anlamı çıkabileceğini falan gördüm. Bu, bir oyuncuyla birlikte olmanın hem avantajı, hem dezavantajıydı. Bunu Yaman’ın aynasında görünce, ’Aaa çok fena bir şeymişim!’ dedim. Ee bu aynayı tutan eğer pırıltılı ve doğru bir adamsa, dönüştürücü de oluyor. ’Benimle o garnizon sesiyle konuşma’ derdi. Yaman, çok renkli ve heyecanlı bir adamdı. Ben derdim ki; ’Tanrım, bu adam ne zaman yorulacak!’ diye. Meğer acelesi varmış... Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve çoşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Her şeyi hızlı yaşardı, hızlı yemek yerdi, hızlı içki içerdi, bir proje söz konusu olduğunda hızına yetişemezdiniz. Bir gece arkadaşlarla yemekteyken sabah kahvaltısını Bodrum Türkbükü’ndeki evimizde yapmaya karar vermesiyle kendimizi yollarda bulmamız bir olurdu. Bazen düşününce dehşete kapılıyorum, demek ki acelesi varmış diyorum. Kısa bir ömre, birkaç kişilik bir hayat sığdırdı. Bizim Yaman’la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı. O, kalbini insanlara açarken de, onlara güvenirken de çok hızlıydı ve kırılması da doğal olarak aynı hızla olabiliyordu. Aktörlerin kalbi camdandır. Çok çocuk, çok bebektirler. Belki de bunu çok yakından gördüğüm için ben daha dikkatli davranırdım. Belki de tek sürtüşmemiz onu kıranlara karşı olan tutumumdan olmuştur. Ben köşeleri çok olan bir insandım; Yaman beni eğitti. O hüzünleri ironik bir neşeye çevirebilme ustasıydı. Bu yönüyle de bakınca gam kasavetten çok çabuk çıkabilirdik. Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ’biz’ olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz. Biz birbirimize karşı çok saygılıydık; mesleklerimiz ve bunun gerektirdiği fedakârlık hallerinde hele daha da çok saygılı ve yol açıcı davrandık hep. Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik. Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi. Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir. Şunu çok açıkyüreklilikle söyleyebilirim; o benden daha iyi bir insandı. O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz... Ben Yaman’la birlikte onun kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar masum yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın. O, o kadar ahlâklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Hastalığının son bir ayında, ki hastalığın çıkmasıyla kaybetmemiz 1.5 ay sürdü. Tıp hastalığının süratine yetişemedi. Hep şunu düşündüm; hayata, sanatına ve bize dair bir sürü düşüncesi, projesi vardı ve hepsi sanki hızla arka arkaya gerçekleşmeye başlamıştı. Neden şimdi, neden bu adam, diye çok düşündüm. Orada bile hızlıydı. Komaya girene kadar Yeşim Ustaoğlu ve Tayfun Pirselimoğlu ile birlikte senaryo çalıştılar. Onlar her gün geldiler ve bu oyunun gönüllü yoldaşı oldular. Sonra o film çekildi; Yeşim’in ilk uzun metraj filmidir 'İz' filmi ve Yaman’a adadılar. Yaman’ın rolünü Aytaç Arman oynamıştı. Bunlardan bahsetmişken o sürecin acısını hafifleten bir yığın katıksız dostluklar yaşadık. Gerçi o sürecin acısı hafiflemiyor. Ben de harlı ateş şeklinde yanma hâli tam 10 yıl sürdü. Asmalı Konak’ın son dört bölümünü yazarken o acıyla yeniden yüzleştim ve ancak o zaman birazcık küllendi diyelim. Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana. Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın. Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü... Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır. Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz’ı turlardık. Sezen’i anmamak olmaz: Sezen, Yaman’ın çok yakın arkadaşıydı. Ben Yaman’dan dolayı tanıdım. Sezen, insanın hayatına çok hafif dahil olur. Sızar ve siz bunu anlamazsınız. O benim kardeşim, arkadaşım her şeyim oldu. Yaman’dan sonra işlerimin önemli bölümünü tasfiye ettim. Sezen, ısrarla profesyonel olarak birlikte çalışmaya zorluyordu beni. Nerdeyse kafamı kıra kıra bana şarkı sözü yazdırdı. Birlikte yazdığımız ilk şarkı; ’Masum Değiliz’. ’Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece. Yalnızlık, sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna’ diye... Yaman’dan iki ay sonra yazdık. Daha sonra bu ısrar otuz küsur şarkı sözü üretti. O dönem Sezen bana sadece 3-5 saat uyumaya yetecek kadar boşluk bırakıyordu. Stüdyolar, kayıtlar, konserler vb. çok yoğun bir rehabilitasyon oldu benim için. Sezen’in o toplumsal düzeydeki rehabiliterliği benim için özel bir muamele seçkinliğinde oldu. O benim kardeşimdir, canımdır. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz. Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir. Emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez. Öyle olursa akraba olursunuz. Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde. Bu hem maddi hem manevi bir şeydir. Gelir, böyle adamı aşkta da emniyet arayan birine dönüştürüverir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha adil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk. Şimdi bu duyguların esamesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya, biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara. Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın. Ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki, hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir. Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi, ’Aşk bir kör atlayıştır.’ İnsanların birbirleri için ’sağlama’ yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın. Son bir aydır, ’Ben aslında duyguları olan iyi bir insanım’ mesajını, ben şu cümleyle alıyorum. Babam ve Oğlum’u gördün mü? Hee gördüm Ağladın mı? Sana ne? Yani ben de duyarlıyım ve iyi bir insanım. Bu arada, ben de filmi seyrettim. Yeri gelmişken ve sabah seansında katılarak ağladım ama bu soruları soran insanlarla o kadar ayrı şeylere ağladık ki. Benim o filmde yandığım, bu ülkenin o temiz çocuk yürekli insanlarının, bu ülke tarafından nasıl da kırıldığını, nasıl da örselendiklerini, onurlarıyla ekmekleriyle nasıl da oynandığını gördüğüm için bu uğurda yiten, onulmaz acılar çeken insanlarımızı hatırlayarak ağladım. Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı... 'T24
İşte Yağ Yakan Besinler
Diyetisyen Serkan Tutar yağlardan kurtulmakta etkili olan besinlerle ilgili bilgiler verdi. Yaz ayları yaklaşırken kilolardan kurtulmak isteyen kişilerde bir o kadar çoğaldığını ifade eden Tutar, şu gıdaları önerdi: Yoğurt Kilo kaybı sağlayan lezzetli besinlerin başında gelen yoğurt yüksek protein içeriğine sahiptir. Protein içeriğinin yüksek olması midede uzun süre kalmasına ve sizi daha uzun süre tok tutmasını sağlar. Ayrıca vücudumuz protein içeriği yüksek olan besinleri sindirirken daha fazla kalori harcadığı da unutulmamalıdır. Quinoa Kilo kaybı sağlayan başlıca besinlerden birisi olan Quinoa ülkemizde çok sık bulunmamaktadır. 1 fincanında 8 gram protein, 5 gram lif bulunması nedeni ile uzun süre tok tutmasının yanı sıra barsak sisteminin düzenli çalışmasına da katkı sağlamaktadır. Pirinci pişirir gibi kolay pişirilmektedir. İçerisine sebze veya fındık gibi besinleri ekleyerek sofralarınızın vazgeçilmezi olabilir. Tarçın Yapılan bilimsel çalışmalar tarçının kan şekeri seviyesi üzerine dengeleyici etkisi olduğu bilinmektedir. Tip 2 diyabetlilerde iştah azalmasını sağlar. Tatlı ihtiyacınızı tarçın ile kalori arttırmadan halledebilirsiniz. Tarçını çay, kahve ve yoğurt gibi besinler ile birlikte kullanabilirsiniz. Baharatlar Baharatlar bazı insanlarda iştahı arttırırken bazılarında azaltmaktadır. Ama bilinen en büyük etkisi anlık metabolizmayı hızlandırmaktadır. Bu durumda sizin kilo vermenizi kolaylaştıracağı anlamına gelmektedir. Bu nedenle mide rahatsızlıklarınız yoksa baharatları tüm yemeklerinizde rahatlıkla tüketebilirsiniz. Yeşil Çay Bazı çalışmalar yeşil çayın karın bölgesindeki yağlanmayı azalttığını göstermiştir. İçerisinde bulunan kateşinler ile metabolizma hızınızı arttırır. Yeşil çaydan maksimum seviyede yararlanmak için gün içerisinde 2-3 adet içilmesi gereklidir. Ayrıca yeşil çay iyi bir dikkat artırıcıdır. Greyfurt Greyfurt sihirli bir yağ yakıcı değildir. Ama az kalori içeriği ve uzun süre tok tutması nedeni ile zayıflamanıza yardımcı olur. Greyfurt iyi bir ara öğün tercihi olabilir. Ayrıca yoğurt ile karıştırıp da tüketebilirsiniz. Karpuz Su içeriği yüksek olan karpuz iyi bir kilo verdirici olmasına karşın yüksek miktarda tüketilmesi nedeni ile kilo yapmaktadır. Günde belirli miktarlarda tüketilen karpuz mide de uzun süre kalması nedeni ile uzun süre tokluk hisli sağlar. Ayrıca likopen açısından zengin olduğu için bazı kanser türlerine karşı koruyucudur. Ayrıca A ve C vitamini içeriğinin yüksek olması nedeni ile antioksidan özelliklidir. Çiğ sebzeler Çiğ sebzeler çok iyi bir aperatiftir. Fazlası ile tokluk hissi sağlamasının yanı sıra su içeriği yüksek olduğu için kalorisi de düşüktür. Tüm et ve türevleri yanında çiğ sebze tüketilmesi sizi daha uzun süre tok tutacak aynı zamanda demir emiliminin daha iyi olmasını sağlayacaktır. Yumurta Yapılan çalışmalar sabah simit gibi yüksek karbonhidratlı besinler yerine yumurta gibi yüksek protein içerikli besin tüketmenin hem daha uzun süre tok tuttuğunu hem de daha hızlı kilo vermenizi sağladığı görülmüştür. Özellikle yumurta beyazının beslenme programında bulunması önemlidir. Kahve Kahve gün içerisinde doğru kullanılırsa iyi bir alternatif, yanlış kullanılırsa kötü bir alternatiftir. Kahve metabolizma hızlandıran başlıca içeceklerdendir. Özellikle spor yapan kişilerin spordan 30-45 dakika önce kahve tüketmesi gereklidir. Gün içerisinde fazla miktarda kahve tüketiminin ödem yaptığı unutulmamalıdır. Çorba Fazla miktarda un kullanarak yapılmayan çorbalar kilo vermek için iyi bir alternatiftir. Yapılan bilimsel çalışmalar gün içerisinde yüksek protein içerikli çorba tüketen bireylerin daha hızlı kilo verdiğini göstermiştir. Çorba vücuda sıvı alımı açısından da önemli bir besin kaynağıdır. Salata Yapılan bilimsel çalışmalar..
Şişmanlatan 10 Diyet Efsanesi
'Ekmek yersem kilo alırım', 'Yemekten hemen önce su içersem iştahım kapanır', 'Meyveyi istediğim kadar yiyebilirim'... Toplumda kulaktan kulağa yayılan diyet hakkındaki ‘doğru’ bilinen ‘yanlışlar’ sağlığı riske atmanın yanı sıra verilen kiloların da kısa bir zamanda fazlasıyla alınmasına yol açıyor.1. YANLIŞ: Ekmek yersem kilo alırım. DOĞRUSU: Ekmek bizim için en önemli ve en doğru karbonhidrat kaynağı. Ekmeksiz bir beslenme programı düşünülemez. Tam buğday, çavdar ve tam tahıllı ekmekler hem glisemik kontrolü sağlamaya, hem de enerji ihtiyacımızı karşılamaya yardımcı oluyor. Alınması gereken enerjiye göre, miktarlarına dikkat ederek ekmek tüketmeniz kilo almanıza değil, sağlıklı beslenmenize katkıda bulunacaktır. 2. YANLIŞ: Limonlu/ sirkeli su içmek zayıflatır. DOĞRUSU: ”Bunu yersen kilo verirsin, bunu yersen vücudun yağ yakar” diyebileceğimiz bir besin maalesef yok. Limonlu/ sirkeli su içmek bazik etki gösterdiği için vücuttaki asitleri temizlemeye yardımcı oluyor. Asitleri nötralize etmek yağların serbest kalmasını sağlıyor. Ancak bu yağlar, sadece diyet ve egzersiz yaparak yakılabiliyor. 3. YANLIŞ: Bir öğün atlasam kârdır. DOĞRUSU: ‘Diyet yaparken ne kadar az yersem o kadar çok ve çabuk kilo veririm’ düşüncesi yanlış. İdare edebileceğinizi düşünüp öğün atlamaya kalkarsanız, en fazla bir saat içinde o öğünde yiyeceğinizden çok daha fazlasını bir anda bitirmiş bulabilirsiniz kendinizi. Ayrıca metabolizmanın çalışma hızını kaybetmemesi için öğünlerin arasını çok uzun tutmadan, küçük porsiyonlarda yemek yemek en doğru olanı. 4. YANLIŞ: Sınırsız meyve yiyebilirim. DOĞRUSU: Diyet süresince bol meyve ve çiğ sebze tüketebileceğimizi düşünürüz. “Ne de olsa kalorisi yoktur” deriz. Çiğ sebze için sınırlama yokken meyve için aynısı geçerli değil. Çünkü meyveler şeker oranı yüksek besinlerdir ve basit şeker (fruktoz) içerirler. Almanız gereken kaloriye bağlı olarak değişmekle beraber, günde ortalama 3-4 porsiyon meyve tüketebilirsiniz. 1 porsiyon meyve; 1 küçük boy elma, 1 orta boy mandalina, 1 orta boy ayvanın 1/3’ü, 3 adet kuru kayısı veya 1 adet kuru incire tekabül ediyor. Özellikle glisemik indeksi düşük olan meyveleri ana öğünler yerine, ara öğünlerde miktarlarına dikkat ederek tüketmeniz en uygun olanı. 5. YANLIŞ: Yağı tamamen kesmeliyim. DOĞRUSU: Diyet sırasında yağı, karbonhidratı ya da proteini tamamen kesmek doğru olmaz. Yağı tamamen kesmek, vücudun onu depolamaya başlamasına neden oluyor. Beslenmemizden yağı çıkarırsak, vücudumuz yağ stoklarını kullanmak yerine onları korumaya alıyor. Tabii ki bu durum bizim, çok yağlı, kızartma ya da fast food türü besinleri tüketmemiz anlamına gelmez. Fakat yağın bizim için gerekli olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yemekleri, miktarına dikkat ederek zeytinyağı ile pişirmek; ara öğünlerde fındık, badem ve ceviz gibi kuruyemişleri tüketmek faydalı yağ almamızı sağlayarak diyetimizin örüntüsünü tamamlıyor. 6. YANLIŞ: Yemekten önce bir bardak su içersem iştahım kesilir ve kilo veririm. DOĞRUSU: Yemekten hemen önce su içmek doğru değil. Çünkü su, bazikliğe yakın özelliğinden dolayı midenin asidik yapısını bir miktar nötralize ediyor. Oysa midenin sindirim aşamasında özellikle de proteinlerin sindirimi için asidik yapıda olması gerekiyor. Proteinlerin tam sindirilememesi, bağırsaklara gelen kalıntıların burada aşınmalar oluşturmasına neden olabiliyor. Aşınmaların olması ve çok fazla tekrarlanması, bağırsakta yaralar oluşmasına, hatta yırtılma ve delinmelere kadar giden sonuçlara yol açabiliyor. Ayrıca yemek öncesi su içmek mide boşalmasının hızlı olmasına ve bağırsaklara gelen yiyeceklerin hızlı emilimine sebep oluyor. Hızlı emilim kan şekerini de hızlı yükseltiyor. Bu yüzden suyu, yemeklerden hemen önce içmek yerine en az 15-20 dakika önce içmek en doğru olanı. Ayrıca suyu 15-20 dakika önce içmek iştahımızı biraz olsun baskılayabiliyor. Çünkü beyinde açlık ve susuzluk sinyalleri birbirine çok yakındır ve bu yüzden her açlık hissedildiğinde su içmek doğru bir hareket olacaktır. 7. YANLIŞ: Haftada 1-2 kez, 30 dakikalık egzersizler yapmam yeterli. DOĞRUSU: Hareketsiz kalmak yerine az da olsa spor yapmak kesinlikle daha iyi. Ancak haftada 1-2 kez 30 dakikalık egzersizler yeterli olmuyor. Mümkünse her gün ya da gün aşırı spor yapın. Spora başlayınca süresinin 60 dakikayı bulmasına özen gösterin ve anlamlı olması için çok hafif düzeyde yapmayın. Spor yapmak, metabolizmanın hızlanmasını sağlıyor ve hızlı bir metabolizma dinlenme halinde bile daha fazla kalori yakılmasına neden oluyor. 8. YANLIŞ: Protein diyeti ile hızlı ve sağlıklı zayıflayabilirim. DOĞRUSU: Protein alımının vücut mekanizmasını hızlandırdığı doğru. Ancak sürekli protein ağırlıklı beslenmek kas dokusu ve su kaybına neden oluyor. 1 gram kas dokusu ile beraber yaklaşık 2,7 gr su kaybı gerçekleşiyor. Yağsız doku kütlesi kaybı da metabolik hızı düşürüyor. Tartıya çıktığımız zaman kilo verdiğimizi düşünürüz, ancak kaybettiğimiz kilonun çoğunluğu su ve kastan oluyor. Metabolizma yavaşladığı için de diyeti bozma ya da bırakma sonrasında hızlı bir şekilde kilo alımı gözleniyor.
Kadınlara Ücretsiz HPV Taraması Yapılacak
Türkiye genelinde aile hekimlerince kadınlarda görülen rahim ağzı kanserine yol açan HPV enfeksiyonuna karşı yeni ve etkin bir tarama metodu olan ''HPV-DNA taraması'' yapılacak. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, kadınlarda görülen rahim ağzı kanserlerinin HPV (Human Papilloma Virus) HPV adı verilen bir enfeksiyon nedeniyle geliştiğini söyledi.
Selülitler Hakkında Yanlış Bilinenler
Birçok bayan yanlış bilinen bu bilgiler ile selülitlerden kurtulmayı planlamaktadır. Yapılan birçok uygulama her zaman doğru olmayabiliyor. Halk arasında en çok konuşulan bu yanlış bilgilere göz atacağız. Örneğin; kilo problemlerinin selülitler ile alakası olduğunu düşünenler. Ayrıca bu tür düşünenlerin bol su tüketerek selülitlerden kurtulabileceğini düşünmektedir. Uzmanlar, bu tür düşünceye sahip kişilerin kesinlikle yanlış bilgilendirildiğini söylemektedir. Bu yazımızda her detaya ineceğiz ve aklınızda kalmış yanlış bilgilerden sizleri arındıracağız. Gerçek anlamda selülitlerden nasıl kurtuluruz ;
Reklam
Her Küçük Burun, Güzel Burun Değildir
Estetik burun ameliyatları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık yapılan operasyonların başında gelir. Fonksiyonel estetik burun operasyonu ciddi tecrübe, sanatsal yaklaşım ve bilgi birikimi gerektiren zor bir ameliyattır. Burnumuz insan sağlığı ve yaşam kalitesi açısından çok önemli bir organdır. Aynı zamanda yüzümüzün tam ortasında bulunan ve yüzümüze karakteristik özelliğini veren, estetik anlamda da önemli bir organdır.İyi Koku Alamayan İyi Tat Da Alamaz Burnumuz solunum sistemimizin başlangıç noktasıdır. Sağlıklı nefes almamız, sağlıklı bir burun yapısı ile olur. Aynı zamanda aldığımız havanın nemlendirilmesi, ısıtılması, aldığımız havadaki toz ve partiküllerin filtre edilerek tutulması burun sayesinde olur. Koku alma duyusu burnumuz sayesinde gerçekleşir. Koku alma duyusu, tat alma ile direkt ilişkilidir. Koku almadaki azalma, tat alma duyusunda da azalma yapabilir. Burundan alınan sağlıklı hava, orta kulağımızın havalanmasını sağlar. Burnumuz sesimizin bize özgü olmasını sağlar. Burundan alınan sağlıklı hava bize dinçlik, zindelik ve gençlik verir. Burun ameliyatlarının sadece estetik amaçla uygulanmadığını, sağlık için de uygulanabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Yusuf Can burnumuzun tüm bu fonksiyonları ile estetik görünümü birbiri ile etkileşim halindedir. Bu neden ile fonksiyonel estetik burun ameliyatlarından bahsederken her şeyden önce sağlıklı nefes alabilen ama aynı zamanda güzel ve doğal görünen burundan söz etmek gerekir. Güzel Burun Küçük Burun Değildir Burun ameliyatlarının sadece estetik amaçla uygulanmadığını, sağlık için de uygulanabileceğini belirten Dr. Yusuf Can, burun şeklinden memnun olmayan bir hasta için güzel yapılmış bir burun onu çok mutlu eder. Ama güzel burun sadece küçük bir burun değildir. Yüze uyumlu olan, yandan, önden, alttan, üstten güzel görülmelidir. Sadece Estetiği Değil Nefes Alması Da Önemli İşte hem görsel açıdan hem de burun fonksiyonları açısından çok iyi, başarılı bir sonuç alabilmek için her şeyden önce burunun analizi çok ama çok iyi yapılmalıdır. Burundaki problemler hasta ile detaylı olarak konuşulmalı, tüm sorunlar not edilmelidir. Burun öncelikle çok özenle muayene edilmeli, tanıyı çok doğru koymak için gerekli görülürse tetkikler yapılmalı ve görüntüleme yöntemleri istenmelidir.
Kemerlerinizi Bağlayın
İtalya’da yaşayan ünlü yönetmen Ferzan Özpetek yine seyirciyi derinden etkileyecek tutkulu ama bir o kadar da dramatik bir aşk hikayesi yarattı.Ülkemizde 14 Mart’ta vizyona giren yeni filmi “Kemerlerinizi Bağlayın/ Allacciate le Cinture” ünlü yönetmenin son filmlerine göre pek neşeli bir film sayılmaz. Filmi izlemeye başladığınızda kendinizi çok derin bir aşk hikayesinin içinde bulacağınızı zannedip bir anda kanser hastalığının korkunç etkileriyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ferzan Özpetek bu sefer, izleyicinin eğlenceli, bol kahkahalı ve kalabalık İtalyan ailelerinin gürültülü akşam yemekleriyle geçen senaryo beklentilerinin tam tersi ile karşımızda. İzleyicinin hayata ve kansere isyan edip hüngür hüngür ağlamasına sebep olabilecek kadar dramatik bir senaryo yazmış Özpetek, ünlü senarist Gianni Romoli ile birlikte. Film, iki kişinin aşkından çok, Kessia Smutniak’ın canlandırdığı Elena karakterinin yıllar boyu geçirdiği değişimi ve olgunlaşmasını ele alıyor. Diğer başrol oyuncusu yani esas adamımız Antonio (Francesco Arca) ise diğer oyunculara kıyasla biraz sönük kalıyor. Kendisinin ilk sinema deneyimi olmasına rağmen filmin bir kısmında canlandırdığı 13 yıl sonraki Antonio için 12 kilo alması yine de takdir edilemeyecek bir durum değil. Film, Elena ve Antonio’nun çekişmeli ama bir o kadar da tutkuyla anlatılan aşkıyla başlayıp bir anda 13 yıl sonrasına geçiliyor. Bu tip geçişler her zaman izleyicinin dikkatini çekmiş ve filmi sıradan bir romantik- komedi havasından çıkartıp daha heyecanlı bir aşk filmine dönüştürmüştür. Ancak Ferzan Özpetek bunu bir çok karakteri tanıtmadan ve bazı olayların ucunu açık bırakarak yapmış. E haliyle bu durum izleyicinin kafasında tam Elena ve Antonio’nun tutkulu aşkıyla oluşmuş kalplerin soru işaretlerine dönüşmesine neden oluyor. Çünkü filmin devamında gördüğümüz çift hiç de birbirine inanılmaz derecede aşık ve tutkulu bir çift değil. Ta ki Elena’nın tedavisi sırasında Antonio ile arasında geçen olaylara tanık olana kadar. Gelelim filmde bizlere tanıdık gelen ve Ferzan Özpetek filmlerinde her zaman olan detaylara. İlk olarak filmdeki aile bireyleri çok sempatik ve aralarında sürekli bir didişme durumu olsa da birbirlerine son derece bağlılar. Bunları Elena’nın ailesi için söylüyoruz çünkü esas erkek Antonio’nun ailesi anlatılmıyor filmde. Bir başka güzellik ise tabi ki müzikler. Ferzan Özpetek her zamanki gibi müzik seçimleri ile izleyiciyi senaryonun içine çekmeyi çok iyi başarıyor. Diğer filmlerinde genelde Sezen Aksu parçalarına yer veren yönetmen bu defa Aynur Doğan’ın seslendirdiği kürtçe “Bexo” parçası ile izleyiciye bambaşka bir müzik keyfi sunuyor. Filmde Özpetek’in diğer filmlerinden tanıdığımız yüzler de var Paola Minaccioni (Egle) ve Elena Sofia Ricci ( Dora) gibi. Filmin en çok güldüren karakterleri diyebiliriz onlar için. Filmde çok kısa yer verilen Elena’nın en yakın gay arkadaşı Fabio (Flippo Scicchitono) filme yakışıyor ve rahat tavırlarıyla izleyiciyi etkiliyor. Filme yüzeysel bir şekilde baktığınızda bir aşk filminde dikkat çekebilecek çoğu unsur var; yasak aşk, tutku, aldatma, sadakatsizlik ve dram. Ancak tüm bunlar bir arada kullanılmak istenirken izleyicinin kafasında nasıl, neden, ne oldu gibi sorular oluşuyor. Kimi izleyiciye göre filmi iyi yapan şey bu soru işaretlerinin oluşması aslında ama kimine göre de filmde ‘tamamlanmamış’ duygusu yaratıyor. Tüm bu tartışmalar izleyicinin film hakkında konuşmasını sağladığı için aslında senarist ve yönetmenin kıvrak zekasına hayran kalmamak elde değil. Ferzan Özpetek’in 10. filmi Kemerlerinizi Bağlayın’ı olumlu ve olumsuz yanlarıyla ele aldık. Eğer İtalyan sineması sizin de ilginizi çekiyorsa izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle meme kanserine ilgi çekmek açısından son derece önemli. İstanbul Bilgi Üniversitesi iletişim Fakültesi öğrencisi Selin Tunca’nın yazısı zete’nin genç dergisi Üniverzete‘den alınmıştırZete
Reklam
Unutkanlığa Son Verecek Beslenme Önerileri
Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar, çağın hastalığı haline gelen unutkanlığa son verecek beslenme önerilerini açıkladı. Unutkanlık probleminin, günlük beslenmede alınacak önlemlerle yenilebileceğini ifade eden Kanar, beynin yaşlanmasını yavaşlatmak için her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketmek gerektiğini vurguladı. Özellikle tam tahıllı ekmek tüketiminin beynin genç kalması için önemli bir besin olduğunu hatırlatan Kanar, ekmek yemeden kalıcı kilo verilemediği gibi ekmeksiz diyetlerin beyin fonksiyonlarının yavaşlamasına sebep olduğunu anlattı. Diyetisyen Kanar, unutkanlığa çare olacak vitaminlerin hangi besinlerden alınabildiğini, güçlü bir hafıza için ceviz, havuç, ananas, tarçın, yoğurt ve balık gibi besinlerin önemini ayrıntılı olarak açıkladı. Unutkanlık sorunu yaşayan bireylerin tüketmemesi gereken besinleri ve Alzheimer düşmanı içecekleri de ele aldı. İşte unutkanlığa çare olacak beslenme önerileri… Beynimiz için D ve E vitamini şart D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenin ya da 1000IU D vit3 tableti kullanın. E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, karabuğday, çavdar, kinoa, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. Tam tahıllı ekmeği hayatınızdan asla çıkarmayın. Kırmızı meyveleri tüketin, beyniniz yaşlanmasın Beyninin yaşlanmamasını istiyorsanız her öğünde en az 1 dilim ekmek tüketin. Unutmayın, ekmeksiz diyet beynin yaşlanmasına neden oluyor! Polifenol içeriği yüksek kırmızı meyveler de beyni genç tutan besinler arasında. Tam bir antioksidan deposu olan nefis ara öğün alternatifleri kırmızı meyveler; serbest radikalleri nötralize ederek yaşlanmaya karşı beyninizin direncini arttırıyor. B12 takviyesi alın B12 vitamini; et, tavuk, balık, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunuyor. Haftada 3 gün kırmızı et, her gün 4 porsiyon süt ve süt ürünü ve her gün 1 yumurta tüketimiyle B12 kaynaklarından faydalanabilirsiniz. Eğer hala B12 eksikliği görülüyorsa doktorunuzun reçetesi ile B12 enjeksiyonu kullanın. B12 enjeksiyonu kilo yapmıyor. Aksine vücudun diyet motivasyonunu arttırarak karbonhidratın yakılmasını hızlandırıyor. Unutkanlığa mucize çözüm: BalıkOmega-3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Balık, içerdiği omega-3 yağ asidi ile unutkanlığınıza mucize çözüm. Omega-3 beyinde sinir iletimini arttırma özelliğiyle yaşlanma sürecini azaltıyor. Balık mevsiminde olduğumuz şu günlerde haftada en az iki kez balık tüketin. Balık tüketmediğiniz günler, balık yağı tableti alarak bu ihtiyacınızı tamamlayın. Ancak omega-3 yağ asidinin tüketim miktarı, yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın. Unutkanlığın en iyi çarelerinden biri, Yoğurtİster ayran olarak ara öğünlerde tüketin, ister yoğurt ya da cacık olarak ana öğünlerinizin yanında ama unutkanlığı önlemek istiyorsanız yoğurt tüketimi şart! Yoğurdun içerisindeki tirozin adlı madde sadece unutkanlığınıza çare olmuyor, aynı zamanda beyninizi uyararak hızlı düşünmenize ve enerjik olmanıza da katkıda bulunuyor.saglikhaberleri.com.tr
Yeşil Kahve Zayıflatıyor Mu?
Yeşil kahve yalnızca kavrulmamış veya çiğ kahve ile yapılan bir kahve türüdür. Zayıflama konusunda gösterdiği etki, bir tür antioksidan olan klorojenik asit içermesinden kaynaklanır. Klorojenik asit, ince bağırsakta glikoz emilimini ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımını engeller. Bu da kandaki glikoz seviyesinin azalmasına ve vücudun enerji için karbonhidratların yerine yağ hücrelerini kullanmasına yol açar ve sonuç olarak vücutta yağ kaybı sağlanır. Yeşil kahvede yüksek miktarda bulunan bu asit, kavrulmuş kahvelerde ise eser miktarda bulunur. Yeşil kahve çekirdeklerinin 1 gramında 34,4 – 41,6 mg klorojenik asit vardır. 230 derecede 12 dakika boyunca kavrulan kahvede asidin hemen hemen yarısı kayba uğrarken, 250 derecede 21 dakika kavrulan kahvede de neredeyse tamamen tükenir. Çoğu kavrulmuş kahvede gram başına 2-7 mg klorojenik asit bulunur. Yeşil kahve, kavrulmuş kahve gibi demlenemediği için sadece yeşil kahve ekstresi şeklinde tüketilebilir. Birçok marka da yeşil kahve ile kavrulmuş kahvenin bir arada bulunduğu karışımlar sunmakta, yalnızca ekstre olarak bulunan ve kahve içermeyen çeşidi ise supleman olarak satılmaktadır. Ancak, böyle bir ürün kullanmadan önce herhangi bir yan etkisi olup olmadığını öğrenmek adına mutlaka doktora danışılması gerekir.
Reklam
Gençliğinizi Heba Edecek 10 Ev Arkadaşı Tipi
Çağın vebası, kanayan yara, tüm çıplaklığıyla ev arkadaşı dosyası. Genç yaşta nasıl hayata küstüm, ben nasıl tansiyon hastası oldum, saçlarım neden bu kadar genç yaşta döküldü vb soruların cevabı burada.
Yorgun Bakışlara Doğal Çözümler
Tüm gün işte, okulda yaşanan stresli zamanlar, uzun  saatler çalışma, düzenli olmayan uykular ve daha birçok nedenden dolayı bakışlarımız giderek daha da yorgunlaşıyor. Çok küçük yaşlardan başlayan yoğun okul temposunun ileride iş hayatına dönüşmesiyle hayatımızın her anı koşturmakla geçiyor.Giderek kendimize daha az zaman ayırır olmaya başlıyoruz.Tabiki vücudumuz da buna karşı tepkiler veriyor.En büyük etmeni düzensiz uyku, stres ve az su tüketimi olan göz altı morlukları/halkaları bizi olduğumuzdan çok daha yaşlı ve yorgun gösteriyor.Bunu engellemek çokta zor değil. Evde doğal yollardan elde edeceğimiz kür ve maskelerle bakışlarımızı daha çok canlandırabiliriz! Kivili maske Bir adet kiviyi rendeleyip 4 damla avakado yağıyla iyice harmanladıktan sonra göz altlarınıza uygulayın.10 dakika bekledikten sonra dikkatlice pamukla temizleyin.İlk andan itibaren bile ferahlığını hissedeceksiniz. Çay Kürü Zambak, papatya, ıhlamur ve lavanta çaylarıyla yapılan güzellik kürleri gözlerdeki yorgunluk , şişlikleri ve morarmaları gideriyor.Bunun için örneğin bir tutam ıhlamuru 1 çay fincanı kaynar suya ilave edip 10 dakika bekletin. Süzüp soğumaya bırakın. 2 makyaj pamuğunu çaya batırıp göz kapaklarınıza uygulayın. 10 dakika bekleyip, yıkayın. Rahatlığı hemen hissedeceksiniz. Kahve ve Yumurta Akı Maskesi Bir çorba kaşığı kahveyi bir yumurta akı ile karıştırın. Hazırladığınız Karışımı bir gazlı bezin üstüne koyun. Yaklaşık 15-20 dk göz altı morluklarının oluştuğu bölgede bekletin. Bunu yaptıktan Sonra göz altında oluşan morlukları ve şişkinlerin gideceğini fark edeceksiniz. Elma Maskesi Göz çevresinde oluşan morluklar için elma kabuğu çok iyi bir yöntemdir. Bir Elmayı soyun ve kabuklarını gözünüzün üstüne koyun. Göz altı morlukların gideceğini göreceksiniz.
Bitter Çikolata, Obeziteyi Önlüyor
Yapılan bir araştırmaya göre kakao yani bitter çikolata obezite ve tip 2 diyabeti önleyebiliyor Sağlıksız beslenme ile birlikte tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, insülin direnci gibi hastalıklar da artıyor. Yapılan bir araştırmaya göre kakao yani bitter çikolata obezite ve tip 2 diyabeti önleyebiliyor. Agricultural and Food Chemistry isimli bilimsel dergide yayınlanan bir makaleye göre kakaoda bulunan antioksidanlar kilo almayı önleyebileceği gibi kan şekeri seviyesini de düşürüyor. Dr. Andrew Nilson , kakaonun flavanoid bakımından en zengin besinlerden biri olmasının böyle bir etki yarattığını belirtti. Flavanoidler tip 2 diyabeti de önledi Dünyada birçok insanı tehdit eden tip 2 diyabetin en önemli nedeni karbonhidrat ağırlıklı ve aşırı yağlı beslenme. Flavanoidlerin bu etkisi ise insanlar için oldukça faydalı. Çünkü yapılan birçok araştırma, bir çeşit antioksidan olan flavanoidlerin tip 2 diyabeti önlemede etkisini gösteriyor. Tabii ayrıca cilt yaşlanmasını önlemek gibi faydaları da mevcut. Yüksek yağlı beslenenlerde flavanoidler kilo almayı önledi Bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları araştırmada iki gruba ayırdığı fareleri yüksek ve az yağlı diyetlerle besledi. Yüksek oranda yağ tüketen farelere ise farklı flavanoidler verdi. Bunun sonucunda oligomerik prokanidin (PCs) ismi verilen madde farelerin kilosu üzerinde en büyük farkı yarattı. Ayrıca şeker toleransında da gelişme yarattı ve bu da tip 2 diyabetin önlenmesinde etkili oldu. Louisiana Eyalet Üniversitesi'nden bilim adamları kakaoda bulunan oligomerik PCs maddesinin kan basıncını da düşürdüğü ve kalp sağlığı üzerinde olumlu gelişmeleri olduğunu belirtti.t24.com.tr
Reklam
Kadınlar Neden Orgazm Olamıyor?
Kadınlarda en sık görülen cinsel sorunların başında orgazm olamama geliyor. Psikolojik ve bedensel sağlığın yanında, eşler arasında da problem yaratabilen konu olabiliyor. Oysa kadınlar eşleri ile konuşup bedenlerini önemserlerse cinsel yaşam kalitelerini artırabilirler. Terapi İstanbul, Çift ve Seks Terapisi Uzmanı Psikolog Ayşe Kayhan, “Kadının cinsel kimliğini geliştirmede, ifadede, sağlık hizmetine ve bilgiye ulaşmadaki eşitsizlik, yetişkin olarak aktif cinsel yaşamını da etkilemektedir. Kadın bedenini tanımamakta hatta ergenliğinde, bedenine ilişkin meraklarının önü kesilmiş, cinsel bilgi ve ilgilerini kendileri adına ertelemişlerdir. İlgi ve bilginin eksikliği ile başlayan aktif yaşam, vajinismus dahil tüm sorunları beraberinde getirir” diyor ve orgazm olamamanın da bu sorunlardan biri olduğunu söylüyor. Kayhan, orgazm sorunu ile ilgili şu bilgileri veriyor: Orgazm olamama sorunu neden olur? Çiftler arasında ilişkinin içeriğindeki uyumun bozulması Karşılıklı cinsel ilginin kaybolması Kadının sevişmeye dair taleplerini söyleyememesi Erkeğin bencil sevişmesi, yalnızca boşalma odaklı seks yapması Erkeğin bu konuda konuşmaya açık olmaması Kadının konuşmaya nereden başlayacağını bilememesi Beden tanımanın her iki cins açısından da yetersiz olması Kadın neden orgazm taklidi yapar? “Bu şartlar altında kadının devam eden ilişkisinde sorun çıkmasın diye konuşmaması ya da orgazmı hiç tanımadığından talepkar olmaması sorunları beraberinde getirir. Talep edip bu konuda konuşmaya başladığında, ilişkiyi kaybetmekten, yeni şeyler öğrenmekten korku duyma halleri dolayısıyla öğrenilmiş davranışlarla orgazm taklidi yapma yolunu seçerler. Kadın için uyaran, istenildiği hissi ile başlar bu hissi yaratmak göz, söz ve önemsenme davranışını görmekle başlar. İstediği erkek tarafından dokunulmak, okşanmak, bedenin yeniden keşfedilircesine okşanması ve öpülmesi, zaman ayrılması, vajinaya değil onunla sevişilmesine önem verilmesi, klitoral uyarının önemsenmesi kadının orgazm olmasını sağlayan etkenlerdir.” Kadın ve erkeğin sekse yaklaşımı nasıldır? Erkek için çıplak kadın bedeni, cinsel uyaran teşkil eder. Ama bir kadın için tanımadığı erkeğin çıplak bedeni hiçbir uyaran teşkil etmeyecektir. Bu kadar net bir ayrım, sekse yaklaşım farkını da getirir. Ama cinsel ilişki iki kişinin yaptığı bir danstır. Bu dansta adımlar iki kişinin isteği ve talebi ile uyumlanır, ritim de birlikte belirlenirse keyif mümkün olur. Tek taraflı boşalma endeksli sekste teknik boşalmadan öteye geçmez ve keyiften söz edilemez. Kadın orgazm sorununun üstesinden nasıl gelir? “Cinsellik devrimci, yeniden ve yeniden yapılandırılabilir bir alandır. Kadınlar bedenlerini önemsemeliler; öğrenmeyi, bedenlerini keşfetmeyi ertelememeli; mastürbasyonun bu keşifteki yerini unutmamalılar. Eşleri ile konuşmaktan çekinmemeli ve cinsel yaşam kalitesini artırmak için birlikte yeniliklere açık olmalıdırlar.”
Reklam
Sivilce Nasıl Geçer?
Sivilce, özgüveni azaltan, sosyal hayatı etkileyen önemli bir sorun. Sadece ergenlikte döneminde değil, hayatın sonraki dönemlerinde de karşılaşılabiliyor. Peki ama yüzdeki, sırttaki ve vücudun diğer bölgelerindeki sivilcelerle nasıl baş etmek gerekir? Öncelikle kullandığınız kozmetik malzemelerini iyi seçmelisiniz Sivilceli cilde sahip olanların daha çok su bazlı kozmetikleri tercih etmesi gerekiyor. Yağlı kozmetik ürünler, gözenekleri tıkayarak, akne gelişmesine neden olmaktadır. Yağlı saç kozmetikleri; saçlarda ve alın hattında akne gelişmesine sebebiyet verebilir. Akneli cilde sahip olan kişilerin yağsız, su bazlı, non-komedojenik ibaresi bulunan kozmetik ürünleri tercih etmeleri gerekir. Sivilceli cildin nefes alamabilmesi için makyaj mümkün olduğunca az yapılmalı, gece yatmadan önce çıkarılmalıdır. Sivilcelerinizi ellemeyin Sivilcelerinizi sıkmak sivilcenin dağılmasını kolaylaştıracağı gibi aynı zamanda da leke kalmasına sebep olacaktır. O bölgeye elle temas halinde dahi mikrobun başka bir bölgeye yani sivilce olmayan bölgeye bulaşması çok hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bol su için Böylece cildin esnekliği artar, atıkların gözeneklerden çıkmasına yardımcı olur. Sigara ve Alkol kullanmayın Cildi sıkı tutan elastik dokulara zarar verir. Kırmızı noktalar ve kaşıntı yapar. Stres tabi ki sivilcelerin çıkmasında da çok büyük bir etkendir. Bu yüzden stresten kaçının. Yiyeceklerinizi doğru seçin Sivilceye sebebiyet veren yiyeceklerden uzak durun. Kuruyemiş, turşu, baharatlı gıdalar gibi. Duş almayı sıklaştırın Terlediğiniz zaman duş alın. Terli cilt sivilceleri artırır. Bakteriler nemli ortamı sever. Nemli giysilerde giymeyiniz. Saçlarınızı mümkün olduğunca yüzünüzden uzak tutun. A Vitamini kurtarıcıdır A vitamini içeren yiyecekleri çok tüketin. A vitamini şu besinlerde bulunur. Havuç, yeşil biber, elma, armut, patlıcan, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, ıspanak, taze fasulye, patates ve domates. Evinizde de rahat ve kolay bir tedavi uygulayabilirsiniz. Limon suyu kurutucu ve leke giderici özelliğe sahiptir. Kekik ve lavanta suyu antimikrobik özelliktedir. Gül suyu arındırıcıdır. Papatya çayı iltihap dindiricidir. Yeşil çay iltihap dindiricidir. Cildi yenileyen antioksidanlar içerir. Yoğurt cildi yumuşatır ve pürüzsüzleştirir. Kil gözenekleri arındırır. Yulaf vitamin ve mineraller içerir. Öğütülmüş yulaf deriyi düzgünleştirir. Bal deriyi nemlendirir. Antimikrobik etkisi vardır. Gliserin yağlandırmadan nemlendirir. Meyveler ve sebzeler cilde çok faydalı, cildi yenileyen antioksidanlar içerirler. Elma ve üzüm sirkesi antimikrobik ve cildi yenileme özelliklerine sahiptir.
Kanser Konusunda 10 Yanlış İnanış
Kanser, günümüzde en çok korkulan ve tedavisi en zor hastalık grubu olarak görülmektedir. Dünyada ve Türkiye’de bilinen ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanserin görülme sıklığı, çevresel etkenler ve yanlış yaşam tarzı nedeniyle giderek artmaktadır. Kanseri önlemenin en önemli yolu ise hastalığı tanımak ve bu konuda bilinçlenmekten geçmektedir. Memorial Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir 1-7 Nisan Kanser Haftası’nda kanser hastalığı hakkında toplumsal bilinci artırmak amacıyla yanlış bilinenler hakkında bilgi verdi. Yanlış! Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Dokunma, birlikte yaşama ve oturma ile kişi kanser hastalığını başka birine bulaştıramaz. Rahim ağzı (serviks) kanseri, karaciğer kanseri gibi bazı kanserlerin nedenleri arasında virüsler vardır. Bu virüsler insandan insana bulaşmaktadır. Yanlış! Hastalığı ilerlemiş kanser hastalarında ağrı daha çok görülmekle birlikte bazı kanserler hiçbir zaman ağrıya yol açmaz. Kanser, ağrı demek değildir. Ağrısı olan kanser hastaların da ilaçlar ile ağrı kontrolü çok başarılı bir şekilde sağlanabilmektedir. Yanlış! Vücuttaki tüm hücreler enerji için şeker tüketirler. Kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha fazla şeker tükettikleri gerçektir. Bununla birlikte şeker yemenin kanseri büyüttüğünü, hastalığın kötüleşmesine yol açtığına dair bir kanıt yoktur. Şekersiz beslenmenin de kanserin iyileşmesine bir katkısı yoktur. Fazla şekerli beslenme kilo almaya yol açar. Obezitenin de bazı kanser türleri ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Sebzelerde, meyvelerde, tahıllarda doğal olarak bulunan şekerler vücudumuz için gereklidir. Kaçınılması gereken kekler, kurabiyeler, tatlılar ve bazı içeceklerde bulunan işlenmiş şekerlerdir. Yanlış! Kanserin kendisi saç kaybına yol açmamaktadır. İleri evre durumlarda bile bu durum görülmez ancak tedavide kullanılan bazı ilaçlar saç dökülmesine sebep olmaktadır. Ayrıca beyin ışınlaması gereken durumlarda radyoterapi nedeniyle görülebilmektedir. Ancak son yıllarda kanser tedavisinde giderek daha fazla kullanılan akıllı ilaçlar ile artık saç kaybı oluşmamaktadır. Yanlış! Tüm kanserlerin sadece %5-10’u kalıtsaldır; yani ebeveynlerden alınan genler nedeni ile olabilmektedir. Buna “kanser genleri” denilmektedir. Bu durumda genellikle aile üyelerinin çoğunda aynı tip kanser gelişebilmektedir. Meme, yumurtalık (over), kalın bağırsak kanserleri kalıtsal olabilen kanser türlerindendir. Bu genleri taşımak kanserin kesinlikle gelişeceği anlamına gelmemektedir, sadece gelişme riski daha fazladır. Yanlış! Ailede kanser hikayesi görülmemesi o kişide de kanser gelişmeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanser gelişme riskini belirleyen en önemli faktörler yaşam tarzı ve çevresel faktörlerdir. Tüm kanserlerin %90-95’i bu faktörler nedeni ile gelişmektedir. Yanlış! Yapılan çalışmalarda şimdiye kadar koltukaltı ter ve koku gidericileri kullanan ve saçını boyatan kişilerde kanser riskinin arttığı gösterilmemiştir. Yanlış! Kanserin kesin tanısı çoğunlukla biyopsi ile konulmaktadır. Biyopsi ile tümörden doku parçasının patolojik incelenmesi ile kanserin varlığı ve tipi saptanır. Ayrıca uygulanacak tedavi belirlenmektedir. Biyopsi yapılması ya da ameliyat gibi doğru prensiplere göre yapılan bu cerrahi işlemler hastalığın yayılmasına, kötüleşmesine yol açmamaktadır. Yanlış! Kanser tek bir hastalık değildir. Farklı sebepleri olan farklı hastalıklar grubudur. Her kanser farklı özelliklere sahiptir. Tümör dokusunun bu özelliklerine göre tedavi belirlenir. Hastanın yaşına; diğer hastalıkların olup olmamasına; kanserin nerede olduğuna, yayılıp yayılmadığına, ne kadar yayıldığına göre de uygulanacak tedavi değişmektedir. Kısacası kanser tedavisi, “kişiye özel tedavi”dir. Yanlış! Günümüzde kanserden korunma, erken teşhis ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemeler ile kanser etkili bir şekilde tedavi edilmekte, sağ kalım oranları %60’ı geçmektedir. Bu oran giderek artmaktadır. Tedavilerdeki başarı teşhis zamanında hastalığın yaygınlığına, kanserin türüne göre değişmektedir. Meme, kalın bağırsak, prostat kanserlerinde erken evrelerde tedavi mümkündür. Ayrıca testis kanseri, lenfomalar gibi bazı kanser türlerinde ileri evrelerde bile iyileşme sağlanabilmektedir. Sağlık Rehberi dışında kurumsal web sitemizde hasta ve ziyaretçilerimizin dikkatine alttaki rehberler de sunulmaktadır.
Bu Testler Kansere Karşı Hayat Kurtarıyor
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Şirin Parkan, kanserin erken teşhisi için yaptırılabilecek 12 testi anlşatıyor:1-Mamografi Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin başında gelen meme kanserinin erken teşhisi için sürekli takip yapılması çok önemli. Meme kanseri riski taşımayan tüm kadınların da 40 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak mamografik takiplerinin yapılması gerekiyor. Ailesinden meme kanseri öyküsü olan kadınlarınsa 25 yaşından itibaren doktor kontrolünde olmaları büyük önek taşıyor.2-Smear Testi Rahim ağzı kanseri özellikle cinsel olarak aktif tüm kadınların korkulu rüyası ve kanser nedenli kadın ölümlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Bu nedenle tüm kadınların, cinsel yaşamları başladığı andan itibaren düzenli olarak smear testi yaptırması öneriliyor. Jinekolojik muayenenin de yılda 1 kere yapılması, erken teşhis açısından hayati bir öneme sahip.3-PSA Testi Erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında ikinci sırada yer alan prostat kanserine karşı her erkeğin 40 yaşında PSA baktırması önemli. PSA seviyesi 1'in altındaysa, testin 45 yaşında tekrar ettirilmesi, yine 1'in altında çıkarsa 50 yanışında tekrarlanması yeterli. Ancak seviye 1'in üzerindeyse, daha sık aralıklarla PSA testi yaptırmak gerekiyor. Çünkü bir kan belirteciyle teşhis konulabilen tek tümör prostat kanserleri. Ancak prostat kanseri erken tanısında sadece PSA baktırmak yeterli değil, hiçbir zaman doktor tarafından yapılacak rektal muayenenin yerini tutmuyor. O nedenle özellikle 50 yaşından itibaren düzenli doktor muayenesini ihmal etmemek gerekiyor.4-Kolonoskopi Kalınbağırsak kanserine karşı 50 yaşından itibaren kolonoskopi yaptırılması öneriliyor. Eğer bir polip bulunamazsa 5 yılda bir tekrarlanması yeterli. Kolon kanserinin erken teşhis edildiğinde ilk 5 yılda hayatta kalma oranının yüzde 90 olduğunu ama geç kalındığında bu oranın çok düştüğünü unutmamak gerekiyor.5-Ben takibi Özellikle çok açık bir ten rengine sahip olanlar ve vücudunda fazla ben bulunanlar cilt kanseri konusunda daha yüksek risk faktörü altında. Yapısal özellikleri bu şekilde olanların, düzenli olarak benlerini bir dermatoloji uzmanlarına inceletmeleri cilt kanserinin erken teşhisi açısından önemli.6-Kan testi Kansere karşı yapılan kan testlerinde, 'eritrosit' olarak bilinen oksijen taşıyan kırmızı kan hücreleri ve 'lökosit' olarak bilinen hastalıklara karşı savunmamızı sağlayan beyaz kan hücreleri inceleniyor. Yapılan testlerde, kan hücrelerin sayıları ve büyüklüklerine bakılıyor.7-Gaitada gizli kan testi Dışkıda gizli kan testi olarak bilinen 'gaitada gizli kan testi', 40 yaşından sonra yaptırılması gereken bir test. Bu test, öncelikli olarak kolon kanserinin erken teşhisi için kullanılıyor. Rutin olarak yaptırılması önerilen gizli kan testiyle, sadece mikroskobik inceleme ile görülebilen kan gaitada inceleniyor.8-İdrar tahlili İdrar yolu, böbrek ve mesanede meydana gelebilecek kanser türlerinin tespiti için 'idrar sitolojisi' ile idrar incelemesi yapmak mümkün. Bu testte,mikroskop altında incelenen idrarda tespit edilen kan hücreleri üriner sistem kanserlerinin habercisi olabiliyor.9-Tiroit testleri Tiroit kanserine karşı erken tanı için,belli bir antikora bakılabiliyor. Bunun yanında tiroit ultrasonuyla da, var olan bir nodülün varlığı ve boyutu değerlendirilebiliyor.10-Akciğer kanseri testleri Akciğer kanseri kanser türleri arasında erken teşhisi en zor türlerden biri. Akciğer filminde bile çok belirginleşmedikçe görülemeyebilen bu kanser türüne karşı, son yıllarda geliştirilen yöntemler bulunuyor. Düşük ışın dozajlı spiral bilgisayar tomografisi gibi yeni geliştirilen bu tekniklerin güvenilir sonuçlar vermesi için çalışmalar sürdürülmekte. Özellikle yoğun sigara içenlerde artık bu tomografi öneriliyor.11-Tüm vücut MR Özellikle kanser şüphesi taşıyan ya da riski olan kişilerin rutin olarak tüm vücut MR çektirmeleri öneriliyor. Açlık, idrar sıkışıklığı gibi ön hazırlık gerektirmeyen uygulamada, radyoaktif maddelerin ve X ışınlarının kullanılmaması, testi yaptıranların sağlığı açısından önemli bir avantaj sağlıyor. Baştan dize kadar olan vücut bölgesini tek başına inceleyen MR görüntüleme cihazıyla check-up yöntemi, çocuk ve hamileler dahil kanser şüphesi taşıyan herkese uygulanabiliyor.12-Genetik Check-up Tükürük örneği üzerinden DNA analizi yapılarak gerçekleştirilen Genetik Check-up ile; aralarında bazı kanser türlerinin de bulunduğu belirli hastalıklara olan yatkınlık, çocuklara geçebilecek genler, bireylerin ilaçlara farklı yanıt vermesinden ve bazı yan etkilerden sorumlu genetik faktörler tespit edilebiliyor.
Selülit ile Başa Çıkmanın Yolları
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür’ün de “Selülit-Beslenme İlişkisi”ni anlatıyor. Selülitle baş edebilmek adına anti-selülit ürünü Elancyl Cellu Slim de yardımımza koşuyor. Elancyl Cellu Slim basın toplantısı Pierre Fabre Dermokozmetik Pazarlama Direktörü Magali Eclache, Pierre Fabre Dermokozmetik Eğitim Müdürü Elif Saygılı ve Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür’ün katılımıyla gerçekleşti. Pierre Fabre Dermokozmetik Pazarlama Direktörü Magali Eclache toplantı ile ilgili olarak; “Elancyl, 40 yıldan uzun bir süredir sadece eczanelerde bulunan, incelme pazarında öncü ve her zaman ilkleri uygulayan lider markadır. Yenilenen formülü ile CELLU SLIM en dirençli yağları bile parçalayan, ilk inceltici anti-selülit ürünüdür. 2014′de Elancyl yeni ürün ler piyasaya sürdü. Elancyl Cellu Slim İnceltici Bakım Ürünü, Elancyl Cellu Slim Ventre Plat Karın Bölgesi için Selülit Karşıtı İnceltici Jel, vücut bakımında ise Elancyl Duş Yağı, Enerji Veren Nemlendirici Süt ve Ferahlık ve Enerji Veren Sprey tüketicileriyle buluştu” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür “Bugün ne yerseniz, yarın onu giyersiniz” Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Sema Gübür ise; “Tek yönlü ve sağlıksız beslenme selülitin ana nedenlerinden biridir. Fast-food yiyecekler, doymuş yağ içeriği yüksek yiyecekler (hazır gıdalar), salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri damar tıkanmasına yol açtığı gibi, şeker ve tuz tüketiminin aşırı miktarda artması dokularda ödeme neden olduğu için selülit oluşumunda da etkili. Örneğin tuz içeriği yüksek olan turşu, konserve, şarküteri ürünler, konserve yiyecekler gibi yiyecekler çok fazla tüketilmemeli. Basit şeker içeriği yüksek çikolata, tatlılar, şekerlemeler, keklerden olabildiğince uzak durmak gerekir. Kızartma yerine, fırında pişirme, haşlama, ızgara gibi pişirme yöntemleri tercih edilmeli. Katı yağlardan uzak durulmalı. Fazla yağ tüketimi selülit oluşumuna veya selülitlerin artmasına neden olmakta. Günde en az 2-2.5 litre su içilmelidir. Sağlıklı beslenmeye ek olarak kişi düzenli olarak yürüyüş yapmalı, fiziksel aktivitesini artırmalıdır. Bol su içerek yürüyüş desteklenmeli bu şekilde sağlıklı bir dolaşım sistemi ile selülitlerden korunmak ve selülitleri azaltmak mümkün. Selülitten korunmak için yeterli ve dengeli BESLENME son derece önemlidir. Unutmayınız ki; bugün ne yerseniz, yarın onu giyersiniz!!!” diyor. Pierre Fabre Dermokozmetik Eğitim Müdürü Elif Saygılı ise konuşmasında Elancyl’in yenilenen formülünün içeriğindeki Cecropia, Kafein, Elma Ağacı Ekstresi, Schuan Biberi Esktresi, Sarmaşık Ekstresi’den bahsetti. “Bu çok etkin içerikle Elancyl Cellu Slim en inatçı selülitlere karşı bile etkili iyileşme sağlar. Yağ yakımı hızlanır, yağ depolanması engellenir. İnceltici ve ödem atıcı özelliği, portakal kabuğu görünümünü azaltmaya ve silüeti düzeltmeye yardımcı olur. Elancyl Cellu Slim, vücudun doğal incelme bioritmine uygun olarak, sabahları yağ yakmaya, geceleri ise yağ depolanmasını azaltmaya yardımcı olur. Elancyl Cellu Slim, her gün kalça, baldır ve basen bölgesine saat yönünde dairesel hareketlerle masaj yaparak uygulanır. Ürünün etkisi kullanım şekline, ne sıklıkla kullanıldığına ve yaşam tarzına bağlı olarak değişebilir.” diye anlatıyor.
Reklam