Sık Yapılan Diyet Hataları Nelerdir?
Bizim karşılaştığımız en sık sorunlardan bir tanesi en sık yapılan diyet hataları. Ben burada size benim en çok karşılaştığım 4 tanesini açıklayacağım. Diyet yapmak isteyenleri uyardığımız halde kendi yaşamlarında çok az su tüketen insanlar mevcut. Çünkü insanların su içme alışkanlığı tam oturmamış oluyor. Bunun sebeplerinden bir tanesi daha farklı sıvıları sevmeleri olabilir. Kola, meyve suyu, nescafe ve çay olabilir. Günün sonuna baktığımızda sudan 1-2 bardak içip diğer içecekler daha fazla içmiş olmasından kaynaklanıyor. Suyu tam olarak ne kadar içmeniz gerekiyor derseniz, idrar renginiz açık sarı oluyorsa o günkü içtiğiniz su miktarı yeterli düzeydedir. Genelde insanlar, gerek yaşam koşturması, gerek acıkmadıklarını bahane ederek yada vakitsizlikten öğün atlamaktadırlar. Öğün atlayan kişiler bir sonraki öğünde daha fazla yemek tüketmiş olurlar. Bu şekilde beslenmek kan şekerinin aniden düşmesi ya da yükselmesine neden olur. 3- en sık yapılan hata ise porsiyon kontrolü ile ilgilidir. Kişi büyük porsiyonlar tüketerek kilo alır. Yenilen şeyin kalorili olmasından ziyade büyük porsiyon olması kilo almaya en büyük etkenlerden biridir. 4.sü ise psikolojik olarak doymama durumudur. Kişinin önündeki porsiyondan fazlasını tüketmesi kilo almasına neden olacaktır. BenefitDo.com
Bisiklet Sahibi Olmanız İçin 15 Neden
Kilolarınızdan mı şikayetçisiniz? Sağlıklı kalmanın yolunu mu arıyorsunuz? Ulaşım masraflarınızı mı azaltmak istiyorsunuz? .. o halde bir bisiklete ne dersiniz? Trafik stresi, kilo problemi, her gün verilen yol paraları vs.. Bunlar gibi birçok sorunlarınızdan kurtulmak için kendinize parçalara bölmenize gerek yok. Son zamanlarda oldukça artan bisiklet kullanımı bu sorunlarınıza çözüm oluyor.
ALS: Dünya Farketti Biz Farketmedik
Son günlerde siyasiler, futbolcular, işadamları ve sanatçıların en büyük desteği verdiği ve tüm Dünya’da destek bulan, Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığına dikkat çekmek için yapılan Ice Bucket (Buzlu Kova) kampanyası her geçen gün çığ gibi büyüyor. Bu kampanyaya Türkiye’den de katılım epey fazla oldu. Her ne kadar bir süre sonra eğlence haline gelmeye başlasa da kampanyanın amacına ulaştığı ve söylenebilir. ALS hastalığının tedavisi için yapılan araştırmalara yapılan bağışlarla büyük bir kaynak sağlandığı ortada. Ancak o kadar buzlu su kafalardan aşağı döküldüğü ve tüm Dünya’nın ALS konusunda farkındalık sahibi olduğu bir ortamda T. C. Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda ne yaptığı sorusunu akla getirdi. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na yönelttiği soru önergesinde konu ile ilgili olarak şu soruları yöneltti; 1- Türkiye’de kaç adet Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastası mevcuttur? 2- Bu hastalarımızın kaç tanesi hastane ve bakım masraflarını kendi bütçelerinden karşılayabilmektedir? Bakanlığınızın bu hastalarımızın bakım masrafları için ailelere maddi desteği mevcut mudur? 3- Temel Tıp Bilimine ilişkin olarak hastalıkların tedavilerinin bulunabilmesi, tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için ayrılan fon ne kadardır? Hangi hastalıkların tedavisi için ne kadar fon ayrılmaktadır? 4- ALS hastalığının tedavisi için Bakanlığınız tarafından herhangi bir fon ayrılmış mıdır? Bu fon ne kadardır? 5- Türkiye’de ALS Hastalığının tedavisine ilişkin araştırmalar hangi boyuttadır? Bu araştırmalara Bakanlığınızca destek olunmakta mıdır? 6- ALS hastalığına ilişkin olarak Bakanlığınız herhangi bir sosyal sorumluluk kampanyası/çalışması mevcut mudur?
Sindirim Sisteminden Kaynaklanan Ağız Kokusu
Gözden kaçan bir diğer olayda sindirim sistemi hastalıklarıdır. Eğer hasta da ağız kokusu nun sürekli olarak söyleyip, diş ve kulak,burun, boğaz yönünden herhangi bir sorun yaşamıyorsa ve hasta şeker hastası veya böbrek yetmezliği hastası değilse sindirim sistemi mutlaka araştırılmalıdır. Ağız kokusu nasıl önlenir yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Yapılacak olan bir gastroskop ile yemek borusunda görülecek olan iltihap veya kanser türünden olan hastalıklara tanısı hemen konulur. Tanı konulduktan sonra ilgili tedaviye hemen başlanmasıdır. En önemlisi, yemek borusu ile mide arasındaki kapak sisteminin gevşekliği ile birlikte mide mikrobuna ait gastiritin bulunmasıdır. Ortamda her zaman bulunan üreyi parçalayarak amonyak haline getirir. Amonyak, ağız yoluyla atılarak ağız kokusuna neden olur. Yatmadan 2 saat önce yemek yemeyi bırakması. Aşırı yağlı yemekler yememesi ağız kokusuna engel olacaktır. Eğer diş ve Kulak, burun doktorunuz bir sorun bulamadıysa akla gelecek yöntem sindirim sistemi olmalıdır. BenefitDo.com
Beyaz Dişler İçin İpuçları
Dişleriniz, ne yaparsanız yapın bir türlü istediğiniz beyazlığa kavuşmuyor mu? İnci gibi parlayan beyaz dişler için dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar var.İşte, beyaz dişler in 5 sırrı.• Her geçen gün çileğin yeni bir faydası karşımıza çıkıyor. Çileğin dişleri beyazlattığı sonucu da araştırmalar arasında. Ayrıca fazla miktarda olmamak kaydıyla çileği çikolataya batırarak da yiyebilirsiniz. Şaşırtıcı ama gerçek. Çünkü çikolata da antibakteriyel özellik taşıyor.• Kalsiyumun dişlere faydası yıllardır bilinen bir gerçek. Yemeklerden sonra ufak bir parça peynir yemenin diş minerallerini güçlendirdiğini ortaya koyan araştırmalar var. Peynirden hoşlanmıyorsanız bir miktar süt ve yoğurt da yemeklerden sonra tercih edebilirsiniz.• Elma, havuç, ayva gibi sert meyveleri doğramadan, kabuğuyla yiyin. Bu sert meyveler doğal diş fırçası gibidir. Dişe hiçbir zarar vermeden beyazlamasına yardımcı olur.• Kullanmanız gerekenler kadar kullanmamanız gerekenler de önemli. Limon ve sirkenin dişleri beyazlatmada kullanılması son derece yanlış. Asitli olduklarından ikisi de dişlere büyük zarar verebilir.• Halk arasında yaygın olarak bilinen bir diş temizleyicisi: Karbonat. Uzun vadede ideal diş beyazlatıcısı olmasa da kısa vadeli olarak tercih edilebilecek bir beyazlatıcıdır.
Ağız Kokusu Nasıl Önlenir?
Ağız kokusu büyük bir sosyolojik problemdir. Çünkü insan kendi ağız kokusunun genellikle farkına varmaz ve etrafındakiler bunu özellikle yakın çevresi farkeder. Ama maalesef öyle bir ilişkidir ki insan karşısındakini kıracak diye söyleyemez. Bu yüzden de insanlar genellikle ağız kokusu ile dolaşmak kalır. Ağız kokusunu önlemek için diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve gargara kullanımı ile ağız hijyenin oluşturulması önemlidir. Çünkü ağız kokusunun bir çoğu ağız içinde gerçekleşir. Dil yüzeyinin temiz tutmakta önemli detaylardan biridir. Bu yüzeyleri temiz tutabiliyorsak ağız kokusunu çözebiliriz. Bunlara rağmen ağız kokusu devam ediyorsa çeşitli sistematik hastalıklardan dolayıdır. Bunlar genellikle ikinci sıradadır. Kendi ağız bakımımız ile ortadan kaldırabileceğimiz sorunlar yukarıda söylediğimiz yöntemler ile çok kolay ve basit bir şekilde ağız kokusundan kurtulabilirsiniz.Benefitdo
Kötü Anılar İyiye Çevrildi
Fareler üzerinde yapılan testler, mekanlarla ilgili olumsuz anıların olumluya çevrilebileceğini gösterdi. Araştırma, Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve depresyon hastaları için umut vadediyor Bilim adamları, kötü anıları güzel anılara çevirmeyi başardı. 'Nature' dergisinde yayımlanan araştırmada, laboratuvar ortamında fareler üzerinde yapılan testlerde beyindeki devrelerin suni olarak harekete geçirilmesiyle olumsuz anılar olumlu anılara dönüştürüldü.Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Nöral Devre Genetiği Merkezi araştırmacıları, farelerin önce bir mekanla ilgili kötü anılar edinmesini sağladı. Daha sonra bellekte mekanla ilgili bilgileri kaydeden nöronlar farklı bir duygusal durumda yeniden uyarıldı. Böylece farelerin mekanla ilgili anıları, olumsuzdan olumluya çevrildi. Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Susumu Tonegawa, 'Duygular, anılarımızla yakından ilişkilidir. Araştırmamız, anıların duygusal değerinin değiştirilebileceğini gösteriyor. Diyelim ki sokak ortasında saldırıya uğradınız ve çantanız çalındı. Olumsuz anılarınız yüzünden yeniden o sokağa gitmekten korkarsınız. Oysa şimdi bu tür travmalarla ilgili anıları değiştirebiliyoruz. Hatta bunun için söz konusu mekana bile gitmenize gerek yok. Her şey beynin içinde olup bitiyor' dedi. Prof. Dr. Susumu, sözlerine şöyle devam etti: 'Önce farenin beyninde mekan anılarının kaydedildiği nöronları belirledik. Daha sonra fareye ufak elektrik şokları verirken optik bir kablo ile bu nöronları uyardık. Böylece farenin, söz konusu mekandan korkmasını sağladık. Şimdi de farenin mekanla ilgili olumsuz anılarını olumlu anılara çevirmeyi başardık. Bunun için de belirli bir yerde elektrik şoku verilen farelerin mekanla ilgili olumsuz anılarını yine optik kablolar aracılığı ile nöronları uyararak ve bu kez ödül vererek olumluya çevirdik.' Anıların değiştirilmesi, mekanlarla ilgili bilgilerin depolandığı hipokampus bölgesi ile duygusal tepkileri düzenleyen amigdala bölgesi arasındaki bağlantıların suni yöntemlerle uyarılması yoluyla sağlanıyor. Araştırma, özellikle Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve depresyon tedavisi için büyük önem taşıyor. AA
Fotoğraflarda Gözünüz Beyaz Çıkıyorsa Doktora Görünün!
Fotoğraflarınızda, gözbebeği karanlıkta parlayan kedi gözü gibi beyaz gözüküyorsa, zaman kaybetmeden bir göz doktoruna başvurmalısınız, çünkü göz kanseri olabilirsiniz! Göz kanserleri nadiren gözükse de tespit edildiği zaman gözün ve hatta kişinin hayatını kaybedebilecek sonuçlara yol açabiliyor. Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu, göz kanserlerinin göz içi kanserleri, orbita (gözün çevresi) kanserleri ile göz kapağı ve gözyaşı bezi kanserleri olmak üzere üçe ayrıldığını söyledi. Durlu, özellikle çocuklarda en sık görülen göz içi tümörü olan retinoblastomada gözbebeğinin karanlıkta parlayan kedi gözü gibi beyaz gözükebildiğinin altını çizerek “Bunu bebeklerde aile bazen fotoğraftan da fark edebilir” uyarısında bulundu. Durul, erişkinlerdeki en sık görülen birincil göz içi tümörü olan melanomun ise genelliklerken dönemde belirti vermediğini kaydetti.T24
Sabahları Alarmı Ertelemenin İyi Bir Fikir Olmadığını Gösteren 20 Gerçek
Vücut şaşılacak derecede kendi mekanizmasını kurmuş, tıkır tıkır işleten bir sistem. Kendisine dışarıdan yapılan müdahale ne kadar az olursa, bu sistemin aksaksız işlemesi de o kadar kusursuz oluyor. Ancak modern insan vücudunu kendi istediği gibi yönlendirebileceği gibi bir yanılgıya sahip, bunun en çok ortaya çıktığı alan ise 'uyku'. Yorgun uyanmak, uykusunu alamamak, bir türlü dinlenememek gibi şikayetler hepimizin ortak şikayetleri. Peki bu durum sadece geç yatmakla, uyku bozukluklarıyla, vs. açıklanabilecek bir şey mi? Hepimizin her sabah yaptığı 'bir 10 dakika daha uyuyayım' düşüncesi ne derece mantıklı? Galerimizi okuyup kararı siz verin ve dizginleri elinize alın!
Bitkisel Çaylarla Vücudunuzu Forma Sokun
Forma girerken daha hızlı sonuç almak amacı ile metabolizma hızlandırıcı doğal çaylardan yararlanabilirsiniz. Metabolizma hızlandıran çayları ister sıcak talep ederseniz de yaz aylarında soğuk şekilde tüketerek daha hızlı kilo verebilirsiniz.Metabolizma Hızlandıran Bitki Çayı TarifiSu (3 litre)Karanfil (5 veya 6 tane)Tarçın rulo (1 tan)Kabuklu elma (1 tane)Limon (1 tane)Karabiber (1 tatlı kaşığı)4′e böldüğünüz elma ve li̇monu tüm malzemelerle 3 li̇tre suda kaynatın. Su yarıya ininceye kadar malzemeleri haşlayın. Yarıya inince altını kapatın. Tüm malzemeyi süzüp bir şişeye boşaltın. Limon ve elmayı çatalla ezerek süzgeçten geçirin. 2 gün süresince bu karışımı tüketebilirsiniz. 2 günün sonunda taze bir karışım hazırlayarak çayı içmeye devam edebilirsiniz. Yemeklerden 60 dakika önce için ve sabah öğle akşam tüketin.Metabolizma Hızlandıran Greyfurt Çayı TarifiGreyfurt (2 tane)Su (1 litre)...devamı için: 724saglik.org/beslenme-diyet
İğnesiz Şeker Testi Yolda
Amerika’daki Princeton Üniversitesi’nden mühendislerin geliştirdiği cihaz sayesinde kandaki glikoz seviyesini ölçmek için iğneyle kan alımına gerek kalmayacak.Glikoz oranını belirlemek için hastaların elini lazere uzatması yeterli olacak. Sonuç hemen alınabilecek. devamı için: 365haber.org/sağlık haberleri
Uyuşturucuyla Mücadeleye Darbe
Gençler arasında hızla yayılan uyuşturucu kullanımına çözüm bulunamazken Gazi Üniversitesi çok tartışılacak bir karara imza attı. Türkiye’nin son günlerde gündemine oturan ve çok düşük fiyatlara satıldığı için sokaklardarahatça bulunabilen Bonzai sorununun giderek büyüdüğü bugünlerde Ankara Gazi Üniversitesi Rektörlüğü tarafından başka bir yer tahsis edilmeksizin kapanan AMATEM, bağımlılara bir darbe daha vurdu. Bu durumun diğer illerden üç büyük şehre yatırılarak tedavi amaçlı gelen hastalar sebebiyle hasta yoğunluğunda artışa neden olacağı bekleniyor. Uyuşturucu ile mücadelede her geçen gün daha önemli adımlar atılması gerekirken, tedavi merkezlerinin kapatılmasına tepki gösteren CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’naverdiği yazılı soru önergesi ile, 1-Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde yer alan Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi (AMATEM), rektörlük tarafından başka bir yer tahsis edilmeksizin kapatılmış mıdır? Bu kapatma kararının gerekçesi nedir? Neden başka bir yer tahsis edilmemiştir? Bu karar, tedaviye vurulan bir darbe değil midir? 2-Ankara Gazi Üniversitesi AMATEM binasında çökme tehlikesi olduğu iddiası doğru mudur? Çökme tehlikesi var ise bunun çözüm yolu tamamen kapatmak mıdır? Tedavi gören vatandaşlarımızı geçici bir yere naklederek bu tehlike onarılamaz mıdır? 3-Gazi Üniversitesi AMATEM’in kapanması ile Ankara’da yatarak tedavi hizmeti veren bir tek Numune’ye bağlı AMATEM mi kalmıştır? Numune AMATEM, kapasitesi itibarıyla yeterli görüldüğü için mi Gazi Üniversitesi AMATEM kapatılmıştır? 4-Türkiye’de birçok kurumun, yatarak tedavide yoğunluğu karşılayamaz durumda olmasına rağmen, var olan kurumların da kapatılması kar getirmeyen birimlerin devamlılığının düşünülmediği anlamına gelmemekte midir? AMATEM benzer düşüncelerle mi kapatılmıştır? 5-Uyuşturucu madde ve alkol bağımlılığı yaşının 11-12 yaşa kadar düştüğü koşullarda tedavi merkezlerinin kapatılması değil, yenilerinin açılması gerekmez mi? 6-Yalnızca bağımlılar için bir tedavi merkezi değil, aynı zamanda bağımlı yakınları için de bir terapi merkezi olan AMATEM kapatılarak, çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin tedavi görmesi için canla başla mücadele eden aileler çaresizlik içinde bırakılmamış mıdır? Tedavisi yarım kalan bağımlılar, başka bir yere de nakledilmeyerek kaderleriyle baş başa mı bırakılmıştır? 7-Hem toplumsal hem de bireysel bir hastalık olan bağımlılık diğer hastalıklardan farklı olarak ruhsal durumu çok fazla etkilediği ve çok fazla bedensel sorun ortaya çıkardığı için hastalığın daha yakın takibi gerekmekte değil midir? Hastalığın ayakta tedavisinin mümkün olmadığı çok açıkken, yatarak tedavi uygulayan AMATEM’in kapanması tedavileri yarım kalan hastaları ölüme sürüklemek değil midir? Sorularının yanıtlanmasını istedi.
Ayva Çekirdeği ile Çatlaklara Son
Ayva çekirdeği cildin deformasyonunu tamir edici özelliğe sahip bir yiyecektir. Bu özelliği nedeniyle yüzdeki lekelere ve özellikle hamilelikte oluşan çatlaklara uygulanabilir doğal bir tedavi yöntemidir. Cilt uzmanı Suna Dumankaya’nın önerdiği çatlaklar için ayva çekirdeği kürünü; bir adet ayva ve biraz su ile çatlak maskenizi hazırlayabilir ve çatlaklardan kurtulabilirsiniz. Bir adet ayva, yeteri kadar su, yeteri kadar hindistan cevizi suyu. Ayva Çekirdeği Kürü İle Çatlaklara Son Hazırlanışı; Ayvayı ikiye böldükten sonra çekirdeklerini temizleyin. Çekirdeklerini bir bardak içine alın ve üzerine yarıya kadar su doldurun. Bu karışımı sabaha kadar bekletin. Sabah bu karışımı süzün ve içine biraz hindistan cevizi suyu ekleyin. Karıştırıp, kürü kavanoz içinde bekletin. Çatlaklar için ayva çekirdeği kürü kullanımı; Bilhassa doğumdan sonra görülen çatlaklar üzerinde etkili olan ayva çekirdeği kürü her gün kullanılarak kısa sürede etkili bir tedavi uygulanır. Uygularken masaj yapın ve çatlakların toparlanmasını ;
İklim Değişikliğinin İnsan Sağlığı İçin Oluşturduğu 6 Tehdit
İklim değişikliği, denizlerin su seviyesini arttırmaktan, felaketlere neden olan mevsim anormalliklerine kadar dünyayı ve canlı hayatını tehdit ediyor. Peki iklim krizinin insan sağlığına dolaysız etkileri nedir? Haftalık yayımlanan tıp dergisi ‘The Lancet’te, bu sorunun cevaplarının bir araya getirildiği bir makale yayımlandı. University College London’un işbirliğiyle hazırlanan araştırmada, iklim değişikliği ’21. yüzyılın sağlığa karşı en büyük tehdit’ olarak tanımlanıyor. Bu araştırmaya dayanarak RTCC sitesinin hazırladığı belli başlı altı sağlık riski ise şöyle: 1- Kan emicilerin artışı: İklim değişikliği, sivrisinek, kene ve sülük gibi kan emici türlerin hem ortaya çıkma mevsimini hem de ortaya çıktığı coğrafyayı genişletiyor. ‘Sivrisinekten ne olur?’ diye düşünmeyin, sivrisinek ısırığıyla yayılan sıtma hastalığı Afrika’da her sene 1 milyon insanın ölümüne neden oluyor. ‘London School of Hygiene and Tropical Medicine’ bölümünün aktardığına göre, gittikçe artan hava sıcaklıkları, artık sıtma gibi hastalıkların dağlık bölgelerde de görünmeye başlamasına neden olmuş durumda. Öte yandan kan emicilerle bulaşan ‘dang humması’ da yeni alanlarda görülmeye başlandı. IPCC’nin araştırması, son yüz yılda hastalığın görülme oranının 30 katına çıktığını ortaya koyuyor. Keneyle taşınan virüsler ve veba hastalığı da iklime hassasiyet gösteren virüsler arasında yer alıyor.2- Hava kirliliği ve alerjenler: WHO’nun raporuna göre dünyadaki sekiz ölümden birinin sorumlusu olan hava kirliliğini etkileyen koşullardan biri de, iklim değişikliğiyle artan yangınlar. Öte yandan astım, göz ve burun iltihabı gibi alerjen durumlar da hava sıcaklığının artışıyla doğrudan alakalı.3- Sıcak çarpması: Basit bir matematik: sıcak günlerde daha fazla insan ölür. Vücut ısının artışı kalp, akciğer ve böbreklere zarar verir; bu da özellikle yaşlı ve kronik hastaların hayatını kaybetmesine neden olur.4- Depresyon: İklim değişikliğinin daha dolaylı bir etkisi: mevsim anormallikleri nedeniyle gerçekleşen sel, hortum ve kuraklık gibi felaketlerden kurtulanların depresyon olma olasılığının normal durumlara göre beş katına kadar çıktığı belirtiliyor.5- Kötü beslenme: Artan sıcaklık ve değişen mevsimler dünyanın besin üretim sistemini değiştiriyor, daha da değiştirecek. Bazı Afrika ülkelerinde yetişen mahsüllerin 2020 itibariyle yüzde 50 oranında azalacağı tahmin ediliyor. Bu da, mevcut durumda 3.5 milyon insanın ölümüne neden olan beslenme krizinin derinleşmesine neden olacak. Gıda Politikaları Araştırmaları Enstitüsü’nün ( IFPRI) yaptığı bir araştırmaya göre, 2050 yılında iklim değişikliği nedeniyle yaklaşık 25 milyon çocuk sağlıklı büyümeleri için gerekli besine ulaşamayacak.6- Deri kanseri: Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, iklim değişikliğinin ozon tabakasının delinmesini hızlandırdığını ortaya koyuyor. UV radyasyonuna daha fazla maruz kalacak insanların deri kanserine yakalanma riskinin artacak olması çok da şaşırtıcı değil.Çiçek virüsü geri mi dönüyor? İklim değişikliğinin sorumlu olabileceği bir başka felaket ise henüz gerçekleşmedi: Sibirya tundralarının erimeye başlamasının, en son 1980′de görülen çiçek virüsünün yeniden ortaya çıkmasına neden olabileceği söyleniyor. Bu kabus senaryosuna göre virüs, eriyen bölgelerde ortaya çıkan çiçek virüslü donmuş cesetlerden insanlara bulaşacak. RTCC/ Yeşil Gazete
Ağız Kokusuna 3 Adımda Çözüm
“Ağız kokularının yüzde doksanı dildeki bakterilerden oluşur” diyen Dr. Mehmet Öz, ağız kokusunu engellemek için şu 3 öneriyi sunuyor Ağız kokusuna çözüm 1 Sabahları mutlaka bir şeyler yemelisiniz. Uyanır uyanmaz ağızda görülen koku çok normaldir. Geceleri ağız kurur. Bu durum bakterilerin ihtiyaç duyduğu kuru ortamı hazırlar. Kahvaltı, erken saatte ağız kuruluğunun geçmesini sağlayacaktır. Ağız kokusuna çözüm 2 Su için. Susamadığınız zamanlarda bile su içerseniz, ağzınızda yer eden bakterilerin azalmasını sağlarsınız. Ağız kokusuna çözüm 3 Diş ipi kullanın. Ağız kokusu ağız içinin durumunu yansıtan bir göstergedir. Dişlerinizin arasında bulunan bakterileri sadece ve sadece diş ipiyle uzak tutabilirsiniz. Eğer dişi ipi kullanmazsanız yemek parçacıkları, ağzınızdaki bakterileri besleyecek ve ağız kokusunun yayılmasına neden olacaktır. Kaynak: Digiturk.com.tr/droz