onedio
Hızlı Akne Tedavisi Nasıl Yapılır?
Hızlı akne tedavisi, aknelerin hızlı tedavisi için, hızlı akne tedavisi nasıl olur, ede akne tedavisi nasıl yapılır aknelerin yarattığı cilt üzerindeki problemlerin giderilmesinde işine yarayacak öneriler yazımızın devamında saklı. Cilt güzelliğine gölge düşüren akne tedavisi için uzmanların önermiş olduğu hızlı akne tedavi yöntemlerini düzenli olarak kullanın. Akne hızlı tedavi Evde hızlı akne tedavisi Aknelerin hızlı bir şekilde tedavisini sağlamak için güzellik uzmanları düzenli olarak her hafta cilt temizlik ve soyma yani diğer adıyla peeling yapılmasını tavsiye ediyorlar. Cilt üzerindeki ölü deriler temizlik ve soyma işlemi sayesinde aknelerin cilt üzerinden uzaklaştırılmasına muavenet ediyor. Evde akne tedavisi için aspirin kullanabilirsiniz. Aspirin de hızlı akne tedavisinde etkili çözüm yöntemlerinden bir tanesidir. 5-7 adet aspirini bir bardak suyun içinde ekleyip iyice ezin ve daha sonra içine bir kaç kaşığı organik bal da ekleyip yüzünüze sürün. 15 dakika sonra cildinizi temizleyin. Aknelerin hızlı tedavisi için süt de kullanabilirsiniz. Süt tenin daha iyi görünmesini sağlar. Yarım bardak esmer şekeri 3 çay kaşığı süt ve 1 çay kaşığı organik bal ile karıştırın ve cildinize sürün. 10-15 dakika sonra cildinizi ılık su ile yıkayın.
Yeşilçam'dan Nostaljik Magazin Haberleri
Ses Dergisi'nde yayınlanan fotoğraflar Erol Taş'ınCankurtaran'da tren yolunun hemen karşısında bulunan kahvehanesinden… Çekimlerden boşta kalan zamanlarında burada bizzat çalışan Erol Taş: ”Yeşilçam'a fazla güven olmaz. İnsan bir gün işsiz güçsüz kalabilir. Görüyorsunuz yıllarca bu işe emek vermiş bir sürü arkadaş işsiz şu sıralar... Ama ben kahveme geliyorum işimin başına geçiyorum. Allah'a şükür geçinip gidiyorum..”diyor.
Makyajınızı Nasıl Temizliyorsunuz
Yüz derisi, vücudumuzu kaplayan tüm deriye oranla çok daha küçük bir alandır. Buna rağmen, hem kozmetik olarak (kırışıklık, leke, iz) hem de dermatolojik (sivilce, alerji, egzama, uçuk vs.) sorunları en fazla yaşayan bölgedir. Çünkü yüzümüz çevreden gelen her türlü etkiye açıktır. Yüz bakımının bu kadar özel olmasının en başta gelen nedeni budur. Makyajın temizlenmesi cildimiz için çok önemlidir. Birçok tanıdığımın, özenle makyaj yapmak için her gün yarım saatini ayırdığını biliyorum. Ama aynı insanların makyaj çıkarmak için 5 dakikayı bile fazla bulduğunu da biliyorum. Benim size tavsiyem, makyajınızı eve gelir gelmez temizleyin. Sonra uykunuz gelince bu işlerle uğraşmak zor gelir. Üstüne üstlük, tatlı tatlı çöken uykunuzu kaçırabilir. Cildi temizlerken, hafifçe bir yağ tabakası bırakan temizleyicilerin kullanılması iyi değildir. Bunlar gözeneklerin tıkanmasına ve siyah noktaların oluşmasına yol açarlar. Bu nedenle temizleme ile nemlendirmeyi bir arada vadeden ürünleri kimseye tavsiye etmiyorum. Cildinizi temizledikten sonra aşırı kuruluk olması, gerginlik hissi de sakıncalıdır. Bu kuruluk uçuklara, egzamaya zemin hazırlar. Bu hatayı özellikle cildi sivilceli olanlar yapıyorlar. Cildimi kurutursam sivilcelerde kurur zannederek, ciltlerini tahriş ediyorlar. Bu tutumun sonucu, nemsiz kalan bir cilt ve zamansız kırışıklıklar oluyor. Kullandığımız tüm ürünlerin suda çözülebilir nitelikte olmasına dikkat etmemiz gerekiyor. Suda çözülmeyen makyaj malzemelerinin temizlenmesi zor hatta imkansızdır. Sahne makyajı tere ve suya dayanıklıdır. Bunlar günlük yaşama uygun değildir. Bu tip makyajın çıkarılabilmesi için yağ bazlı temizleyiciler kullanmak zorunda kalırız. Birçok sivilceli hastam, ciltlerini pürüzsüz göstermek için günlük hayatlarında bu tip ağır makyaj malzemeleri kullanıyorlar ve bir kısır döngü içine düşerek zaten sorunlu olan ciltlerini bozmaya devam ediyorlar… Cilt temizliğini tamamlayan tonikler önemlidir. Temizleme losyonları ve jellerini kullandıktan sonra cildimizde kalan makyaj artıklarını ve diğer kirleri temizlerler. Tonik uygulaması ardından süreceğiniz nemlendiricinin emilimini artırır. Tonik tek başına da cildi hafifçe nemlendirir, rahatlatır, sakinleştirir. İyi bir tonik alkolsüz ve kokusuz olmalı, sürdükten sonra yanma ve kızarıklık yapmamalıdır. Daima kokusuz temizleyicileri tercih edin. Koku parfüm demektir. Parfümlerin alerji yapma ihtimali yüksektir. Antiseptik sabunlar yüz temizliğinde kullanılmamalıdır. Hele kalıp sabunlar boyun üstü yani yüz derisi için kesinlikle uygun değildir. Bunların Ph’ı 9-10 civarındadır. Oysa cildimiz için ideal Ph oranı 5,5 -7 arasındadır. Kalıp sabunlar siyah noktalara yol açarlar. Kokulu sabunlar alerji yaparlar. Gliserinli sabunlar el temizliği için özellikle hassas ve çok yıkanan eller için uygundur ama yüz yıkamak için uygun değildir. Zeytinyağlı sabunların da Ph’ı yüksektir. Yüz yıkamaya uygun değildir. Yemekten sonra ağzınızı sabunlama alışkanlığınız varsa ağız çevresi tahriş olur ve uzun vadede lekeler oluşur. Yüzünüzü temizledikten sonra ne kuruluk olmalıdır ne de yağlı bir his. Bunu test etmek için yüzünüzü yıkadıktan sonra ağzınızı açın. Aşırı gerginlik hissediyorsanız cildinizi kurutmuş olduğunuza emin olabilirsiniz. Ilık su cildi yatıştırır. Sıcak su cildi tahriş eder. Soğuk su cildi canlandırır ve uyarır. Uyarılmak bazen yararlıdır ama her zaman iyi değildir. Siz en iyisi, makyajınızı temizlerken ılık su kullanın. Sert su içindeki kalsiyum ve magnezyum oranı fazladır. Biliyorsunuz bulaşık makinelerinin tuz oranını çeşme suyunun sertliğine göre ayarlarlar. Çamaşır makinelerinde da kireç çözücüler kullanırız ama suyumuz sertse, lavabolarımızda, küvette zamanla çöken bir tabaka oluşmasını önleyemeyiz. Bu tabakanın yüzümüzü de etkilediğinden kuşkunuz olmasın. Saçımızı yıkadıktan sonra saçta gıcır gıcır bir ses olur. Bunun tek nedeni kireçtir. Peki, cildimiz ne olacak? Cildimizin porselenlerimiz ve çamaşırlarımız kadar değeri yok mu? En iyisi daire girişine suyu yumuşatmak için bir cihaz takmak herhalde. Bu size zor geliyorsa, hiç olmazsa yüzünüzü yıkarken içme suyu kullanabilirsiniz.Kadınca
Kalp Çarpıntısı Neden Olur
Çarpıntının kalp hastalığı ve felç tehlikesinin habercisi olabileceğini belirten uzmanlar, kalp atımları düzensiz olanların çok geçmeden bir doktora görünmesi gerektiğini söylüyor.Kalp çarpıntısını, kalp atımlarının rahatsız edici veya endişelendirici bir şekilde hissedilmesi olarak tanımlayan Medical Park Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cem Heper, çarpıntıda kalp atımlarının bazen kuvvetli, hızlı, düzensiz veya aşırı yavaş olarak hissedilebileceğini dile getirdi. Kalp çarpıntılarının altında stres, egzersiz, ilaçlar ve bazı hastalıklar olabileceğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Heper, “Çoğu kez, çarpıntıların altında ciddi bir sağlık sorunu görülmez. Bir sağlık sorunu söz konusuysa, örneğin çarpıntılar bir kalp hastalığı veya bir hormon hastalığına bağlıysa son derece önemli olayların habercisi olabilirler. Özellikle düzensiz kalp atımlarının altında kalp hastalığı veya felç tehlikesi olma olasılığı yüksektir” dedi.Heper, duraklamalı, hızlı, aşırı yavaş veya sürekli hız değişikliği olan kalp atımı hissedenlerin, göğsünde sıkıntı, ağrı ve nefes darlığı, göz kararması ve baygınlık gibi ilave belirtiler de yaşıyorsa çok geç olmadan doktora görünmesi gerektiğini ifade etti. ÇARPINTININ NEDENLERİ Çarpıntının birçok nedene bağ olabileceğine dikkat çeken Uzman Dr. Heper, sebeplerini şu şekilde sıraladı’ Ağır psikolojik gerilimler, aşırı stres, ağır egzersiz, sigara, çay, kahve, enerji içecekleri gibi uyarıcı maddelerin tüketilmesi, ateş, gebelik, menapoz, bazı öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının kullanılması ve astım ilaçlarının bazıları çarpıntıya neden olan konular. Bunların dışında, daha az görülen, fakat sağlık açısından son derece önemli olan nedenleri de saymak gerekir. Örneğin değişik tipteki birçok kalp hastalığı, halk arasında zehirli guatr adı verilen hipertiroidi veya tiroit bezinin az çalıştığı hipotiroidi, uyku apnesi ve şeker hastalığıkomplikasyonları bunların bazıları.Çarpıntının, aşırı psikolojik gerilim ve sıkıntı içindeki insanlarda, gebelerde, soğuk algınlığı veya nefes açıcı ilaçlar kullananlarda, tiroit hastalarında, kalp hastalarında ve uyku bozukluğu olanlar insanlarda daha sık görüldüğünü aktaran Cem Heper, “Çarpıntısı olan hastalar, öncelikle doktora gitmeli ve aşırı yemek yemekten kaçınmalı. Doktorun değerlendirmesi bittiğinde çarpıntının nedenini mutlaka sormalı ve öğrenmeli. Çarpıntı tekrarladığında neler yapmanız gerektiğini bilmeniz risklerin azaltılmasında yararlı olacaktır” dedi.Kadınca
Bronzlaşmak Bize Neler Yapıyor
Uzun saatler güneş altında kalmak, cilt sağlığını bozarken, yaşlanma sürecini de hızlandırabilir. Ciltte kırışıklık ve lekelenmeler kaçınılmaz olabilirken, cilt kanseri de güneşin neden olduğu ciddi tabloların başında gelmektedir. Memorial Hizmet Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Hande Ulusal, güneşin yararlı ve zararlı etkileri konusunda bilgi verdi. Güneşte 20 dakikadan fazla kalmayın Bir insanın günde 15-20 dakika kadar güneş ışığı görmesi D vitamini sentezi için yeterlidir ve tüm vücut ile cilt sağlığı için önemlidir. Ancak güneşte fazla kalmak, ciltte geri dönüşümsüz hasarlara neden olabilir. Güneş ışınları 11.00-16.00 saatleri arasında yeryüzüne dik açı ile inmektedir. Bu nedenle güneşin zararlı etkileri bu saatler içinde daha fazla ortaya çıkmaktadır. Tatiliniz Acil Servis’te son bulabilir Bronzlaşmak sağlıklı bir cildin göstergesi değildir. Tam tersi cildin kendini güneş ışınlarından korumak amacıyla gösterdiği bir savunma mekanizmasıdır. Güneş ışınları özellikle beyaz tenli kişilerde birinci ve ikinci derece yanıklara, çil, lekelenme gibi pigmentasyon sorunlarına, DNA hasarı oluşturarak erken cilt yaşlanmasına, kanser öncüsü deri hastalıklarına hatta deri kanserlerine ve hassas cilt yapısına sahip kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabilmektedir. Bu nedenle yeteri kadar güneş ışığı ile temas edip bilinçli bir şekilde güneşten korunulması gerekmektedir. Kola, kakao ve havuç yağı cildi lekelendirebilirAyrıca bronzlaşmayı kolaylaştırmaya yönelik kola ve kakao yağı, havuç yağı, zeytinyağı gibi çeşitli ürünler kullanıldığında bu zararlı etkiler çok daha çabuk ve şiddetli olarak ortaya çıkacaktır. Bu maddelerin kendisi ciltte irritasyon veya alerjik reaksiyonlara yol açabileceği gibi güneş ışınları ile birleşince de ciltte leke oluşumuna neden olabilmektedir. Şemsiye altında olmak da sizi korumaz Yazın gölgede veya şemsiye altında oturmak güneşten korunmak için tek başına yeterli değildir. Çünkü denizden ve kumdan yansıyan güneş ışınları, tüm cilde zarar verecek kadar tehlikelidir. Bu nedenle dermatoloji uzmanına danışılarak, cilt tipine uygun şekilde güneş koruyucular kullanılmalıdır. Güneş koruyucunun etkisini gösterebilmesi için güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmelidir ve 3-4 saatte bir tekrarlanmalıdır. Terleme, yıkanma, yüzme sonrasında daha sık olmak üzere 2-3 saatte bir yenilenebilir. Geniş kenarlıklı şapka ve açık renkli giysiler tercih edin UVA ışınları pencereden de geçebildiği için özellikle lekelenme problemi olan hastaların ev içinde de koruyucularını kullanmaları faydalı olacaktır. Mekanik olarak korunmak için de güneş gözlüğü, geniş şapkalar, sık dokunmuş açık renkli kumaşlar tercih edilebilir. Açık tenliler dikkat Genel olarak 30 SPF (güneşten koruma faktörü) esmer tenli kişiler için yeterlidir ancak açık tenli olan kişilerde, güneşe bağlı olarak çeşitli alerjik deri problemleri ya da leke problemi olanlarda daha yüksek koruma kapasiteli (50 veya 50+) ürünler kullanmak gerekebilir.Kadınca
Tehlikeli Benler Nasıl Anlaşılır?
Güneşin ultraviyole ışınları, A ve D vitaminlerini açığa çıkardığından özelikle çocukların kemik gelişimi için gereklidir. Ayrıca sedef hastalığı, egzama ve akne tedavisi için de güneş faydalıdır. Ancak artık güneşin zararları, yararlarından çok daha fazla görülüyor. Yerleştikleri tabakalara göre Bazo Cellular veya Spino Cellular diye adlandırılan iki cilt kanseri tipi, yüzde 90 oranında güneşe fazla maruz kalanlarda görülüyor. Belki de bu yüzden en çok balıkçı ve çiftçilerde görülüyor. Yuvarlak, zeminleri kabarık ve iyileşmeyen yaralar seklinde kendini gösteren bu tür kanser tiplerinde erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcı olabilir. Bir de yine güneşin tetiklediği, genelde koyu renk benler üzerinden gelişebilen Malign Melanom adını verilen kanser türü vücudun en hızlı yayılan kanserleri arasındadır. Genellikle güneşin tetiklemesiyle ortaya çıkan bu cilt kanseri türünde yine cerrahi tedavi ve kemoterapi kullanılan yöntemler arasındadır. Benlerin yazın tehlikesi neden artar? Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir travmaya uğraması gerekir. Bu travmaların başında güneş geliyor. Bu nedenle yazın kansere dönüşme riski artar. Güneş dışında avuç içi, ayak tabanı, sutyen tokası, iç çamaşırı lastiği gibi yerlere denk gelen benler sıklıkla sürtünme yada kopmalara bağlı olarak travmaya uğrar. Bu tip benlerin aldırılması gerekir. Güneş ışınları benlerin kansere dönüşebilme riskini artırır. Özellikle ani ve yüksek dozdaki güneş çok önemlidir. Özellikle yanık yapacak boyutta kızarma, soyulma gibi durumlar, deri kanserine dönüşme riskini artırır. Hücre tipini bozarak atip yaratır. Özellikle koyu renk melanin içeren benlerde daha fazla risk bulunur. Hücre yapısı bozulunca kanser riski de artar. Güneş ışınlarından özellikle ultra viyola A ışınları daha riskli ışınlardır. Ne yazık ki kullandığımız güneş koruyucular da ultra viyole B ışınlarına göre belirlenmiş faktörler yer alır. Güneş koruyucu kullanırken üzerinde “Ultra viole A ve B’den korur” yazması gerekir. Ne yapmak gerekir? Öncelikle 11.00 ile 16.00 arası güneşe çıkmamak gerekiyor. Bu saatler dışında da dermatoloğun önerdiği güneş koruyucuları kullanılmalı. Açık renk cildi olanlar ya da ailesinde melonom öyküsü olanlar senede bir defa kontrolden geçmeli. Ayak tabanı, el ayası ve iç çamaşır lastiği ya da sutyen tokası temas eden yerlerdeki koyu renk benleri aldırılmalı. Hangi ciltler tehlike altındadır?·         Koyu renk beni olanlar·         Ailesinde melonom öyküsü olanlar·         Yoğun şekilde güneşe maruz kalanlar·         Geçirilmiş güneş yanığı öyküsü olanlar·         Açık tenliler- Tanı nasıl konuluyor?Çıplak gözle ya da dermatoskop isimli cihazla muayene yapılır. Sonra da benin çıkartılmasına ya da biyopsi alınıp alınmaması gerektiğine karar verilir. Risk faktörü saptanır. Risk olsa da benin erken dönemde çıkartılması hastalığın tedavisi için yeterlidir.KUTU…. KUTU…. KUTU….Bu belirtiler varsa hemen doktora!·         Ben aniden büyüdüyse·         Konturları düzensizleştiyse, şekli bozulduysa·         Rengi kuzguni siyah yani koyu siyaha döndüyse·         Subjektif belirtiler eşlik ediyorsa (Yanma, kaşınma, ağrı)Kadınca
Reklam
Herkesin 'Ben'i Kendine...
Yazın belki de en sıcak günlerini yaşıyoruz. Peki güneş herkes için yararlı mı? Özellikle de vücudunda pek çok sayıda beni olanlar güneşe karşı çok dikkatli olmalılar. Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Günay “Hemen herkesin vücudunda ben vardır. Özellikle yaz aylarında güneş nedeniyle bedenimizdeki benlerin sayısı artıyor. Aslında sağlık için zararları olmayan benler renk ve şekil değiştiriyorsa tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Bazı ben tipleri zamanla deri kanserine dönüşebiliyor. Bu yüzden benleri düzenli olarak takip etmek çok önemlidir” diyor… ‘BEN’İ CİDDİYE ALIN Güneşin ultraviyole ışınları, A ve D vitaminlerini açığa çıkardığından özelikle çocukların kemik gelişimi için gereklidir. Ayrıca sedef hastalığı, egzama ve akne tedavisi için de güneş faydalıdır. Ancak artık güneşin zararları, yararlarından çok daha fazla görülüyor. Yerleştikleri tabakalara göre Bazo Cellular veya Spino Cellular diye adlandırılan iki cilt kanseri tipi, yüzde 90 oranında güneşe fazla maruz kalanlarda görülüyor. Belki de bu yüzden en çok balıkçı ve çiftçilerde görülüyor. Yuvarlak, zeminleri kabarık ve iyileşmeyen yaralar seklinde kendini gösteren bu tür kanser tiplerinde erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcı olabilir. Bir de yine güneşin tetiklediği, genelde koyu renk benler üzerinden gelişebilen Malign Melanom adını verilen kanser türü vücudun en hızlı yayılan kanserleri arasındadır. Genellikle güneşin tetiklemesiyle ortaya çıkan bu cilt kanseri türünde yine cerrahi tedavi ve kemoterapi kullanılan yöntemler arasındadır. BENLERİ KOPARMAK FAZLA GÜNEŞ KANSERE DÖNÜŞTÜREBİLİR Benlerin yazın tehlikesi neden artar? Bir benin kansere dönüşebilmesi için bir travmaya uğraması gerekir. Bu travmaların başında güneş geliyor. Bu nedenle yazın kansere dönüşme riski artar. Güneş dışında avuç içi, ayak tabanı, sutyen tokası, iç çamaşırı lastiği gibi yerlere denk gelen benler sıklıkla sürtünme yada kopmalara bağlı olarak travmaya uğrar. Bu tip benlerin aldırılması gerekir. Güneş ışınları benlerin kansere dönüşebilme riskini artırır. Özellikle ani ve yüksek dozdaki güneş çok önemlidir. Özellikle yanık yapacak boyutta kızarma, soyulma gibi durumlar, deri kanserine dönüşme riskini artırır. Hücre tipini bozarak atip yaratır. Özellikle koyu renk melanin içeren benlerde daha fazla risk bulunur. Hücre yapısı bozulunca kanser riski de artar. Güneş ışınlarından özellikle ultra viyola A ışınları daha riskli ışınlardır. Ne yazık ki kullandığımız güneş koruyucular da ultra viyole B ışınlarına göre belirlenmiş faktörler yer alır. Güneş koruyucu kullanırken üzerinde “Ultra viole A ve B’den korur” yazması gerekir. Ne yapmak gerekir? Öncelikle 11.00 ile 16.00 arası güneşe çıkmamak gerekiyor. Bu saatler dışında da dermatoloğun önerdiği güneş koruyucuları kullanılmalı. Açık renk cildi olanlar ya da ailesinde melonom öyküsü olanlar senede bir defa kontrolden geçmeli. Ayak tabanı, el ayası ve iç çamaşır lastiği ya da sutyen tokası temas eden yerlerdeki koyu renk benleri aldırılmalı. Hangi ciltler tehlike altındadır? • Koyu renk beni olanlar • Ailesinde melonom öyküsü olanlar • Yoğun şekilde güneşe maruz kalanlar • Geçirilmiş güneş yanığı öyküsü olanlar • Açık tenliler BEN TARAMASI YAPTIRIN Tanı nasıl konuluyor? Kadınca
Reflü Sadece Bir Mide Hastalığı Değil!
Uyanık kalmak için içtiğiniz kahve uyku, mutlu olmak için yediğiniz çikolata mutsuz yapabilir çünkü kafein ve kakao reflü oluşumuna sebep oluyor, reflü oluşumu alerjik hasatlıkları ve astımı tetikliyor. Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, kahve ve çikolatanın alerji ile ilişkisine dikkat çekti. Gece uyanık kalmak ve dikkat toplamak için tüketilen bu besinlerin, alerjik hastalıkları arttırabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Tabak “Beslenme ve uyku düzeni değişen gençler, kahve ve çikolatayı çok tüketiyor. Kafein içeren gıdaların fazla tüketimine bağlı olarak gelişen mide asit salgısının artması reflü hastalığını beraberinde getiriyor. Reflünün getirdiği sorunlar alerji ve astımı tetikliyor” dedi. Reflü Hastalığı Kontrol Altına Alınmazsa Astıma Yol Açabilir Reflünün çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen, Dr. Yonca Tabak, “Reflü sadece bir mide hastalığı değildir” dedi. Bunlardan bir veya bir kaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerektiğini, reflü hastalığının kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabileceğini belirtti. Prof. Tabak, reflüden doğabilecek diğer hastalıkların oluşumunu ise şöyle anlattı: “Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürüklere ve burun akıntısına, burun tıkanıklığına yol açan sinüzite ve gece kriz şeklinde başlayan öksürük ise nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır” açıklamasında bulundu.Kadınca
Reklam
İleri Yaş Depresyonu ve Belirtileri!
Psikoloji bilimi insan ömrünü, bebeklik, çocukluk, ergenlik, erişkinlik ve yaşlılık olarak dönemler halinde inceler. Her dönem, kendi içinde baş edilmesi gereken sorunlar ve aşılması gereken engeller barındırır. Yaşlılık dönemi, insan yaşamının teorik olarak son evresi olması bakımından belki de en zor dönemdir. Hemen her durumda olduğu gibi “madalyonun iki yüzü var“ sözü yaşlılık dönemi için de geçerli. Bir yandan bakıldığında; hayatın getirdikleri ve götürdükleriyle hesaplaşılmış bir dönem olması, biriktirilen tecrübeler, artık kişiyi bir ‘bilirkişi’ mertebesine yükseltiyor. Hayata daha olgun yaklaşabilme şansı veriyor yaşlanmak. Artık eskisi gibi ağır sorumlulukların yaşanmadığı, bir sonraki nesle devredildiği bir dönem. Yaşamış, biriktirmiş ve çözmüş olmanın rahatlığı ile sahneden çekilme ve yeni oyuncuları izleme vakti. “İleri Yaş Depresyonu” madalyonun diğer yüzü. Üretkenlik dönemini tamamlamış olmak, eskisi gibi çözümler üretememeye başlamak, bu nedenlerle karar mekanizmasının dışında kalmak ya da tutulmak, evden ayrılan çocuklar, arkadaş kayıpları, yaşa bağlı sağlık sorunları, en önemlisi eş kaybı yaşlılık dönemini insan ömrünün yaşanılması en zor dönemlerinden biri yapıyor. Tıbbın sağladığı olanaklarla uzayan insan ömrü, genç bir nüfusa sahip olduğu bilinen ülkemizde de yaşlı nüfusun hızla artmakta olduğu gerçeği ile yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor. Hemen hepimizin ailesinde 70 yaş üstü bir büyüğümüz var. İleri yaş depresyonu sadece ruhsal bir hastalık olarak kalmayıp, şeker, yüksek tansiyon ve birçok nörolojik rahatsızlıkların daha ağır yaşanmasına neden olduğundan tüm aileyi etkileyip, aile içi huzuru tehdit eder bir hale de gelebiliyor. Depresyon her yaştan kişinin yaşayabildiği tedavisi olan bir hastalık. Ancak yaşlılık döneminde özellikle üstünde durulması gerekir. Çünkü depresyonun başlıca belirtileri olan halsizlik, isteksizlik, uyku sorunları, sosyal ortamlardan çekilme gibi belirtiler yaşlılığın doğal yansımaları olarak kabul edilip kolayca gözardı edilebiliyor. Oysa ileri yaşlarda da yaşının getirdiği tüm avantajları yaşayan, mutlu, hevesli, sosyal ortamlara uyum ve katkı sağlayan biri olarak yaşlanmak mümkün. İleri Yaş Depresyonunun Belirtileri İki ila üç haftayı geçen derin keder hali, Hevessiz ve isteksiz olma, Sık ağlama, alınganlık, Yerinde duramama, huzursuzluk, Kilo ve uyku düzeninde azalma veya artış , (dikkat çekici düzeyde) Kendi bedenine aşırı duyarlı olma, doktorlarca sebebi bulunamayan ağrı, sızı, uyuşma gibi fiziksel yakınmalar, Öz bakımda aksamalar, dış görünüşe özen göstermeme, * Sosyal ortamlardan kaçınma, içe kapanma Ayrıca; Beyindeki biyolojik değişiklikler, Beyin hücrelerinin kaybı, Beyni besleyen küçük damarların tıkanması da bazı psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Yaşlı kişiyle birlikte yaşayanların da konuyla ilgili farkındalık kazanması çok önemli. Davranışlarındaki değişimin sebeplerini öğrenip anlayışlı ve sabırlı davranılması gerekir. Kederli ve isteksiz, halsiz olmak yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak değerlendirmemelidir. Ailenizde ileri yaşta bir kişi varsa ve 15 günü aşan bir süre yukarıdaki depresyon belirtilerini gözlemliyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmanla bağlantıya geçmelisiniz. Uzmanın öngördüğü sıklık ve sürede psikoterapilerin devamını sağlamalı ve ilaç kullanımı takip etmelisiniz. Bu tür bir yardım almak tedavisi mümkün ve kolay olan depresyonun en başından halledilmesi için en doğru yaklaşım olacaktır.Kadınca
Mutlu Olmanın Yolları
Mutluluk. Kimileri için elde etmesi çok kolay kimileri için ise hayalleri süsleyen ulaşılamaz şeydir. Mutluluk konusunda herkesin farklı bir algısı vardır. Kimi çok basit şeylerden mutlu olabileceği gibi bazı insanları da mutlu etmek çok olabilir. Fakat yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların çoğunu tanıdık arkadaşlar ve dostlarla birlikte olmak mutlu etmeye yetiyor. Sosyal medyayı da arkadaşlarımıza ulaşmak ya da yeni dostluklar kurmak için kullanıyoruz. Yani mutlu olmak için. Peki mutluluk arttırmak için bir formül var mı? Klinik psikolog Dr Paula Watkins bu konuda şunları yapmanızı öneriyor. İletişim kurun, bağlanın ve bağlı kalın. İlişkiler mutluluğun anahtarı gibidir. Birileriyle birlikte olup basit şeyler yapmak bile sizi mutlu etmeye yeter. Birkaç saatliğine bile olsa teknoloji ile aranızda bir duvar örün. Cep telefonunuzu kapatın. Facebook hesabınıza giriş yapmayın ya da emaillerinizi kontrol etmeyin. Gerçek dünya sizi sandığınızdan daha çok şaşırtıp mutlu edecektir. Yeni bir şeyler yapın. Hayatınızada yer almayan farklı bir şeyler deneyin. Örneğin hiç yemediğiniz bir yemek ya da hiç gitmediğiniz bir yere gidin. Yeni bir şeyler deneyin ve kendinizi şaşırtın. Aklınıza gelen herşeyi kutlayın. Yiyin, için, gezin ve sizi mutlu edeceğini düşündüğünüz herşeyi kutlayın. Korkmayın, arada bunu abartabilirsiniz.
Kilo Vermek İçin Ne Zaman Yemek Yemeli?
Kilo vermek için ne zaman yediğimiz mi önemli ne yediğimiz mi? Aslında cevap basit; doğru zamanda doğru şeyi yemelisiniz. Yedikleriniz tokluk hissinizi etkiler ve bu vücudunuza girecek besinlerin miktarını belirler. Tokken bir şey yemek istemezsiniz. Bu durumda sizi tok tutacak besinleri almak mantıklı görünüyor. Fakat günlük yaşamınızda almanız gereken kalori miktarını da göz önğnde bulundurmanız gerekir. Yeteri kadar kalori almaz ama tok kalırsanız vücudunuza yarardan çok zarar getirirsiniz. Güne başlar başlamaz yapmanız gereken ilk şey kahvaltı etmek olmalıdır. Yapılan araştırmalarda kahvaltı için en uygun zaman uyanmanızı takip eden ilk saat kahvaltı etmektir. Çok zengin bir kahvaltı yapmak zorunda değilsiniz. En azından bir bardak su da içebilirsiniz. Burda amaç vücudunuza uyandığınızı ve güne hazır olduğunuzu anlatmaktır. Kahvaltıdan sonra ara ara yemek yiyebilirsiniz. Yine yapılan araştırmalarda öğünler arasındaki süre 3 saati geçmemeli ki kan şekeriniz dengede kalabilsin. kilo vermek için yine vücudunuzun günlük harcayacağı enerji miktarı kadar yemek yenmesi gerektiği asla unutulmamalı.
Reklam
Kilo Vermeye Kahvaltıdan Başlayın
Kilo vermek için sabah kahvaltısında ne yiyebiliriz? Bu soruyu sorarken kilo vermeyi hedeflemiş biri gibi düşünelim. Amacımız kilo vermekse sabah tüketmemiz gereken gıdalar yanında hareketli bir yaşam tarzına sahip olmamız gerektiği asla unutulmamalıdır. Bu küçük hatırlatmadan sonra şimdi sabah kahvaltıda tüketip kilo vermenize yardımcı olabilecek gıdalara geçebiliriz; Kio vermebilmek için ihtiyacınız olan bir kelime: Protein. Araştırmalarda yumurta ve pastırma gibi yüksek proteinli kahvaltının size kilo verdirebileceği sonucu ortaya çıktı. Bunun gibi gıdaları tüketmek yemekten sonra daha fazla tok hissetmenize yardımcı olacağı gibi gün boyu bu etkiyi göstermeye devam edecektir. American Journal'ın yaptığı yeni bir çalışmada, yüksek proteinli kahvaltı yapan insanların düşük proteinli bir yemek ile güne başlamış olanlara kıyasla akşam daha az yağlı ve daha az şekerli aperatifler tükettikleri ortaya çıktı. Bu da sağlıklı beslenme ve ihtiyacınız olandan daha fazla kalori yüklemesi yapmayacağınız anlamına geliyor.
Çocuk ve Oyuncak İlişkisinde Bilmeniz Gereken 22 Şey
Oyuncakların çocukların dünyasında önemli bir yeri var. Peki ebeveynler bu alana ne kadar giriyor? Ne kadar girmeli? Oyuncaklar nasıl olmalı? vs.Kaynaklar:http://www.kigem.com/cocuk-ve-oyuncak-secimi.htmlhttp://www.egitim.aku.edu.tr/oyun.pdfhttp://www.caglatugba.com/cocuk-ve-oyuncak/
Faydalı Mutfak Tüyoları
Hepimiz artık doğal veya organik ürünler tüketmenin faydalarının farkındayız, peki içerisinde koruyucu veya katkı maddeleri bulunmayan bu ürünleri aldığımızda hemen bozulmasını önlemek için neler yapılabilir biliyor musunuz?
Reklam
TDK: Bundan Böyle Prezervatif Kaputtur!
Türk Dil Kurumu'nun (TDK) hazırladığı İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü yine tartışma yaratacak gibi. Sözlükte, 'deterjan-kirgiderir', 'otopsi-ölü açımı', 'mazoşist-özezer', 'katarakt-akbasma', 'prematüre-yarımca', 'grip-paçavra hastalığı' ve 'prezervatif-kaput' şeklinde isimlendirildi. Türk Dil Kurumu tarafından oluşturulan çalışma grubu, eczacılık terimlerine bulduğu karşılıklarla ilk Türkçe eczacılık sözlüğünü hazırladı. Yaklaşık 12 yılda hazırlanan 'İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü'nde, eczacılık terimlerine bulunan ilginç karşılıkların yanı sıra halk diline yerleşen ancak bilimsel anlatımda yeri olmayan sözcüklere de yer verildi. Sözlükte, 'deterjan-kirgiderir', 'otopsi-ölü açımı', 'mazoşist-özezer', 'katarakt-akbasma', 'prematüre-yarımca', 'grip-paçavra hastalığı' ve 'prezervatif-kaput' şeklinde isimlendirildi. TDK Başkanı Mustafa Kaçalin, 'İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü'ne ilişkin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eczacılık terimlerine dil birliğini ve terimlerin daha anlaşılır olmalarını sağlamak amacıyla yeni karşılıklar bulunduğunu belirtti. Çalışmanın, ilaç ve eczacılık terimlerine ilişkin kaynaklarda Türkçe karşılık bulunması konusunda görülen eksikliğin giderilmesine katkı sağlayacağına inandığını ifade eden Kaçalin, sözlüğün çalışma grubunda yer alan 11 öğretim üyesinin çabalarıyla hazırlandığını ve yaklaşık 12 yılda tamamlandığını söyledi. 12 BİN TERİM VAR Kaçalin, sözlükte 12 bin terimin tanımları ve yönlendirmelerinin mevcut olduğuna işaret etti. Çalışmada birçok yabancı terime Türk dilinin kurallarına uyan yeni karışılıklar türetilirken, terimlerin Türkçe karşılıklarının kullanılmasına öncelik tanındığını anlatan Kaçalin, ancak kavram karışıklığına engel olmak için dile yerleşmiş, kökeni yabancı olan terimlere de yer verildiğini belirtti. Kaçalin, sözlüğün hazırlanış tekniği, düzenlenişi ve bütün eczacılık bilim alanlarını içermesi nedeniyle alanında 'ilk ve tek çalışma' olduğunu kaydetti. SÖZLÜKTEKİ İLGİNÇ TANIMLAR İlaç ve eczacılıkla ilgili terimlere pek çok yeni Türkçe karşılığın bulunduğu çalışmada, günlük yaşamda sıkça kullanan kelimelere bulunan ilginç karşılıklar dikkat çekiyor. 'By-pass'ın 'köprüleme-aşırtma', 'check-up'ın 'tambakı', dedektörün 'ararbulur', dezenfeksiyonun 'bulaş savma' olarak isimlendirildiği sözlükte, 'efervesan-suda eriyen tablet' yerine 'fışırdayan', 'endoskop' yerine 'içgöreç' gibi karşılıklar kullanılıyor. Sözlükte, bazı tıp terimleri için belirlenen yeni karşılıkar ise şöyle: 'Biseksüel: Erdişi, Anksiyete: Kaygı, Aerosol: Püskürtü, Andropoz: Yaş Dönümü, Antidot: Ağugideren, Antienflamatuvar: Yangıgiderir, Atrofi: Körelme, Dejenerasyon: Yozlaşma, Depresyon: Çökkünlük, Deterjan: Kirgideren, Deodorant: Kokugideren, Diyaforetik: Terletici, Endoskop: İçgöreç, Fistül: Akarca, Filobotomi: Hacamat, Greft: Yama, Parfümeri: Itriyat, Migren: Yarım Baş Ağrısı, Nüks: Depreşme, Refleks: Tepke, Sendrom: Belirge, Halusinasyon: Varsanım, Uğunma: Katılma Nöbeti, Akut : İvegen, Kronik: Süregen, Benign: İyicil, Malign: Kötücül, Pürülan: İrinli, Radyoaktif: Işınetkin, Nazal: Burundan, Ürtiker: Dobaz, Makyöz: Düzgüncü-Yüzyapan, Grip: Paçavra Hastalığı, Ülser: Karha, Kürtaj : Kazıma, Dışkı: Kazurat, Epilasyon: Kılsızlaştırma, Traş Bıçağı: Kılkeser, Prospektüs: Tanıtmalık, Mazoşist: Özezer, Kabızlık: Peklik, Diş taşı: Kefeki, Prezervatif: Kaput, Korse: Sargaç, Diyare: Sürgün-Amel, Anestezi: Uyuşturum, Enjeksiyon: Şırıngalama, Radyasyon: Işıma, Prematüre: Yarımca, Agresif: Yayılgan, Astım: Yelpik, Epilepsi: Tutarık, Lokal Anestezi: Yerel Duyum Yitimi' AA
İnsan Vücudunu Şeffaflaştırmanın Yolu Bulundu
Bilim insanları doku ve organları şeffaf hale getirebilen bir yöntem keşfettiKemirgenler üzerinde araştırmalar yapan uzmanlar insan vücudunun tamamını şeffaf hale getirmenin yolunu buldular. Cell adlı bilim dergisinde yayınlanan araştırma bulgularına göre bu hiç bir dokuyu zedelemeden vücuttaki önemli organlar ve bağlantıları görmeyi sağlayan bir yöntem olarak kullanılabilir. BBC Türkçe’de yer alan habere göre, bilim insanları bu sayede her bir organın bir diğeriyle ilişkisinin görsel olarak daha iyi anlaşılabileceğini ve 'yeni nesil' tedavi yöntemlerinin yolunun açılabileceğini belirtiyor. Bu yöntemin virüslerin ve kanserli hücrelerin dokulara ne kadar yayıldığını saptamakta da kullanılabileceği kaydediliyor. Bilim insanları neredeyse yüz yıldır, organların içini görebilmek için yöntemler geliştirmeye çalışıyor. Fakat kullanılan tekniklerin çoğu dokulara zarar verdiğinden bu konudaki tıbbi deneyler sürdürülemiyor. Hücrelerde bulunan yağlı lipid molekülleri hafif ışınları kırarak dokuların arkasının görünmesini engelleyebiliyor. Fakat onları çözelten süreçler de organları çevreleyen dokuları temel bir yapısal doku malzemesinden yoksun bırakarak incelenen dokunun şekilsiz bir kütleye dönüşmesine sebep olabiliyor. İşte son araştırmayı yapan California Institute of Technology (California Teknoloji Enstitüsü) uzmanları buldukları teknikle 'Biyoloğun rüyasını' gerçek kılmayı başardıklarını söylüyorlar. Daha önce yapılmış çalışmalardan da yararlanan ekip üç aşamalı bir teknik geliştirmiş: - Yumuşak plastiğe benzer bir ağla dokulara destek sağlanıyor - Ardından kana karıştırılan moleküler bir deterjan lipidleri eriterek organları şeffaf hale getiriyor - En önemli bağlantıları görebilmek için kullanılan sıvıya iz sürmeyi sağlayacak boyalar ya da işaretlenmiş moleküller karıştırılabilir. Bu yöntemi kemirgenler üzerinde deneyen araştırmacılar hayvanların böbrek, kalp, akciğer ve bağırsakları gibi tek tek organlarını üç günde, tüm vücutlarını ise iki hafta içinde temizlemeyi başarmışlar. Ayrıca kanser hastalarından alınan örnekler üzerinde aynı yöntemle yaptıkları denemeler hastalığın ne kadar yayıldığını görmelerini sağlamış. Fakat yöntem şu ana kadar yaşayan bir organizma üzerinde denenmemiş. Bütün deneyler sadece öldürülmüş fareler ve ameliyatlar sırasında insanlardan alınan parçalar üzerinde yapılmış. Bilim insanları bu yöntemin gelecekte uzun sinir dokularının beyinden vücudun diğer yerlerine tam olarak nasıl ulaştığından tutun da farklı virüslerin hangi dokuların neresinde saklandığını haritalamaya varana kadar bir çok farklı amaçla kullanılabileceğini söylüyor. Araştırma ekibi şimdi diğer bilim insanlarıyla işbirliği yaparak demanslı hastaların beyin dokularını incelemeye hazırlanıyor. Bu örnekleri, sağlıklı doku örnekleriyle karşılaştırarak, hücre yapıları ve sayılarındaki potansiyel farklılıkları daha önce mümkün olmadığı kadar detaylı bir şekilde görebileceklerini düşünüyorlar.T24
Reklam
Ebola Kabusu Afrika'da Hızla Yayılıyor; 729 Kişi Öldü
Afrika'da özellikle Gine, Sierra Leone, Liberya ve Nijerya'yı sarsan ebola virüsünden ölenlerin sayısı her geçen gün artıyorDünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) son açıkladığı verilere göre, Gine, Sierra Leone, Liberya ve Nijerya'da bugüne kadar 729 kişi hayatını kaybetti. Bu sayının önümüzdeki günlerde artması bekleniyor. DHA'dan Gonca Yağcı 'nın haberine göre, Dünya Sağlık Örgütü Genel Sekreteri Dr. Margaret Chan , yayılmayı kontrol etme çabalarına karşın virüsün hızla yayıldığını vurgulayarak bu şekilde devam etmesi halinde sonuçların hem insan kaybı, hem ekonomik açıdan felaket olabileceği uyarısında bulundu. Gine'nin başkenti Conakry'de virüsten en çok etkilenen ülkelerin başkanları ile düzenlediği basın toplantısında konuşan Chan, virüsün uluslararası uçuşlar aracılığıyla yayılma endişelerinden çok dünyanın odaklanması gereken konunun ölümcül virüsün var olduğu Afrika ülkeleri olması gerektiğini söyledi. Uçuşlar erteleniyorDiğer yandan virüsün küresel olarak yayılması endişeleri, Nijerya'nı başkenti Lagos'tan gelen bir ABD vatandaşının hayatını kaybetmesi ile daha da arttı. Uluslararası Hava Ulaşım Birliği Afrika'ya herhangi bir seyahat kısıtlaması vermemesine karşın çok sayıda uçuş ertelendi. Emirates Havayolları Gine'nin başkenti Conakry'ye giden uçuşlarını 'yolcu güvenliği' gerekçesiyle durdurdu. Amerika'daki ilk ebola hastası ile Atlanta'nın Emroy Universitesi hastanesinde tedavi edildiği bildirildi. Afrikalı sporcular, ülkelerine dönmek istemiyorİskoçya'nın Glasgow kentinde düzenlenen İngiliz Milletler Topluluğu oyunlarına Sierra Leone'den katılan bisikletçi, 4 gün karantinada kaldıktan sonra ülkesine gitmesine izin verilmesine karşın evine dönmeye korktuğunu söyledi. Ayrıca Glasgow'da oyunlara katılan 30'ya yakın Afrikalı sporcunun virüs tehlikesi dolayısıyla buradaki kalış sürelerini uzatmak istediklerini belirttiler. Ebola virüsü nasıl bulaşıyor1976 yılında ortaya çıkan insanlarla maymunlarda görülen ebola virüsünün insanlarda nasıl salgın yaptığı bilinmiyor. Hastalık, virüsü taşıyan bir hayvanın ya da hastanın kanına ya da ter, çiş ya da sperm gibi diğer vücut sıvılarına dokununca bulaşıyor. Kurbanlarının yüzde 90'ını öldüren virüsün belirtileri ateş, bulantı, kusma, ishal, kas, baş ve boğaz ağrısı, halsizlik, kaşıntı ve böbrek ile karaciğer yetmezliği. Bazen 3 haftaya kadar anlaşılamayan virüs, organ yetmezliğine ve iç kanamalara yol açabiliyor.
En İlginç 10 Fobi
Dünya üzerinde psikologlar tarafından tanımlanmış 400′e yakın fobi var. Hepimiz de bunlardan en az birisine sahibiz. Aşağıda kulağa ilginç gelen 10 fobiyi sizin için derledik.
Bayanlara Özel Diyet Sırları
Diyet yapmak hepimiz için gerçekten zor, ama bazı önerilerle diyeti kolay hale getirmek mümkün. Kabul edelim hepimiz pazartesi diyete başlıyor ve genellikle ufak tefek kaçamaklarla diyetimizi bozuyoruz. Çünkü diyet yapmak, diyet yapmaya karar vermekten daha zor.Ufak tefek hileler ile diyetinizi daha kolay bir hale getirebilirsiniz.Yeme biçimi ya da sadece sofra düzeni değişimi gibi etkili önerilerimizle diyet yapmanız kolaylaşacak. Buz küpleri ile çorbaların ve sosların yağlarını alın.Yağlı bir çorbaya, yahniye ya da güvece atılan buz küpü tüm yağı kendine çekiyor. Topladığınız bu yağı, kaşık yardımı ile yemekten çıkarmanız yeterli. Hızlı hareket etmeniz gerektiğini de belirtelim. Çiğneyin, çiğneyin ve daha fazla çiğneyin!Bu uzun zaman önce kanıtlanmış eski bir kural. İnsanlar yemeklerini yavaşça, layıkıyla çiğnediklerinde ve yemeklerinin lezzetine odaklandıklarında daha fazla keyif alır ve daha az yemek yer. Yemeğinizi küçük ve kırmızı tabaklarda yiyin.Geçtiğimiz yıl İtalyan’da yapılan bir araştırmada, kırmızı tabakta sunulan yemeklerin daha az yendiği ortaya çıktı. Aynı yemek kırmızı yerine mavi ya da beyaz tabaklarla tekrar sunulduğunda ise yeme oranı fark edilir şekilde arttı. Kırmızının beyne tehlike sinyalleri göndermesinin, daha az yemeye neden olduğu düşünülüyor. Ayrıca araştırmalar gösteriyor ki yemekler küçük tabaklara konulduğunda da aynı etkiyi gösteriyor. Aç değilseniz, yemek yemeyin.Bunu herkes yaşıyor. Hiç aç olmadığınız halde yemeğin görüntüsüne, kokusuna dayanamadınız ve yemekten tatmak istediniz. Bu durumda tat alıcılarınız ile aranıza mesafe koymalısınız. Yemek yemeyi ihtiyaç olarak görmek ve yemek yemeyi keyif veren bir aktivite haline getirmek arasında ince bir çizgi var. İradenize hakim olun ve yemek yemeyi sadece vücudunuzun bir ihtiyacı olarak görün. Psikolojinizin yemek yemeye ihtiyacı yok. Beş günlük ağır diyetlere son verin.İngiliz araştırmacılarına göre; haftada 2 gün 650 kalori, 50 g karbonhidrat ve sınırsız protein tüketen, 5 gün ise 2000 kalorinin üzerine çıkmayan kadınlar, günlük olarak 1500 kalori alan kadınlardan daha fazla kilo veriyor;
Reklam