onedio
Google, İnsanların Genetik Bilgilerini de Toplayacak
Google şirketi, bugüne kadar yaptığı en büyük ve en zor sayılabilecek bir bilim projesine başlıyor. Projenin konusu ise bugüne kadar duyduklarınızdan tamamen farklı: İnsan bedeni. Baseline Study olarak adlandırılan proje için ilk olarak 175, daha sonra ise binlerce kişiden genetik ve moleküler veriler toplanacak. Şirketin umudu, bu verileri kullanarak sağlıklı bir insanın nasıl olması gerektiğini tamamen anlamak. Projenin ilk aşamaları, kan plazmasındaki HIV virüsü araştırmalarında kullanılan ucuz ve yüksek hacimli testlerin öncüsü olan 50 yaşındaki moleküler biyoloji uzmanı Andrew Conrad tarafından yürütülüyor. Google şirketinin araştırma birimi Google X'e 2013 yılının mart ayında katılan Conrad; fizyoloji, biokimya, optik, görüntüleme ve moleküler biyoloji uzmanlarından oluşan 70 ile 100 kişilik bir ekip kurdu. Elbette Google'ın projesi dışında tıp ve gen araştırmaları üzerine çalışmalar var. Ancak Baseline araştırması çok daha fazla sayıda yeni bilgiyi bir araya getirecek. Projenin araştırmacılara kalp krizi ve kanser gibi ölümcül hastalıkları erkenden teşhis etme ve hastalığın tedavi süresince değil de tanı konulduğu sırada ilaçla tedavi edilmesinde yardımcı olması umut ediliyor. Conrad, 'Her kompleks sistemde bu kavram mevcut ve temkinli bir şekilde sorunların üzerine gidiyor,' dedi ve ekledi, 'Bu devrim niteliğinde bir düşünce değil. Biz yalnızca 'Eğer ileriyi tahmin edebilecek olsaydık, neleri bilmemiz gerekirdi?' sorusunu soruyoruz. Bilmemiz gereken şey ise sağlıklı, düzgün bir insan bedeninin neye benzediği.' Projenin belirli hastalıklarla sınırlandırılmayacağı ve hastalıkların teşhisinde kullanacağı birçok araç sayesinde yüzlerce örnek toplayacağı belirtiliyor. Sonrasında ise Google, 'biyogösterge' adı verilen yapıları bulmak için gelişmiş bilgisayar teknolojilerinden yararlanacak. Bu biyogöstergelerin tıbbi araştırmalarda herhangi bir hastalığı çok önceden teşhis edebileceği umut ediliyor. Örneğin bu araştırmada, bazı insanların uzun yıllar boyunca yüksek kolestrol ve kalp krizinden uzak durmasını sağlayan ve yağ moleküllerini etkili bir şekilde parçalayabilen bir biyogöstergenin bulunabilir. Bu biyogöstergenin eksikliği ise erken yaşta kalp krizi geçirmelerine neden olabilir. Biyolog Conrad, Baseline'ın biyogöstergeyi bulmasının ardından araştırmacıların diğer insanlardaki biyogösterge eksikliklerini kontrol edebileceğini, bunu geliştirmelerini sağlayabileceğini veya yağ moleküllerini daha iyi parçalamaları için bir tedavi yönetimi geliştirebileceğini söyledi. Dünyanın en büyük bilgisayar ve veri merkezi ağlarını sahip olan Google, internette yaptığınız aramalarda anlık sonuçlar edinmenize olanak veriyor ve YouTube gibi verilere aç olan internet sitelerini yönetiyor. Google'ın bu başarıları artık tıbbi bilgilerin saklanmasında kullanılabilir ve diğer araştırmacıların bu verilere kolaylıkla erişmesini sağlayabilir. Araştırmalar genellikle hasta bireylerin üzerinde yapıldığı için, bugüne kadar keşfedilen çoğu biyogösterge hastalığın ileri safhasıyla ilgili bilgi veriyor. Stanford Üniversitesi'nın tıp fakültesine bağlı Radyoloji Bölümü'nü yöneten ve Conrad ile Baseline projesinde bir yılı aşkın süredir çalışan Sam Gambhir', araştırmacılar bu biyogöstergeleri hastalıkları erkenden teşhis etmek için kullandığını belirtti. Condrad ve Gambhir, bu projenin bilinmeyene doğru bir adım olduğunu kabul ediyor. Bunun sebeplerinden birkaçı insan vücudunun fazlasıyla kompleks bir yapı olması; DNA'lar, enzimler ve proteinler arasındaki etkileşim ve diyet gibi çevresel faktörlerin bu etkileşimi nasıl etkilediği hakkında çok az bilgiye sahip olunulması. Atılan bu adım, araştırmacılara hastalıklar hakkında çok fazla bilgi vermeyen biyogöstergeleri de ortaya çıkarabilir. Ancak durum ne olursa olsun, Conrad ilerlemenin 'ufak farklılıklarla' olmasını bekliyor. Gambhir, iş arkadaşı hakkında 'Conrad bunun bir veya iki yılda tamamlanabilecek bir yazılım projesi olmadığının farkında,' dedi ve ekledi, 'Eskiden kanseri tedavi etmekle ilgili konuşurduk ve birkaç yıldır bunu yapıyoruz. Öyle cümleler kurmamamız gerektiğini öğrendik.' Google, Baseline projesinde kullanılacak olan bilgilerin kimlere ait olduğunun bilinmeyeceğini ve bu bilgilerin kullanımının yalnızca tıp ve sağlık alanlarında kullanılacağını söyledi. Şirket ayrıca bu bilgilerin sigorta firmalarıyla da paylaşılmayacağını belirtti. Yine de Google'ın binlerce insana ait olan, hücrelerinin içindeki moleküllere kadar her türlü bilgiye sahip olacağı düşüncesi, mahremiyet ve adalet konularında ciddi sorunları gündeme getiriyor. Gelecekte bu tarz bilgilerin değeri, devamlı olarak kendi risklerini azaltmak adına çabalayan sigortacılar için paha biçilemez olabilir. Özellikle de iş görüşmeleri ve evlilik teklifleri gibi alanlarda bu bilgiler gizli olarak kullanılabilir. Baseline projesi, insanların katıldığı tüm tıbbi araştırmalarını denetleyen hastane etik kurulu tarafından takip edilecek. Araştırma tamamlandığında ise elde edilen verilerin nasıl kurulacağı, Duke Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi hastanelerinin etik kurulları tarafından belirlenecek. Gambhir, 'Tartışılan konulardan birinin bu olduğu kesin,' dedi, 'Google bu sonuçlarla istediğini yapma konusunda serbest olmayacak.' Baseline projesi kapsamındaki araştırmalar, klinik araştırma yapan bir firmayla birlikte bu yaz başladı. Projeye katılan 175 kişiden üre, kan, tükürük ve gözyaşı gibi vücut sıvıları alındı. Biyolog Conrad, Google'ın hangi firmayla çalıştığını belirtmedi. Ayrıca araştırmada katılımcılardan alınan doku örneklerinden oluşan bir veri deposu oluşturulacak. Conrad'ın ekibi bu sonuçları analiz ettikten sonra binlerce insanın katılabileceği daha kapsamlı bir araştırma yapmak adına Duke ve Stanford üniversitelerinin tıp fakülteleriyle birlikte çalışacak. Araştırmanın ilk basamağındaki araştırmaların yapıldığı klinik ile Duke ve Stanford üniversitelerinin klinikleri, Baseline projesi için gönüllüler toplayacak. Bu kliniklerde Google'da çalışmayan araştırmacılar da insanlardan numune alacak. Ayrıca bu araştırmacılar, isim ve sosyal güvenlik numaraları gibi katılımcıların kimliğini belirleyen bilgileri de ortadan kaldıracak. Google ve araştırmacıların, kişisel bilgilerin ortadan kaldırılmasından sonra bu verilere erişebileceği belirtildi. Klinik çalışmalar sonucunda elde edilen veriler katılımcıların tüm genleri ve ebeveynlerinin genetik geçmişleriyle ilgili bilgiler içerecek. Bunların yanı sıra yiyecekleri, besinleri ve ilaçları nasıl metabolize ettikleri, stres altındayken kalp atışlarının ne kadar hızlandığı ve kimyasal reaksiyonların genleri nasıl değiştireceği bilgilerine de ulaşılabilecek. Bu sırada Google X Life Science grubu da aksesuar olarak kullanılan veya giyilebilecek; kalp atış hızı, kalp ritmi ve oksijen seviyeleri gibi verileri sürekli olarak takip edebilecek cihazlar geliştiriyor. Araştırmada görev alan Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi rektör yardımcısı Robert Califf, Baseline projesine katılan bireylerin bu cihazları kullanacağını belirtti. Conrad, Baseline projesindeki katılımcıların büyük ihtimalle kendi ekibi tarafından uzun süre önce üretilmiş olan ve araştırma için düzenli olarak glikoz seviyelerini takip eden 'akıllı' kontakt lensleri kullanacağını söyledi. Eskiden bu tip araştırmalar yapmak hem çok pahalıydı, hem de fazla zaman harcanmasına neden oluyordu. Ancak genetik ve moleküler bilgi toplamanın fiyatında ani bir düşüş yaşandı. Yirminci yüzyılın başlarında neredeyse 100 milyon dolar olan insan geni, şu anda yaklaşık bin dolar tutuyor. Ayrıca günümüzde bilişim sektörünün gelişmesi de ortaya çıkan sonuç kalabalığının arasından gerekli olanlara hızlı bir erişim sağlıyor. Gambhir, yaklaşık 10 yıl önce kendisi tarafından yürütülen bir araştırmanın çok pahalı olduğu için devam edemediğini söyledi. Şu anda Google X'in yürüttüğü en son proje olan Baseline, uzun vadeli ve riskli bir girişim olarak tanımlanabilir. Ancak bu proje, dünya ve Google üzerinde çok büyük bir etki yaratabilecek niteliğe sahip. Google'ın diğer projeleri arasında kendi kendine giden arabalar, gözlük olarak üretilen bilgisayarlar ve yüksek irtifa balonlarıyla dağıtılması düşünülen internet servisleri yer alıyor. Çoğu Google X projesinin yanı sıra Baseline, hiçbir ticari ürün veya servis niteliği taşımıyor. Ancak Google X, diğer projelerinin ticari bir çaba sarf edilmesi gereken ürünlere dönüşeceğini umuyor. Bu projenin sayesinde Google, henüz yeni girdiği sağlık sektöründe de büyük bir adım atıyor. Freedonia Group adlı şirketin yaptığı araştırmaya göre, 2017 yılında dünya genelindeki sağlık sektörünün yıllık 10,8 trilyon dolar değerinde olacağını tahmin ediliyor. Conrad, artık toplanabilecek olan bir yığın yeni bilgi sayesinde ilaçların da gelişeceğini söyleyerek, bu düşüncesinin Google'ın 'dünyadaki bireylerin bilgilerini düzenleme, bu bilgileri evrensel olarak erişilebilir ve kullanılabilir hale getirme' hedefini gerçekleştirebileceğini de belirtti. Condra son olarak 'Hedef tanımımızı ikiye bölmemeli ve sağlık hizmetlerinin bu hedef dışında kaldığını söylemeliyiz,' dedi. WSJ
Sigara Yasağında  Yeni Yol Haritası
Milliyet gazetesinden Abdullah Karakuş'a konuşan Bakan Müezzinoğlu 'Açık havada sigara yasağı 1 Ekim’de başlıyor. Sigara paketi kararacak, marka ismi kodlanacak' açıklamasında bulunduSağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, sigara başta olmak üzere tütünle mücadelenin yeni yol haritasını anlattı. Milliyet’i Selanik gezisine davet eden Müezzinoğlu Başbakanlık’a ait özel uçakta yeni sigara yasaklarının çerçevesine yönelik ayrıntılı bilgiler verdi. Bakan, şunları söyledi: EN GEÇ 1 OCAK 2015: Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan tütünle mücadelede yeni yasaklar ve denetimlerin biran önce başlaması talimatı verdi. 2014-2018 Tütünle Mücadele Strateji Raporunun son hali hazırlandı ve Başbakanlığa gönderildi. Şu anda üzerinde son çalışmalar yapılıyor. Sigaraya ilişkin yeni yasaklar ve denetimler 1 Ekim 2014’te paket düzenleme olarak başlayacak. Kanuni ve yasal düzenlemeler yetişemezse uygulama tarihi en geç 1 Ocak 2015 olarak belirlendi. KARA PAKET OLACAK: Dünyada sadece Avustralya’da 2012’de uygulamaya başlayan kara paket uygulamasını Türkiye, Avrupa ve Asya kıtasında ilk uygulayan ülke olacak. Sigara paketleri tek ve düz renk olacak. Markaları ve amblemleri silinecek. Sigaralar isimleriyle değil numaralı kod isimleriyle satılacak. Böylelikle sigara paketleri çocuklar için cazip bir algı oluşturmayacak. İletişim uzmanları kara paket üzerinde çalışmalarını devam ettiriyor. Biz 1 Ekim’de uygulamaya başlarız kim dava açarsa açsın. AÇIK ALANIN 4’TE 3’ÜNDE İÇİLMEYECEK: Yeni yasak paketi Hastane bahçesi, okul bahçesi, park, cafe, restoranların açık bölümlerini kapsayacak. Nargile kafeler dahil, tüm yiyecek içecek hizmeti veren mekanların açık alanlarında, sigara içmek kısmen yasaklanacak. Açık alandaki masaların sadece 4’te 1’i sigara içenler için ayrılacak. 4’te 3’lük bölümü sigara içmeyenlere tahsis edilmesi yasal zorunluluk olacak. Uymayanlara, kapalı alandaki sigara içme cezaları uygulanacak. Sigara denetimleri kaymakamlıklardan alınarak valiliklere verilecek. Böylelikle zabıta yerine polis sigara denetimi yapacak.ABDULLAH KARAKUŞ | Milliyet
Murat Göğebakan'ı Yaşam Destek Ünitesine Bağladılar
Başbakan'a 'Uzun Adam' şarkısını yapan Murat Göğebakan'ın durumu ağırlaştı. Ünlü sanatçı, iddiaya göre; Medipol Hastanesi'nde yaşam destek ünitesine bağlandı Posta gazetesinin özel haberine göre uzun süredir kanser tedavisi gören ünlü sanatçı Murat Göğebakan'ın durumunun ağırlaştığı ve Medipol Hastanesi'nde yaşam destek ünitesine bağlandığı öğrenildi. Sanatçının durumuyla ilgili hastaneden henüz bir açıklama gelmedi. Başbakan Erdoğan, kendisine 'Uzun Adam' şarkısını yapan Murat Göğebakan'ı Levent'teki evinde ziyaret etmişti. Milliyet
Yıpranan Saçlarınızı Gül Suyu ile Canlandırın
Gül suyu daha fazla cilt için kullanılsa da, doğrusunu isterseniz saçların sağlıklı ve bakımlı uzaması için de son derece etkilidir. İşte gül suyunun saçlara olan faydalarıGül suyu saç derisindeki kan akışını hızlandırır. Kanın akış hızı arttığında saç telleri daha sağlıklı uzar ve doğal yoldan beslenir. Gül suyu saç köklerini güçlendirdiği için dökülmeyi engellediği belirtilmektedir. Bunun yanında saçlardaki mat görüntünün giderilmesini sağlar. Saç tellerine gül suyu ile bakım yapıldığında saçlarınız canlanarak parlar. Gül suyunun saçlara yapacağı olumlu etkiyi gül suyu içeren şampuanlardan da sağlayabilirsiniz. Saçınızda gün boyu birikmiş olan toz ve kalıntılar, duman gibi kokular gül suyu sayesinde yok olur. Saçların doğal yapısını bozmadan temizleyen gül suyu, saçı en iyi olacak şekilde arındırır. Gül suyu saçlara yararlı bitkisel yağlarla karıştırılıp kullanıldığında saçların kalitesini yükselterek kopmalarını engeller. Böylece saç yapısını güçlendirir ve saç kırılmalarının önüne geçer. Gül Sulu Saç Maskesi 5 kapsül C vitamini ampulü, 1 çay bardağı gül suyu. C vitamini ampüllerini kırıp gül suyu ile karıştırın, hazırladığınız karışımı saçınıza masaj yaparak sürün bu şekilde 1 saat saçlarınızda bekletin ve daha sonra saçlarınızın ılık suyla durulayın. Haftada bir kere uygulayacağınız bu saç maskesiyle, yıpranmış ve cansızlaşan saçlarınız eski sağlıklı görünümünü geri kazanacaktır. kaynak: 724saglik.org/estetik-güzellik
Dekolte Bölgesindeki Kırışıklıkşarı Gideren Doğal Maske Tarifleri
Göğüs ve boyun bölgesini kapsayan dekolte bölgesi, güneşin zararlı ışınlarından etkilenerek zaman içerisinde kırışmalar gösterir. Kadınların yaşlarını ele verdiği bölgelerin başında gelen dekolte kırışıklıkları için tarifini veridğimiz maskelerden faydalanabilirsiniz.Limonlu Maske1 adet yumurta akı, 2 tatlı kaşığı buğday yağı, bir adet limon.Limon suyunun tamamı kase içine sıkıldıktan sonra çırpılmış yumurta akı ve buğday yağı ilave edilerek karıştırılır. Karışım dekolte bölgesine sürüldükten sonra 15 dakika bekletilir. Maskeyi soğuk su ile durulayıp, nemlendirici krem ile işlemi tamamlayın. Etkili sonuç alabilmek adına maskeyi haftada 1-2 kere düzenli bir şekilde uygulayın.Ballı Maske2 çay kaşığı bal, 2 tatlı kaşığı mısır nişastası, bir adet yumurta akı.Bal, yumurta akı ve mısır nişastası karıştırıldıktan sonra dekolte bölgesine sürülür. Maskeyi 20 dakika bekletip bol su ile durulayın. Bu karışım kırışıklıklar gidene kadar haftada 2 kez uygulanır.724saglik.org/estetik-güzellik
Hindistan'da Doktorlar Bir Gencin 232 Dişini Çekti
Hindistan'da doktorlar 7 saat süren bir operasyonla 17 yaşındaki bir gencin ağzındaki 232 dişi çekti.Mumbai'deki JJ Hastanesi Diş Hastalıkları Bölümü Müdürü Dr. Sunanda Dhiware, Ashik Gavai'nin sağ yanağındaki bir şişlik nedeniyle hastaneye geldiğini söyledi. 18 aydır bu rahatsızlığı çeken genç, yaşadığı yerdeki doktorların rahatsızlığın nedenini çözememesi ardından yaşadığı köyden hastanenin bulunduğu kente geldi. Doktorlar hastanın durumunun nadir olduğunu ve ağızda bu kadar çok diş bulunmasının bir 'dünya rekoru' sayıldığını söyledi. Doktorlar Gavai'nin hastalığının nedeninin karmaşık bir odontoma (kaynağını dentinden alan veya dentinden oluşan herhangi bir tümör) bileşimi olduğunu, bu yüzden tek bir dişetinin birçok diş çıkardığını söylediler. Dr. Dhiware, operasyonu şöyle anlattı: 'Bir kez açtığımızda inci gibi küçük dişler birer birer dışarı çıkmaya başladı. Başlangıçta onları topluyorduk ve gerçekten küçük beyaz inci gibiydiler. Ancak daha sonra yorulmaya başladık. Toplamda 232 diş saydık.' Dr. Dhiware 30 yıllık kariyeri boyunca hiç böyle bir olaya rastlamadığını belirtti. Gavai'nin babası Mumbai Mirror gazetesine, oğlunun bir ay önce ağır bir ağrıdan şikayetçi olmaya başladığını, bunun kansere dönüşmesinden korktuğunu, bu yüzden oğlunu Mumbai'ye getirdiğini söyledi.BBC
Reklam
Spor Salonu Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Spor salonu secerken dikkatli olmalisiniz.Uygun bir salon sizi spor yaparken rahat ettirecektir ve gelisiminizi olumlu yonde etkilecektir.Bu yazida sizlere spor salonu secerken dikkat etmeniz gereken bazi noktalara deginecegim.Ilk olarak sakin salonu gezmeden kayit olmayin. Spor salonunuzun konumu evinize yakin olmalidir.Devamli gidip geleceginiz icin yakin olan yer sizin icin daha iyidir.Eger uzak bir salona giderseniz.Bir sure sonra o gittiginiz yol size zul gelecektir. Spor salonlarini fiyatlari bulundugu yere,hocalarina,aletlerine vb. durumlar nedeniyle degisiklik gostermektedir.Spor salonuna kayit yaptirmadan once planlamanizi yapmalisiniz.Eger planlamaniz yoksa uzun sureli uyeliklerden kacinin. Spor salonundaki uyelerde seciminizde buyuk bir etkendir.Bazi spor salonlarina insanlar sadece ortam ve cevre edinmek icin gelirler.Uyeleri,yas gruplarini ve amaclarini iyi gozlemlemelisiniz. Salon secerken salonun size sunabilecegi olanaklarida degerlendirin.Havuz,masaj,sauna,plates gibi bircok secenek olabilir. Salon secerken calisma saatlerinide dikkate almalisiniz.Normal gunlere ve tatil gunlerindeki saatleri dikkatlice inceleyin. Salondaki en buyuk etken hocalardir.Hocalarin kacinci derece antrenor olduklarini ogrenin.Daha onceki basarilarina bakin.Yetistirdigi sporcularla konusun.Hoca sizin her isteginize karsilik verebilmeli. Kayit olmayi dusundugunuz spor salonunda yapilan toplu aktiviteler spordan bunaldiginiz anda sizlere yardimci olur. Salondaki ekipmanlarin tipleri ve kaliteleri cokta onemsenecek bir konu degil.Aslinda istediginiz kaslari uygun calistirabilecek makinalar var ise bu size yeterli olacaktir.Zaten hocaniz iyiyse sizi birkac aletle bile ileri seviyelere tasiyabilir. Spor salonunda onemli noktalardan birisi de temizliktir.Soyunma odalari,duslar,tuvaletlerin temizligi ortamin temizligi cok onemlidir.Sonucta spor salonlari herkesin terledigi bir ortam.Hijyenin tam saglandigi salonlari tercih etmelisiniz. Spor salonu secerken dikkat etmeniz gerekenler bu kadar.
Diş Ağrısı İçin Pratik Öneriler
Diş ağrısı nın kesin çözümü diş hekimine gidip profesyonel yardım alıp tedavi olmaktır. Ancak doktora gidinceye kadar ağrıyı hafifletmede bazı doğal çözümler uygulanabilir, bu çözümlerin geçici olduğu unutulmamalıdır. Oruçluysanız ve dişiniz ağrıyorsa ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması geçici olarak ağrıyı hafifletir. -İlk olarak diş fırçalama yı deneyin. Fırçalama çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin dişipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur. Sirkeli su ve tuzlu su gargarası diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler şişlikleri azaltır. Dişeti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır. Ağrı kesici ve antibiyotik kullanın. Ağrıyan diş ısırdığında daha fazla ağrıya neden olursa bu iltahaplanmanın göstergesidir ve antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Karanfil yağı veya kuru karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır. Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder. Buz uygulaması; Ağrıyan diş bölgesi ne soğuk kompres uygulaması geçici olarak ağrıyı hafifletir. Sarımsak çürük diş üzerinde bekletilerek ağrıya neden olan bakterileri yok eder. Çörek otu uyuşturma özelliği yoktur ancak düzenli kullanıldığında ağrıya neden olan etkenlerin ortadan kalkmasını sağlar. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir. Buğday çimi suyu; diş etleri ve dişlerdeki enfeksiyonlardan koruyan doğal bir antibiyotiktir. Ağızda bakterilerin artmasını engeller ve diş ağrısını azaltır. Zerdeçal; antibakteriyel ve antiseptik özellikleri sayesinde ağrı giderme gücüne sahiptir. Su ile;-
Reklam
Yedi Saat Uyumak Sekiz Saat Uyumaktan Neden Daha İyi?
Genellikle uzmanlar, sağlıklı yetişkinlere yedi ila dokuz saat uyumalarını öneriyor. Ancak uyku üzerinde çalışan bilim insanları, uyku konusundaki son araştırmaların yetersiz olduğunu göz önünde bulundurarak yeni araştırmalara ihtiyaç olduğunu süylüyor. Uyku konusunda yapılan birkaç araştırmada, zihin ve sağlıkla ilgili belirtilere bakıldığında yıllardır inanılan 'sekiz saatlik uykunun yeterli olduğu' düşüncesinin doğru olmadığı ve ideal uykunun yedi saat olduğu ortaya çıktı ancak çoğu doktor bu sonucun doğruluğundan emin değil. Diğer araştırmalar ise 20 dakika az uyumanızın bile ertesi günkü performansınızı ve hafızanızı kötü yönde etkileyeceğini söylüyor. Az uyumanın yanı sıra çok uyumanın da diyabet, obezite ve ölümcül boyutlara ulaşabilen kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceğini belirtiliyor. Arizona, Phoenix'te bulunan Arizona Üniversitesi'nin hemşirelik ve sağlık bölümü profesörü Shawn Youngstedt, 'Yedi saatlik uykuda hastalığa yakalanma ve hastalık yüzünden ölme oranları en düşük seviyede,' dedi. Aşırı uyumanın etkilerini araştıran Youngstedt sözlerine 'Uyku süresinin sekiz saat ya da daha fazlası olmasının tehlikeli olduğu gerçeği sürekli karşımıza çıkıyor,' diye devam etti. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention; CDC), uyku konusundaki bilimsel yayınları tekrar gözden geçirmek adına tıp uzmanları ve araştırmacılardan oluşan bir panel düzenlemek adına çalışmalar yapıyor. Uyku hakkında yeni bilgi ve önerilerin geliştirileceği panel, büyük olasılıkla 2015 yılında gerçekleşecek. Kaliforniya Üniversitesi psikoloji bölümü fahri profesörü Daniel F. Kripke, büyük çaplı bir kanser araştırmasına katılan 1,1 milyon kişinin 6 yıllık verilerini takip ederek bir araştırma yapmış. Az ve çok uyuyan bireylerek kıyasla 6,5 ile 7 saat 40 dakika arası uyuyan bireylerdeki ölüm oranının daha düşük olduğunu belirten araştırma, 2002 yılında Archives of General Psychiatry adlı bilimsel dergide yayımlanmıştı. Araştırmada ilaç tedavisi de dahil olmak üzere 32 adet sağlık faktörü test edildiği de biliniyor. Kripke, 2011 yılında Sleep Medicine isimli bir dergide yayımlanan başka bir araştırmasında, ideal uyku süresinin sekiz saatten daha az olduğunu gösteren kanıtlar bulunuyor. Bu araştırmadaki görevliler, 450 adet yaşlı kadının bileklerine bağlanan ölçüm aletleri sayesinde kadınların uyku aktivitelerini bir hafta boyunca kaydetmiş. Bundan nerdeyse on yıl sonra araştırmacılar beş saatten az veya altı buçuk saatten fazla uyuyan bireylerin ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu bulmuş. Diğer uzmanlar ise fazla uyumaya bağlı olarak gelişen hastalık semptomlarıyla ilgili araştırmalar konusunda uyarılar yapıyor. Bu uzmanlar, hastalıkların bir insanı daha fazla uyumaya ve yatakta daha fazla zaman geçirmeye ittiğini söylüyor. Ayrıca kendi uyku düzenlerini kendileri takip eden insanlarla yapılan çalışmaların hatalı olabileceği belirtiliyor. Uyku doktorları ve araştırmacıları temsil eden, Mayo Clinic Uyku Tıbbı Merkezi'nde profesör olan Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi'nin (American Academy of Sleep Medicine) başkanı Timothy Morgenthaler, 'Bu araştırmalardaki en büyük sorun, araştırmaların nedenleri yerine yol açtığı sonuçlarıyla ilgili bilgi vermesi,' dedi. Doktor Morgenthaler, hastalarına iki farklı günde 7 ve 8 saat uyuyup uyku sonrası kendilerini nasıl hissettiklerini değerlendirmelerini öneriyor. Morgerthaler ayrıca genetik ve kültürel farklılıklar yüzünden uyku ihtiyacının kişiden kişiye değişebileceğini söyledi. İhtiyacınız olan uykuyu almanız, ertesi gün için dinç olmanız açısından önem taşıyor. Son zamanlarda yapılan birkaç araştırmaya göre 7 saatlik uyku ve bilişsel performans arasında bir bağlantı var. Geçen sene Frontiers in Human Neuroscience adlı dergide yayımlanan bir makalede, bilişsel eğitim veren Lumosity adlı internet sitesindeki kullanıcı verilerinden yararlanılmış. Araştırmacılar, uzamsal hafıza testleri yapan 160,000, aritmetik testler yapan yaklaşık 127,000 bireyin uyku alışkanlıklarıyla ilgili verilerini incelemiş. Sonuç olarak ortaya çıkan ise uyku saati yediye ulaşan ve devam eden insanların bilişsel performansının arttığını göstermiş. Lumosity'nin sahibi ve Lumos Labs Inc. adlı şirketteki bilim insanlarıyla birlikte araştırma yapan, Kuzey Karolina'daki Duke Üniversitesi Tıp Merkezi profesörü Murali Doraiswamy, yedi saati aşan uykunun 'bireye fayda sağlamadığını' söyledi. Araştırmasının hafıza kayıplarıyla ilgili verilen içeren daha eski bir araştırmanın tekrarı olduğunu belirten Doraiswamy, 'Eğer hafıza kaybına neden olan tüm etkenleri düşünürseniz, uykunun en kolay tedavi edilebilen faktör olduğunu görürsünüz,' dedi. Çoğu araştırma, bilişsel ve sağlıkla ilgili gerilemelere ve kilo alımına yol açan az uyumanın etkilerini araştırıyor. Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Okulu'nda uyku eksikliği üzerine çalışan bilim adamı David Dignes, ideal olduğu söylenen en az 7 saatlik uyku süresini devamlı olarak 20 veya 30 dakika azaltmanın bilişsel algılama hızını azalttığını ve dikkat eksikliğini arttırdığını söyledi. Uzmanlar, insanların kendi ideal uyku sürelerini belirlemeleri gerektiğini söylüyor. Özellikle de tatilde oldukları bir haftanın üç günü uyku sürelerini takip ederek anlayabileceklerini belirtiyor. İhtiyacınız olan uyku süresini belirlerken uyanmak için alarm kurmamanız, yorgun hissettiğinizde uyumanız, fazla kafein veya alkol tüketmemeniz ve uyumadan önce elektronik cihazlardan birkaç saat uzak durmanız gerekiyor. Ayrıca bu süreç boyunca uyku sürenizi kayıt altına almak adına not tutmanız veya kayıt yapabilen bir cihaz kullanmanız öneriliyor. Eğer kendinizi gün boyunca iyi ve dinç hissediyorsanız, muhtemelen ihtiyacınız olan ideal uyku sürenizi keşfetmişsiniz demektir. Uykuyla ilgili temel ilkeler; Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi, uyku ile ilgili alanları araştıran Sleep Research Society, uyku konusunda uzmanlaşmış araştırmacılardan oluşan bir kuruluş ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin katılacağı panelde yeniden belirlenecek. Akademi başkanı Morgenthaler, panelde tartışılacak olan önerilerin bilimsel araştırmalardan elde edilen bilgiler ışığında sunulacağını ve panelin cinsiyet ve yaş gibi etkenleri de göz önünde bulunduracağını söyledi. Uyku üzerine araştırmalar yapan ve kar amacı gütmeyen bir başka araştırma grubu National Sleep Foundation ise geçtiğimiz ocak ayında uyku konusundaki güncel bilgilerin aktarıldığı bir panel düzenlemişti. Bahsedilen tüm araştırma grupları, şu anda sağlıklı bir yetişkinin günde yedi ila dokuz saat uyumasını öneriyor. Ulusal Kalp, Akciğer, ve Kan Enstitüsü (The National Heart, Lung and Blood Institute¬) hem yetişkinlere hem de yaşlılara 7 ila 8 saat uyumalarını tavsiye ediyor. Uykuyla ilgili güncel verilerin çoğu, okul çağındaki çocukların en az 10, ergenlik çağındaki gençlerin ise 9 ila 10 saat uyuması gerektiğini belirtiyor. Detroit'teki Wayne Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde uyku ilaçları, akciğerler ve yoğun bakım alanlarında yetkili olan Safwan Badr, uyku süresi konusunda 'Eğer sağlıklı bir uyku düzeniniz varsa, zaten fazla uyuyamazsınız. İhtiyacınız olan uykuyu aldığınızda istemsiz olarak uyanırsınız,' dedi. Journal of Clinical Sleep Medicine adlı derginin bu ayki sayısında yayımlanan bir araştırma, Badr'ın sözlerini kanıtlayan bir nitelik taşıyor. Almanya'da yapılan bir araştırmada, iki aydan uzun bir süre boyunca beş sağlıklı yetişkin birey, araştırmacıların 'Taş devri koşulları' dediği elektriğin, saatlerin ya da akarsuyun olmadığı bir yerde yaşamaya başlamış. Katılımcıların normalde uyudukları saatten iki saat önce uyudukları ve ortalama uyku saatlerinden bir buçuk saat daha fazla uyudukları gözlemlenmiş. Araştırma sonucunda belirlenen ideal uyku süresi ise 7 saat 20 dakika. WSJ
Bu İçecek ve Tatlılarla Kilo Almıyoruz
İstenmeyen kilolar için yalnızca yemek yemeyi azaltmak kafi olmayabilir. Aynı zamanda yapay tatlandırılmış şekerli içecek ve tatlılardan da kısmak gerekir. İşte göbeğinizi eritmek için içmeniz gereken içecekler ve tatlı krizlerinde size yardımcı olabilecek sağlıklı, az kalorili tatlılar.İçtiğiniz pekçok şeyin yerini kesinlikle su almalı. Özellikle yaz aylarında terleme ile vücuttan keybedilen su oranını geri kazanmak için bol miktarda su tüketilmesi gerekir. Gün içerisinde dört 500 ml’lik pet şişe yeterli olacaktır.Şeker içermeyen diyet içecekler abartılmadığı takdirde kilo alımını doğrudan tetiklemez. Ama kalori miktarı az diye sürekli içmeniz de sizi şişirir ve gün içerisinde içebileceğiniz sağlıklı içeceklerden sizi mahrum bırakabilir.Kahvenin içerisinde sağlık için faydalı bir çok bileşim vardır ve sade hazırlanmış bir fincan kahve neredeyse hiç kalori içermez. Yeşil çaylar, meyve ve bitki çayları da şekersiz içildiği takdirde çok faydalı içeceklerin başında gelir.1 kase yoğurdun içine 3 kayısı + 1 avuç üzüm + 1 şeftali veya 1 armutu koyarak tüketebilirsiniz. Taze incirin içine taze ceviz koyarak ikram edeceğiniz bir meyve tabağının yanına keçi peyniri mükemmel bir ara öğün olabilir. 1 tatlı kaşığı neskafe + 1tatlı kaşığı kakao + 1 tatlı kaşığı toz tatlandırıcıyı çok az sıcak su içinde eritip karıştırın. 1 kase light yoğurt içine entegre ederek, buz dolabında soğutup nefis bir tatlı hazırlayabilirsiniz.haber kaynağı: 724saglik.org/fit yaşam
Reklam
Bebekler neden ağlar?
Yeni doğmuş sağlıklı bebekler dahi günde 1 ila 3 saat arası ağlayabilir. Yeni anne ve baba olmuş ebeveynler bebeklerinin neden ağladığını ve ne istediğini anlamakta güçlük çekerler. Acaba karnı mı aç, susadı mı, üşüyor mu, sıkılıyor mu veya kucağa mı alınmak istiyor? Bebekler genellikle niye ağladıkları ve nasıl sakinleştireceklerini anlatmaya çalıştık. Bebeğinizi daha iyi tanıdığınızda ve ağlama şeklini ayırt edebildiğinizde, bebeğinize istediğini verebilecek duruma gelmiş olacaksınız.
McDonalds ve KFC'de Tarihi Geçmiş Fast Food!
Mc Donalds ve KFC, yeni bir gıda skandalıyla çalkalanıyor...İki gıda devine ürün tedarik eden bir firma, son kullanım tarihi geçmiş sığır eti ile tavuk sattığını itiraf etti. Bunun bir anda yayılmasının ardından hemen ayrı ayrı açıklama yapan ABD’li şirketler, Husi Food adlı tedarikçi şirketten aldıkları ürünlerin kullanımını durduklarını söyledi. Ayrıca olayla ilgili inceleme yürütüleceği duyuruldu. Yetkililer, Çin’in en popüler mikroblog sitesindeki resmi McDonald’s hesabında gıda güvenliğinin McDonald’s’ın önceliği olduğunu dile getirdi. Bunun yanı sıra tüketici güvenliğinin ön plana çıkarıldığı yasa ve düzenlemelere itaat ettiklerinin altını çizen yetkililer, bu nedenle gördükleri yasa dışı davranışlara karşı sıfır toleranslı olduklarını vurguladı. McDonald’s’ın şirket yöneticilerinden Yang Liqun da sıkı bir kalite kontrol sistemi olduklarından bahsederek, olayla ilgili inceleme yapacaklarını bildirdi. Öte yandan her iki şirketin Çin'de yaşadığı ilk sıkıntı bu değil. 2012 yılında da yine bu iki şirkete tavuk tedarik eden iki fabrikanın üretimi, tavuklara aşırı antibiyotik verdiği gerekçesiyle durdurulmuştu.HT
Aşırı Antrenman Yaptığınızın Belirtileri ve Etkileri
Antreman yapmayi cok seviyorsunuz ve her gun spor salonundasiniz.Her gun bir sekilde sporun icindesiniz.Hersey mukemmel gidiyor.Vucudunuz gelisiyor ve istediginiz oluyor.Ama bir noktadan sonra artik kendinizi motive hissetmiyorsunuz.Artik antremanlarinizdan sonra yeterince enerjik hissetmiyorsunuz.Artik vucudunuzun gelismedigini dusunmeye basliyorsunuz ve yavas yavas spordan soguyorsunuz.Butun bu hislerinizin sebebi asiri antreman yapmaniz.Artik bu calismaya vucudunuzun yeteri kadar tepki vermedigini dusunmeye basliyacaksiniz. Aşırı Antrenman Sendromu Nedir?Asiri antrenman sendromu vucudunuzun kaldirabileceginden daha fazla antrenman yapmaktir.Tabiki vucudunuzu sekile sokmak istiyorsaniz limitlerinizi zorlamalisiniz.Her gecen gun uzerinz koyarak ilerlemelisiniz.Fakat bu olayi dinlenmeden devam ettirirseniz vucudunuzda bitkinlik baslar.Sadece fiziksel olarakta hissetmessenizi bu bitkinligi ayni zamanda psikolojik olarakta bitkin olursunuz.Sebepleri: Birkez daha tekrarliyorum.Vucudunuz idman sirasinda degil,dinlendiginiz surecte gelismektedir.Eger idmanlari vucudunuza dinlenme firsati vermeden tekrarliyorsaniz vucudunuz zarar gormeye baslar.Gelismek yerine kas kaybi ve ilerleyen seviyelerde sakatlanmalara yol acabilir.Antrenmanlariniza tam gaz devam ederken bitkinlik hissetmeye baslarsaniz vucudunuza dinlenmek icin firsat verin.Belirtiler: Asiri antreman sendromunun bircok belirtisi vardir. Zihinsel ve fiziksel yorgunluk Performansta düşüklük Uyku problemleri Cinsel istekte düşüklük İştah kapanması Daha sık hastalanmakÖnlemenin Yolları: Vucudunuzun dinlenmesine izin verin.En az haftada bir gun spora ara verin.Programlarinizdaki periyotlari vucudunuza uygun ayarlayin ve periyot aralarina dinlenme koymayi unutmayin.Antrenman gunlugu tutabilirsiniz.Boylece gelisiminizi takip edebilirsiniz.
Reklam
Doğal Antibiyotikler
Pekçok hastalığın çaresini doğal yollardan karşılamak mümkün. Her ağrıda ilaçlara sarılmak istemiyorsanız, doğanın size sunduğu mucizevi besinlerden yararlanabilirsiniz. Bu sayede hastayken daha hızlı iyileşir; sağlıklıyken ise daha zor hastalanırsınız.Sarımsak Sarımsakta bulunan allisin maddesi sarmısağın doğal bir antibiyotik olmasını sağlar. Sarımsak on binlerce yıldır, bir çok hastalığı iyileştirmekte kullanılır. Gripten, zatüreye; arpacıktan, vebaya pekçok hastalığa iyi gelir. Her türlü bakteriyi, mikrobu ve mantarı vücudunuzdan uzaklaştıran bu besini, bolca tütekmeye dikkat etmelisiniz. Bal Bal, içinde pek çok antibiyotik bulundurur. Özellikle Yeni Zelanda yerlilerinini kullanmış olduğu bir bal olan Manuka balı, dünyanın en değerli balı olarak bilinir. Bal günümüzde hala yara ve yanıklara tedavi amacı ile sürülerek, kişiyi olası enfeksiyonlardan korur. Ayrıca bal yaraların daha hızlı kapanmasını ve iyileşmesini de hızlandırır. Kahvaltıda yiyeceğiniz bir kaşık bal sizi bir çok hastalıktan koruyacaktır. Kekik Kekik, bütün şifalı otlar arasında en sağlıklısı, içinde en fazla antibiyotik barındıranıdır. Kekiği taze ya da kuru olarak tüketebilirsiniz. Yine aynı şekilde kekik yağı da kullanabilirsiniz. Adaçayı Eski çağlardan beri kullanılan en iyi antibiyoktiklerden biri de adaçayıdır. Adaçayının insan vücuduna sağladığı pekçok avantaj vardır. Ağız, diş, kan, eklemler, boğaz, akciğer, mide; her organımızı iyileştirici etkisi olan adaçayı, doğal bir mucize. Gülsuyu Gül suyu hem en eski antibiyotiklerden, hem de en eski doğal kozmetiklerdendir. Yaraların üstünü dezenfekte etmekte de kullanılan gül suyunu kullanarak kendinizi mikroplardan koruyabilirsiniz. Gül suyunu direk cildinize sürerek, cildinize sağlıklı bir bakım uygulayabilirsiniz. Ayrıca dondurma, pasta, ya da çeşitli tatlıların içine katarak da gülsuyunu tüketebilirsiniz. kaynak:724saglik.org
Bu Nedenlerden Sonra Spora Başlayacaksınız
Spor yapmak istiyor fakat bir şekilde başlayamıyorsanız, spora sizi teşvik edecek birçok neden var;Enerjiyi artırır Egzersiz sırasında kalp atışları hızlandığından vücuda daha fazla kan pompalanır, hücrelere ve dokulara giden oksijen artar. Ruh halini iyileştirir Egzersiz vücudun mutluluk hormonu olan endorfin salgısını hızlandırır. Kendinizi mutsuz hissettiğinizde koşu bandında tempolu yürüyün ya da açıkhavada koşuya çıkın. Sağlıklı pH dengesi sağlar Egzersiz yoluyla vücutta artan oksijen, pH seviyesini dengeler. Bunun anlamı, vücudumuz için en sağlıklı “alkali ortamın” sağlanması. Vücuttaki asidik ortamın artması, egzama, eklem romatizması ve üstelik kanser gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır. Sağlıklı kilo vermeyi sağlar Egzersiz, sağlıklı gıda seçimleriyle birlikte kilo vermenin en iyi yoludur. Egzersiz sayesinde metabolizmanız canlanır ve vücudun harcadığı kalori miktarı artar. Kaslar, yağlara göre 50 kat daha fazla enerji yakar; ne kadar sağlıklı kaslı bir yapıya sahipsek o kadar fazla kalori yakarız. Sağlıklı kilo almayı sağlar Bazı insanlar kilo vermek yerine kilo almak için çabalar. Kaslı bir vücut ve sağlıklı bir kiloya ulaşmanın tek yolu egzersiz ve uygun bir diyettir. Ağırlık çalışmaları ve egzersiz, vücudun kas sistemini geliştirir ve daha dinamik hissetmenizi sağlar. Esnekliği artırır Esneme şeklinde yapılan pasif egzersizler veya yoga, vücutta esnekliği sağlar. Vücudun esnek olması sağlamlığın bir adımıdır; bu da ömrü uzatan faktörlerden biridir. Vücudun daha esnek olması kişinin hareket becerisini artırır, onu daha hareketli kılar. Vücut direncini artırır Dayanıklılık antrenmanları enerjiyi artırır ve ilerlemiş yaşın sebep olduğu güç kaybını yavaşlatır. Ağırlık çalışmaları, dayanıklılık egzersizleri ve vücut geliştirme egzersizleri vücut direncini artırmanın en etkili yoludur. Toksinlerden arındırır Düzenli egzersiz, vücudunuzun kendi kendini arındırma ve yenileme faaliyetlerine de pozitif katkıda bulunur. Lenf sistemimiz adale hareketiyle uyumlu çalışır ve hücrelerimizin atıklardan temizlenmesi gibi önemli bir görevi vardır. Egzersizin sağladığı oksijen vücudun kendisini onarma ve yenileme çabasına yardımcı olur. haber kaynağı: 724saglik.org
Reklam
Dişlerin Ağartılmasında Kullanılan Teknikler
Diş hekimliği, son yıllarda teknolojinin ilerlemesine paralel bir şekilde hızla gelişmektedir. Bu gelişmeler ışığında diş hekiminin değişmez yükümlülüğü olan hastalara acı çektirmeden dental problemlerini çözebilmenin ötesinde estetik ihtiyaçlarını  da karşılayabilmek ön plana çıkmıştır. Modern toplumlarda, bireyler dişlerinin fonksiyonu dışında görünümlerini de önemsemektedirler. Estetiğin öneminin artmasıyla birlikte milyonlarca insan, gerek hekim kontrolünde, gerekse OTC denilen reçetesiz piyasa mamulleri ile ağartma işlemini uygulamışlardır.Ağartma işlemi uygun bir endikasyon  ve dikkatli materyal seçimi ile ucuz ve başarılı bir teknik olması nedeniyle günümüzün  popüler dental işlemleri içine girmiştir. Hem vital hem de devital dişlere uygulanabilmesinden dolayı ağartma işlemi için dental kliniklere başvuran hasta sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Kısaca beyaz ve temiz görünümlü dişlere sahip olma isteği bir kültür özelliği haline gelmiştir.Bu yoğunlaşan talep karşısında üretici firmalar ağartma materyal ve tekniklerini çeşitlendirmişlerdir. Hatta diş hekimleri tarafından uygulanan sistemlerin haricinde market raflarında dahi bulunabilen birçok ağartma sistemi tüketiciyi kendine çekmektedir.. Ancak ağartma bu kadar basit değildir çünkü her şeyden önce endikasyona göre farklı ağartma teknik ve materyallerinin bulunduğu ve bunlarında çok farklı konsantrasyon ve uygulama tekniklerinin olduğu unutulmamalıdır.Ağartma Ne Kadar Etkili ve Güvenilirdir?Ağartma işleminin başarısındaki en önemli faktör, diş renklenmesinin sebebinin  tespitidir. Bir diğer önemli faktör ise bütün diş hekimliği uygulamalarında olduğu gibi hastaya özel durumlara göre uygulanacak teknik ve materyalin seçimidir. Hasta ile anlaşabilme, onun tedavi istek ve beklentileri de başarıyı önemli bir şekilde  etkiler. Tedavi süresi ise renklenmenin derinliği ile doğru orantılıdır.Ağartma Kime Uygulanmaz?    Açık kök ve dentin yüzeyi ile ortodontik tedaviye bağlı geçici hassasiyetler.Çeşitli nedenlerle meydana gelen geniş mine kayıpları.Hassasiyete neden olabilecek geniş pulpalı dişler.Ağız içinde uygun olmayan restorasyonların varlığı.Hamile ve emziren bayanlar:  Birçok diş hekimi, güçlü oksidadif kimyasallar nedeniyle, ağartma işlemine başlamadan önce birkaç ay bekleme önerilir.Peroksit ve lateks alerjisi olanlar.Dişler, dudaklar ve ağız mukozasında hassasiyet: Özellikle uzun süreli kontrolsüz kullanımın en önemli komplikasyon ve kontrendikasyonudur.Memnuniyetsizlik: Hastanın tedaviye olan isteksizliği tedavi başarısını önemli ölçüde etkileyeceği  için tedavi en kısa sürede kesilmelidir.AĞARTMA METODLARICansız Dişlerde Ağartma: Bu tip ağartma işlemi  pulpaya veya kök kanal dolgusuna bağlı oluşan renkleşmiş dişlerde, başarılı bir kök kanal tedavisi sonrasında hastalar tarafından sıklıkla istenen bir işlemdir. Cansız ağartma işleminde %30-35  konsantrasyonda hidrojen peroksit (H2O2, süperoksol) ve sodyum perborat’ın çeşitli hidratları en sık kullanılan materyallerdir. Son zamanlarda daha yüksek H2O2  salınımı nedeniyle sodyum perkarbonat da işlemde kullanılmaya başlanmıştır. Bu materyaller Walking bleach veya Termokatalilik metotlarla uygulanırlar.Canlı Dişlerde Ağartma: Klinikte Ağartma: Isı ve ışıkla reaksiyonu hızlandırılmış %30-35’lik H2O2  içerikli jeller ve Mc Innes tekniği en popüler yöntemlerdir. Oral mukozanın kimyasallar ile yanmasını önlemek için orabase, kompozit koruyucular ve rubber dam mutlaka uygulanmalıdır...haber kaynağı: 724saglik.org/ağız ve diş sağlığı
Türk Bilim Adamından Kansere Karşı ''DNA Onarımı'' Buluşu
Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kanser konusunda yaptığı önemli çalışmalarla dünya çapında adını duyuran Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde ''sirkadiyen saat (ritmik saat) '' buluşuna imza attı. Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser konusunda önemli çalışmalar yapıldığını belirtirken, kanser mekanizmasının 10 yıl içinde çözüleceğine inandığını söyledi. Ancak kanserin nasıl olduğunu çözümlemenin onu tedavi etmek anlamına gelmediğine işaret eden Sancar, tedavi konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu belirtti. Her kanser çeşidinde farklı mutasyonların tespit edildiğini, dokudaki bazı kanserli hücreler öldürülse dahi başka mutasyonları kontrol etmenin zor olduğunu anlatan Sancar, ''Kanser demek bir tek hücre tipi değildir, kanserde çok hücre tipi vardır, bütün bu hücrelere göre tedaviyi yöneltmek gerekiyor'' dedi. Kanserle ilgili olarak ''DNA onarımı'' konusunda çalışma yaptığını bildiren Sancar, şunları kaydetti: ''Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu DNA'yı tahrip ediyor ve vücutta bulunan DNA onarım mekanizmaları, o kanser hücrelerinin yaşamasını sağlıyor. Biz bu mekanizmayı anlamak, aydınlatmak için bir çalışma başlattık. Bu mekanizmayı anlayınca onu 'inhibe' edip, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlamaya çalışacağız. DNA onarımı mekanizmasını aydınlatmak, kanser tedavisi noktasında çok önemli. Gayemiz bu mekanizmayı açıklamak.'' DNA onarımının en az olduğu saatler tespit edilerek, kanserle savaşılacak Sirkadiyen saat (günlük ritm) konusunda önemli bir buluş yaptıklarını bildiren Sancar, sirkadiyen saatin DNA onarımını kontrol ettiğini ifade etti. Sancar, DNA onarımının günün belli saatlerinde arttığını, belli saatlerde de minimum seviyeye indiğini söyledi. Amaçlarının vücuttaki DNA onarımının minimum olduğu zamanı tespit edip, kanser hücrelerine ilaç verip, bu hücrelerin ölmesini sağlamak olduğunu belirten Sancar, ''HedefimizDNA onarımının ne zaman minimum ne zaman maksimum olduğunu belirleyerek, DNA onarımı potansiyelinin en az olduğu zaman ilaç tedavisi uygulayarak, hem ilacın etkisini çoğaltmak, hem de yan etkileri azaltmak'' şeklinde konuştu. Bu kapsamda çalışmayı öncelikle kalın bağırsak kanseri üzerinden başlatacaklarını anlatan Sancar, ''Kalın bağırsağın biyolojisi ve DNA onarımı saatleri konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız nedeniyle bu kanser çeşidinden çalışmalarımızı başlatacağız. Araştırma çalışmalarına 2-3 ay içinde başlıyoruz'' dedi. Deri kanserinin önüne geçilebilecek Sirkadiyen saat konusundaki çalışmalarının deri kanserini önleme noktasında da faydalı olacağına dikkati çeken Sancar, bu şekilde hangi saatlerde güneşlenildiğinde kanser riskinin arttığının, hangi zamanlarda azaldığının tespit edilebileceğini ifade etti. Fareler üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmalarda, UV ışınlarına maruz kalan farelerde kanser riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu tespit ettiklerini belirten Sancar, şöyle devam etti: ''Fareler üzerinde yaptığımız araştırmalarda sabah saatlerindeki UV maruziyeti sonucu kanser riskinin akşamüstü saat 4'teki tespit ettiğimiz oranlara göre 5 misli daha yüksek olduğunu gördük. Yani farelerde deri kanseri riskinin akşam saatlerinde daha az olduğunu belirledik. Farelerde ortaya çıkan sonuçlar insanlarda tam tersidir. Buna dayanarak, insanlar için sabah saatlerinin deri kanseri riski açısından daha düşük olacağını söyleyebiliriz. Yani sabah saatlerinde güneşlenmek, öğlen ve akşamüstüne göre daha az risk taşıyor. Ancak bunu kesin olarak söylemek için öncelikle insanlar üzerinde deney yapmamız lazım'' Bu konuda çalışmalara başladıklarını ve Amerikan Sağlık Bakanlığından izin aldıklarını anlatan Sancar, ilk etapta gönüllüler topladıklarını ve gönüllülerin derilerindeki DNA onarımlarını gün boyu nasıl olduğunu ölçmek için çalışma yapacaklarını söyledi. Sancar, ''Yani DNA onarımı konusunda kalın bağırsakta yapacağımız çalışma kanserin tedavisini, cilt üzerinde yapacağız çalışma da kanseri önlemeyi amaçlıyor'' ifadelerine yer verdi. AA
HIV/AIDS Tedavisinde Kötü Haber
ABD'de maymunlar üzerinde yapılan yeni bir bir araştırma, erken teşhisin HIV virüsü taşıyan hastaların tedavisinde olumlu sonuç verebileceğine dair umutları azalttı. Araştırmaya göre, bağışıklık sistemini etkileyen bir virüs olarak AIDS hastalığına yol açan HIV vücutta hızla 'düşürülemez kaleler' oluşturabiliyor. Bu bulgu virüsün erken tedavi ile altedilebileceği yönündeki umutlara darbe vurdu. Maymunlar üzerinde yapılan ve sonuçları Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, HIV kanda tespit edilmeden önce bile dokunulmaz 'viral rezervuarlar' oluşturmakta. Uzmanlar bunu 'zihin açıcı' ve 'çarpıcı' bir bulgu olarak nitelendirdi. Bağırsak ve beyin dokusundaki HIV rezervuarları tedavi önündeki en büyük engeller. Antiretroviral ilaçların geliştirilmesinde sağlanan kayda değer ilerlemeler sayesinde, kan dolaşımındaki HIV kontrol edilebiliyor. Bu da hastanın normale yakın bir yaşam beklentisinin olması demek. Ama ilaçlar durdurulursa virüs yeniden ortaya çıkıyor. Son araştırmada ise hedef virüsü rezervuarların dışına çıkarmaktı. Erken tedavinin de, rezervuarların en başta oluşmasını önleyebileceği umuluyordu. Maymunlara, HIV'in eşdeğeri olan SIV yani Simian bağışıklık sistemi bozucu virüs, enjekte edildi. Maymunlara, daha sonra üç günden iki haftaya kadar değişen sürelerde antiretroviral ilaçlar verildi. Tedavi altı ay sonra durduruldu. Ancak virüs, antiretroviral tedaviye rağmen hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Viral rezervuarların enfeksiyonun çok erken bir aşamasında meydana geldiği belirlendi. HIV ile doğan bir bebeğin de çok erken teşhis sonrası tedavi olduğuna inanılıyordu. 'Mississippi bebeğine' ilk 18 ay boyunca HIV ilaçları verildi ama sonra ilaçlar durduruldu. Başlangıçta tedavinin etkili olduğu umudu doğdu. Ama geçen hafta, şimdi dört yaşında olan kızda, ilaçların kesilmesinden yaklaşık iki yıl sonra yeniden virüsün görüldüğü açıklandı.BBC Türkçe
Reklam