onedio
Limonla Gelen Güzellik
Güzel olmanın bedeli asla ucuz olmamıştır. Sayısız markanın ve ürün yelpazesinin arasından seçim yaparken bazen çok can sıkıcı sonuçlar elde edebilirsiniz. İşte, biraz da bu yüzden, annelerimizin kullandığı doğal ürünler günden güne popüler hale geliyor. Elbette bunda doğal güzelliklerinin ve ışıl ışıl parlayan ciltlerinin katkısı da büyük. Ne derler bilirsiniz; ne varsa eskilerde var. Tam da bu sebepten, hayatın bize verdiği limonları değerlendirmeli ve onları bizim için yararlı güzellik kürlerine dönüştürmeliyiz. Limonlar. Capcanlı renkleriyle doğal ürünlerdir. Ucuzlardır. Limon suyu antiseptik olmasının yanı sıra tedavi edici ve ferahlatıcıdır. Doğru ürünlerle birleştirildiklerinde günlük bakımınız için ideallerdir. Umarız bu ucuz ama şaşırtıcı biçimde yararlı uygulamalardan memnun kalırsınız. Yoğurt-Limon Peelingi 1 kaşık limon suyu (taze sıkılmış her zaman en doğru sonucu verir), 4 kaşık yoğurt ve 1 kaşık bal. Yoğurt ve bal karışımının anti bakteriyel bir temizleyici olduğunu da hatırlatalım. Bütün malzemeleri karıştırıp cildinize uygulayın. 10 dakika bekletip sıcak suyla yıkayın. Bal-Limon Yüz Temizleyici 2 yemek kaşığı bal, 1 yemek kaşığı esmer şeker ve çeyrek limonun suyu. Hepsini karıştırıp karışımın dörtte biriyle cildinizi ovun, sonra da 5 dakika süreyle yüzünüzde bekletin. Ardından ılık suyla temizleyin. Kalan karışımı daha sonra kullanmak üzere saklayabilirsiniz - 3 ya da 4 günden fazla bekletmemeye dikkat edin. Limon-Şeker Ayak Bakımı Yarım bardak esmer şeker, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve taze sıkılmış yarım limonun suyu. Bu karışımı ayaklarınıza masaj yaparak sürün, durulayın ve iyice kuruladıktan sonra nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Bu karışım dirsekleriniz için de oldukça yararlı olacaktır.kadinon
Akıllı Telefon Bağımlılığı Stres Yaratıyor
Tatildesiniz ama bir yandan da uyanır uyanmaz iş yerinize ait e-postalarınızı kontrol ediyorsunuz. Kaldığınız otelde kablosuz internet yoksa veya dağın tepesinde cep telefonunuz çekmiyorsa telaşlanıyorsunuz. Telefonunuzun pili azalmışsa huysuzlanıyor, ofiste değilseniz işlerin ters gideceği endişesi taşıyorsunuz. Bunların hepsi, cep telefonu bağımlılığının yarattığı 'sürekli erişilebilir' olma' stresinin tipik işaretleri. Kimileri için, taşınabilir bağlantı cihazları sabah 9, akşam 5 arası çalışma saatlerinin yarattığı kısıtlamalardan kurtulma fırsatı yarattı. Esnek çalışma yöntemi, iş hayatlarında daha özerk olmalarını ve aileleriyle, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçime imkânı sağladı. Fakat akıllı telefonlar birçoğumuz için ise, kapanıp rahatlamamıza ve kendi pillerimizi şarj etmemize izin vermeyen ceplerimizin tiranları haline dönüştü. Birçok gözlemci, bu sendromdan giderek daha fazla kaygı duymaya başladı. Pittsburgh merkezli yazılım geliştirici Kevin Holesh, iPhone'u için ailesini ve arkadaşlarını ihmal ettiği endişesine kapılınca, cep telefonu kullanımını takibe alan 'Moment' adlı bir cep telefonu uygulaması geliştirdi. Bu uygulama, kullanıcıların cihazlarıyla ne kadar vakit geçirdiklerini görmelerini sağlıyor ve kullanıcının kendi koyduğu sınır aşılınca da uyarılar gönderiyor. Kevin Holesh'in internet sitesinde uygulama şu sözlerle anlatılıyor: 'Moment'ın amacı hayatınızda denge sağlamak. Biraz telefonunuzla, biraz da telefonunuz olmadan çevrenizdeki sevdikleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz vakitten keyif almanız için…' Bazı işverenler, iş ve sosyal hayat arasında denge tutturmanın kolay olmadığını kabul ediyor. Yardıma ihtiyacımız var. Örneğin, Alman otomobil üreticisi Daimler, bazı çalışanları ofisten kopma iradesini gösteremedikleri için 'e-postalar için otomatik silme seçeneği' yarattı. BBC'ye konuşan Coventry Üniversitesi Psikoloji, Davranış ve Başarı Araştırma Merkezi'nde görevli endüstriyel psikolog Dr. Christine Grant, ''Sürekli erişilebilir olma' kültürünün olumsuz etkileri, zihninizin hiçbir zaman dinlenemiyor olması, vücudunuza toparlanması için zaman ayırmıyor olmanız, dolayısıyla da sürekli stresli olma halidir' diyor. Grant, 'Ne kadar yorgun ve stresli olursak, o kadar da hata yaparız. Fiziksel ve zihinsel sağlığımız zarar görür' diye ekliyor. Grant'a göre, dünyanın neresinde olursak olalım iş yerimizle bağlantıda kalabiliyor olmak, derinlerdeki güvensizlik hissini de besliyor. 'Kontrolü bırakmakla ilgili çok büyük kaygılar duyuluyor' diyen Grant şöyle devam ediyor: 'Araştırmamda, hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar sürekli teknolojiyle seyahat ettikleri için 'tükenen' çok sayıda kişiyle karşılaştım.' Özellikle kadınlar tam gün ofis işiyle hastalık riskine karşı daha hassas oluyorlar. Akşam işten eve geliyorlar, bir çay yapıp çocuklarıyla ilgileniyorlar ve sonra gece yatağa gitmeden önce son bir mesai daha yapıyorlar. Dr. Grant'a göre 'Bu üç mesainin sağlığa ciddi etkileri olabilir.' Endüstriyel Tıp Toplumu Başkanı Dr. Alasdair Emslie de 'İngiltere'de her yıl yaklaşık 400 bin kişi iş hayatlarında, kendilerini hasta edecek seviyelerde stres yaşadıklarını söylüyor' diyor ve şu yorumu yapıyor: 'Teknolojideki değişimler bunda payı olan etkenlerden biri. Özellikle de çalışanlar kendilerini giderek artan talebe karşılık veremeyecek gibi hissediyor veya iş yükünü kaldırmakta yetersiz kalıyorlarsa.' İngiltere medya denetim kurumu Ofcom'un verilerine göre İngiltere'de yetişkinlerin yüzde 61'i akıllı telefonları olduğunu söylüyor ve ev içinde tablet bilgisayar kullanım oranı da geçen seneye göre neredeyse iki kat artarak yüzde 44'e çıktı. Ofcom, özellikle akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber 2010 yılından bu yana, günlük toplam medya tüketiminin 8 saat 48 dakikadan, 11 saate çıktığını belirtiyor. Bu rakamlar, medya araçlarına ayırdığımız saatlerin uygu saatlerinden fazla olduğunu gösteriyor. İnternet bağlantılı akıllı telefonların sayısı arttıkça, kullanımımıza sunulan verilerin sayısı da bir o kadar artıyor. Danışmanlık şirketi PwC'de çalışan Michael Rendell, bu durumun bir nevi 'karar verme felci' yarattığı görüşünde. Rendell bu yorumunu şöyle açıklıyor: 'Bu, iş yerinde daha çok stres yaratıyor, çünkü daha geniş bir veri ve iletişim ağına sahip oluyorsunuz, bunların hepsini aynı anda idare etmek zor.' 'Bu da karar vermenizi güçleştiriyor, çoğu da daha az üretici hale geliyor çünkü tüm bunlar kişileri bunaltıyor ve hiçbir zaman ofisten kaçamayacakları hissine kapılıyorlar.' PwC'nin 'İşin Geleceği, 2022'ye yolculuk' başlıklı raporu için tüm dünya genelinde 50 bin işçiyle görüşüldü. Danışman Rendell'e göre, 'İngiltere'de işgücü, daha geniş iletişim ağları ve daha çok veriye erişim sağlanmasına rağmen, geçmişe kıyasla daha üretici değil.' Blake Morgan avukatlık bürosundan Tim Forer de bu görüşe şu ifadesiyle katılıyor: 'Neden maaşlar enflasyonla uyumlu artmadı? Çünkü daha az iş yapan daha çok insan var.' 'Çoğu üretici olmadan geçen zaman diliminde e-postaları kontrol etmek de iş sayılıyor.' İş hayatını ve sosyal yaşamı birbirinden ayıran çizginin teknolojiyle beraber bulanıklaşması yalnızca çalışanlar için bir sağlık ve güvenlik sorunu değil. Şirketler için de olası ciddi sonuçları var. Avukat Forer, 'Avrupa Çalışma Saatleri Yönetmeliği'ne göre bir çalışma haftası 48 saatle sınırlandırılıyor, bu da her 24 saatlik çalışma dilimi arasında 11 saatlik ara almanız anlamına gelir' diyor. 'Fakat eğer, sabah uyandığınızda ilk iş olarak ve gece yatarken de son iş olarak cep telefonu mesajlarınızı ve e-postlarınızı kontrol ederseniz bu zaman dilimlerinden de çıkmış olursunuz.' Avukat Forer'e göre bu durum da çalışanlarına karşı yasal yükümlülüklerini de riske atıyor. Yazılım şirketi SolarWinds, bilişim teknolojileri şirketleri için faaliyet halinde olmadıkları bir zaman diliminin olmamasının şirketler üzerinde ekstra baskı yarattığını söylüyor. Çalışanlar iş yerindeki uygulamalara giderek daha bağımlı hale geliyor fakat aynı zamanda da işlerin ters gitmesi durumunda daha hoşgörüsüz oluyor. SolarWinds'in araştırmasına göre çalışanların yarısından fazlası kendilerinden daha hızla çalışmaları ve bu yeni 'bağlanabilirlik' durumunun sonucu olarak işlerini verilen süreden önce tamamlamaları yönünde beklenti olduğu hissine kapılıyor. Aynı zamanda neredeyse yarısı da, işverenlerin artık kendilerinden nerede olurlarsa olsunlar sürekli 'çalışabilir halde ve müsait' olmalarını beklediğine inanıyor. Tabi cep telefonu şirketleri ve diğer teknoloji firmaları da mobil bağlanabilirlik durumunun faydalı olduğu, zarar vermediği görüşünü savunurken, birçok genç, ofis çalışanı ve kendi işinin sahibi olanlar da bu görüşe katılır. Samsung UK'de girişim birimi başkan yardımcısı Graham Long, 'Akıllı telefonlar, tabletler… bunlar çevik ve esnek çalışma sağlıyor, bundan da hem iş verenler hem de aynı şekilde çalışanlar da faydalanıyor' diyor. Aruba Networks üst düzey yöneticisi Chris Kozup ise, 'The Future laboratuvarlarıyla ortak yaptığımız araştırma sonunda, 'sürekli erişilebilir olma' fikrinin ve sürekli bağlantıda olma durumunun aslında çalışanların iş ve sosyal hayat dengesini sağlamalarına yardımcı olduğunu gördük' yorumunu yapıyor. Burada kilit, yeni esnek çalışma düzeninin sizin işinize yaracak şekilde ele düzenlemeniz ve akıllı telefon kullanımınızla ilgili belirli bir disiplinde olmanızdır. Eğer plaja inme hazırlığındaysanız, e-posta uyarılarınızı 'ofis dışında' konumuna getirin, telefonunuzu kapatın, yatağa giderken erişime kapatın ve Dr. Grant'e kulak verin: 'Eğer bir sorun varsa, bunu çözebilecek sizden başka kimsenin bulunmaması şaşırtıcı olurdu.'BBC Türkçe
Yüksek Kolesterol Gebeliğe Engel Olabiliyor
Kolesterol gebeliği güçleştiriyor . Yüksek kolesterol kontrol altına alınmadığında kadınlar da çocuk sahibi olmayı güçleştiriyor. Kolesterol tüm vücut hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Yağ benzeri bu maddenin, kanda fazla miktarda bulunması oldukça zararlıdır . Birçok hastalığa sebep olan kolesterolün, bir yıkıcı etkisi daha tespit edildi. Yapılan araştırmalar da, yüksek kolesterolün yalnızca kalbe zararlı olmadığını ve aynı zamanda kadınlarda çocuk sahibi olmayı zorlaştırdığı gözlemlendi. Çocuk sahibi olmak isteyen kişilerin öncesin de, kolesterol ölçümlerini yaptırmaları gerektiği bildirildi. Kolesterol bütün vücudumuzun tüm hücrelerinde bulunan yağ benzeri bir maddedir. Kan da fazla miktar da bulunması zararlıdır.
Tırnak Yeme Alışkanlığı
Tırnak Yeme Alışkanlığı Genellikle çocukluk döneminde, çocuğun bedenini keşfetmesi ile başlayan bir rahatsızlıktır. Ancak sıklıkla ergenlik dönemindeki bireylerde de görülebilmektedir. Tırnak yeme alışkanlığı, genellikle kişinin gerginliğini giderebilmek için başvurduğu bir davranış biçimidir. Genetik yatkınlık veya model alma da bu alışkanlığı tetiklemektedir. Ayrıca bu alışkanlık, zaman geçtikçe katlanarak artabilir. Bu alışkanlık ile ilgili yanlış bilinen bir bilgiyi düzeltmek gerekir. Tırnağını yiyen birini uyardığınız zaman, bu alışkanlığından vazgeçmez. Aksine kişi daha da bağımlı hâle gelecektir. Bu tür davranışlar, alışkanlıkları daha da pekiştirici hâle getirmektedir. Kişinin tırnak yeme alışkanlığından kurtulması için o an dikkatini başka bir uğraşa vermeleri gerekmektedir. Gerekirse küçük çocuklar için çeşitli faaliyetler yapılmalıdır. Eğer ki çocukta depresyon seviyesine varan gerginlik ve sıkıntı mevcut ise, bunun psikolog, pedagog ya da psikiyatrlar tarafından tedavi edilmesi gerekmektedir. Ancak çocukta depresyon mevcut değilse ve yalnızca kaygılı olduğu anlarda tırnağını yiyorsa bu durumda uzmanlar çeşitli bilişsel davranışçı teknikler kullanarak çocuğun bu hareketten uzaklaşmasını sağlarlar. Yani yazımızı kısaca özetlememiz gerekirse, kişi asla “ tırnağını yeme , elini ağzına götürme” şeklinde uyarılmamalı, bunun yerine bir uzmandan destek alınmalıdır.
Bilim İnsanları Kanser Yiyen Bakteri Buldu
Bilim insanları, yaptıkları araştırmada, vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Bilim insanları, yaptıkları araştırmada vücuda enjekte edilen bir tür bakterinin kanserli tümörü küçülttüğü bulgusuna ulaştı. Biyoteknoloji firması Bio Med Valley Discoveries'den Dr. Saurabh Saha tarafından yürütülen araştırma, Science Translational Medicine dergisinde yayımlandı. Kanser tedavisinde bakterinin genellikle 'dosttan çok düşman' olarak kabul edildiğini ifade eden uzmanlar, oksijen kullanmayan Clostridium novyi adlı bakterinin vücuda verildiğinde kanserli tümörü küçülttüğü sonucuyla karşılaştı. Deney, köpekler ve kanser hastası bir kişiyle yapılırken, bu kişide yöntemin işe yaradığı görüldü. GELİŞME HEYECANLANDIRDI Time'ın haberine göre, bakterinin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden bilim insanları, bakterinin kanserli tümöre iki yıl boyunca saldırabildiğini vurguladı. 'Kanser araştırmalarında ‘kanseri iyileştirmek' kalıbını çok iddialı olduğu için kullanmıyorduk. Ancak, köpeklerin üzerinde bakteriyi denediğimizde iyileşmenin meydana geldiğini gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı' diyen Saha, 16 köpekten üçünde tümörün tamamıyla yok olduğunu ve iki yıl sonra da kanserin geri gelmediğinin altını çizdi. Diğer köpeklerde ise, tümörün 21 gün içinde yüzde 30 küçüldüğü gözlemlendi. Köpeklerle yaptıkları araştırmanın başarısından yola çıkarak insanlar üzerinde bakteriyi denemeye karar veren uzmanlar, 53 yaşındaki kadında denedikleri yöntemin 4 gün içinde kendini gösterdiğini ve tümörün önemli ölçüde küçüldüğünü açıkladı. Milliyet
Reklam
Açlık Hissini Yatıştırmanın Yolları
Canınız sürekli bir şeyler mi atıştırmak istiyor, özellikle hamur işleri ve şeker gibi kalori oranı yüksek yiyecekleri mi canınız istiyor,üstelik bu atıştırmaların sonucu kilo mu alıyorsunuz? Bazen fiziki bazen de duygusal sebeplerle aç hisseder ve yemek yeme isteği duyarız. Bu yüzden, açlık hissini tetikleyecek hareketlerden kaçınmamız gerekir. Peki nelere dikkat etmeliyiz? Güne Kahvaltıyla Başlayın Sıkı bir kahvaltıyla güne başlamanız demek; metabolizmanızı hızlandırıp daha az acıkmanız demek! Kahvaltı alışkanlığınız yoksa 1 kase yulaf ezmesini biraz sütle karıştırıp tüketebilirsiniz. Ekmeğinize Dikkat Edin Light ekmeklerin kalorisi düşük olabilir ama sizi tok tutmayacağından emin olabilirsiniz. Ekmeğinizi tam tahıllı ekmeklerden seçin; özellikle çavdar ekmeğini tercih edin. Şekerli İçeceklere Son Verin Gazlı içecekler, yapay meyve suları… İçlerindeki mısır şurubu sizin daha fazla acıkmanıza ve vücudunuzun yağlanmasına sebep olur. Alışverişe Tok Çıkın Açken yaptığınız market alışverişleri evinize bir çok abur cuburu taşımanıza neden olur. Bu yüzden market alışverişinizi tok karnına yapın. Spor Yapın Spor yapmak endorfin salgılamanızı sağlar, salgılanan endorfin de açlık hissi nizi giderir. Aç hissettiğinizde hafif egzersizler yapın ya da yürüyüşe çıkın. Loş Ortamlardan Kaçının Araştırmalara göre loş ortamda açlık hissi fazlalaşıyor ve ;
Doğru Oje Sürmenin 5 Püf Noktası
Bakımlı ellerin sırrı, doğru manikür ve güzel sürülmüş bir ojeden geçiyor. Peki, oje sürmekte yeterince başarılı mısınız? Kadınlive Kadın olarak, oje sürmenin 5 püf noktasını sizini çin yazdık. Bu püf noktalarıyla artık tırnak bakımınıza para ödemenize gerek kalmayacak. İşte doğru oje sürmenin 5 püf noktası.. İşte, doğru oje sürmenin püf noktaları … Tırnaklarınızı hazırlayın Oje sürmeden önce tırnaklarınıza manikür yapmayı ihmal etmeyin. Kötü duran tırnak etlerinizi temizleyin ve daha önce sürdüğünüz ojenin tırnağınızın köşe kısımlarında kalan lekelerini mutlaka çıkarın. Ne çok fazla ne çok az! Oje sürerken fırçanıza ne çok az ne de çok fazla oje gelmemesine dikkat edin. Özellikle tırnak etlerinin kıvrımlı kısımlarına çok oje sürmemeye özen gözterin. Fırçanızda fazla oje olursa, tırnak kenarlarınızdan oje taşar ve kötü bir görüntü oluşur. Tırnak etrafındaki deriye dikkat! Tırnak etrafını çevreleyen derinize oje sürmemeye dikkat edin. Fırçanızı yalnızca tırnağınızın üzerinde gezdirmeye özen gösterin ve tırnağı çevreleyen deri kısmına oje fırçasını çok yaklaştırmayın. En fazla 2 ya da 3 kat Bazı ojeleri yapıları gereği en az iki kat sürmek gerekiyor. Ancak bu sayıyı 3′ten yukarıya çıkarmamalısınız. Çünkü oje katmanları arttıkça tırnaklarınız hem daha uzun sürede kuruyacak hem de kalın olduğu için bozulması çok daha hızlı olacaktır. Ayrıca ojenizin ilk katı kurumadan 2. katı sürmeye başlamamalısınız. Parlatıcıyı unutmayın Ojeniz kuruduktan sonra daha parlak görünmesini istiyorsanız, mutlaka cila ya da şeffaf parlatıcı sürün.
Reklam
Her Durumda Ayrı Bir Gözyaşı Salgıladığınızı Kanıtlayan ''Gözyaşı Topoğrafyası'' Çalışması
Lynn Fisher farklı duygular hissedilirken akan gözyaşlarının da farklı olabileceğini düşündü ve gözyaşlarını mikroskop altında incelemeye karar verdi.  100 farklı gözyaşını inceledikten sonra  mutluluk, soğan doğrama, acı, öfke, reddedilme, azim, kahkaha, esneme, doğum ve yeniden doğum gözyaşlarının her birinin farklı bir yapısı olduğunu fark etti. Fisher bu çalışmaya ''Gözyaşı Topografyası'' adını vermiş. Smithsonian Sanat ve Bilim Üniversitesi'nden Joseph Stromberg'in bulgularına göre; Gözyaşları bilimsel olarak üçe ayrılıyor. Korneayı kaygan tutmak için düzenli olarak salgılanan bazal gözyaşı; keder ya da sevinç gibi duygusal anlarda gelen psişik gözyaşı; ve toz, soğan ya da biber gazı gibi maddelere tepki olarak salgılanan refleks gözyaşı.  Her bir kategorideki gözyaşları farklı moleküller taşıyor, örneğin psişik gözyaşları doğal bir ağrıkesici sayılan leucine enkephalin adlı protein bazlı bir hormon içeriyor. Ayrıca mikroskop altında incelenen örnekler büyük oranda kristalize tuz olduğundan gözyaşlarının kuruma ortamı da farklı şekiller doğuruyor.  İyi eğlenceler dileriz...
Queen Dinlemek İçin 17 Sebep
etiket
1970 yılında Brian May, Roger Taylor ve Freddie Mercury tarafından Londra'da kurulmuş İngiliz rock grubudur. Bir yıl sonra John Deacon'un katılımıyla grup tamamlanmıştır. 70'lerin ilk yıllarında üne kavuşan grup bugün hâlâ geniş bir hayran kitlesine sahiptir. Stadyum rock, hard rock, heavy metal, opera rock ve bunun gibi daha nice müzik türüne büyük katkılarda bulunmuştur.1987 yılında Mercury'nin AIDS'li olduğu ortaya çıkınca çalışmalarına bir süre ara verdiler. 1989 yılında The Miracle ve 1991 yılında son albümleri Innuendo'yu piyasaya sürdüler. 1991 yılında 24 Kasım da Londra yakınlarındaki evinde Mercury AIDS e bağlı zatürre nedeniyle hayatını kaybetti. 1995 yılında Mercury'nin ölmeden önceki çalışmalarından derlenen 'Made in Heaven' albümünün ardından grup sessiz bir döneme girdi. Bu sessizlik 2004 yılında başlayan 'Queen+Paul Rodgers turnesine kadar devam etti.
Büyük Göğüslü Erkeklerin Yaşadığı 13 Sıkıntı
Kilolu olmak yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra erkekte ciddi estetik sıkıntılara da sebep oluyor. Erkeklerde büyük göğüslü olmak bunların başında geliyor. Gündelik yaşamda yarattığı zorluklar ve sıkıntılar erkekleri ciddi ciddi düşündürüyor. İşte bu sıkıntılardan birkaçı.
Reklam
Spordan Önce Kahve İçmenin Faydaları
Kahve içmenin sayısız faydaları olduğu biliniyor. Yapılan son araştırmalarda, kahvenin kilo kaybında da etkili bir içecek olduğu ortaya çıktı. Spordan hem önce hem sonra içilen kahvenin bu konuda oldukça etkili olduğu söyleniyor. Kahve kan dolaşımının daha iyi olmasını sağlar Daha iyi bir spor için kaslarınıza daha çok oksijen gitmesi gerekir. İşte kahve bunu sağlıyor. Japonya’da yapılan araştırmalarda aşırı kahve tüketmeyen kişilerde, kahve içildikten sonraki 75 dakika boyunca kan dolaşımının yüzde 30 daha hızlı olduğu tespit edilmiştir. Kahve kasları korur Yapılan araştırmalarda, kafein maddesinin kasları koruduğu ortaya çıkmış. Vücudun yaşlanmayla kas gücünü kaybetmesi kahve içenlerde daha yavaş gerçekleşiyor. Spor sonrası kahve Spor sonrası kahve kaslar için yakıt görevi görür ve bir sonra egzersiz için daha güçlü olmanızı sağlar. Spordan önce Türk Kahvesi Spor yapmadan 30-35 dakika önce içilen kahve yağ yakımına destek veriyor ve egzersizde daha çok kalori yakmanızı sağlıyor. Üstelik bir fincan şekeriz kahvede sadece 1 kalori var. Kahve spor ağrılarını önler Yoğun egzersizlerden önce içilen 2-3 bardak şekersiz kahvenin, spor ağrılarını azalttığı ve ağrıları önlediği biliniyor. Kahve tüketiminde aşırıya kaçmak yarar değil zarar verir. Kilonuza göre içebileceğiniz kahve miktarı kilo başına 6 mg.dır. Kahveyi her gün aynı saatte içmek kahvenin yarattığı dehidrasyonun ortadan kalmasına sebep oluyor. Kahvenizi sağlıklı besinle ;
Bağışıklık Sistemimizi Gösteren 16 İnanılmaz Fotoğraf
İnsan vücudu ve içerisindeki bütün sistemler inanılmaz bir şeydir. Bu sistemlerden birisi de bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi, patojen olarak bilinen ve vücudumuzda hastalığa sebebiyet veren mikropların tespit edebilmesi ve etkisiz hale getirilmesinden sorumludur.  28 yıl evvel, National Geographic Magazine 'Our Immune System: The Wars Within' adıyla bir makale yayımladı. Fotoğrafları Boehringer Ingelheim firmasından Lennart Nilsson tarafından çekilen Peter Jaret tarafından yazılan makale 1986'da National Geographic Magazine dergisinin Haziran sayısına basılmıştır. Nisan 2013'te, Reddit kullanıcısı 'spukkingfaceship' , bu makalenin fotoğraflarını Imgur sitesinde bulmuş ve gün yüzüne çıkarmıştır.  Aşağıda bu fotoğrafları ve altlarında ise açıklamalarını bulabilirsiniz.
Fazla Kilolardan Korunmanın Yolları
Memorial Ataşehir Hastanesi ve Etiler Tıp Merkezi Endokrinoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Gökhan Özışık, şişmanlıkla baş etmenin yolları hakkında bilgi verdi.TOKSİK YAĞLAR VÜCUTTA BİRİKİRİnsanlığın eski düşmanı şişmanlığı, toksik yağların olmaması gereken yerde depolanıp vücudun tahammül edemeyeceği miktarlara ulaşması' şeklinde tanımlamak doğru olacaktır. Aşırı yemek, hareketsizlik kilo almak için elbette birer faktördür. Örneğin; bir deney hayvanı fazla beslendiğinde ya da tokluk merkezini kontrol eden tek bir geni/hormonu yok edildiğinde obeziteye yol açılabilir. Bu tablonun temelinde 'hücresel düzeyde kapasite zorlanması' yatmaktadır. Ancak günümüz insanındaki durum çok daha farklıdır. Bunun nedeni tükettiğimiz gıdaların organizmamızın tanımadığı şeker, yağ ve amino asitlerle dolu olmasıdır. Kısacası bunlar doğal değildir ve problemin asıl sebebidir.KARACİĞER KARGO MANTIĞI İLE ÇALIŞIRSindirim yoluyla kana karışan tüm besinler kimi kendi başına kimi de onları tanıyıp refakat eden özel proteinlerce doğru karaciğere götürülmektedir. Karaciğer bunları ayırmakta ve gerektiğinde de işleme tabi tutmaktadır. Bir kargo mantığı ile çalışarak 'lipoprotein' adı verilen ve adeta kargo kutularına benzer özel proteinlerle paketlemekte, üzerine de içinde ne olduğunu ve nereye teslim edileceğini gösteren bir barkod yapıştırıp daha sonra tekrar kana vermektedir. Hemen göndermeyeceklerini ise depolamaktadır. Eğer bu kargonun içindeki madde 'trans yağ, oksitlenmiş yağ ya da vücudun tanımadığı bir şey' ise hücreler bu kargoyu almak istemez ve geri gönderirler. Karaciğer ise bu iade edilen bozuk kargoyu gözden uzak bir yere (cilt altı gibi) adeta sürgüne göndermektedir. Basit mantıkla, toksik maddeden kurtulmaya çalışmakta, adeta onları yağ dokusu içinde izole etmeye çalışmaktadır. Sonuç şişmanlık yani istenmeyen yerlerde yağların birikmesi ve vücudun deforme olmasıdır.CİLT YAŞLANIR, YAŞLANMA HIZLANIR, KANSER KAPIYI ÇALABİLİRHücre içine giren toksinler hastalık ve kansere giden yolu açmaktadır. Yağ depolarında istiflenen toksinler ise; olduğu yerdeki dolaşımı bozmakta ve insülin, leptin, adiponektin, cinsiyet hormonları gibi hormonlara itaat etmemeye kadar bir dizi metabolik probleme yol açmaktadır. Zamanla bu durum daha da kötüleşerek kontrolden çıkmaktadır. Giderek daha da kilo alma ve vücudun deforme olması bir yana cilt sağlığı bozulmuş, kırışıklıklar, lekeler ve selülit ortaya çıkmış, yaşlanma hızlanmıştır. Kanser, kronik organ hasarı, beyin ve sinir sistemini dejenere eden hastalıklar (Alzheimer gibi) ise işin başka bir boyutudur.Şişmanlıktan korunmanın ipuçları:1.Öğünleri aceleye getirmeyin, sakin ve rahat bir ortamda yemeye çalışın. İyi çiğneyin.2.Lokmalar arasında birkaç yudumdan fazla su içmeyin.3.Günlük kalorinin ¾'ünü kahvaltı ve öğlen yemeğinde almaya çalışın, akşam yemeği sonrası atıştırmalardan kaçının.4.Doğal/geleneksel yöntemlerle beslenmiş hayvanların etini, yumurtasını tercih edin. Dana ve tavuk etini ızgara yerine güveçte pişirin.5.Sebze/meyve satın alırken bilinçli davranın.6.Kahvaltı dışında yemekle, meyve tüketmeyin.7.Pastörize günlük sütten yapılmış yoğurt ve kefir tercih edin.8.Yağsız/light ürünleri bilinçli tüketin.9.Salatalarınıza elma sirkesi, nar ekşisi koyun, uygun miktarda turşu tüketin (cam şişede olanları tercih edin).10.Tiroid hormonlarınızı, insülin düzeylerinizi ve idrarınızın pH'sını kontrol ettirin.11.Konserve, işlenmiş, hazır gıdaları bilinçli tüketin, tatlandırıcıları (doğal olsa da) hekiminize danışmadan kullanmayın.12.Kaliteli uyku ve egzersizi ihmal etmeyin, stresi nasıl yöneteceğinizi öğrenin.13.Güneşten yeterli derecede faydalanın.14.Sağlıklı bir bağırsak florasını nasıl idame ettireceğinizi öğrenin.15.Ağız hijyenini ihmal etmeyin.
Reklam
Kronik Yorgunlukların Çaresi Doğru Beslenme
Ne yaparsanız yapın dinlenemiyor musunuz? Uyuduğunuz saatler dinlenmenize yeterli olmuyor mu? Yorgunluk, son zamanların en çok konuşulan ve en çok şikayet edilen hastalığı haline dönüşüyor. Peki beslenme şekillerinin yorgunluğunuz üzerinde önemli etkisi olduğunu biliyor muydunuz? Beslenme alışkanlıklarınız yorgunluğu arttırmada ve ya yorgunluk hissini yok etmede son derece önemli. Özellikle yaz aylarında daha çok görülen kronik yorgunluğun uzmanlar, beslenme alışkanlıklarından kaynaklandığını vurguluyorlar. Bu nedenle bağışıklık sistemini güçlendirecek ve enerji verecek besinler tüketilmeli. Meyve ve sebzeler yorgunluk hissinin yok edilmesinde önemli etkenlerden, özellikle de C vitamininin bolca tüketilmesi gerekiyor. Peki hangi besinler yorgunluğunuzu gidermede etkili ve ya hangi besinler yorgunluğu daha da arttırıyor?
Sadece Ağız Yarası Olanların Anlayabileceği 7 Şey
En az diş ağırısı kadar etkili,işkence dolu ve sizi hayattan soğutan bir hastalıktan bahsediyorum,evet ağız yarası!Size biraz ağız yarası bulunan kişilerin gündelik hayatta nasıl zorluklarla baş ettiğini görelim.
Reklam
İnsan Psikolojisinde 'Baskı Kurma' Süreci ve eEkileri
Fikrinizi kabul etmeyen, size karşı çıkan ya da sizi sorgulayan kişilere nasıl davrandığınıza bir bakın. İletişim kurmaya çalışmak ve empatiyle yaklaşmak, anlaşmazlıkları çözmenin etkili yollarından olsa da; çoğu zaman başvurulan yol karşınızdakini kontrol altına almaya çalışmak, bunu sağlamak içinse sahip olunan maddiyat, statü ya da fiziksel güç gibi olanakları kullanmaktan çekinmemek olur. Peki doğru olan yol bu mudur? Kurulmaya çalışılan baskı, sadece baskının öznesi olan kişiye mi zarar verir? Devamı: http://www.uplifers.com/insan-psikolojisinde-baski-kurma-sureci-ve-etkileri/#ixzz3A3vDDnPL
Farkında Olmayabileceğiniz 12 Bağımlılık
Hayatımıza her gün o kadar çok yeni şey giriyor ki, bir süre sonra takip edemez hale geliyoruz. Bir bakmışız yeni bir bağımlılığımız olmuş ve bir bakmışız biz bunun farkında bile değiliz.
“Mutluluk” Beklentiler Ve Kıyaslamalarda Gizli!
Nedir mutluluğun formülü? 2010 yılında İngiliz bilim adamları bir araştırma yaptılar ve mutluluğun beklentiler, ödüller ve geçmiş deneyimlerle ilişkili olduğunu ortaya koydular. İşte mutluluk araştırmasının ilginç sonuçları… Anlarda gizlenen ve tam yakaladığımızı düşünürken elimizden kaçıp giden mutluluğun formülünü merak ediyor musunuz? Öyleyse bilim dünyasından sizin için mutlu bir haber var. İngiliz bilim insanlarının 2010’dan beri topladıkları verilere dayanarak hazırlanan ve PNAS dergisinde yayınlanan çalışmanın sonuçlarına göre mutluluk üzerinde beklentiler, ödüller ve geçmişte deneyim edilenler etkili. İşte mutluluğun formülü: London College Üniversitesi’nden Dr. Robb Rutledge “Geçmişte aldığınız kararlara ve sonuçlara bakarak o zamanda ne kadar mutlu olduğunuzu artık öğrenmemiz mümkün” diyor. Beynimizin tüm karar, beklenti ve sonuçları bir araya getirip gelecekte daha iyi kararlar almak için kullandığını belirten Rutledge’e göre beklentilerinizi düşük tutup sonrasında daha iyi bir durumla karşılaşmanız halinde mutluluk kapınızı çalıyor. Matematiksel bir formül oluşturmak için 26 kişiyle çalışan ve katılımcılara sonucu net ya da riskli maddi ödüller öneren bilim insanları, tekrarlanan denemeler sırasında katılımcıların mutluluk seviyelerini not etmelerini istemişler. Bu işlemler sırasında katılımcıların beyinleri de fMRI yöntemi ile sürekli taranmış. Elde edilen denklem 18.000 insanın oynadığı “ The Great Brain Experiment ” adlı risk-ödül oyununa uygulanmış ve böylelikle kognitif davranışla ilgili daha geniş çaplı bilgiye erişilmiş. Oyunda büyük para kazananların değil, beklediklerinden çok para kazananların daha mutlu olduğu gözlemlenmiş. Çalışma belki varoluşsal sorunlarımıza çare bulmuyor ancak yine de insanların mutlu olabildikleri ortak anları belirleyebiliyor. Araştırmacılardan Prof. Oswald’a göre ulaştığınız yer ile beklediğiniz şey arasındaki fark mutluluğun ölçüsünü belirleyebilir. Örneğin, ekonomistlerin mutluluk ve iş yerinde tatmin arasındaki ilişkinin kişinin maaşından etkilendiğine dair tespitlerini ele alalım. Eğer bir insanın ne kadar mutlu olduğunu öğrenmek istiyorsak, ona maaşını değil, iş arkadaşlarından fazla kazanıp kazanmadığını ya da eski maaşına göre ne kadar zam aldığını sormamız mantıklı olacaktır. Çalışma, anlık mutluluğun formülünü oluştururken insan özüyle ilgili bir gerçeği de ortaya koyuyor: Kıyaslamadan duramıyoruz ve beklentilerimizin altında mutsuz olabiliyoruz. Belki de mutluluğun formülü kendi hayatımızı daha iyi ya da kötü bulduğumuz hayatlarla kıyaslamadan özgür ve özgünce yaşamaktır. Kaynak : Radikal mutlu olmanın yolları mutluluk mutluluk formülü mutluluk nedir mutluluk sende kimsin nasıl mutlu olunur
Casein Protein Nedir, Nasıl Kullanılır?
Casein 'sut proteini' olarak bilinir.Bunun nedeni inek sutunden uretilmesidir.Daha onceki yazilarimda bahsettigim gibi protein tozlarinin bir kac turu var.Bunlardan biriside casein yani sut proteinidir.Casein yavas sindirilmesiyle bilinen bir urundur.Buyuzden sporcular tarafindan geceleri yatmadan once kullanimi tercih edilir.Casein Protein nasıl ve ne zaman kullanılır?Caseinde diger protein tozlari gibidir.Kullanim konusunda bir fark yoktur.Gunluk protein ihtiyacinizi hesapladiktan sonra caseinle bunun bir kismini karsilayabilirsiniz.Bilimsel arastirmalarda caseinin ozellikle yatmadan once kullaniminin cok buyuk faydasi oldugu gorulmaktedir.Casein kana gec karisir.Uykumuzda vucudumuz 7-8 saatlik bir aclik ceker.Yatmadan once kullanilan casein vucudun bu acliktan minimum seviyede kas kaybi ile kurtulmasini saglar.Eger vucudunuzun uzun sureli prateinle beslenmesini istiyorsaniz casein kullanmalisiniz.Bazi calismalara gore whey ve caseinin birlikte kullanilmasi sirasinda vucuda daha fazla yarar sagladiklari belirlenmistir.Gunluk protein ihtiyacinizi karsilarken whey ve caseini ortak kullanilmasi onerilmektedir.Whey Protein ve diğer proteinler ile Casein Protein farkı nedir?Casein ve diger protein tozlari arasindaki en buyuk fark sindirim suresidir.Casein whey protein ve diger protein tozlarina gore daha uzun surede sindirilir.Bu yuzden uzmanlar caseinin yatmadan once ve vucudun uzun sureli protein ihtiyaci olacagi sureclerde kullanilmasini tavsiye ediyorlar.Yaziyi ozetlicek olursam.Casein sporcular icin cok onemli besin kaynagidir.O yuzden cogu protein tozu firmasi urunlerinin icerisine bir miktar casein ekliyor.
Reklam