onedio
Isıtılıp Yenen Makarna 'Daha Az Kilo Yapıyor'
Yüksek karbonhidrat değerlerine sahip makarnanın şişmanlattığı algısı oldukça yaygındır. Ancak yapılan son araştırmalar pişirildikten sonra soğumaya bırakılan makarnanın vücut tarafından lifli gıdalar gibi algılandığını gösteriyor.Normalde makarnadaki karbonhidrat vücuttaki enzimler tarafından moleküllere ayrılıp şeker haline getiriliyor. Bunun sonucunda da kandaki şeker seviyesi yükseliyor.Şeker seviyesini tekrar normale indirmeye çalışan vücut da insülin salgılıyor ve tüm bu süreç vücudu yorup acıkma hissinin çok kısa sürede geri dönmesine yol açıyor.Son araştırmalar ise piştikten sonra soğumaya bırakılan makarnanın molekül yapısının değiştiğini ve 'dirençli nişasta' olarak tanımlanan bir yapıya büründüğünü gösterdi.'Dirençli nişasta' enzimler tarafından parçalanamıyor ve glükoza dönüşmüyor. Böyle olunca hem vücut daha az yoruluyor hem de kandaki şeker değerleri yükselmiyor.Soğutulmuş makarnanın faydalarını keşfeden İngiltere'deki Surrey Üniversitesi'nden Denise Robertson 'Eğer makarnayı pişirdikten sonra soğutup yerseniz vücudunuz bunu aynı lifli gıdalar gibi algılayacaktır. Daha az glükoz üreteceksiniz ve bağırsaklarınızdaki faydalı bakteriler de destek görecek' diyor.Soğutulan makarnanın kalorisi de daha düşük.Peki makarnayı soğuk yemeyi tercih eder misiniz? Genelde alınan cevap 'Hayır'.University College London'ın medyatik doktoru Chris van Tulleken, makarnanın soğuduktan sonra tekrar ısıtıldığında 'dirençli nişastanın' faydalı özelliklerini koruyup korumadığını merak etti.Seçilen deneklere haftanın üç farklı gününde aç karnına makarna yedirildi.Servis edilen makarnalar gelişigüzel biçimde sıcak, soğuk ya da yeniden ısıtılmıştı.Denekler her öğünden sonra iki saat boyunca her 15 dakikada bir kan örneklerini verdiler. Çıkan sonuç ise şaşırtıcıydı: Tekrar ısıtılan makarnanın soğuk makarnadan bile daha sağlıklı hale geldiği görüldü.Yeniden ısıtılan makarnayı yiyenlerde kana karışan şeker oranı yüzde 50 azaldı. Doktor Chris van Tulleken, makarnanın yeniden ısıtılmasıyla birlikte 'daha da dirençli' bir nişasta türünün elde edildiğini söylüyor.BBC Türkçe
Sigarayı Bırakmak İsteyenlere Bakanlık Desteği
Sigarayı bırakmak için kullanılan ilaçlar sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın vatandaşlara ücretsiz verilecek.Bakanlar Kurulunca nikotin replasman preparatları ile Bupropion HCI ve Vareniklin içerikli ilaçların, sigarayı bırakma tedavisi alanlara sayıları 300 bini geçmemek şartıyla sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ücretsiz karşılanması kararlaştırıldı.Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan Bakanlar Kurulu kararında, sigarayı bırakma tedavisi alan hastaların; sayıları 300 bini geçmemek şartıyla herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın, Sağlık Bakanlığınca temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına dağıtımı yapılacak nikotin replasman preparatları ile Bupropion HCI ve Vareniklin içerikli ilaçlardan, tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri vasıtasıyla yararlanmada, 4736 sayılı Kanunun 1'inci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf olduğu belirtildi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Türkiye'ye gelen İran Tedavi ve Tıp Eğitimi Bakanı Seyyid Hassan Qazizadeh Hashemi ve beraberindeki heyeti kabulünün ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.Müezzinoğlu, bugün sigara bırakma tedavisinde kullanılan ilaçların vatandaşlara ücretsiz verilmesine ilişkin Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı'na ilişkin bir soru üzerine de 'Türkiye'nin Dumansız Hava Sahası' adı altında tütün ve tütün ürünleri ile mücadele noktasında çok başarılı sonuçlar elde ettiğini söyledi.Şu anda 2 milyonun üzerinde kişinin sigarayı bıraktığını ifade eden Müezzinoğlu, burada esas başarının son 5 yılda 15-25 yaş grubunda sigaraya başlama oranındaki düşme ile elde ettiklerini belirtti. Müezzinoğlu, bu oranın yüzde 7-8 civarında olduğunu kaydetti.'Sigara bırakma polikliniklerinde ilaç desteğini ücretsiz olarak, Bakanlar Kurulu kararı ile 300 bin vakaya yine verilecek' diyen Müezzinoğlu, ilgili vakaların kimler olacağına 'sigara bırakma polikliniklerinde görev yapan hekimlerin karar vereceğini' bildirdi.İranlı gazetecinin sorusu üzerine Müezzinoğlu, dünyanın ülkeye uyguladığı ambargo dolayısıyla Türkiye'nin duruşunu en iyi İran halkının bildiğini belirterek, 'Son dönemlerde Mısır'daki darbe konusunda da yine Türkiye'nin duruşu nettir ve bellidir. Türkiye ve Türk halkı fıtratı gereği, haksızlıklara, adaletsizliklere ve zulümlere karşı değerlerinde olan bir duruşu yönetim olarak sergilemiştir ve sergilemeye de devam edecektir' diye konuştu.Bir başka gazetecinin, 'İki ülke arasında yapılan mutabakat zaptında yer alan organ naklinde işbirliği sağlanacağı belirtiliyor. İran'da farklı bir model var. Nasıl olacak?' sorusu üzerine Müezzinoğlu, 'Bu konular, bizim gündemimize aldığımız ve bizim onlardan, onların bizden fikir, tecrübe ve yol haritası olarak istifade edebileceğimiz alanlar. Şu anda bunların değerlendirmesini teknik heyetler yapıyor' dedi.Müezzinoğlu, İran'ın organ naklindeki başarı ve uygulamadaki farklılıklarına değinerek, 'Tabii ki Türkiye, 'ben de bu çerçeveyi değerlendirebilirim' diyebilir veya 'ülkemde bunu uygulamayacağım' diyebilir. Bunlar, bizim şu anda ortak konu başlıklarımız. Alınmış bir karar yok' yanıtını verdi.'Şu anda ülkemiz adına, panik yapacak durumda değiliz'Bir gazetecinin, 'Dünyada eboladan ölenlerin sayısı artıyor. Sağlık Bakanlığı olarak, alınan ek önlemler var mı?' sorusu üzerine Müezzinoğlu, ebolanın bugün için dünyayı tehdit edecek bir noktaya geldiğini söyledi.Bu virüse karşı henüz bir aşının üretime geçmediğinin altını çizen Müezzinoğlu, dolayısıyla alınabilecek tedbirlerin çok sınırlı olduğunu vurguladı. Müezzinoğlu, uyarıcı ve erken tedbirlerin alınmasının önemine işaret ederek, şunları kaydetti:'Özellikle bulaşıcılığın kontrol altında tutulması önemli. Türkiye olarak yaklaşık 4 aydır, belki de daha aşkın süredir özellikle salgının olduğu bölgelerden geliş-gidişlerde, gerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerekse o bölgelerden değişik amaçlı gelen-gidenleri, gerek bilgilendirme, gerekse en ufak bir sağlık sorunu veya risk taşımaları konusunda son derece duyarlı olunuyor.Uçağa binildiği andan itibaren takip eden ve bunu sistematik yapan, belki de dünyada bu anlamda duyarlılığı en üst düzeyde tutan ülkeyiz ya da ülkeler arasındayız.'Müezzinoğlu, dün itibariyle bir şüpheli vakanın olduğunu ifade ederek, 'Sanırım 5. vaka oldu. Hepsinde sıtma teşhisi konuldu. Tedavisi henüz tıp alanında olmadığı için tedbir konusunu öncelikliyoruz. Tedbirleri en üst düzeyde tutuyoruz' dedi.Ebolanın birçok ülkede sıkıntı yarattığını, ancak bu durumun Türkiye için geçerli olmadığının altını çizen Müezzinoğlu, 'Şu anda ülkemiz adına, halkı panik yapacak bir durumda değiliz' açıklamasında bulundu.İstanbul'da 6 ilçede yapılan çocuk felci aşısının Türkiye genelinde yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir soru üzerine de Müezzinoğlu, 'Özellikle güney sınır bölgemizde 2 periyot olarak aşı yaptık. Geçtiğimiz Mayıs ayında da Bilim Kurulumuz İstanbul'da da 6 bölgede aşılama yapılmasında yarar olacağı kararını verince, biz 6 ilçemizde aşı yaptık. Onun ikinci periyodunu şimdi yapıyoruz.Burada karar, Sağlık Bakanlığının değil. Karar, bilim kurullarınındır. Bulaşıcı hastalıklarda alınması gereken tedbirleri devamlı bizim bilim kurullarımız takip ediyor ve buradan bize gösterilen yol haritasına göre adımları atıyoruz. Şu anda bu anlamda ilçeleri genişletecek bir risk bize yansıtılmadı.'Muhabir: Selma Bıyıklı Adabaş, Yeşim Sert Karaaslan | AA
İstanbul'da Ebola Şüphesini, Twitter Pek de Ciddiye Almadı! İşte Atılan Şakalı Tweetler
Dün gece Marmara Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nin acil servis bölümünün Ebola şüphesiyle boşaltılması ve karantinaya alınması sosyal medyanın gündemine oturdu. Haftalardır dünyanın gündeminde olan, Afrika, Amerika ve sonunda Avrupa'ya uzanan ebola virüsü ile ilgili öne çıkan Twitter paylaşımlarını derledik.Not: Bugün sabah saatlerinde Fildişi Sahilli kadına sıtma teşhisi konulduğu ve acil servisin normale döndüğü öğrenildi.
AB, Ebola İçin Olağanüstü Toplanıyor
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sağlık bakanları, Ebola salgınına karşı alınacak önlemleri görüşmek üzere bugün Brüksel'de bir araya geliyor.Toplantıda, salgının etkili olduğu Batı Afrika ülkelerinden gelen yolcular için tarama uygulamalarının öne çıkması bekleniyor.İngiltere geçen hafta büyük havaalanları ve tren istasyonlarında virüs için tarama uygulaması başlatmıştı.Havalimanı işletmecilerinin çatı örgütü ACI Europe'dan konuyla ilgili yapılan açıklamada, 'Gereksiz önlem ve kaygılara engel olmak amacıyla alınacak muhtemel önlemlerin koordine edilmesi' istendi.Ebola salgınının en çok etkili olduğu ülkelerin başında gelen Liberya, Sierra Leone ve Gine'ye halen Air France ve Brussels Airlines direkt uçak seferleri düzenliyor.Bu arada Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre Ebola salgınında ölenlerin sayısı 4 bin 400'ü aştı. DSÖ, virüse karşı gerekli önlemlerin alınmaması halinde şu anki veriler ışığında aralık ayının başından itibaren her hafta 5 bin ilâ 10 bin yeni vakanın ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.Deutsche Welle Türkçe
'Enerji İçecekleri Sağlığa Zararlı'
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Türkiye ve Avrupa genelinde tüketimi hızla artan enerji içeceklerinin, halk sağlığını olumsuz etkilediğini belirtiyor.Yoğun kafein içeren enerji içecekleri, özellikle çocuk ve gençlerin sağlığını tehdit ediyor. Enerji içeceklerinin fazla miktarda tüketilmesi, kafein zehirlenmesi riskini artırıyor.WHO Avrupa Ofisi, enerji içeceklerinin halk sağlığı üzerindeki etkileri konusunda kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, enerji içecekleri, sağlık açısından olumsuz etkiler içeriyor.Uyarıcı etki yaptığı gerekçesiyle özendirilen enerji içecekleri, geçici olarak öğrenme performansını artırıyor. Bu nedenle özellikle çocuklar ve gençler tarafından sıkça tüketiliyor.Rapora göre, enerji içecekleriyle ilgili en önemli sorun, içerdiği kafein miktarı. Kahve sıcak olduğu için yavaş yavaş tüketiliyor. Ancak enerji içeceği soğuk olduğu için kısa sürede aşırı miktarda tüketilebiliyor. Bu da kafein zehirlenmesi olasılığını artırıyor.Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu'nun araştırmasına göre çocukların vücuduna giren kafeinin yüzde 43'ü enerji içecekleri yoluyla alınıyor. Bu oran gençlerde yüzde 13, yetişkinlerde ise, yüzde 8.Enerji içecekleri ile ilgili bir başka sorun da alkolle birlikte alınması. 18 - 29 yaş aralığındakilerin yüzde 70'i enerji içeceğini alkolle karıştırıyor. Bunun yol açtığı sorunlardan biri, enerji içeceğinin alkolün etkisini bastırması nedeniyle sarhoş olunduğunun geç anlaşılması.WHO Avrupa Ofisi'nin raporuna göre, ABD ve Avustralya'da yapılan araştırmalar aşırı enerji içeceği tüketiminden kaynaklanan sorunların arttığını gösterdi ve örgüt, bu tür kapsamlı araştırmaların Avrupa'da da yapılması gerektiğini vurguluyor.Enerji içecekleri Türkiye ve bütün Avrupa ülkelerinde satılıyor.Ancak bazı ülkeler bu içeceklere karşı önlem almaya başladı. Örneğin Macaristan'da enerji içecekleri özel sağlık vergisine tabi.İsveç'te de bazı içecekler sadece eczanelerde satılıyor ve çocuklara satışı yasak.WHO Avrupa Ofisi araştırma grubu, enerji içeceklerinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisinin kesinleştiğini belirtiyor. Bu nedenle enerji içecekleri konusunda yaş sınırlandırması getirilmesini salık veriyor.Örgüt ayrıca maksimum kafein seviyesinin belirlenmesini ve sözkonusu içecekleri çocuk ve gençlere pazarlayan reklamların yasaklanmasını da öneriyor.Raporda, hekimlerin enerji içeceğine bağlı sağlık sorunlarının belirtilerini daha kolay tanıyabilmeleri için eğitimden geçirilmeleri de öneriliyor.Alkolsüz ve çok fazla kafein içeren enerji içecekleri, aynı zamanda vitamin ve uyarıcı etkiye sahip taurine, gingseng, guarana gibi maddeler barındırıyor.Türkiye pazarında artan enerji içeceği miktarı, 2012 yılı rakamlarına göre 30 milyon litreden fazla. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık enerji içeceği tüketimi 0,33 kutu.Bu oran Avrupa'da çok daha yüksek bir seviyede seyrediyor. Kişi başı yıllık enerji içeceği tüketim Avrupa'da ortalama 10 kutu civarında.
Reklam
Şişli Belediyesi'nden LGBTİ'lere Sağlık Hizmeti
İstanbul Şişli Belediyesi , LGBTİ bireylere yönelik sağlık hizmetleri vermeye başladı.Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Şişli Belediye Başkanı Danışmanı Boysan Yakar, başta trans bireyler olmak üzere LGBTİ’lerin tedavi hakkına erişimde yaşadığı sıkıntılar nedeniyle belediyenin bu çalışmaya başlama kararı aldığını belirtti.İstanbul’da LGBTİ nüfusun en yoğun yaşadığı ilçelerden biri olan Şişli Belediye Başkanı İnönü, SPoD LGBTİ Derneği’nin yerel yönetimlerin LGBTİ haklarının hayata geçirilmesindeki sorumluluklarını hatırlatmak üzere hazırladığı LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü ’nü ilk imzalayan CHP’li belediye başkan adayı olmuştu.Yakar, “Özellikle transların tedavi hakkından nasıl men edildiğini son 20 yılın medya arşivlerinde bulabiliyoruz. Ben de 11 yıldır LGBTİ hareketinin içinde bir insan olarak bu duruma bilfiil şahit oluyorum. Bunun yanı sıra cinsel yönelimi nedeniyle doktorların hastaları reddettiğini, tedavi etmek istemediğine dair bilgiler alıyoruz” diye konuştu.Belediyenin LGBTİ’lerin sağlık konusunda özel ihtiyaçlarına yönelik hizmet verdiğini söyleyen Yakar, bir taraftan sağlık personelinin toplumsal cinsiyet ve LGBTİ konularında eğitim alacağını da anlattı.“Belediyemiz LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü’nün ilk imzacılarından olmuştu. Bu kapsamda Lambdaistanbul ve SPoD LGBTİ dernekleriyle belediye arasında yapılan toplantılarda sağlık hakkına erişim talebi öne çıktı. Birçok alanda faaliyet göstereceğiz ama önce sağlıktan başladık.“Özellikle sağlık kliniğinin saat uygulamasında değişikliğe gitme kararı aldık çünkü bilhassa translar gece geç saate kadar çalışmak zorunda olduğu için mevcut sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanamıyordu. Bunun yanısıra doktor ve sağlık personelinin ayrımcı tavırlarına maruz kalabiliyorlardı.”Bu nedenle Şişli Belediyesi'nin Kurtuluş’taki Sağlık İşleri Müdürlüğü Binası'nda bulunan polikliniğin çalışma saatleri uzatıldı, poliklinik bünyesinde bir aile hekimi haftanın beş günü saat 20:00'a kadar hizmet vermeye başladı.LGBTİ'lere yönelik sağlık hizmetlerinin daha geniş kapsamlı verilmesi amacıyla poliklinikte HIV, Hepatit ve benzeri cinsel yolla bulaşan hastalıklar için 3 ayda 1 ücretsiz tahlil, rumuz ile kayıt ve anonim test imkanı da sağlanacak.Çiçek Tahaoğlu | Bianet
‘Aşırı Unutkan Oldum Acaba Alzheimer Başlangıcı mı?’
Unutkanlık, günümüzde pek çoğumuza “Acaba Alzheimer başlangıcında mıyım?” sorusunu sorduruyor. Oysa günlük yaşamda karşılaştığımız unutkanlıkların tümü, yoğunluktan kaynaklanıyor. Yaşımız ilerledikçe beynimizin fonksiyonlarında kayıplar yaşandığı gerçeği ise unutmamamız gerekenlerin başında geliyor.Peki beynimiz nasıl yaşlanıyor?Nöroloji Uzmanı Prof.Dr. Türker Şahiner, sağlıklı bir beynin yaşlanmasını on yıllık dilimlerle anlatıyor.Beynimiz de tıpkı diğer organlarımız gibi zaman içinde bazı değişimler yaşıyor. İyi genler ve sağlıklı bir yaşam tarzı, bu değişimin geciktirilmesini sağlasa da süreci tamamen durdurmak mümkün olmuyor. Nöronlar arasındaki bağlantılar bozulur. Genel kanının aksine beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yaşla birlikte toplu şekilde yok olmaz. Araştırmalar, ilerleyen yıllarla birlikte bazı nöronların kaybedildiğini, ancak yavaş da olsa yeni nöron üretiminin de olduğunu göstermektedir. Beyin de asıl gerçekleşen sinir hücrelerinin küçülmeye başlamasıdır. Bunun bir sonucu olarak nöronlar arasındaki bağlantılar zaman içinde bozulmaya başlar. Bu, kimyasal ileticilerin kabiliyetinin zayıflaması anlamına gelmektedir. Bu değişiklikler, yaş ilerledikçe beynin içinden geçen sinir akımlarının iletimine etki etmeye başlar ve Bilinçsel işlemin yavaşlayarak hafızamızdaki kayıtlı bilgiye erişiminde gecikmelere neden olur. 20’li yaşlar: Zihin kapasitesi dorukta Bu yaşlardaki insanlar uzun süreli anılar oluşturmak ve karmaşık muhakemeler yapabilmek açısından, zihinsel kapasitelerinin en üst noktasında olurlar. Bu yaşlar, yaratıcılığın zirve yaptığı yıllardır. Birçok yazar, sanatçı ve müzisyen bu yaşlarda en önemli eserlerini ortaya koyarlar. Önemsiz derecede olsa da, beyinde nöron küçülmesi gibi minik fiziksel değişiklikler 20’li yaşlarda başlar.30’lu yaşlar: İlk gerileme dönemi Bu yıllarda beyin hacmi, nöron küçülmesi yoluyla (önemsiz derecede bile olsa) ağır olarak gerilemeye devam eder. Yapılacak Bilinçsel testler, bazı bölgelerde meydana gelen küçük gerilemeleri tespit edebilir. Fakat gerilemeye dair bu küçük işaretler, genellikle ne birey, ne de çevresindekiler tarafından fark edilir.40’lı yaşlar: ‘Evin numarası neydi?’ Bu yaşlardaki pek çok insan, başta aktif (kısa dönem) hafıza alanı olmak üzere bazı zihinsel işlemlerde biraz yavaşladıklarını hissedecektir. Telefon numaralarını hatırlamak, kafadan hesap yapmak veya hafızaya dayalı zorlu kâğıt oyunları oynamak, önceki yıllara göre daha yorucu olacaktır. Beyin hacmindeki yavaşlama ise devam edecek hatta hızlanacaktır.50’li yaşlar: İki işi birden yapmak zor Ellili yaşlar bir eşiktir. Bu yaşlardaki kişilerde yeni bir şey öğrenmek daha fazla zaman gerektirir. Kelimeleri ve isimleri hatırlamak eskiye oranla daha uzun sürer. Aynı anda birden fazla işle meşgul olmak ise daha zordur. Bu dönemde ayrıntılara olan ilgi azalır, yaşanmış bir olayın gerçekleştiği yeri ve zamanı hatırlamak zorlaşır. Görsel ve mekânsal işlem yapmak ise daha güçtür.60’lı yaşlar: ‘Dilimin ucunda çıkaramıyorum’ Bu yaşlarda beyin hacmindeki kayıplar devam eder. Beynin hafıza ve diğer Bilinçsel becerileri için gerekli olan yapılar tehlikeye açıktır. Söz konusu yapılar, gençlik yıllarına oranla yüzde 25 küçülmüş olabilir. 50’li yaşlar kendini göstermeye başlayan Bilinçsel değişiklikler, 60’lı yaşlarda daha fazla fark edilir hale gelir. Bilinçsel işlem yapma hızı yavaşladığı için yeni bilgi öğrenme veya karmaşık zihinsel işlerde uzmanlaşmak zorlaşır. Ayrıca odaklanmak ve dikkat dağıtıcı unsurlardan etkilenmemek güçleşir. Bu dönemde beyin yeni anılar oluşturmak ve anıları hatırlayacak çağrışımlar bulmakta zorlanır. Bu yaşlarda, “Dilimin ucunda” deneyimleri giderek sıklaşır. Çünkü beyin, isim, tarih ve kelimelere erişebilmek için daha fazla emek harcamak zorundadır.70’li yaşlar: Bilinçsel beceride ciddi gerileme 70 ve 80’li yaşlarındaki insanların bilinçsel kabiliyetleri büyük farklılıklar gösterir. Birçoğu bu yaşlarda uyanıklığını korumak bir yana, bilgi edinmeye devam eder. Bedenleri yüksek tansiyon, diyabet, aşırı alkol kullanımı gibi sağlık sorunları nedeniyle tahrip olmuş insanlarda ise hafıza ve genel Bilinçsel becerilerde ciddi gerilemeler gözlemlenir.Bunayacak kimseler bu bozukluğun belirtilerini genellikle 75-80 yaşları arasında göstermeye başlar.
Reklam
Erkeklerde Büyük Meme Sorunu
Erkeklerinin korkulu rüyası haline gelen büyük meme probleminin cerrahi veya yağ emme ameliyatı ile tedavi edilebildiği belirtildi.Jinekomastinin erkekte meme dokusunun büyümesi ve belirginleşmesi olduğuna dikkat çeken Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Evren Tevfik İşçi, “Memelerin hafif belirginleşmesinden, cildinde genişleyip memenin, kadın memesi görünümü alması ve hatta sarkmasına kadar uzanan geniş bir deformasyon yelpazesi vardır. Jinekomasti hayatın her döneminde görülebilir. Çoğunlukla hastalarda jinekomastiye sebep olacak bir hastalık ya da hormonal bozukluk bulunamaz. Ancak hastanın gerekli hormon tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Bunun yanısıra bazı ilaçlar, karaciğer böbrek hastalıkları, çeşitli tümörler de jinekomastiye neden olabilir” dedi.İLERİ YAŞTA AŞIRI KİLO SÜRECİ HIZLANDIRIYORErgenlikte ve özellikle kilolu olan erkeklerde meme dokusunun da büyüyebildiğinin gözlendiğine işaret eden Dr. İşçi, “Erkeğe özgü hormonlar yağ dokusu içerisinde kısmi dönüşüme uğrayarak memeyi büyüten hormonlara dönüşmekte ve yağ dokusu fazla olan erkeklerde bu hızlanmaktadır. Meme dokusu hücrelerinin hormonlara daha hassas olduğu bireylerde meme dokusu büyüyebilmektedir. Ergenlik dönemi bedenin çok yoğun fiziksel ve ruhsal değişim geçirdiği bir dönemdir. Erkekte böyle bir dönemde feminen görünüşlü memelere sahip olmak kaygı verici utandırıcı olmaktadır. Herhangibir hastalık belirtisi olmasa da ergenin hayatını derinden etkileyebilmektedir. Bu durumda bir plastik cerrrahi uzmanına başvurmak gerekir. Doktorunuz gerek görürse kan tetkikleri yapabilir ve görüntüleme tetkikleri isteyebilir. İleri yaşlarda da aşırı kilo alımıjinekomastiye sebep olabilir. Durum böyle olsa da hastalık riski ileri yaşla arttığından jinekomastiye sebep olabilecek diğer hastalıklar atlanmamalıdır” diye konuştu.“BÜYÜK MEME KADAR DEĞİL”Meme dokusu artmasa bile memelerde yağ birikiminin erkeklerde meme büyüklüğüne sebep olabildiğine değinen Dr. İşçi, rahatsızlığın tedavisi hakkında şu bilgileri verdi: “Bu durum lipomasti olarak adlandırılır. Jinekomastide ve lipomastide ana tedavi seçeneği cerrahidir. Genellikle kilo verilse spor yapılsa bile meme büyümesi gerilememektedir. Günümüzde jinekomasti tedavisinde denenen ve kısmi başarı elde edilen ilaçlar vardır ancak bu ilaçların çeşitli yan etkilerinin bulunması kullanımlarını sınırlandırmaktadır. Memedeki yağ oranı yüksek ve meme dokusu büyük değilse sadece yağ emme ameliyatı ile tedavi yapılabilir. Ancak gerçek jinekomastide meme dokusunun da cerrahi yöntemle alınması gerekir. Özellikle ergenlerde ve genç erişkinlerde hem meme dokusunda hem de bunun etrafındaki yağ dokusunda artış olmaktadır. Günümüzde çok ufak kesilerden girilerek hem liposuction yapılabilmekte hem de aynı ufak kesiden uygun teknikle meme dokusu da alınabilmektedir”Etiketler:erkeklererkeklerde meme büyümesiErkekleri utandıran sorun...kadınkadın sitelerikadınlarkızkızlarkızlara dair herşey
Kilo Vermenizi Kolaylaştıracak  Öneriler
Daha çabuk kilo verebilmeniz için bazı tüyoları sizlerle paylaşmak istedik. Sporunuzu yapıyor, diyetinizi yapıyor ama ne yaparsanız yapın istediğiniz gibi zayıflayamıyorsanız kilo vermenizi kolaylaştıracak öneriler hazırladık.Televizyon karşısında atıştırmak;Bu yapılan en büyük hatalardan. Yemek saatlerinizi bilin ve bu zamanlarda televizyonunuzu kapalı tutun. Ayrıca çok fazla televizyon izlemek atıştırma isteğinizi uyandıracaktır. Bu alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışın. Onun yerine, kitap okuyabilir ya da yürüyüşe çıkabilirsiniz.Kahvaltıyı Atlamak;Sabah uykusu harika ama sadece kilo kaybı için değil, sağlıklı bir yaşam için de kahvaltıyı es geçmemelisiniz. Bu düzene alıştığınızda kendinizi her zamankinden daha iyi hissedeceğinizi göreceksiniz. İlla ağır yağlı kahvaltılar yapın demiyoruz, bir adet muz, sarısız omlet ve yağsız yoğurtla bile metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlayabilirsiniz.Sık sık yapılan yemekli randevular;Bu da yeme alışkanlığınızı olumsuz etkileyecektir. Sürekli dışarıda yemek yemek zorunda kalmanız, ya da katıldığınız günler, yemekli davetler sizi kilo almaya iter. Mecbur kaldığınızda salata yemeyi ya da yağsız ızgara tarzı şeyleri tercih edebilirsiniz.Buzdolabını gereksiz doldurmak;Mutfak alışverişini yaparken dikkatli olmanız, boş yere kilo almamanızı önler. Dolapta atıştırmalık şeylerin olmamasına ve çoğunlukla sebze türü şeylerin olmasına dikkat edin.“Salata kurtarıcı” düşüncesi;Bu her zaman doğru olamayabilir, salatalarınızı kalori bombasına dönüştürmek sizin elinizde. O yüzden yağı en fazla 1 tatlı kaşı kadar kullanmalısınız.Sevdiğiniz gıdaları evden uzak tutun;Düşündüğünüzde size iç geçirten ve parmak yalatan ne kadar gıda varsa bunları yapmaktan veya evde bulundurmaktan vazgeçmelisiniz. Örneğin bir tepsi kıymalı börek fırında dururken onu yememek için kendinizle gireceğiniz savaştan mağlubiyetle ayrılabilirsiniz.Bir önceki yazımız olan Hamilelik Belirtileri başlıklı konumuzda aybaşı dönemi, hamileliğin ilk belirtileri ve hamilelik hakkında bilgiler verilmektedir.
Reklam
Lohusalık Döneminde ve Hamilelikte İdrar Kaçırma Nedenleri Nelerdir?
Hamileliğin ilk üç ayı içersindeki süreçte anne adayının böbreğinden geçen ve buradan süzülen kan oranı fazlalaşmaya başlar. İkinci üç ayda ise bu oran en üst noktasına erişir. Anne adayının böbreklerden idrar yapımı artar. Bu olay ise, sık sık idrara çıkma ihtiyacına ve aniden idrara sıkışmaya yol açar. Anatomik olarak idrar torbası ve büyüyen rahim arasında yer değiştirmeler gerçekleşir. Rahimin genişlemesi, rahim üzerinde yer alan mesane torbasını da onunla birlikte yukarı ve geri olmak üzere çeker. Sfinkterin buna eşlik etmesi sebebi ile onu yerinde tutan bağ dokularında gerilmeler meydana gelmeye başlar. Hamilelikte anne adayından salgılanan progesteron adı verilen hormon artmaya başlar. Bu hormon, ilk olarak rahim olmak üzere pek çok organı tembelleştirmeye ,gevşemeye iter. Fakat progesteron hormonunun salgılanmasının artması ile meydana gelen gevşemeler aynı şekilde sfinkteri yerinde tutan dokularda da gevşemeye yol açar. Östrojen reseptör sayısını salgılanması fazlalaşmış progesteron hormonu düşürür. Bu olay da urge inkontinansa sebep olan önemli etkenlerden biri olmaktadır. Bu etken idrar yolları enfeksiyonları ile beraber gebelik esnasında anne adayının idrara çok sıkışma halinde, idrar kaçırmasının en önemli sebeplerindendir.Lohusalık döneminde anne adayının kilosu idrar kaçırmayı etkiler mi?Hamilelikte idrar kaçırmaya sebep olan etkenlerin dışında, fazla kilo problemi olan anne adaylarında sfinktere yüklenen ağırlığın artması buna sebep olan bir başka nedendir. Kimi anne adaylarında ise, yapısal bağ dokuları doğuştan zayıf olabilir. Daha önce 5000 gramın üstünde bebek doğuran anne adayları bu doğum dikişli dahi olsa, idrar kaçırma riski daha fazla görülür. Yapılan doğum sayısının artması, idrar kaçırmaya doğru orantılı olarak sebep olur. Bu veriler sayesinde idrar kaçırmanın belli bir hamilelik sürecinin ardından kendini gösterebileceğini söylemek doğru olmaz. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan hamile kadınlarda idrar kaçırma ya da idrar yanmaları hamileliğin henüz başlarında bile kendini gösterebilir. Obezite hastalığına sahip olan ya da fazla kilolu bir anne adayında ya da yapısal olarak bağ dokusu zayıf olan kişilerde öksürme, gülme, hapşırma gibi sebeplerden dolayı idrar kaçırma erken dönemlerde görülebilir. Kimi anne adaylarında ise hamileliğin son aşamalarına dek bu problem görülmeyebilir.Hamilelerin tümünde idrar kaçırma problemi ortaya çıkar mı?Gebe anne adaylarında en yaygın görülen problem sık sık idrara çıkmaktır. Sık sık idrara çıkma neredeyse hamilelerin tümünde görülebilecek bir durumdur. Buna neden olan etken ise, anne adayının bazı etkenlerden dolayı böbreklerden idrar yapımın artmasıdır. Kilo bakımından ekstrem bir duruma sahip olmayan anne ve idrar yolu enfeksiyonu geçirmeyen hiç doğum yapmamış bir anne adayında bu sorunlar görülmeyebilir.Lohusalık döneminde idrar kaçıran anne adayları neler yapmalıdır?Anne adayların yapacağı ilk şey, doktorlarına bu konu hakkında bilgi vermeleri gerekliliğini bilmeleridir. ABD'de yapılan araştırmalara göre idrar kaçırma problemine sahip olan kadınların sadece %30'luk bir kısmı doktorlarına başvurmaktadır. Türkiye'de ise bu oran daha azdır. Hamilelikte idrar kaçırma, anne adaylarının utanması ve çekinmesi gereken bir konu değildir. Dolayısıyla en doğrusu çekince hissetmeden bunun bir sağlık problemi olduğunu bilmek ve doktora başvurmaktır. Uzmanlar bu konu ile başvurmuş olan hastalarından ilk önce idrar kültürü ve antibiyogram yapılarak idrar yolu enfeksiyonları birinci basamakta elemeye çalışırlar.Lohusalık döneminde idrar kaçırma bir sağlık sorunu belirtisi midir?İdrar kaçırma, yetişkin insanlar için normal ve sağlıklı bir durum değildir. Hamilelikte de bir sorun olarak kabul edilir ve tedaviye ihtiyaç duyulur.Hamilelikte yaşanan idrar kaçırma problemi, doğumun ardından da devam eder mi? Gebelik esnasında meydana gelen anatomik ve fizyolojik değişikliklerin eski haline tekrar dönmesi, yol açtığı problemlemlerin de gerilmesini sağlar. Bu zaman neredeyse 6 hafta kadardır. Genel olarak sfinkterdeki dinamiklik diye nitelendirilebilecek üretral hipermobilite'ye doğum esnasında ve doğumdan 3-5 gün sonrası incelenmiştir. Bu değerlendirmede ileri derecede artma olan kişilerin doğum ardındaki yaşamlarında stres inkontinans sorunu yaşama risklerinin daha fazla olabileceği belirtilmiştir. Urge inkontinans kaynaklı rahatsızlıklar ise çoğunlukla kendini tekrar gösterir.Lohusalık döneminde İdrar kaçırma şikayeti ile hastaneye başvuran anne adaylarına ne gibi bir prosedür uygulanır?Anne adayına ilk önce idrar kültürü ve antiibiyogram aracılığı ile enfeksiyon olup olmadığına bakılır. Şayet enfeksiyon anne adayında mevcut ise bu tedavi edilir. Bundan sonraki aşama ise, hamile olmayan kadınlarda idrar torbasının işlevlerinin ürodinamik ile değerlendirilmesidir. Fakat hamilelerde değişen anatomik ve hormonal yapı, bu inceleme için doğum ardından sonra 6. haftaya ertelenebilir. Bu haftada şikayetler ve rahatsızlıklar sürmeye devam ediyorsa, tetkik edilir. Sistoskopi ile üretra ve idrar torbasının içinin gözle muayenesi, hamile olmayan kadınlarda daha sonra incelenebilir, doğum sonrasına ertelenebilir. İdrar torbası doluyken uygulanacak muayene idrar kaçırma türünü tespit etmek için faydalı olacaktır. İdrar kaçırma şikayetlerinde tedavi, idrar kaçırmanın türüne göre yapılmalıdır.Hamile anne adaylarında idrar kaçırma sorunu nasıl tedavi edilir?Urge inkontinansın oluşmasına sebep bir enfeksiyon ise, buna uygun antibiyotiklerle tedavi uygulanır. Progesteron hormonun salgılanmasının fazlalaşması ile östrojen reseptör oranınındaki azalmadan ötürü meydana gelen inkontinans ise lokal olarak uygulanabilen östrojen kremler yararlıdır. Tüm bunların yanı sıra anne adayına kegel egzersizleri tavsiye edilir. Stres inkontinans durumu mevcut ise, perine kaslarını çalıştırıcı egzersizler, kişinin sorununu görülür bir biçimde azaltır. Hamilelik döneminin son zamanlarında üretral hipermobilite de fazla bir artış fark edilir ise, kişi hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermese dahi perine egzersizleri yapması faydalıdır.Doğum sonrası 6 haftalık bir zaman içinde bu egzersizin uygulanması gelecekte yaşanabilecek sorunları engellemede çok yararlı ve etkili olacaktır. Doğum ardından anne adayında idrar kaçırma şikayetleri sürüyor ise, tedavi için uygun olacak cerrahi ya da fiziksel tedavi yöntemi tercih edilir. Gebelik esnasında cerrahi tedavi uygulanması doğru değildir. Doğum ardından da cerrahi tedavi ilk seçenek olmamalıdır. İlk olarak egzersiz ve fizik tedavi seçenekleri uygulanmalıdır. Stres inkontinansa sebep olabilecek etkenlerin azaltılması özellikle mühimdir Gebelik esnasında anne adayı fazla kilo almış ise, bunun yanında şeker hastalığı (diyabet) sorunu var ise, bunların iyi ve planlı şekilde düzenlenmesi, hijyenik ve temiz koşulların oluşması stres inkontinansa sebep olacak risk etkenleri azaltacaktır. Anne adayının doğum yöntemi, gelecekte oluşabilecek idrar kaçırma problemlerinin oluşması bakımından önem teşkil eder. Şayet bebek biraz iri ise, doğum esnasında pelvik dokuların fazla gerilmesi gelecekte anne adayının idrar kaçırmasına sebep olabilir. Şayet, dikişli doğum ismi verilen epizyotomi ile doğumun gerçekleştirilmesi, ilerde oluşabilecek idar kaçırma problemlerine sebep olma riskini azaltmamaktadır.Lohusalık döneminde İdrar kaçırma sorunu bebeği olumsuz şekilde etkiler mi?İdrar kaçırma problemi genel olarak bebeğe herhangi bir zarar veren bir durum değildir. Fakat idrar yolu enfeksiyonları erken doğumların gerçekleşmesine sebep olabilir. Toplumda idrar kaçırma probleminin görülmesi anne adayının yaşına göre değişebilir. Buna rağmen idrar kaçırma sorunun görülme sıklığı %20 ile %60 arasında değişen geniş bir yelpaze içindedir.Lağusalık döneminde idrar kaçırmaya yönelik inkontinans idrar kaçırma çamaşırları ile kendinizi daha rahat ve güvenli hissedebilirsiniz.
Google Üzerinden Bir Doktora Danışmak ve Teşhis Mümkün mü?
Google üzerinden hastalık ve rahatsızlıkla ilgili çokça arama yapılıyor. Görülen bazı semptomlar, hastalar ya da yakın çevreleri aracılığıyla internet üzerinde aratılıyor. Bilinçli yapıldığında, kimi zaman belli bir rehber niteliği taşırken, kimi zaman da yorum farkı sebebiyle pek çok insan için tehlikeli hale gelebiliyor. Etkisi fiziksel olmasa bile, hastalıkla ilgili yapılan aramalarda insanlar psikolojik olarak arama sonuçlarından etkilenebiliyor.Reddit’e sızan bir ekran görüntüsüne göre, Google arama sonuçlarında bir doktora danışma özelliğini yakında devreye alacak. Google Helpouts gibi çalışacak olan özelliğin, arama sonuçlarında belirli arama kelimeleri üstünden çalışması bekleniyor. Böylece bir hastalıkla veya belirti ile ilgili arama yaptığınızda, “doktora danışma” butonu da aktif oluyor.İlgili aramayı yaptıran hastalar, bir doktorla yüz yüze konuşabiliyor. Video chat aracılığıyla o aramayla ilgili alanda bilgi sahibi bir doktora danışabileceğiz konu hakkında, uzman bir kişiden bilgi alabiliyorsunuz. Özellikle sağlıkla ilgili konularda forum, blog ve benzeri ortamlarda sağlıkla ilgili bilgi paylaşımı, tavsiye ve bilgisiz kişilerce yapılan teşhisler son derece tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.
Her Yaşta Genç Görünmenin Yolları
Özellikle 40’lı yaşlardan sonra kendini gösteren o masum çizgiler bizi “yaşlanıyoruz” psikolojisine itebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi ve anti aging yöntemlerinin çoğalması her yaşta genç kalmak için imdada yetişiyor.Estenil Sağlık ve Güzellik Hizmetleri’ nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”Kişi her yaşta güzeldir. Bunu benimsemesi ve hayata gülümsemesi öncelikli esasımız olmalı. Minik kırışıklıklara gelince, onları yok edeceğimiz pek çok yöntem var elimizin altında” dedi.Genç kalmanın artık bir sır olmadığını belirten Dr. Nilhan Atsü, ”Kadın ve erkek her yaşta genç ve güzel görünmek ister ancak günümüzde kadınlar kadar erkekler de genç ve göze hoş görünmenin sırrını keşfetme yollarını arıyor. Bu yüzden buna sahip olmak artık sır değil. Gençleştirici yöntemler etki ve uygulama yollarına göre pek çok alternatif sunuyor. Bunların bir kısmı aslında cildin yapısında gençleştirici bir etkisi olmayıp, bir tür illüzyonla şekli değişiklik yaparak gençlik hissi oluşturan yöntemlerdir. Bunlarda bir tanesi Botox uygulamalarıdır. Özellikle üst yüzde 5 – 10 dakikalık kısa süreli bir uygulama sonrası 4’üncü günde etkisi başlayan ve ortalama 4 – 6 ay süreyle devam eden mucize bir uygulamadır. Özellikle en geç 30’lu yaşların ikinci yarısında başlanılıp, düzenli aralıklarla tekrarlandığında, mimik kası aktivitesine bağlı kırışıklıkların yerleşmesini engeller. Takvim yaşının gerisinde bir yüz görünümü elde edilir, daha ileri yaşlarda ve kırışıklıklar yerleşmiş olsa da, tek başına ya da diğer yöntemlerle kombine edilerek, kişinin arzu ettiği hoş görünüm sağlanır. Öte yanda önerebileceğimiz bir diğer uygulama da Dolgular. Bunların da kalıcı ya da süreli, farklı tipleri mevcuttur. Yer çekimine bağlı gevşemiş olan, yüzün alt yarısındaki olukların doldurulmasında, üst yüzde yerleşmiş ve derin mimik çizgilerinde, botoxla beraber ya da yüzün belli noktalarına özellikle de elmacık kemiklerinde hacim kazandırmak amacıyla uygulanır” dedi.Cilt kalitesini arttırıcı yöntemlere de değinen Dr. Atsü, ”Cilt kalitesini arttırıcı anti aging uygulamalar, genel olarak sağlıklı, ışıltılı, hafif sıkı ve diri bir cilt görüntüsü yaratır. 20’ li yaşlardan itibaren uygulanabilirler, cildin sigortası işlevini görürler. Bunlardan ilki kimyasal fiziksel Peelinglerdir. Yıllar içerisinde derinin üst katmanı doğal yağ salgısı, güneş ışığı, çevre kirliliği, makyaj kalıntıları sebebiyle kalınlaşarak adeta bir zırh halini alır ve sonuç olarak alttaki taze hücreler nefes alamadığı için donuk, mat, lekeli ve yaşlı bir cilt görünümü ortaya çıkar. Bunu engellemek amaçlı her yıl sonbahar kış gibi güneşli olmayan mevsimlerde, bir dermatolog kılavuzluğunda ve gözetiminde kişiye özel tasarlanmış seanslar uygulanır. Bir diğer yöntem de her mevsim yapılabilen Mezolifting yani vitamin enjeksiyonlarıdır. Orta deride kolajen elastik lif yapımı için gerekli bütün vitaminler, mineraller, koenzimler, büyüme faktörleri, somon DNA’sı gibi maddeler, kokteyl halinde, belli bir protokolde, seanslar halinde, cilt içine enjekte edilir” şeklinde konuştu.PRP ile ilgili de bilgi veren Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”PRP, kişinin kendi kanından belli devirde ve belli sürede santrifüjden geçirilerek onarıcı ve yenileyici hücresel faktörlerden zengin sıvı kısım ayrıştırılarak, seanslar halinde, özel bir program çizilerek yine cilt içine enjekte edilir. Bu kişide gerçekten mucizevi sonuçlar verir ve her mevsim uygulanır. Ayrıca Otolog fibroblast transplantasyonu ile kişinin güneş görmeyen bir deri bölgesinden; kulak arkası, üst kol iç kısmı gibi bölgelerden alınan biyopsi materyalinden, uluslararası standartlara sahip bir laboratuvarda, hücre kültüründe çoğaltılarak elde edilen fibroblastlar, sorunlu bölgelere enjekte edilir” bilgilerini paylaştı.Dr. Atsü cihazlı gençleşme yöntemlerine de değinerek, ”Kontrollü termal hasar esasına dayalı tüm bu girişimlerle, hasara cevaben belli bir sürede kollajen elastik lif yapımı uyarılarak, cilt kalitesi artışını sağlar. Lazer sistemleri de bunlardandır ve en güncel ve güvenilir olan fraksiyonel lazer uygulamalarıdır. Mutlaka dermatolog görüşü ile ve yine bir dermatolog gözetiminde uygulama tercih edilmelidir. Ayrıca odaklı ultrason cihazları ve Radyofrekans sistemi de önerebileceğim antiaging yöntemler arasında yer almaktadır. Ancak lütfen unutmayalım, tüm bu uygulamalar mutlaka dermatolog görüşü ve eşliğinde yapılması en sağlıklı yoldur” şeklinde konuştu.Deri yaşlanmasını tetikleyen nedenlere de değinen Nilhan Atsü,”Deri yaşlanmasında en önemli çevresel risk faktörlerinin, güneş ve sigara olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda, cildimiz, tükettiğimiz besin gruplarını, yaşam şeklimizi ve ruh halimizi yansıtan bir ayna gibidir. Bundan dolayı genç ve güzel bir görünümü korumak, tek başına cildimiz ile ilgili bakımlarla mümkün değildir. Dengeli beslenme, yeterli uyku, bol su tüketimi, egzersiz, olumlu düşünce ve davranış modellerinin önemi de inkar edilemez” dedi.Etiketler:genç görünmegenç kalmagenç kalmanın yollarıgüzellikHer yaşta genç görünmenin yolları
Reklam
Sigara İçen Kadının İdrar Kaçırma Riski Yüksek
Sigara içen kadınlarda idrar kaçırma riskinin yüksek olduğu belirtildi.Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği(TJOD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Asistan Okulu Koordinatörü Prof.Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırmanın genç kadınlarda yüzde 20-30 oranında, orta yaşlılarda yüzde 30-40 oranlarında görülürken yaşlılarda yüzde 50′ye kadar yükseldiğini bildirdi.Prof.Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırma probleminin kadınların günlük hayatlarını olumsuz etkilediğini ancak kadınların sorunlarını en yakınlarına dahi açıklamaktan utandıkları gibi, hekime başvurmaktan da çekindiklerini söyledi. Prof.Dr. İtil, kadınlardaki idrar kaçırma sorunu; basit egzersizler, bazı ilaçlar ve kolay uygulanabilir cerrahi yöntemlerle tedavi edilebildiğini anlattı.HER ÜÇ KADINDAN BİRİNDE PELVİK TABAN BOZUKLUĞU BULUNUYORHer üç kadından birinde pelvik taban bozukluğu bulunduğunu, bunun da idrar kaçırmanın en önemli nedenlerinden bir olduğunu belirten Prof.Dr. İtil, stres tipi idrar kaçırma olarak bilinen ve daha sıklıkla görülen idrar kaçırma durumunda genellikle bir aktivite sırasında, öksürürken, gülerken, hapşırırken veya koşarken idrar kaçırma yaşandığına dikkat çekti.Prof.Dr. İtil, bu tablonun daha çok pelvik taban kaslarının zayıflamasına bağlı, üretra ve mesane boynunun sarkması sonucu ortaya çıktığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “İkincisi sıkışma tipi idrar kaçırma. Burada başlıca şikayet, sık ve ani idrar hissi gelmesi ve tuvalete yetişememek oluyor. Hastalar su sesi duyduklarında, ellerini yıkarken bir anda idrarlarının geldiğini ve tutamadıklarını ifade ediyorlar.”SİGARA İDRAR KAÇIRMA NEDENİProf. Dr. İsmail Mete İtil yanlış bilinenin aksine idrar kaçırmanın yalnızca ileri yaştaki kadınların sorunu olmadığını, genç kadınlarda da bu soruna sıklıkla rastlandığını belirterek sözlerine şöyle devam etti:“Mesanenin enfeksiyonları (kadınlarda sistit, mesane iltihabı), vajina enfeksiyonları, mesane taşları, tümörleri, zorlu doğumlar, menopoz sonrası hormonal değişiklik, karın bölgesine uygulanan şua tedavisi, sinirsel hastalıklar sayılabilir. Ayrıca, kadınlarda devamlı idrar kaçırmaya sebep olabilecek nedenler arasında mesane-vajina arasında ya da böbrekle mesane arasındaki idrar borusu (üreter)-vajina arasında oluşacak birleşmeler sayılabilir. Kontrolsüz şeker hastalığında, alkolizmde de idrar kaçırmaları görülebilir. Karın içi basıncın artması idrar kaçırma riskini de artırır.”Özellikle sigara içen kadınlarda öksürmenin daha sık görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. İtil, tek başına sigaranın bile kadınlarda idrar kaçırmanın en önemli nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Prof. Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırmadan korunmak için gebelikte çok iyi bir takip yapılması gerektiğini, normal doğumu zorlaştıran bir neden varsa doğumun sezaryenle yapılmasının uygun olacağını belirtti. Prof.Dr. İtil, kabızlık, astım, bronşit gibi pelvis tabanı olumsuz etkileyen hastalıkların mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini belirterek, kadınların sigara ve fazla kilodan uzak durması gerektiğini vurguladı.Etiketler:bayanlarda sigarakadın sağlığıkadınlarda sigarakızarın dünyasısagliksağlık haberleriSigara içen kadının idrar kaçırma riski yükseksigara idrar kaçırtıyorsigara zararları
Sivilcelere Önlem Almak İçim Öneriler
Ergenlik çağında gençlerin ve ebeveynlerin korkulu rüyası sivilceler, 11 yaşından itibaren alınacak bazı önlemlerle önlenebilir. Erkek ergenlerde ise daha şiddetli olabileceğini ifade eden Marmara Üniversitesi Medikososyal Ünitesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü,” Şekerli gıdalar sivilce etkisini arttırır. Dozunda tüketilmeli” uyarısını yaptı.Yağ bezi ve kıl follikülü hastalığı olan sivilceler ağırlıklı olarak ergenlik çağında görülüyor. Toplumların yüzde 80’inde görüldüğünü ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”Çoğunlukla 14 – 20 yaş aralığında ortaya çıkar. Anatomik olarak yağ bezi, kıl gövdesi ve kökü birleşik bir birim şeklindedir bu sebeple ünitenin bir bölümündeki sorun dolaylı olarak diğer bölümünü de etkiler” dedi.Akne oluşumun pek çok nedeninin olduğunu ifade eden Dr. Nilhan Atsü,”Bu faktörler arasında, ergenlik, yumurtalık ve böbrek üstü bezi hormon hastalıkları gibi hormonal faktörlerin yanı sıra genetik faktörler, yapısal faktörler olan deri tipi, kişisel faktörler olan temizlik ve kozmetik bakım alışkanlıkları, çevresel faktörler olan güneş, iklim koşulları, deniz seviyesinden yükseklik, nem oranı, endüstriyel atıklara bağlı çevre kirliliği ve yanlış beslenme alışkanlıkları sayılabilir” dedi.Ergenlik dönemi dışında farlı dönemlerde de görülmesinin nedenlerine değinen Dr. Nilhan Atsü, ”Sözü edilen yaş aralığı dışında farklı yaş gruplarında da akne ile karşılaşabiliriz. Yeni doğan döneminde anneden geçen hormonların veya anne tarafından kullanılan bir takım ilaçların etkisiyle görülebileceği gibi geç erişkin yaşta, özellikle kadın bireylerde menopoz öncesi ve menopoz döneminde hormonal denge değişikliklerine bağlı akne oluşabilir. Ergenliğe giriş ile salgılanan hormonlar, özellikle androjenik hormonlar derinin doğal yağ salgısını sağlarlar. Bu dönemde kız ergenlerde 14 -17 gibi daha erken yaşta, erkek ergenlerde ise 16 -19 gibi daha geç yaşta değişen şiddette akne sorunu yaşanır. Erkek ergenlerde kız ergenlere göre akne şiddeti daha yüksek olma eğilimindedir” şeklinde konuştu.Aileleri ergenlik döneminde bazı belirtilere karşı uyaran Atsü, ”Ergenliğe girişle hormonal faaliyetin neticesinde deride yağ salgısı artışı, saç derisinde koku değişikliği, yüzde hafif siyah noktaların belirmesi gibi başlangıç belirtilerinde ailelerin bir dermatoloğa başvurularak muayene ve şiddet tayini ile ilgili öneri almalarını tavsiye ederim. Sorun henüz kozmetik seviyedeyken dermatolog görüşü ile aknenin tıbbi şiddete dönüşmesi engellenebilir. Diğer taraftan deri tipine uygun temizleyicilerle cildin düzenli olarak sabah akşam temizlenmesi gerekir. Yağ nem dengesini korumaya yönelik, gözenek tıkanması oluşturmayacak yağsız tıbbi kozmetik nemlendiriciler ile cilt nemlendirilmeli. Yüzü örten saç stilleri hem kızlarımızda hem de erkek çocuklarımızda çok trend. Ancak gün içerisinde saça uygulanan şekillendiriciler yüze uzun süre temas sonucu sivilceye neden olabilir. Yoğun olarak güneş ışınlarına da maruz kalmak sivilceyi tetikleyen bir diğer neden olduğundan abartılı güneşlenmekten korunmak gerekir. Kızlarımızın da kapatıcı makyajlardan kaçınması ve makyajlı uyumaması gerekir” diyerek tavsiyelerde bulundu.Erken dönemde dermatolog danışmanlığı ile tedbir alınmasına ve harfiyen uygulanmasına rağmen sivilce şiddeti arttığında neler yapılması gerektiği konusunda bilgi veren bilgi veren Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilhan Atsü, ”Sivilceler tıbbi boyuta ulaşırsa yine ilk olarak başvuracağımız merci bir dermatoloji uzmanı olmalıdır. Dermatoloğunuzun düzenleyeceği tedavi, sorunun şiddetine, hasta özelliklerine ve mevsime göre değişecektir. Klinik koşullarda dermatolog gözetiminde seanslar halinde uygulanan klasik cilt bakımı, fiziksel ve kimyasal peeling bazen tek başına yeterli olabileceği gibi bazen de reçeteli tıbbi tedavi eklenebilir. Hafif ve orta şiddette aknede dıştan, orta ve ciddi şiddette aknede ise dıştan ve ağızdan tedaviler uygulanır. Takip ve kontrol en önemli husus olup hastanın dermatoloğuyla işbirliği içerisinde kontrolleri aksatmadan tedavisini sahiplenmesi ve sürdürmesi, sabırsız olmaması gerekir” şeklinde konuştu.Atsü beslenme şekline de dikkat çekerek, ”Akne oluşumu yağlı gıda tüketimi ile ilişkilendirildi yıllar yılı ve hala halk arasında bu şekilde anılır. Günümüzde daha ziyade glisemik endeksi yüksek, hızlı kana karışıp kan şekerini hızlıca yükselten gıdaların tüketimi ile oluştuğunu artık çok net biliyoruz. Bundan dolayı tatlı ve şekerli gıdaların tamamından uzak durmamız gerekir, uzak duramıyorsak dozunda tüketmemiz gerekir” uyarısında bulundu.Etiketler:kadın sağlığıkadın sitelerikişisel bakımkızlara dair herşeysagliksivilcesivilce nasıol önlenirsivilce tedavisisivilcelere önlemler
Reklam
Kalp Sağlığı İçin Türk Kahvesi İçin
Günde bir fincan Türk kahvesi kalp sağlığına iyi geliyorUzmanlar, günde bir fincan Türk kahvesinin içindeki antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığına iyi geldiğini açıkladı.Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, kalp sağlığını korumak için önerilerde bulundu. Çatakoğlu, kalbe iyi bakmanın altın anahtarının dengeli beslenme ve spordan geçtiğini söyledi. Çatakoğlu, “Düzenli yürüyüş hem tansiyon hem de kolesterolün kontrol altına alınmasını sağlıyor. Aynı zamanda vücudun kondisyonunu arttırıyor ve bu aktiviteyi sevdiğiniz bir kişiyle yaptığınız için endorfin hormonu olan mutluluk hormonu salgılanmasını tetikleyerek stres kontrolü de sağlıyor.” diye konuştu.Kalp sağlığını korumak için yürüyüş öncesi ve sonrasında hafif gıdalar tüketilmesinin önemli olduğunu söyleyen Çatakoğlu, “Kalbe en iyi gelen sporlar yürüyüş ve yüzme. Özellikle kalp hastalarına koşu, tenis ve mücadele gerektiren futbol, basketbol gibi sporlar önerilmiyor. Sık sık kilo alıp vermek kalp sağlığına zarar veriyor. Kendinizi iyi hissettiğiniz belli bir kiloyu korumayı çalışmak önemli.” ifadelerini kullandı.Gün içinde 2 litre su tüketmenin kalp sağlığını koruma açısından büyük önem taşıdığını belirten Çatakoğlu, şunları kaydetti: “Özellikle kadın, çocuk ve yaşlıların D vitamini ve kemik gelişimi açısından günde 15-20 dakika güneşe çıkması önemli. UV ışınlarının en aza indiği sabah ve ikindi vaktinde 15-20 dakika güneşten faydalanmak kalbe de iyi geliyor. Akdeniz tipi beslenme kalp sağlığı için önemli bir anahtar. Haftada bir gün kuru fasulye, nohut, barbunya, börülce, bakla gibi bir çeşit bakliyat yemeyi alışkanlık haline getirin.'Yapılan son araştırmaların günde bir fincan Türk kahvesinin içindeki antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığına iyi geldiğini ortaya çıkardığını belirten Çatakoğlu, “Kırmızı et tüketiminde azı karar çoğu zarar sloganıyla hareket edin. Ayda bir kilo yağsız kırmızı et ile sınırlayın. Bol sebze ve meyve tüketilmesi, tahıllı hem sindirim hem de kolesterol için çok faydalı. Katı yağlar tercih edilmemeli zeytinyağı tercih edilmeli. Tam tahıllı buğday, çavdar, kepek ekmeği tercih edin. Yoğurt çok faydalı bir besin ancak yağsız ve kaymaksız olanı tercih etmek gerek. Mümkünse geleneksel ev tipi yoğurt mayalayarak tüketin.' şeklinde konuştu.Uzun yaşamın sırrı Türk kahvesinde mi ?Uzun yaşama rekorları kılan Ege'deki İkerya Adası'ndaki araştırma, ada halkının düzenli Türk kahvesi içtiğini gösterdi. Türk tarzı pişirilen kahve, kalp ve lenf damarlarının iç yüzeyindeki hücreleri sağlıklı yapıyor.Kahve içmenin sağlık için yararlı olduğunu gösteren bazı araştırmalar var. Kahve farklı şekillerde tüketiliyor ve içiliyor. Yunanistan'da yapılan bir araştırma ise Türk kahvesinin uzun yaşamanın anahtarı olabileceğini gösterdi.Yunanlar her ne kadar 'Yunan kahvesinin' sağlığa etkisi üzerine bir araştırma yürütseler de, kahveyi bu şekilde pişirmenin ve tüketmenin 'Türk tarzı' olduğunda kuşku yok.Araştırmacılar son yıllarda neredeyse laboratuvar haline gelen, insanların yaşam rekorları kırdığı İkerya adasında kahve içme alışkanlığını incelediler.Atina Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin araştırmasında ‘Türk kahvesi' ile kalp hastalıkları arasında bağlantı ele alındı. Sonuca göre Türk kahvesi içenlerde kalp hastalıkları riski daha düşük.Araştırmanın yapıldığı İkerya adası, uzun yaşamda Avrupa rekoru kırıyor. Avrupa’da nüfusun sadece yüzde 1’i 90 yaş üzerine çıkarken, bu adadaki oranlar Avrupa’nın 10 katı.71 kadın ve 71 erkek üzerinde yapılan araştırma sırasında katılımcıların bütün sağlık verileri alındı, testleri yapıldı. 65 yaş üzeri 142 adalının kahve içme alışkanlıkları da incelendi. Kahve içenlerin endotel hücreleri, (kan ve lenf damarları ile kalbin iç yüzünü tek sıra halinde döşeyen yassı hücreler) daha sağlıklı bulundu.Araştırmanın sonuçları, Türk kahvesinin, kaynatılarak yapılmasının bazı avantajlar sağladığını gösteriyor. Kahvenin bu şekilde pişirilmesi, düşük kafeinin yanı sıra, antioksidanlar açısından diğer kahvelere göre daha sağlıklı görülüyor.
Bilim, Kansere Karşı Başlattığı Savaşı Adım Adım Kazanıyor
Tıbbi gelişmelerin hızla arttığı çağımızda, en çok sorulan sorulardan birisi 'eğer bilim ve tıp bu kadar geliştiyse, neden insanlar hala kanser yüzünden ölüyor?' oluyor. Bu sorunun cevabı oldukça karmaşık, fakat bir o kadar da kesin: Bilim, kansere karşı başlattığı savaşı kazanmak üzere.
Reklam