onedio
"Adım Adım" ile Yardımseverlik Koşusu Yap
Türkiye'de koşuyu  ve  duyarlılığı birleştirerek, iyilik  peşinde  koşarak neler yapılabileceğini  göstermek  için  3.700  kişi  ADIM  ADIM  isiminde  sivil  toplum oluşumu altında bir araya gelmiş. Bu oluşumun katılımcıları hem koşarak hem de yardım toplayarak yarışıyorlar, bunu yaparken  de  binlerce  insanın  hayatında  olumlu  bir  fark  yaratmanın mutluluğunu yaşıyorlar.  Bugüne  kadar  destekledikleri  sivil  toplum  kuruluşları yararına 4,4 milyon TL’ye yakın maddi kaynak yaratmışlar.Rahman Altın, Ayça Şen, Tan Cemal Genç, Murat Çelikkkol iyilik peşinde koşarlarsa ne olur?İyilik peşinde koştular ve aşağıdaki harika film ortaya çıktı.Müzik Rahman Altın'dan, seslendirme Ayça Şen'den, çizim Tan Cemal Genç'ten artık koşması ve koşturması da sizden!#iyilikpesindekoshttp://www.adimadim.orghttps://www.facebook.com/hareketegec?fref=ts
ABD'de Ebola'dan İlk Ölüm
Ebola virüsü taşıdığı tespit edilen ve Teksas’ta bir hastanede tedavi altına alınan ABD’li Thomas Eric Duncan, hayatını kaybetti.Ebola virüsüne yakalanan ABD’li Thomas Eric Duncan, Teksas Sağlık Presbiteryen Hastanesi'nde hayatını kaybetti.Teksas Sağlık Kaynakları sözcüsü Candace White, geçtiğimiz günlerde hastanın durumunun kritik olduğunu belirtmiş ve konuyla igili ayrıntılı bilgi vermemişti.Öte yandan, virüs tespit edilen Thomas Eric Duncan’ın Liberya'dan gelen bir uçakla 20 Eylül'de Dallas'a indiğini belirlenmişti.
Nobel Kimya Ödülü Nanoskopi Araştırmasına Gitti
Nobel kimya ödülü iki Amerikalı ve bir Alman araştırmacıya gitti.Bilimadamları, dokuların moleküler yapısına inen süper güçlü bir mikroskop geliştirdikleri için ödüle layık görüldü.Ödülü paylaşacak olan 54 yaşındaki Eric Betzig ABD'nin Virginia eyaletinde Howard Huges Tıp Enstitüsü'nde, 61 yaşındaki William E. Moerner California'da Stanford Üniversitesi'nde ve 51 yaşındaki Stefan Hell ise Almanya'nın Göttingen kentinde yer alan Max Planck Biyofizik Kimya Enstitüsü'de ve Heidelberg'deki Alman Kanser Araştırmaları Merkezi'nde görevli.Nobel jürisi, üç bilimadamının geliştirdiği mikroskop sayesinde hastalıkların araştırılması ve ilaç tasarımında devrim niteliğinde bir ilerleme sağlandığını açıkladı.Jüri, çığır açan çalışmanın mikroskop teknolojisini ''nano-boyuta'' taşıdığını söylüyor.Nanoskopinin günümüzde dünya çapında kullanılır hale geldiğini söyleyen Nobel jürisi üç araştırmacının çalışmasından bütün insanlığın her gün faydalandığını belirtiyor.Ayrı ayrı çalışan üç bilimadamı optik mikroskoplardaki teorik limiti aşmayı başardı. Geliştirdikleri aletten önce bilim dünyası bir görüntünün çözünürlüğünün 200 nanometreyi (bir metrenin 200 milyarda birini) geçemeyeceğine inanıyordu.Üçlünün geliştirmeyi başardığı nanoskopik görüntüler ise bundan daha derinlemesine inen bir çözünürlük sunuyor.Nanoskopi sayesinde bilimadamları yaşayan hücrelerin içinde tek bir protein molekülünü gözlemleyebiliyor.Sekiz milyon İsveç kronou (1,1 milyon Amerikan doları) tutarındaki ödül üçlü arasında paylaşılacak.Nobel geleneği uyarınca sahipleri şimdi açıklanan ödül, Alfred Nobel'in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık'ta resmen takdim edilecek.BBC Türkçe
Saçınız Dökülüyorsa Bu 8 Öneri Sizler İçin
Rephair Danışman Dermatologu Dr. Ahmet Günay, özellikle mevsim dönümlerinde etkili olan saç kaybını önlemek için üzerimize düşen görevler olduğunu hatırlatıyor. Saçlarımızı korumak için yapılması gerekenleri anlatan  Dr. Ahmet Günay’ın uyarı ve önerileri şöyle:   1-) Saçlı deri temizliği çok önemlidir. Günümüz insanı, sanayi artıkları, hava kirliliği, çalışma ortamı gibi nedenlerle saçlarını her gün ya da gün aşırı yıkamak zorunda kalıyor. Bu da saçlı deri sağlığı için gerekli yağ ve nemi kurutacağından uygun şampuan ve nemlendiricilerin seçilmesini gerekli kılıyor. Özellikle yağlı saçların daha fazla döküldüğünü bildiğimizden saç temizliğimiz için kullanacağımız ürünleri doğru seçmemiz gerekiyor. 2-) Sağlıklı beslenilmelidir.  3-) Yeterli su tüketimi de bir başka önemli unsur. Günde 2- 2,5 litre su içmek, cildimize olduğu gibi saçlı derimize de gerekli nemi içeriden sağlayarak saç dökülmesinin önlenmesinde önemli rol oynar. 4-) HSOR maddesi hakkında yapılan klinik çalışmalar etkili sonuçlar vermiştir. HSOR enzimleri içeren ürünleri düzenli olarak kullanmak, saç dökülmesinin engellenmesinde ve büyüme aşamasındaki saçlarda artışa yardımcı  olmaktadır.5-) Saçları tararken saçlı deriye temas etmek folliküllerde bulunan faydalı yağların saç tellerine yayılmasını sağlar. Fön, düzleştirici gibi cihazlar sık ve yakın mesafeden kullanıldığında saçlı deri doğal nemini kaybeder, hem dökülme hem de kırıkların oluşumu kolaylaşır.  6-) Periyodik olarak saç sağlığını olumlu etkilediği bilinen B Vitamini, birtin ve d-panthenol almak, saç dökülmesinin engellenmesinde önemlidir.  7-) Sigara ve alkol tüketiminden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. 8-) Demir ve çinko eksikliği önemli saç dökülmesi nedenlerindendir. Ancak bunlar ağır metaller olduğundan, yapılacak tetkikle eksiklikleri ortaya çıkmadan kullanılmaları doğru değildir. Mutlaka tahlil yaptırdıktan  sonra, eksiklik varsa kullanılmalıdır. Saçlarımız önemli.Haberin Tamamı İçin: http://www.gelecekteknolojisi.com/saglik-52/saciniz-dokuluyorsa-bu-oneriler-sizler-icin-59003.html
Metroda Herkesi Şok Eden 14 Yaşındaki Kanserli Kız
Metro istasyonunda reklam panosunda kanserli çocuklara dikkat çekmek gösterilen video herkesi şok etti.İstasyona gelen trenle reklam panosundaki güzel kızın saçları havalanması bir anda herkesin dikkatini çekiyor. Ancak ardından kızın peruğunun uçup kel kalması herkesi şok ediyor ve görenler adeta donup kalıyor.İsveç Çocuk Kanseri Vakfı’nın geçen yıl bir şampuan firmasının reklamından esinlenerek hazırladığı bu tanıtım amacına ulaşmış gibi görünüyor.
Ebola Salgını Artık Avrupa'da
İspanyol hükümetinin, geçtiğimiz 22 Eylül'de Sierra Leone'den Madrid'e getirdiği ve 3 gün içinde hayatını kaybeden Ebola hastası misyoner Manuel Garcia Viejo'ya bakan hemşirelerden birinde Ebola virüsü çıktı.Madrid'deki Carlos III hastanesinde 15 yıldan uzun bir süredir çalışan ve Garcia Viejo ile ilgilenen hemşirelerden biri olan 44 yaşındaki bir kadında Ebola virüsü çıktı. Bu sabah acil servise kaldırılan kadın hemşireye iki analiz yapıldığını ve ikisinde de Ebola virüsünde pozitif sonuç çıktığı bildirildi.İspanya'da şimdiye kadar görülen üçüncü Ebola vakası olurken, bundan önce Afrika'da görev yapan 2 misyoner (rahip ve doktor) Ebola'dan dolayı Madrid'e getirilmiş, 2'si de hayatını kaybetmişti. Ebola virüsü çıkan kadın hemşirenin, evli olduğu ancak çocuğu olmadığı bildirildi. Olay, İspanya ve Avrupa'da ilk defa Ebola virüsünün sağlıklı birine bulaşma vakasının görülmesi bakımından önem taşıyor.İspanya sağlık bakanlığı hemen alarma geçip, Ebola vakasıyla ilgili özel bir çalışma grup oluştururken, Sağlık Bakanı Ana Mato'nun da basına bilgi vereceği açıklandı.NORVEÇLİ DOKTOR DA EBOLA’YA YAKALANDINORVEÇ Sınırsız Doktorlar Birliği, Siera Leone’de görevli Norveçli bir doktorun Ebola’ya yakalandığını açıkladı.Sınırsız Doktorlar Birliği Genel Sekreteri Anne Cecilie Kalteborn VG gazetesine yaptığı açıklamada 'Siera Leone’de görevli bir üyemiz Ebole virüsüne yakalandı. Yapılan testler pozitif çıktı ve kanamalı ateşli Ebola virüsü tespit edildi' dedi.Olayın ardından Siera Leone’de görevli Norveçli doktor bir ambulans uçakla başkent Freetown’dan alınarak Norveç’e doğru yola çıkarıldı. Söz konusu doktorun bu gece veya yarın Oslo’da olması bekleniyor. Kalteborn yaptığı açıklamada, 'Meslektaşımızı bir an önce Norveç’e getirmeye çalışıyoruz. Kendisi hafta sonu kötüleştiğini söylemiş ve bunun üzerine yapılan testlerde hastalık ortaya çıkmış. Ateş, bulantı ve kusmalardan sonra alarm verildi. Hastalığın kesinleşmesi üzerine karantinaya alındı. Kendisi Siera Leone’nin ikinci büyük kenti Bo’da görevliydi'dedi.Bölgede görevli 30 sağlık personelinin teste tabi tutulduğu ve hastalığa yakalanıp yakalanmadıkları konusunda kontrolden geçirilmeye başlandıkları bildirildi. Geçtiğimiz günlerde bir İspanyol hemşire de tedavi ettiği papazdan Ebola bulaştığı için İspanya’ya getirilmiş ve birkaç gün sonra ölmüştü.AA / Ünsal TURAN / OSLO (DHA)
Reklam
Kadınlarda Erken Menopoz Nedeni
Türk kadınlarının menopoza daha erken girdiği bildirildi.Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ebru Füsun Donat, kadınlarda menopoz hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Donat, “Menopoz kadınlarda ergenlik çağı ile başlayan ve düzenli aralıklarla her ay tekrarlanan adet kanamalarının sona ermesi durumudur. Menopoz dönemi öncesi ve sonrası ile birlikte kadında farklılıklar görülebilir. Türkiye’de menopoza girme yaşı 46, dünyada ortalama 51 yaştır. Bunun sebebi ise genetik yapı, kültür, ırk ve coğrafik farklılıklardır. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler şu şekilde özetlenebilir: Adet kanamalarının kesilmesi, sıcak basmaları, gece terlemeleri, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik, depresyon, cilt kuruluğu, cinsel isteksizlik, vajinal kuruluk, memelerde küçülme gibi değişiklikler. Kemiklerde erime (osteoporoz) ve buna bağlı olarak erken dönemlerde ortaya çıkan bel, eklem ve kas ağrıları ve daha ileri aşamalarında kemik kırıklarını görülür” dedi.Dr. Donat, “Kadınların adetten kesilmesi, östrojen ve progesteron salgılanmasının azalması, kişide fiziki ve psikolojik birçok değişikliğe sebep oluyor. Çarpıntı, ürogenital sistemle ilgili vajinal kuruluk, ilişki esnasında ağrı, sık idrara çıkma hissi ya da idrar yaparken yanma, kemik ağrıları, kalple ilgili rahatsızlar meydana geliyor. Bunun dışında nörolojik birtakım semptomlar da oluyor. Ruh halinde değişiklikler, uyku düzeninde bozukluk, içe kapanıklık, sinirlilik, endişe hali, daha ileri boyutta olursa depresyon ortaya çıkabiliyor. Biz doktor olarak hastaya ilk tedavi olarak hormon replasmanı tavsiye etmiyoruz. Çünkü riskleri fazla. Bu tür tedavilerin etkisini öngörmek, dozlarını hesaplamak mümkün değil, hangi hastada nasıl bir yan etki gösterebileceği önceden bilinemiyor. Hormon replasmanı ile bu alternatif doğal kaynaklı destekleyici tedavi arasındaki önemli bir diğer tedavi seçeneği antidepresanlardır. Hastanın psikolojik ve psikosomatik rahatsızlıkları varsa, antidepresanlar verilmeden fitoöstrojenlerin kullanımı tavsiye ediliyor“ diye bilgi verdi.Donat, “Kadınlarda menopoz döneminde görülen şikâyetlerin ortadan kaldırılması için vücutta eksik olan östrojen ve progesteron hormonunun yerine konması esasına dayanan bir tedavi yöntemi uygulanıyor. Bu tedavinin gayesi “vazomotor semptomlar dediğimiz şikâyetleri ortadan kaldırmak, kemik erimesini azaltmaya çalışmak, kalbi korumak ve diğer sıkıntıları gidermek” dedi.
Edebiyat Dünyasına Damgasını Vuran 13 Ünlü Yazarın İntihar Notları
Vedalar her zaman zordur, hele ki intihar eğilimindeyseniz bulunduğunuz ruh halini anlatacak kelimeleri seçmek muhtemelen çok daha zordur. Yazdıkları ve söyledikleriyle çoğu zaman dertlerimize derman olan, aklımızdan geçirip de iki kelimeyi bir araya getiremediğimiz için bizim yerimize duygularımızı yazıya döken edebiyatçılar, bakın bu halet-i ruhiye içerisindeyken kendi duygusal çöküntülerini nasıl dile getirmişler.
Reklam
Vuran Ayakkabıda Tetanoz Riski
Tetanosun aşı ile korunulabilen bir hastalık olduğunu belirten Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, özellikle kırsal kesimde tarımla, hayvancılıkla ya da işi gereği kesici aletlerle uğraşan insanların büyük risk altında olduklarını söyledi. Erişkinlere her 10 yılda bir tetanos aşısı yaptırmalarını öneren Prof. Köksal, 'O zaman kişinin hiçbir şeyden korkmasına gerek yok. Tetanos olma riski de yok. Ancak aşısını tamamlamamış ve kazaen mikrobu barındıran tozla, toprakla teması olmuş, vücudunun herhangi bir yerinde kesi bulunan kişilerin de en kısa zamanda sağlık kuruluşuna başvurması lazım'' dedi. Tetanos mikrobu sporlarının her yerde bulunduğunu ve ortamda çok dayanıklı olduklarını anlatan Köksal, ilk müdahalede zamanlamanın çok önemli olduğunu belirterek şunları söyledi: ''Tetanos mikrobu toprakta, hayvan dışkısında, paslanmış yüzeylerde vardır ve çok kolay bulaşabilir. Dolayısıyla küçük bir kesi, bulaşma da olsa bunu ihmal etmemek lazım. Yüzeysel kesilerde bile bulaşma olduğunda hastalık ortaya çıkabilir. Tetanos maalesef geliştikten sonra ölüm riski yüzde yüze yakın bir hastalıktır. Ciddi yoğun bakım desteği gerektiren hastalıktır. Dolayısıyla saatler çok önemli. Yaralanmadan sonra sağlık kuruluşuna başvurulması, hemen yaranın temizlenmesi, içeride varsa yabancı cismin çıkarılması, yanı sıra tetanos aşısının ya da tetanos immünglobilinin verilmesi hayat kurtarır ve yüzde yüz koruyucudur.'' SADECE PASLI ŞEYLERDEN BULAŞMAZHastalığın sadece paslı şeylerden bulaşacağına dair yanlış bilgi olduğunu vurgulayan Köksal, 'Tetanos sadece paslı şeylerden değil, bu sporların bulunduğu her türlü ortamdan bulaşabilir. Evde beklemiş, kullanılmamış bıçak bile böyle bir temas olduysa eli kestiği zaman tetanos bulaştırması açısından risk oluşturur. Biz bunları kirli yaralar olarak adlandırıyoruz. Ev içindeki aletlerle kesilen yaralarda bile risk olabilir. Tığ batması sonucu tetanos gelişen hastamız vardı. Ayakkabı vurmaları da tetanos açısından ciddi ve ihmal edilen risktir. Ayakkabıdaki herhangi bir metalin batması da tetanos açısından risk oluşturabilir. Bu nedenle en kısa sürede sağlık kuruluşuna gidilmesi lazım. Hastalıktan korunmak için kolay olan yol, her 10 yılda bir tetanos aşısının yapılmasıdır. Tetanos vakalarımızın yaş ortalamasına baktığımız zaman 40 yaşın üzerinde daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu da gençlikte yapılan tetanos aşılamasının koruyuculuğunun kalmamasından kaynaklanmaktadır'' diye konuştu.Haberin tamamı ve Vuran ayakkabıda tetanos riski hakkında bilgi için : Vuran ayakkabıda tetanos riski
İsveç'te Rahim Nakli Yapılan Kadın Doğurdu
İsveç'te tıp tarihinde ilk kez rahim nakli yapılan bir kadın doğum yaptı.Gothenburg Üniversitesi ve Stockholm Tüp Bebek Ünitesi'nde görevli doktor Mats Brannstrom liderliğindeki ekibin rahim nakli yaptığı 36 yaşındaki kadının, geçen ay bir erkek çocuk dünyaya getirdiği bildirildi.İsmi açıklanmayan kadına, geçen yıl menopoza girmiş, iki çocuk sahibi 61 yaşındaki yakın bir aile dostundan alınan rahim nakledildi.Vücudunun organı reddetmemesi için ilaç tedavisi gören kadın, nakilden altı hafta sonra rahmin sağlıklı olduğunun göstergesi olarak adet görmeye başladı.Bir yıl sonra Brannstrom ve ekibi, organın iyi çalıştığından emin olunca kadından alınan yumurta ve kocasının spermini kullanarak laboratuvar ortamında dölledikleri tek bir embriyoyu kadının rahmine yerleştirdi.Tek böbrekli kadın, tüp bebek tedavisi sırasında, biri gebelik sırasında olmak üzere hafif seyreden üç reddetme vakası yaşadı, ancak hepsi ilaçlarla başarılı bir şekilde tedavi edildi.Maliyeti Jane ve Dan Olsson Bilim Vakfı tarafından karşılanan araştırmada gebelik 31. haftaya kadar normal seyrederken, annenin preeklampsi geliştirmesi ve ölümcül kalp ritminin tespiti üzerine erkek bebek sezaryenle dünyaya getirildi.Gebeliğin bu döneminde normal karşılanan, 1 kilo 800 gram ağırlığında dünyaya gelen bebek, doğumdan sonraki 10 gün boyunca yenidoğan ünitesinde tutuldu. Şu anda evlerinde olan bebek ve annenin durumlarının iyi olduğu belirtildi.Tüm bu işlemlerden önce sağlıklı yumurtalıklara sahip İsveçli kadının, 4 bin 500 kız çocuğunda bir rastlanan bir durum olan rahimsiz dünyaya geldiği ifade edildi.Mats Brannstrom, böyle yaşlı bir rahmin işe yaraması karşısında şaşkınlığa düştüğünü belirterek, 'Bebek harika. Ebeveynlerin sevincini ve onları nasıl mutlu ettiğimizi görmek çok güzel' dedi.Brannstrom, öte yandan sezaryen sırasında nakledilen rahme zarar vermiş olabileceğinden endişe ettiğini belirterek, annenin, rahminin ikinci bir hamilelik için hazır olup olmadığını anlamak için birkaç hafta beklemeleri gerektiğini söyledi.Yine ismi açıklanmayan baba, karısı ve kendisinin, deney aşamasındaki prosedürün işe yaracağından emin olduğunu belirterek, bebek için 'Çok ama çok tatlı, hiç bağırmıyor bile, sadece mırıldanıyor' dedi.Bebeklerinin, diğer çocuklardan hiçbir farkı olmadığını belirten baba, 'Anlatacak güzel bir hikayesi var. Birgün nasıl dünyaya geldiğini ve dünyada bu şekilde doğan ilk bebek olduğunu öğrenmek için gazetelere bakabilir' diye konuştu.Brannstrom ve meslektaşları, son iki yılda dokuz kadına rahim nakletti, ancak yaşanan komplikasyonlar iki vakada organların çıkarılmasıyla sonuçlandı.Yıl başında Brannstrom, yedi kadına embriyo transferine başladı. Bu kadınlardan ikisinin de en az 25 haftalık hamile olduğu açıklandı.Türkiye'deki çalışmalarTürkiye'de de rahim nakli konusunda çalışmalar sürüyor.Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi ve Estetik Rekonstrüktif Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, 8 Ağustos 2011'de 23 yaşındaki Derya Sert'e kadavradan rahim nakli yapmış, Sert dünyada bu şekilde nakil yapılan ilk kişi olmuştu.Özkan ve ekibi, sonrasında embriyo transferi yapılan Sert'in geçen yıl hamile kaldığını açıklamış, ancak kadının gebeliği 8. hafta sonundaki kontrolünde embriyo kalp atışlarının izlenmemesi üzerine sonlandırılmıştı.Bazı uzmanlar, hayattaki bir kişiden rahim alınmasını etik dışı ve hayat kurtarıcı olmayan bir ameliyat için bağışçı açısından çok riskli buluyor.AA
Sezaryen Nedir, Nasıl Yapılır?
Sezaryen Nedir?Sezaryen doğum sırasında annenin karın ve rahminin açılarak bebeğin alındığı cerrahi bir operasyondur. Belirli durumlarda sezaryen doğum yapılacağı önceden kesinleştirilebilir. Bazı durumlarda ise önceden öngörülemeyen bazı durumlar sonucu sezaryen doğum gerçekleşir.Sezaryen Doğum Niçin yapılır?Sezaryen doğum aşağıdaki koşullar altında önceden kararlaştırılabilmektedir:Geçmişte birden fazla kere sezaryen doğum yaptıysanız uterusun normal doğumu engelleme riski yüksektir.Miyomektami (fibroidlerin ameliyatla alınması) gibi invasif uterin ameliyatı geçirdiysenizBebeğinizin büyük doğması bekleniyorsa (makrosomi). Özellikle şeker hastasıysanız ve geçmişte normal doğum sırasında ciddi bir travma yaşayan aynı kiloda veya daha küçük bir bebek dünyaya getirdiyseniz..
Reklam
Hamilelikte Düşük Riskini Arttıran Faktörler!
Düşük yapma olasılığını arttıran etmenler nelerdir?Her kadın için düşük riski bulunsa da bazı kadınlarda bu risk daha yüksektir. Modakan olarak sizin için araştırdık, İşte bazı risk faktörleri: Yaş İleriki yaşlarda kromozomsal olarak anormal hamilelik, sonuçta da düşük riski daha yüksektir. 40 yaş sonrasında düşük riski 20 yaşındaki bir kadının iki katı kadardır. Geçmişte düşük yapmış olmak Geçmişte ard arda en az iki kez düşük yapmış olan kadınların tekrar düşük yapma olasılığı yükselmektedir. Kronik hastalıklar veya bozukluklar İhmal edilen diyabet ve belirti kan pıhtılaşma bozuklukları, otoimmün bozuklukları (antifosfolipid sendromu veya lupus gibi) ve hormonal bozukluklar (polikistik over sendromu gibi) düşük riskini arttıran faktörler arasındadır. Rahim veya cervix problemleri Belirli rahim anomalileri, şiddetli rahim adhezyonları veya rahim boynu kısalığı gibi durumlar düşük olasılığını arttırmaktadır. Rahim fibroidleri ve düşük arasındaki ilişki tartışmalı bir konudur. Ancak çoğu durumda fibroidler problem oluşturmamaktadır. Doğuştan gelen..
Dış Gebelik Nedir, Belirtileri, Ağrıları ve Ameliyatı Nasıldır?
DIŞ GEBELİK NE ZAMAN FARK EDİLİR, BAŞLICA BELİRTİLERİ NELERDİR?Dış gebelik erken dönemde hekime başvurulmamışsa belli bir süre fark edilmeyebilir. Bu durumda genellikle kirli kahverengi bir kanama olur. Kanama süresi ve miktarı normal adet gününden farklılık gösterir. Kanama ile beraber ya da kanama olmadan kasık ağrısı da ortaya çıkabilir. Ağrı çoğunlukla dış gebeliğin yerleştiği bölgede görülür. Başlıca belirtileri ise; adet gecikmesi, ağrı oluşması, anormal kanama meydana gelmesi.Dış gebelikte en erken aşamalarda hiçbir belirti vermez. Normal bir gebelik gibi adet gecikmesi olur ve gebeliğin diğer belirtileri de olabilir. Ancak kısa zamanda gebeliğin büyümesiyle birlikte tüp gerilmeye başladığı andan itibaren hastalarda ‘’müphem’’ ağrılar olur. Bu müphem ağrılar duyarlı bir hastanın doktora başvurmasını sağlar ve en erken dönemde tanı koymak mümkün olabilir. Gebelik ilerledikçe bu ağrılar şiddetlenir. Bunun da nedeni embriyonun tüpün içinde büyümeye devam etmesi ve gerilmeye bağlı olarak ağrı uyandırmasıdır. Bu aşamada başvuran bir kadında da henüz tüp yırtılmadan tanı koymak ve tedavi etmek mümkündür. Gebelik daha da ilerlediğinde gebeliğin yerleştiği tüp gerginliği daha fazla kaldıramaz ve bir yerinden yırtılır. Yırtık giderek büyür ve... tamamı için tıklayın
Öldükten Sonra Dirilmek Mümkün mü?
“Vücut ısınız 10 santigrat derece, beyin fonksiyonlarınız durmuş, kanınız akıtılmış ve kalbiniz durmuşsa, herkes bunu ölüm olarak tanımlama konusunda hemfikir olacaktır,” diyen Arizona Üniversitesi’nden Peter Rhee. “Ama sizi yine de hayata döndürebiliriz,” diye devam ediyor.Maryland Üniversitesi’nden Samuel Tisherma n ile birlikte, bedenin saatlerce ‘gecikmeli canlandırma’ adı verilen durumda kalmasının mümkün olduğunu gösterdiler. Bugüne kadar sadece hayvanlar üzerinde denenmiş olan bu uygulama, vücuttan kanın boşatılmasını ve vücut ısısının 20 santigrat derece düşürülmesini gerektiriyor.Yaralanma hali giderildikten sonra kan geri pompalanıyor ve vücut ısısı yavaş yavaş yükseltiliyor. “Kan geri pompalandığında vücut hemen pembeleşiyor,” diyor Rhee. Vücut ısısı belli bir dereceye ulaştığında kalp kendiliğinden çalışmaya başlıyor. “Çok ilginç bir şekilde, 30 derecede kalp birdenbire tek tek atmaya başlıyor; ısı yükseldikçe kalp atışı da kendiliğinden artıyor,” diyor. Bu işlemden geçen hayvanlar uyandığında pek yan etki görülmeden ertesi gün normale dönüyor.Bir süre önce Tisherman’ın, bu tekniğin Pennsylvania’da kurşun yarası almış insanlar üzerinde deneneceğini açıklaması bütün dünyada yankı yaratmıştı. Yani yaralanma sonucu kalp atışları duran bu hastalar için bu uygulama son şansları olacaktı.Tisherman kamuoyunun bu tekniği bilim-kurgu olarak algılamasını istemiyor. Ancak Rhee bu çalışmanın böylesi bir deneyin başlangıcı olabileceği görüşünde.New York Devlet Üniversitesi’nden Sam Parnia bu konuda şunları söylüyor: “Hepimiz ölümün mutlak bir an olduğu düşüncesiyle yetiştirildik; ölünce artık geri dönüşünüz yok gibi. Bu bir zamanlar doğruydu, ama şimdi kalp masajının keşfinden bu yana şunu anladık ki öldükten saatler sonra bile vücudunuzdaki hücreler ‘ölü’ hale gelmiyor hemen… Kadavra olduktan sonra bile hala hayata döndürülebilirsiniz yani.”Tisherman artık ölümü, tanımın sübjektif olduğunun farkında olmakla beraber, doktorların kalp masajından umut kestikleri an olarak değerlendiriyor. Geçen Aralık ayında Resuscitation adlı dergide yayımlanan bir makale çalkantı yaratmıştı. Makalede, hastanelerin acil servislerinde çalışan doktorlar arasında yapılan bir ankette, bu doktorların %50’sinin, ‘Lazarus olgusu’ olarak adlandırılan ve artık umut kesilen bazı hastalarda kalbin kendi kendine yeniden çalışmaya başlamasına tanık oldukları belirtiliyordu.Kalbi yeniden çalıştırmak işin sadece başlangıcı; kalp durması ardından görülen oksijen yetersizliği, başta beyin olmak üzere hayati organlarda ciddi hasara yol açabiliyor. Tisherman, oksijensiz geçen her dakikada bu organlar yavaş yavaş ölmeye başlıyor,” diyor.Tisherman’ın öğretmeni ve 1960’larda geliştirdiği kalp masajı tekniğiyle ölüm algısının değişmesine yol açan bir bilim adamı olan Peter Safar bu soruna da bir çözüm getirmiş: Buz parçalarıyla vücut ısısını 33 dereceye kadar düşürüp hücrelerin daha yavaş çalışmasını sağlayarak oksijen eksikliğinin yol açacağı hasarı asgariye indirmek.Kalbi yeniden çalıştırılmak için uğraşılırken, kan dolaşımını ve oksijen pompalama görevini üstlenen makinelerle birlikte bu uygulama da kalp durması ve beyin ölümü vakaları açısından yeni bir fırsat yarattı.Bir süre önce Texas’taki bir hastanede 40 yaşındaki bir adamın üç buçuk saat süren kalp masajı boyunca zihni melekelerini yitirmeden hayatta kaldığı bildirilmişti. Ancak doktorların bu kadar uzun süre kalp masajına devam etmesini sağlayan motivasyon unsuru, kalp masajı sırasında hastanın bilincinin geri gelmesi ve konuşmaya başlaması olmuş. Buna şahit olan doktorlar daha önce böyle bir vakayla karşılaşmadıklarını belirtiyor.Kalp durmasına travma sonucu yaralanma (kurşun yarası ya da araba kazası) durumu da eşlik ediyorsa hayata döndürme işlemlerini bu kadar uzun süreli uygulamak şu an için mümkün değil. Bugün açısından cerrahların yapabileceği en iyi şey, kol ve bacaklara giden atardamarları tıkadıktan sonra göğsü açıp kalp masajı yaparak yaralar dikilinceye kadar beyne birazcık kan akışını sağlamak. Bu durumda hayatta kalma oranı yüzde 10’dan daha az.Bu nedenle Tisherman, vücut ısısını 10-15 dereceye kadar düşürerek doktorlara ameliyat için birkaç saat daha kazandırmak istiyor. Bu ölçüde vücut soğutma işlemi bugün de bazı kalp ameliyatlarında uygulanıyor. Tisherman’ın projesinde ise bu işlem ilk kez hastaneye ‘ölü’ olarak gelen kişilere uygulanıp kişi yeniden hayata döndürülmeye çalışılacak. Ölüm nedeniyle metabolizma durmuş olduğundan ve hücreleri canlı tutmak için kan gerekmediğinden vücuttaki kan boşaltılıyor ve vücudun hızlı bir şekilde soğuması için yerine tuzlu soğuk su dolduruluyor. Bu vücudu soğutmanın en hızlı yolu olarak biliniyor.Tisherman, Rhee ve başka bilim insanlarıyla 20 yıllık bir çalışma sonucunda bu uygulamanın güvenli ve etkili olduğunu kanıtlayacak verileri toplamış. Deneylerin birçoğunda ölümcül yara almış domuzlar kullanılmış. Hayvanlar gerektiği kadar hızlı bir şekilde soğutulabilmişse ki bu vücut ısısını dakikada 2 derece düşürmek demek, yüzde 90’dan fazlası, bir saatlik işlemin ardından vücutlarına kan geri pompalandığında yeniden canlanmış. Bu hayvanlar üzerinde yapılan testler, beyin aktivitelerinde de herhangi bir hasar oluşmadığını ve hafıza kaybı ortaya çıkmadığını göstermiş.Bu uygulamanın insanlar üzerinde denenmesi için izin almak kolay olmamış elbette. Ama bu yıl Tisherman’a Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh kentinde silahla yaralanmış hastalar üzerinde pilot deneme yapması için izin verilmiş. Baltimore ve Tuscon’da da deneme hazırlıkları yapılıyor.Bütün tıbbi araştırmalarda olduğu gibi bunda da hayvanlar üzerindeki deneylerden insana geçiş bazı zorluklar içeriyor. Örneğin hayvanlara ameliyat sonrası kendi kanları verilmiş; insanlara ise kan bankalarında haftalarca beklemiş kanlar nakledilecek. Ayrıca hayvanlar anestezi altında yaralanırken, ateşli silahla yaralanmış insanlar normal haldeyken bu yarayı almış olacağı için vücudun bu travmaya vereceği tepki farklı olabilir. Fakat Tisherman iyimser bakıyor. “Domuzlar ve köpekler kanama halinde insana benzer tepki veriyor,” diyor.Diğer doktorlar ise gelişmeleri ilgiyle izliyor. Bir doktor, beyni korumak için vücudu alışılagelmiş uygulamadan çok daha fazla soğutmak gerektiğini birçok kişinin bildiğini, ama uygulamadan korkulduğunu belirtiyor.Denemeler başarılı olursa Tisherman bu işlemleri farklı travmalarda da kullanmak istiyor. İlk denemede kurşunla yaralanmış olanların seçilmesinin nedeni, kan kaybı kaynağının kolay bulunması. Ancak bir gün bu işlemin araba kazalarındaki yaralanmalarda görülen iç kanamalarda, kalp krizi ve daha başka hastalıklarda da uygulanması ümit ediliyor.David Robson / BBC Türkçe
Reklam
Sağlıklı Bir Kurban Bayramı İçin 15 Püf Noktası
Kurban Bayramı süresince tüketeceğiniz et miktarıyla paralel olarak yaşayacağınız sorunları minimuma indirnek için önerilerimize bir göz atın!1) Etler kaliteli protein kaynağı olmasının yanı sıra yağ, çeşitli minerallerin (özellikle demir, çinko, fosfor, magnezyum) ve vitaminlerin (özellikle B12, B6, B1 ve A vitamini ) de kaynağıdır. Etlerin çok yağlı kısımları tüketilmemeli, hayvanın iç yağları yemeklere lezzet vermek amacıyla kullanılmamalıdır. Etler, sağlıklı beslenme ilkeleri doğrultusunda sebzelerle birlikte pişirilmeli veya et yemeklerinin yanında sebzelerin de bulunması önemlidir.2) Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için kalp-damar hastalığı, diyabet, hipertansiyonu olan bireyler kurban bayramında, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli, aşırıya kaçmamalıdırlar. Yapılan araştırmalara göre, ağır tüketilmiş bir öğün sonrası kalp krizi geçirme riski oldukça yüksektir.3) Kurban Bayramı süresince fazla miktarda et tüketimi birçok rahatsızlığın gelişmesine ve var olan rahatsızlıklarınızın artmasına neden olabilir. Tüketilen et miktarının kontrol edilmesinin yanında, pişirme teknikleri de oldukça önemlidir. Etle yapılan yemeklerin hafif olması için kendi yağıyla pişirin, ilave yağ eklemeyiniz.4) Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede, hem de sindirimde zorluk yaratır, Bu nedenle özellikle mide barsak hastalığı olan bireyler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidirler.5) Et ve ürünleri posa içeren bir yiyecek grubu değildir. Bu nedenle bayram tatili süresince aşırı miktarda tüketilmesiyle kabızlık gelişebilir. Kabızlık oluşumunun engellenmesi ve çeşitli antioksidanların alınması için etlerin mutlaka sebze yemekleriyle birlikte veya yanında sebzeyle birlikte tüketilmesi gerekmektedir.6) Kırmızı et tüketimi ile ilgili çalışmalar oldukça fazladır. Epidemiyolojik, kanıta dayalı çalışmalar sıklıkla ve sağlıksız pişirme tekniği ile pişirilen kırmızı et tüketen bireylerde kolon ve mide kanserine yakalandıkları yönünde gelişmiştir. Buna ek olarak yağlı et tüketimi ile birlikte kan yağlarında ve ürik asit düzeyinde artış olduğu bilinmektedir.7) Bu nedenle kırmızı et tüketiminde sıklık azaltılıp haşlama öncelikli olmak kaydıyla, fırınlama ve ızgara yöntemleri kullanılarak pişirilmesi daha güvenlidir ve uzmanlarca önerilmektedir. Sıklık açısından haftada 2 kez tüketmek en sağlıklısı. Pişirme esnasında pişirme suyu atılmamalı, bu nedenle et az suda pişirilmelidir. Etli sebze yemeklerine yağ kullanmamak en sağlıklı yöntemdir.8) Bakteri bulaşma riskini azaltmak için; kesim yapılacak yerlerin zemininde su ve kanın birikmemesi sağlanmalıdır. Etle temas eden bıçak ve satır gibi aletler temiz olmalıdır, kesimi yapacak olan görevliler mutlaka kendi kişisel temizliklerine özen göstermelidirler.9) Etleri, büyük parçalar şeklinde değil kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli ve buzdolabı poşetine veya yağlı kâğıda sarılarak buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır.10) Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta ( -2 ºC ) birkaç hafta, derin dondurucuda ise (-18 ºC ) daha uzun süre ile saklanabilir. Sakatat ve organ etleri buzdolabında 1–2 gün saklanabilir, etler kıyma haline getirilirse saklama süresi kısalır kıyma buzdolabında 1–2 gün parça et ise 2-3 gün saklanabilir.11) Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözdürülmesi bazı mikroorganizmalar için üreme yeri oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit edebilir. Bu nedenle buzlukta saklanan etler buzluktan çıkartılınca yemek içinde tamamen kullanılacak şekilde parçalara ayrılarak buzluğa konulmalı, çözdürülen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır.12) Çözdürülmek istenen et, oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil, yine buzdolabında çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin, buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözdürme, oda sıcaklığında bekletme vb. sakıncalı yöntemlerdir.13) Pişirilmiş gıdalar oda sıcaklığına kadar soğudukları zaman üzerilerindeki mikropların sayısı hızla artmaya başlar. Pişirilen gıdaların uzun süre bekletilmesi mikropların çoğalma riskini arttırır, güvenli olması açısından pişirilmiş gıdalar soğumadan tüketilmelidir.14) Güvenli bir şekilde pişirilmiş gıdalar çiğ gıdalarla çok az bir temasta bile bulunsa kontaminasyona neden olabilir. Örneğin pişmemiş bir eti parçalamak için kullandığınız tahtayı veya bıçağı yıkamadan pişmiş bir gıda için kullanmayın.15) Mutfakta tezgah yüzeyini ve ekipmanlarınızı temiz tutunuz. Gıdalar kolayca kontamine olabildikleri için gıda hazırlanmasında kullanılan bütün yüzeyler temiz tutulmalıdır.Kaynak: Mahmure
Reklam
Sigara ve Gırtlak Kanseri İlişkisi
Sigara en çok doğrudan temas ettiği bölgelerde tahribat yapmaktadır. Sigara dumanını adeta dokunduğu yeri yakan ve hasta eden bir etkiye sahiptir. Dudaklarımızdan başlayarak dilimiz, damağımız, ağzımız, gırtlağımız, akciğerlerimiz sigaranın zararlarından en fazla etkilenen organlarımızdır. Sigaranın neden olduğu en tehlikeli hastalıklardan birisi de gırtlak kanseridir. Gırtlak kanseri olan hastaların %98’i sigara kullanan hastalardan oluşmaktadır. Bu orana baktığımız zaman sigara içen birisinin gırtlak kanserine yakalanma riski oldukça fazladır. Gırtlak Kanseri Nedir?Gırtlak kanseri; aslında adı üzerinde gırtlağın bir hastalığıdır. Bu yüzden gırtlağın tanımını yapmamız daha doğru olacaktır. Gırtlak; nefes borusuna giren ve çıkan havanın kontrol edildiği adeta bir gümrük kapısı görevi görür. Boynumuzda yer alır ve aşağı doğru hava inerken başka bir şeyin de inmemesini sağlayan bir açılma kapanma mekanizmasıdır. Bu bölgenin içinde de ses telleri ve onu taşıyan başka oluşumlar bulunmaktadır.Gırtlak içinde bulunan kansere de gırtlak kanseri adı verilmektedir. Kanser ise, tümör, şişlik, o dokunun tahrip olduğu, yaralar yaptığı ve ölüme kadar ilerleyen bir hastalıktır. Gırtlakta böyle bir hastalık varsa buda gırtlağımızda bir tahribe yol açacaktır. Gırtlağın üç ana işlevi vardır. Birincisi nefes almamızı sağlar, ikincisi yutkunmamızı üçüncüsü ise konuşmamızı yani ses çıkarmamızı sağlar. Gırtlak kanseri, bu üç ana işlevin birisini tahrip edip çalışmaz hale getirebileceği gibi tamamını da bozabilir. Gırtlak Kanseri Nedenleri Nelerdir? Neden Gırtlak Kanseri Oluruz?Gırtlak kanseri erkeklerde daha sık görülen bir hastalıktır. Fakat son yıllarda kadınlarda da görülme sıklığı artmaya başlamıştır. Bunun nedeni ise; kadınların erkeklere oranla geçmiş yıllarda daha az sigara içerlerken, günümüzde artık neredeyse aynı sayıda belki daha da fazla sigara içmeleridir. Ayrıca kadınlarda bulunan östrojen hormonu da bu kanser türünden kadınları az da olsa korumaktadır.Geçtiğimiz 20 yılda gırtlak kanserinin kadınlarda görülme sıklığı %150 artış göstermiştir. Çevresel faktörler, beslenme alışkanlıkları, stres gibi yan nedenler olsa dahi, gırtlak kanserinin en büyük ve en önemli nedeni sigara kullanımıdır. Sigara kullanan kişilerde gırtlak kanserine yakalanma riski %25 civarındadır.Genellikle bu kanser türü 45-75 yaş aralığında ki hastalarda görülmektedir. Gırtlak Kanserinin Belirtileri Nelerdir?Ses Kısılması: 2 aydan daha fazla ses kısıklığı bu hastalığın en önemli belirtisidir. Ses bir yıl içinde 5 kere veya daha fazla kısılıyorsa ve bu kısıklık uzun süreli olup geçmiyorsa mutlaka bir hekime görünülmesi gerekmektedir. Bir ay sesimiz kısık, bir ay normalse yani bu tür dalgalanmalar sık sık yaşanıyorsa kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmeniz gerekmektedir.Boğazda Kitle Hissi ve Boyunda Şişlik: Hastalığın ileri safhalarında ortaya çıkarlar. Boynumuzun sağ tarafında 75 ve sol tarafında 75 olmak üzere toplam 150 adet lenf bezi vardır. Tümör bu lenf bezlerine etki ederek onların şişmesine neden olmaktadır. Ayrıca lokmaları yutmada zorluk ya da yutma esnasında yiyecekler istem dışı olarak nefes borunuza kaçıyorsa bu gırtlak kanserinin habercisi olabilir. Boyunda oluşan şişliklerin pek çok nedeni vardır. Ses kısıklığı ile beraber bir şişlik hissediliyorsa yada yutkunmada zorluk çekiliyorsa hekime başvurmakta fayda vardır. Ses kısılması yaşamadan da hastalık ilerleyebilir. Bu tür tek ve büyük kitlelerde de dikkatli olmak gerekmektedir.Yutma Güçlüğü: Gırtlak kanserlerinde tümör yemek borusuna yakınsa yutmada zorluk yaşanır. İlk ve en önemli belirtisi budur.Kanlı Balgam: Hasta öksürükle beraber kanlı balgam atar. Bu hastalığın en ileri seviyelerinde görülmektedir. Eğer kanlı balgam gibi bir şikayetiniz varsa en kısa sürede bir hekime görünmelisiniz.Ses Kalınlaşması: Sesimiz olduğunda daha kalın çıkıyorsa ve bu durum 2 aydan uzun bir süre devam ediyorsa bu da gırtlak kanseri belirtileri arasında yer almaktadır.Kulak Ağrısı: Nadiren olsa da kulak ağrılarınında nedeni gırtlak kanseri olabilmektedir.Gırtlak Kanseri Muayenesi Nasıldır?Gırtlak kanserleri, muayenesi ve teşhisi en kolay olan hastalıklardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda yer alan belirtilere sahip olan hastaların, ağızlarından endoskopi aracılığıyla girilerek gırtlaklarına bakılır. Orada bir kanser tümörü varsa bu kolayca görülebilir. Tedaviye başlanır.Gırtlak Kanserinde Erken Teşhisin ÖnemiTüm kanser çeşitlerinde olduğu gibi gırtlak kanserlerinde de erken teşhis önemli bir yer tutmaktadır. Erken teşhis konulduğunda yalnızca bir iki hafta içerisinde ilaçlarla ve radyo terapi ile hastalık tamamen temizlenebilmektedir. Tedaviye başlama süresi uzadıkça hastalık yayılma gösterir ve tahribat çok daha fazla olur.Gırtlak Kanseri TedavisiGırtlak kanserleri erken teşhis ile hayat kalitesi düşmeden tamamen tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ölümcül bir hastalık değildir. Fakat ilerleyen gırtlak kanserlerinde cerrahi müdahale gerekebilir. Hastalığın ilk safhalarında ilaç tedavisinin yanında radyoloji veya ışın tedavisi uygulanarak hastalık tamamen yok edilebilir. İlerleyen safhalarda gırtlağın bir kısmının alınması, ses tellerinin alınması ya da gırtlağın tamamının alınması söz konusu olabilmektedir. Gırtlağın tamamen alındığı durumlarda hastanın boynuna bir delik açılarak buradan nefes alıp vermesi sağlanır. Ağız doğrudan yemek borusuna bağlanır. Konuşma yeteneği bu durumda kaybedilir. Boyunda ki deliğe takılan protezler sayesinde hasta kısıtlı da olsa konuşur. Gırtlak kanseri protezleri 7 8 aylık süreçlerle değiştirilmesi gereken cihazlardır. Buda maliyeti yüksek bir alet olduğunda pek fazla tercih edilmemektedir.Gırtlak Kanseri AmeliyatıGırtlak kanserinde cerrahi müdahale gereken durumlarda tümörlü bölüm alınarak herhangi bir koruma bölgesine gerek duyulmadan ameliyat tamamlanmaktadır. Fakat tümör büyümüş ve gırtlağın tamamını sarmış durumdaysa; tümör hangi taraftaysa o tarafın tüm lenf bezleri de alınmak zorundadır.Hastalığın boyna yayılma riski böyle durumlarda çok fazladır. Lenf bezlerinde o an muayenede her hangi bir tümör belirtisi olmasa bile bu bezler alınarak risk ortadan kaldırılır. Eğer tek taraflıysa tek taraftaki bezler, çift taraflıysa tüm bezler alınarak ameliyat bitirilir. Bezlerin alınması sonucunda boynun incelmiş ve adeta yapışmış bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Buda estetik açıdan rahatsız edici bir görüntü olmaktadır.Ses protezleri tümörün çok ileri olmadığı durumlarda ameliyat esnasında takılabilir. Hasta ameliyattan sonra bu protez sayesinde robotik bir sesle konuşma imkanı yakalar. Fakat ameliyatı takip eden 6 ay sonrasında bu gibi protezlerin uygulanması tavsiye edilmektedir.Gırtlak kanseri hastaları, gırtlakları alındıktan sonra konuşma yetilerini kaybetmektedirler. Protez olmadan da yemek borusu konuşması yaparak konuşma imkanı olmaktadır. Bu kişinin yemek borusunu kullanarak konuşmasıdır. Hastalar kendileri antreman yaparak bu şekilde hayatlarını devam ettirebilirler.Lazerli Gırtlak Kanseri Tedavisi “Mohs“En modern ve yeni gırtlak kanseri tedavisi lazerli olarak uygulanan Mohs tekniği. Aslında bu yöntem bir süredir yurt dışında kullanılan bir tekniktir. Tekniğin ana amacı; tümörlü dokuyu mümkün olduğu kadar normal dokuyu bırakacak şekilde çıkarmak. Örnek vermek gerekirse, soğan zarını kabuk kabuk soymak gibi bir şey. Hastaya genel anestezi uygulayarak uyutuyoruz. Gırtlağından katman katman parçalar alarak ameliyat esnasında patolojiye gönderiyoruz. Eğer yolladığımız parçalarda kansere rastlanırsa bir katman daha soyarak işlemi yeniliyoruz. Böylece tümörsüz normal doku elde edilinceye kadar işlem devam ediyor. Diğer cerrahi yönteme göre; tümöre daha yakın geçilmekte fakat bu sayede de daha çok normal doku bırakılmakta. Bu sayede de ameliyat sonrasında hastalar normal seslerine çok yakın bir sese sahip oluyorlar. Daha rahat yutup daha rahat konuşabiliyorlar. Ülkemizde henüz pek fazla kullanılmamasına rağmen bir kaç cerrah bu yöntemi kullanmakta.Mohs Tekniği Kimlere Uygulanabilir ve Riskleri Nelerdir?Erken teşhis konulmuş hastalarda yapılabilecek bir yöntemdir.Hasta takiplere sürekli gelip gidebilmeli. Ameliyat sonrasında ilk bir yıl boyunca hastanın her ay muayene edilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.Takibi mümkün olmayacak yada zor olacak hastalar için önerilmemektedir.Mohs tekniğinin en önemli avantajı; dışarıdan boyunda herhangi bir kesik olmuyor. Hasta nefes alış verişini normal bir biçimde burundan ya da ağızdan sürdürebiliyor. Gırtlak kanseri olup tedavi edildiğinizi kimse anlamıyor.Mohs tekniğinin en önemli dezavantajı; uzun yıllar boyunca doktor gözetiminde oluyorsunuz. Yeniden hastalığa yakalanma riskiniz diğer cerrahi yönteme göre daha fazladır. Fakat bu risk tüm kanser türlerinde olmaktadır. Çünkü kanser metastas yani sıçrama yapabilen bir hastalıktır.
Meme Kanserini Önlemek İçin Öneriler
Ekim ayının “Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı” olması nedeniyle sağlık kuruluşları ve doktorlar meme kanseriyle ilgili birçok bilinçlendirme çalışmasına katılıyorlar. Küçük bir belirtide bile mutlaka hekim kontrolüne gidilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt meme kanseri riskini azaltmak için alınabilecek önlemleri ve brokolinin meme kanseri üzerindeki faydalarını anlattı.Brokoli meme kanserini önlemede etkili mi?A, C, E vitaminleri, karotin ve antioksidan bakımından zengin olan brokoli hücreleri serbest radikallere karşı koruyor ve içeriğindeki “sülforafan”la brokoli filizi tam bir panzehir görevi üstleniyor. Brokolinin tohumundan yeni çıkmış olan brokoli filizleri, erişkin bir sebzeye göre 50 kat daha fazla sülforafan taşıyor. Sülforafan maddesi kanserli hücrelerin büyümesini engellemekle birlikte onları öldürebiliyor. Yapılan klinik araştırmalarda, meme kanseri olan kadınlara brokoli, kıvırcık lahana, beyaz lahana ve karnıbahar gibi besinler verilerek, meme kanseri riskinin yüzde 50 azaltıldığı, kimilerinde ise tamamen iyileşme belirtisi gösterdiği ortaya çıkmış durumda. Ayrıca brokoli bol miktarda göğüs kanseri riskini azaltan “indole” adlı bir madde içeriyor. Bu besin göğüs kanserine neden olan östrojen bozukluklarını engelliyor.Meme kanserinden korunmak için nasıl beslenmeliyiz?Haftada 1-2 kez brokoli yemelisiniz. Brokoliyi iyice yıkadıktan sonra, çay, çorba, yemek ve çiğ salata olarak tüketebilirsiniz. Omega 3 doymamış yağ asitlerine sahip olan balık yağı ve arıların kovanlarını izole ettikleri propolis maddesinin de kanserle savaşta destek olabileceğini araştırmalarda görülüyor. Koruyucu ve yapay katkı maddesi ihtiva eden fabrikasyon gıdalardan, beyaz, esmer, her türlü şeker, beyaz un, rafine tuz, kızartma gibi yiyeceklerden kesinlikle kaçınmalısınız. Özellikle gebelikte tuzlama türü gıdalardan uzak durulmalı.Meme kanserini önlemede hangi vitaminler etkili?Vitaminler, radyasyona karşı savaşta önemli bir yer tutar. A, C ve E vitaminlerinin moleküler yapıları sayesinde antioksidan koruma sağladığı kanıtlandı. Bu vitaminlerin ve diğer antioksidanların yüksek miktarda alınması, pilotlar gibi yüksek irtifada çalışanları, mesleki bir tehlike olan ve radyasyonla harekete geçen kromozom hasarından korur. ACE katkıları ayrıca, astronotları yüksek radyasyon seviyelerinden korumak için ‘uzay besinleri’ olarak da öneriliyor. A vitamini, radyasyon etkilerini iyileştiriyor ve kanser hücrelerini öldürüyor. C vitamini, glutatyon gibi doğal antioksidan sistemleriyle birlikte, DNA’nın ve kromozomların, oksidatif hasardan korunmalarına yardımcı oluyor. C vitamini aynı zamanda insan kan hücrelerinin radyasyon yüzünden ölümünü de önlüyor. C ve E vitamini, serbest radikalleri etkisiz hale getiriyor. E vitamini de serbest radikalleri oluşur oluşmaz stabilize ederek toksisitelerini azaltır.Meme kanserinden korunmak için neler yapılmalı?Cep telefonu, televizyon, bilgisayar, florasan lamba, yüksek enerjili ısıtıcılar gibi radyasyon yayan cihazlardan uzak durmak ya da ölçülü kullanmak gerekiyor. Ne yazık ki, toplum olarak cep telefonu bağımlısıyız. Ancak kanser açısından bu telefonlar çok büyük risk faktörü. Cep telefonu ilk çaldığı an kesinlikle açılmamalı, yolculukta telefonu kapatmalı, yatarken de telefonu yatak odanızdan uzakta şarj etmelisiniz. Çözücüler, boyalar, mürekkepler, böcek ilaçları gibi kimyasallardan kaçınmak gerekiyor. Ayrıca kağıt ve mürekkep kartuşlarının geri dönüşümlü olmasına dikkat etmelisiniz. Evde kullanılan deterjanlar, oda spreyleri kanserojen maddeler içerdiği için kanser riskini artırıyor. Ev temizliğini sirke, limon suyu, kabartma tozu, çamaşır sodası ve zeytinyağı ile yapmanızda fayda var. Oda kokusu olarak taze doğal çiçekler veya organik çiçeklerden elde edilen saf uçucu yağlar en ideali. Leke, su tutmayan yatak örtüleri, mobilyalar, el çantaları kanserojen maddelerden oluşuyor. Hammaddesi pamuk, keten, yün ve kenevir olan elbiseleri tercih etmelisiniz. Dolaplarınızda naftalin yerine ceviz yaprağı kullanmalısınız.
Erken Teşhisin Meme Kanserinde Hayati Önemi
Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor. Özel Sevgi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burhan Tümen kanser haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanserin günümüzün en önemli sağlık sorunları arasında baş sıralarda yer aldığına dikkat çekti. Özellikle kadınlarda meme kanserinin en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin ülkemizde görülme sıklığının yüzde 8 ila 10 arasında olduğuna işaret etti. Tümen, Türkiye’de meme kanserinin öneminin Avrupa’ya oranla tam olarak anlaşılamadığını ve bu nedenle de ülkemizde kadınlar arasında meme kanseri konusunda yeterince farkındalık oluşturulamadığını söyledi.Erken teşhisin meme kanserinde hayat kurtarıcı faktör olduğunu belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “Gelişen tıp nedeni ile tedavi seçenekleri artmış, erken tanı ile başarı sağlanmıştır. Erken tanı ile hastalıktan kurtulma şansı yüzde 95 civarındadır. Bu nedenle arken tanıda kendi kendine meme muayenesi tarama tetkiklerini yaptırmak, belirtileri hakkında fikir sahibi olmak, uzman doktora başvuru çok önemlidir” dedi. Erken tanı için bazı faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Burhan Tümen, “15-16 yaşından sonra adetin 7 ila 10. günleri arasında ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapılmalıdır. 20-40 yaş arası kadınlar 1 ila 3 yılda bir, 40 yaş sonrasındakiler ise yılda bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. 40 yaşından itibaren yılda bir kez mamografi çektirilmelidir. Daha küçük yaşlarda meme ultrasonu idealdir” diye konuştu.25 yaşındaki kadınların 20 binde 1′inde meme kanseri görülürken, 80 yaşındaki her 8 kadından birinde meme kanseri görüldüğünü, meme kanseri vakalarının özellikle 50 yaşından sonra artış gösterdiğini ifade eden Tümen, meme kanseri için risk faktörlerini şöyle sıraladı:“Aile bireylerinden birinde özellikle birinci derecede akrabalarda over veya meme kanserinin görülmesi ile risk artmaktadır. Meme dokusu uzun süre östrojen etkisinde kalırsa risk artmaktadır. Doğurmamış, geç doğurmuş veya emzirmemişlerde ve menopoz sonrası kullanılan hormon tedavileri, aşırı kilo, yağlı beslenme, hayvansal gıdalar ile alkol ve sigara kullanımı da riski arttırmaktadır. Fiziksel aktivite riski azaltmaktadır.”MEME KANSERİNİN BELİRTİLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİEn sık görülen belirtinin memede ağrısız bir kitlenin ele gelmesi olduğunu söyleyen Op. Dr. Burhan Tümen, meme derisinde tahrişler ya da bozulmalar; memede şişlikler, kalınlaşmalar, meme başının içeri dönmesi ve daha geç evrelerde meme cildinde portakal kabuğu manzarasının ise daha seyrek görülen belirtiler olduğunu ifade etti. Op. Dr. Burhan Tümen meme kanserinin tanısı ve tedavi yöntemleri ile ilgili olarak da şu açıklamalarda bulundu:“Meme kanserinde doku tanısı için 1 milimetrelik bir kitlenin dahi ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi ile kısa sürede tanısı konulabilmektedir. Riski çok azdır. Hastanemizde gerek Genel Cerrahi Uzmanı gerekse Radyoloji Uzmanı tarafından bu işlem yapılmaktadır. Meme kanserinin tanı konduktan sonra hangi evrede olduğunu saptamak tedavi açısından önemlidir. 4 ana evre vardır. Doğru evreyi saptamak için karın ultrasonu veya tomografisi, akciğer ve beyin tomografisi veya MR, kemik taraması, tüm vücut kemik sintigrafisi gibi tetkikler gerekebilir. Hastalık evresi ve patoloji sonucuna göre cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormonal tedaviler tek başlarına veya bir arada kombine edilerek yapılabilir. Erken evrede en etkin tedavi kesinlikle cerrahi tedavidir. Bu gruptaki hastalarda kanserli doku ameliyatla tam olarak çıkarıldığında yaşam şansları en yüksek hasta grubunu oluşturmaktadır. Tümör küçük ve başlangıç evresindeyse sadece memenin küçük bir bölümünün alınması yeterli olmaktadır. İlaveten koltuk altı lenf bezelerine atlama varsa (sentinal lenf nodulü biyopsisi yapılarak) lenf nodülleri çıkarılır. Memesinin tamamı alınmayan (meme koruyucu cerrahi yapılan) hastaların büyük bir kısmına ameliyat sonrası radyoterapi verilmesi gerekir. Ameliyat sonrası tümör dokusu patolojik incelemeye gönderilir, inceleme sonucu, tümör özelliklerine bakılıp kemoterapi kararı alınır. Kemoterapi; mikroskobik düzeyde saptanamayan kanser hücrelerinin ölmesi ve nüksetmesini önlemek amacı ile yapılmaktadır. Ayrıca tümörün küçültülmesi ve tümöre bağlı şikayetlerin azaltılması ve yaşam kalitesini arttırılması için kemoterapi önerilir.”CERRAHİ MÜDAHALE OLMADAN TANI KONULABİLİYORMeme kanserinin teşhisinde herhangi bir cerrahi müdahale olmadan da tanı konulabildiği bildirildi. Özel Sevgi Hastanesi’ne meme kanseri konusunda yoğun bir müracaat olduğuna dikkat çeken Burhan Tümen muayene öncesinde hastalara meme kanseri konusunda, risk faktörleri, meme hastalıklarından korunma önerileri ve kişinin kendi kendine meme muayenesini nasıl yapacağını anlattıklarını söyledi. Op. Dr. Tümen, Özel Sevgi Hastanesi’nde meme kanseri ile ilgili yapılan tetkik ve tedavi yöntemleriyle ilgili de şu bilgileri verdi:“Radyoloji ve patoloji ve laboratuvar bölümleri ile birlikte çalışılmakta olup tanı için ince iğne aspirasyon biyopsisi ultrason eşliğinde yapılmakta. Ayrıca meme başı akıntılarında sitolojik tetkik için yayma tekniği uygulanmaktadır. Aynı gün içinde bütün tetkikler yapılıp, cerrahi müdahale olmaksızın tanı konulabilmektedir. Ayrıca operasyon anında patolojik tanı (Frozensection) ve normal patolojik takip incelemesi yapılabilmektedir. Koruyucu önlemlere dikkat. Kilo almamaya dikkat edin. Yağdan fakir gıdalar ile beslenin. Fiziksel aktivitenizi arttırın. Alkolü ve sigarayı bırakın. Hormon tedavileri ancak doktor takibinde ve kontrolünde yapılmalı, riskli durumlarda hemen kesilmeli. Aile hikayenizde meme kanseri varsa kontrollerinizi mutlaka düzenli olarak yaptırın.”Etiketler:kadın sağlığımeme kanserimeme kanseri belirtilerimeme kanseri çözümümeme kanseri erken tedavimeme kanseri erken teşhismeme kanseri hastalığımeme kanseri ile mücadelememe kanseri nasıl anlaşılırmeme kanseri nasıl geçermeme kanseri sebeplerimeme kanseri tedavisisagliksağlık haberleri
Saç ve Cilt Sağlığı için Ananas Suyu
Gerçekleştirilen araştırmalar ananas suyunun bol oranda mineral ve vitamin içerdiğini ortaya koyuyor.Ananas suyu içeriğindeki B ve C vitaminleri ile hücre kaybını ve cilt rahatsızlıklarını engelliyor. Sıcak yaz günlerinde ferahlamak için sağlıklı bir alternatif oluşturan ananas suyunun çeşitli faydaları bulunuyor. İçeriğindeki C vitamini ile güneşten zarar gören derinin yenilenmesi için gerekli kolajen oluşumuna fayda sağlayan ananas suyu, bulundurduğu mineraller ile yıpranan saç ve tırnakların da sağlığına kavuşmasına yardımcı oluyor.kaynak: 724saglik.org/beslenme-diyet
Reklam