onedio
Çanakkale'de Ebola Şüphelisi Hayatını Kaybetti
Çanakkale Boğazı'ndan geçen bir gemide rahatsızlanan ve Ebola şüphesi ile dün hastaneye kaldırılan hasta hayatını kaybetti.Kamerun'dan Tuzla Limanı'na giden “Karşıyaka” isimli Türk bandıralı kargo gemisinde rahatsızlanan ve Ebola şüphesiyle dün Çanakkale Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Yavuz Durmuş (28) gece hayatını kaybetti. Ölümüyle ilgili kesin tanı konamayan Durmuş için savcılık önce otopsi istedi. Bu arada Halk Sağlığı Müdürlüğü yetkilileri, alınan kan örneklerini Ebola şüphesi nedeniyle Ankara’ya gönderdi. Uzun bir süre kesin tanı konamayan Durmuş’un otopsisi için bugün savcı, adli tıp uzmanı ve diğer ilgili uzmanlar bir araya geldi. Kaldırıldığı hastanedeki kan tahlilleri ve diğer tetkikler en ince ayrıntısına kadar değerlendirildi ve sonunda Durmuş’a ‘sıtma’ tanısı kondu. Bununla birlikte otopsiden de vazgeçildi. Mehmet Güler
Cilt Lekelerinden Kurtulma Zamanı
Dermatoloji Uzmanı Dr. Şerafettin Saraçoğlu, güneş ışınları, deniz suyu ve diğer etkenlerin de etkisi ile cildimizde oluşan lekelerden kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi.Dr. Şerafettin Saraçoğlu konuyla alakalı olarak yaptığı değerlendirmede, “Deri yüzeyinde gözlediğimiz kahverengi veya kırmızı her türlü lekenin tedavisinde ideal başlangıç zamanı eylül bitimi ve ekim aylarıdır. Gün ışığının yakıcı, leke yapıcı dik açılı etkili ışınları ülkemizi terk ederken aynı zamanda günlerin kısalması ve dış ortamda geçirilen sürecin kısalması sebebi ile ideal tedavi başlama zamanı sonbaharın ilk aylarıdır” dedi.Özellikle hamilelik maskesi olarak da isimlendirilen melasma, güneş lekeleri gibi sorunlarda insanlar lekenin koyulaştığı dönem olan yaz aylarında çözüm için başvurduğunu dile getiren Saraçoğlu, “gerçekte yaz aylarında bu tarz lekelerin tedavisi her türlü çabaya rağmen tam olarak kontrol altına alınamıyor...
Cep Telefonuyla Kanser Teşhisi!
Kanser hastalığının uzun teşhis süresi gergin bekleyişlere yol açıyor. Peki ya doktora ihtiyacınız olmadan kendinizi muayene edip tanınızı kendiniz koyabilseydiniz? University of Queensland in Australia’daki araştırmacılar tam olarak bunu hedefliyor ve araştırmalarında görüş yetenekleriyle internette de ünlü olan mantis karidesinden ilham alıyorlar.Mantis karidesleri görmek için insanlardan çok farklı bir yol kullanıyorlar. İnsanlar renklerdeki farklı tonlar ve kontrastlar ile etraflarındaki dünyayı görebilirken mantis karideslerinin birleşik gözleri polarize ışığı görmelerine olanak sağlıyor ve bu yetenekleri ile avlanıyorlar. Polarize ışık da kanser hücrelerinden normal hücrelerden yansıyor. Günümüzde polarize ışığı kanser hücrelerine tutarak tanı koyan cihazlar mevcut ancak bunlar çok büyük ve pahalılar. İşte araştırmacılar bu cihazın biraz daha geliştirildiği takdirde cep telefonlarına entegre olabilecek boyutlarda küçük ve ucuz alternatifleri üzerinde çalışmaya başlamışlar bile. İlk prototipleri başarıyla çalışan ürünler şüphesiz tamamlandığında Apple gibi teknolojinin bir sonraki patlama alanının sağlık olduğunu düşünen şirketler için oldukça kıymetli olacaktır.
Sağlık Bakanlığı Raporuna Göre Ankara'nın Suyunda Değerler Uygunsuz, Klor Yetersiz
Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı'nın, Ankara'da içme suyundan kaynaklanan sorunların giderilmediğini belirterek, 'yapılan uyarılara rağmen görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını' istediği ortaya çıktı.Ankara’da içme-kullanma sularından kaynaklanan hastalıkların giderek daha çok görüldüğü iddialarına karşın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek kameralar karşısına geçerek şebeke suyundan içmiş ve Ankara’da musluklardan akan suyun hiçbir risk taşımadığını söylemişti. Ancak, Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı’nın, Ankara’daki içme ve kullanma suyundan kaynaklanan sorunların giderilemediği ve bu konuda “yapılan uyarılara rağmen görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını” istediği ortaya çıktı.Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’ün haberine göre, Türkiye Halk sağlığı Kurumu Başkanı Prof. Dr. Seçil Özkan imzasıyla 19 Eylül 2014 tarihinde Ankara Valiliği’ne gönderilen ve Valilik’teki evrak bürosuna 22 Eylül’de giren yazıda Ankara’da kullanılan sudan kaynaklanan hastalıkların arttığına dikkat çekiliyor.DEĞERLER UYGUNSUZ, KLOR YETERSİZProf. Dr. Seçil Özkan, yazısında Temel Sağlık İstatistikleri Modülünden alınan verilere göre Ankara’da sudan kaynaklanan ani olarak ortaya çıkan ishal ve karın ağrısı (Akut Gastroenterit) vakalarında ortalamanın çok üzerinde artış olduğunun saptandığını belirterek şöyle devam ediyor:“Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından yapılan içme- kullanma suyu kalitesi izleme çalışmaları kapsamında 2014 yılında alınan su numunelerinde Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı, Sincan ve Şereflikoçhisar ilçelerine ait içme- kullanma sularında demir, nitrat, alüminyum, arsenik, c. perfringens, enterokok, eschcrichia coli ve koliform bakteri parametreleri yönünden İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelikte belirtilen sınır değerlere göre uygunsuzluk bulunduğu, serbest klor düzeylerinin ise yetersiz olduğu tespit edilmiştir.”Prof. Dr. Özkan, İl Özel İdaresi ve ilgili belediye başkanlıklarının “uygunsuzluk” bulunan içme-kullanma sularının İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilmesi yönünde defalarca uyarılmasına rağmen her hangi bir iyileştirmenin yapılmadığı saptandığını belirtti ve şöyle devam etti:“Kurumumuzun 2014/ 25 sayılı genelgesiyle yapılan uyarılara rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması durumda başkanlığımızca ilgililer hakkında Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulacak ve suda tespit edilen uygunsuzluk durumları kamuoyu ile paylaşılabilecektir.Halka sağlıklı ve güvenli su sağlanması için suyun kaynağında, depoda ve şebekede her türlü kirliliğe karşı korunması son derece önemlidir. Sularda c.perfringens, enterokok, eschcrichia coli ve Koliform bakteri varlığı, yetersiz klorlamanın da etkisiyle insan sağlığı üzerinde potansiyel tehlike oluşturmaktadır.”SORUMLULARA SON UYARIAnkara’da sağlıkla ilgili sivil toplum kuruluşlarının sudan kaynaklanan rahatsızlıklarla ilgili uyarılarının dikkate almayan Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili diğer kişilerle ilgili Kurum Başkanı Seçil Özkan şu uyarıda bulundu:“Bu itibarla; halk sağlığının korunması ve muhtemel sağlık risklerinin önlenmesi, içme kullanma suyundaki bahse konu uygunsuzluk ve yetersizliklerin acilen giderilmesi için kirletici odakların belirlenerek kontaminasyonun (kirlilik) önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınması, dezenfeksiyon işlemlerinin yapılarak serbest klor düzeyinin yeterli seviyede tutulması ve sürekliliğin sağlanması, yapılan uyarılara rağmen görev ve sorumluluğunu yerine getirmeyenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılması hususunda; bilgilerini ve gereğini rica ederim.”'Sağlık Bakanlığı da mı ideolojik?'CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka da Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, bir örneğini gazetecilere dağıttığı bu yazıyı okudu ve şunları söyledi:“Melih Gökçek beni ideolojik olmakla suçlamıştı. Sağlık Bakanlığı da mı ideolojik? Bugün Ankaralılara 'kim yalan konuşuyor?' diye sorsanız; koro halinde 'Gökçek' diye yanıt verirler.' dedi. Bir Roma atasözünde 'Kurt kulaklarından yakalanır' denildiğini belirten Nazlıaka, 'Melih Gökçek kulaklarından yakalanmıştır.'Bakan Müezzinoğlu'ndan su tartışmalarına yanıtDiğer taraftan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından illere gönderilen içme-kullanma suyu ile ilgili yazıda yer alan uyarılar hakkında, 'Burada ideolojik olarak veya çatışma kültürü olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin suyunun merkeze alınmasını doğru bulmuyorum' dedi. Müezzinoğlu, şöyle devam etti:'Halk Sağlığı Kurumunun Ankara, Eskişehir, Tekirdağ valiliklerine gönderdiği benzer yazıların veya Antalya ve diğer mücavir alanı son 30 Mart seçimleriyle, büyük illerimizde mücavir alana geçenlerde bu anlamda taşra denilen uç veya oralardaki köylerin bağlı olduğu yerlerdeki noktalarımıza birçok büyükşehir belediyemizin sunumunda sorunları olduğunu ve bu sorunlar nedeniyle yalnız Ankara'ya değil tamamına yazılar gönderdiğimizi belirtmek isterim. Burada ideolojik olarak veya çatışma kültürü olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin suyunun merkeze alınmasını doğru bulmuyorum.''Türkiye genelinde şu veya bu siyasi partinin yönettiği belediyenin, bizim açımızdan kim olduğu önemli değil. Vatandaşa sunulan suyun kalitesi ve standardında tedbir alınması gerekiyorsa, bunun İzmir Belediyesi olmasıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi olması arasında bizim değerlendirmemizde halk sağlığı açısından hiçbir fark yoktur' diyen Müezzinoğlu, 'Bu yazıların, Eskişehir ve Tekirdağ'a da gitmiş olduğu halde yalnız Ankara'yı gündeme getirenleri de açıkçası kamuoyunun takdirine bırakıyorum' dedi.Posta ve AA 
Reklam
Hamilelikte Şeker
Anne adayları gebelik süresince pek çok rahatsızlık yaşama riskine sahiptir. 'Hamilelikte Şeker' de (Diyabet) yaşanabilecek sorunlardan bir tanesidir. Şeker hamilelikle beraber ortaya çıkabileceği gibi, anne adaylarının gebelik öncesinde de şeker rahatsızlıkları olabilir. Her iki durum da mutlaka doktor kontrolü ve tedavi gerekmektedir.Şeker hastalığı kabaca, pankreastan insilün denilen maddenin normalden az salınması sebebi ile oluşan metabolik bir rahatsızlıktır. 1970 li yıllarda şeker hastası bayanların gebe kalmamaları tavsiye edildirdi, oysa günümüzde tedavi ve tanı aşamalarında kaydedilen gelişmelerle beraber kısmende olsa bu sorun giderilmiştir. Diyabetle komplike gebeliklerde konjenital anomali görülmesi ve komplikasyon gelişmesi normal gebeliklere göre daha fazladır.Gebelikteki Fizyolojik Değişiklikler Glikoz (şeker) metabolizması gebelikte önemli ölçüde değişiklik gösterir. Açlık glikoz seviyeleri düşüktür, yemek ya da glikoz yüklemesini takiben ise, gebelik dışı değerlerle karşılaştırıldığında yüksektir. Glikoz toleransı gebeliğin ilerlemesi ile prgoresif olarak düşer. Normal kadınlar gebelik esnasında iki kat insülin üretirler, diyabetik olanların ise insülin gereksinimleri artar. Gebelikte glikoz için renal eşik değeri düştüğünden, idrar örneklerinde birçok kadında glikozüri (idrarda şeker çıkması) tespit edilebilir. GDM genellikle asemptomatiktir, (bulgu vermez) ve 2.trimesterde (gebeliğin ikinci 3 aylık döneminde) karbonhidrat metabolizması ve insülin duyarlılığında değişikliklerle tetkiklenerek ortaya çıkar. GDM rutin biyokimyasal taramalarda teşhis edilebilir. İntrauterin ölüm (anne karnında bebek ölümü) ya da makrozomik bebek doğumunu takiben yapılan biyokimyasal testlerle de teşhis edilebilir. Daha önceden GDM geçiren kadınlar, ailevi diyabet öyküsü olan kadınlar, obez (aşırı kilolu) ve yaşlı kadınlarda GDM görülme olasılığı daha sıktır.Önceden var olan diyabetten farklı olarak GDM’de konjenital anomali risk oranında artış yoktur.GDM preeklampsi (gebelikte tansiyon yüksekliği, ödem ve idrarda protein çıkışı ile seyreden klinik durum) risk artışı ile birlikte seyreder.Gebelik ilerledikçe glikoz toleransı daha fazla bozulduğundan, gebeliğin ileri dönemlerinde tarama yapılır.50gr glikoz tolerans testi bütün kadınlarda 26-28. gebelik haftalarında tarama için kullanılır. Tarama testi pozitif olan kadınlarda GDM tanısında kesin kriterleri olan 100gr oral glikoz tolerans testi yapılır.Öncelikle gebelik haftası ve gebenin kilosuna göre günlük kalori hesaplanır.Bu toplam kalori belli oranlarda karbonhidrat, protein ve yağ olarak 3 bölüme ayrılır. Ana ve ara öğünlerde alması gereken yüzdelerle diyet regülasyonu yapılır. Bu planlama kadın doğum doktoru ve tecrübeli bir diyetisyen tarafından yapılmalıdır. Düzenli günlük egzersizler yapılması önerilir. Diyet ve egzersiz ile kontrol edilemeyen durumlarda ise hemen insülin tedavisine başlanır.
Emma Watson BM'de Yüzlerine Haykırdı
Geçtiğimiz günlerde İcloud hesabıyla ilgili sahte haberlerle gündeme gelen Emma Watson Birleşmiş Milletler Kadın Elçisi olarak ilk büyük konuşmasını New York’ta üye ülkelerin devlet başkanlarına gerçekleştirdi. Dünyadaki cinsiyet eşitsizliğine vurgu yapan Watson bu durumu değiştirecek toplumsal bir kampanya başlatacaklarını bildirdi. “HeForShe“ (Kadın İçin Erkek) isimli kampanya hakkında bilgi veren genç yıldız’ın konuşmasının tamamı ise şöyle;“Bugün bir kampanya başlatıyoruz adı; ‘Kadın İçin Erkek’Bu BM çapında türünün ilk büyük kampanyası olacak. Bunu denemek ve gerçekleştiğini görmek istiyoruz. Bu konuda sadece konuşmak değil bugün somut adımlar atıldığını görmek ve çalışmalar yapıldığından emin olmak istiyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği hakkında herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğine inanıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu olmak için mümkün olduğunca çok sayıda erkekten yardım istiyoruz. Size elimizi uzatıyoruz çünkü yardıma ihtiyacımız var. Altı ay önce BM Kadın İyi Niyet Elçisi olarak atandım. Beni buraya atayanlar cinsiyet eşitliği savunuculuğundan daha çok feminist biri olduğumu anlamışlardır. Çünkü bu konuda çok konuştum.Bu konuşma için, feminizmin tanımını yapmak zorundayım: ‘Kadınlar ve erkeklerin her kulvarda eşit haklara ve fırsatlara sahip olması inancıdır. Feminizm, cinsiyetlerin siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitlik teorisinden başka bir şey değildir. Feminizm erkekten nefret etmek demek değildir.’ Ve Feminist Olmaya Karar Verdim;Sekiz yaşındayken anneme ne zaman cinsiyete dayalı sorular sorsam buna şaşırarak ve otoriter bir şekilde cevap veriyordu. Ancak aynı şeyin erkek çocuklarda yaşanmadığını gördüm.14 yaşıma bastığımda basının bazı unsurları tarafından cinsel bir obje olarak görülmeye başlandım.15 yaşımda sevgilim spor takımlarının dışında bırakıldı. Onu görmemi istemiyorlardı çünkü biraz kaslıydı. 18 olduğumda erkek arkadaşıma duygularımı ifade edemiyordum.Ve artık feminist olmaya karar vermiştim. Bu benim için çok basit bir karardı. Ama yaptığım araştırmalar bana feminizmin sevilmeyen bir kelime haline geldiğini gösterdi.Size göre görünüş ve ifadeleri çirkin, çok güçlü, çok agresif, dünyadan izole, anti-erkek ve asosyal olarak görülen kadınların saflarında buluyorum kendimi.Neden bu kelime böyle rahatsız edici bir anlam taşıyor ?Cinsiyet Eşitliği Erkeklerin de Bizim Kadar İhtiyaç Duyduğu Bir Şey,1997 yılında, Hilary Clinton, kadın hakları konusunda Pekin’de bir konuşma yaptı. Ne yazık ki onun değiştirmek istediği birçok şey bugün hala gerçekliliğini koruyor. Ne yazık ki sadece bu konuyla ilgili konuşmaya davet edildiğinizde konuyu çözmüş olmuyorsunuz. Onu (Hilary Clinton) dinleyenlerin sadece %30’u erkekti. Bu şekilde nasıl dünyadaki değişimi etkileyecek ve birlikte harekete geçmek için hazır olabileceğiz?Erkeklere sesleniyorum; Size resmi davetle bu fırsatı sunuyorum. Unutmayın ki cinsiyet eşitliği sizin de ihtiyacınız olduğu bir konundur.İngiltere’de hemcinslerine oranla daha az maço görünme korkusuyla yardım istemeye çekinen akıl hastalığı eşiğinde, muzdarip genç erkekler gördüm 20-49 yaş arasındaki erkeklerin nasıl katil olduğunu, ve yüklendikleri hayat şartları yüzünden genç yaşta nasıl kanser ve koroner kalp hastalığına yakalandıklarını gördüm. Üzerlerine yüklenen misyonu başaramadıkları duygusuyla bu çarpık toplum tarafından kırılgan ve güvensiz hale getirilen erkekleri gördüm. Bugün bizim ne kadarsa erkeklerin de o kadar cinsiyet eşitliğine ihtiyacı olduklarını biliyorum. Ve ben erkeklerin üstüne yapışan bu ağır yükü bir kız kardeş, bir abla, bir anne olarak beraber sırtlayalım diyorum.Bu Harry Poter Kızı Burada Ne Yapıyor ?Bu Harry Potter kız kim oluyor da BM sahnesinden bize ahkam kesiyor? diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu iyi bir soru olurdu. İnanın bana bende kandime aynı şeyi soruyorum. Burada olmak için o kadar niteliklere sahip biri miyim bilmiyorum. Ancak tüm bildiğim bu sorunun çözülmeye muhtaç olmasıdır. Ve ben daha iyisini yapmak istiyorum.Eğer şimdi eşitliğe inanıyorsan, işte ben daha önce bahsedilen o feminist kızım.Düşüncelerini değiştirebildiysem seni burada alkışlıyorum.Bu hareketin birleştirici olduğu kadar isminin de birleştirici olması gerekiyor. Bu nedenle “HeForShe” (Kadın İçin Erkek) diyoruz. Seni, konuşmak kadar görmek ve bize bir adım atman için davet ediyorum. Kendine sor, şimdi değil de ne zaman ?Teşekkür ederim.”
Reklam
İlaçlı Stent Ücretini Artık SGK Karşılayacak
Danıştay 15. Dairesi, Sağlık Uygulama Tebliği'ndeki 'ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresini hukuka aykırı bularak iptal etti.Danıştay 15. Dairesi'nden kalp hastaları lehine bir karar çıktı. Daire, Sağlık Uygulama Tebliği'ndeki 'ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresini hukuka aykırı bularak iptal etti.İzmir Barosu üyesi avukat Cem Durdu, yaptığı açıklamada, 2010 yılında Dokuz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan anjiyo operasyonu ile kroner arter darlığının saptanan müvekkili Hüseyin Durdu'ya ilaç salımlı kroner stent takıldığını belirtti.SGK'dan emekli olan müvekkilinin SGK'nın ödeme yapmadığı için bu stent bedelini kendisinin ödediğini dile getiren Durdu, açıklamada şu görüşlere yer verdi:'SGK'nın bu uygulamasının TC Anayasasının Sosyal Devlet ilkesine, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Siğortası Yasasına aykırı olduğunu ileri sürerek, ilgili tebliğin 7.1. Maddenin 18. fıkrasında yer alan '...ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresinin iptali için Danıştay'a dava açılmıştır. Danıştay 15. Daire tarafından yapılan yargılama sonunda, davanın kabulü ile Sağlık Uygulama Tebliğinin 7.1. Maddesinin 18. fıkrasındaki '...ilaçlı stent bedelleri kurumca ödenmez' ibaresi hukuka aykırı görülerek iptaline karar verilmiştir. Bundan böyle, ilaç salımlı kroner stent bedelleri yargı kararı uyarınca SGK tarafından ödenecektir.' AA
İnsan Beyni 40 Yaşından Sonra Küçülüyor
Yapılan araştırmaya göre 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildiStanford Üniversitesi’nin araştırmasını kaynak gösteren Naked Science tarafından geçilen haberde, 40 yaşından sonra küçülmeye başlayan insan beyninin ilerleyen zamanla birlikte 7 yaşındaki bir çocuğun beyninin ölçülerine kadar küçülebileceği belirtildi. Araştırmalarını beynin farklı bölgelerinde bulunan beyaz madde miktarını esas almak suretiyle gerçekleştiren bilim insanları, 7-85 yaş grubunda bulunan 100’den fazla kişinin beynini MR ile inceledi.Farklı sonuçların elde edildiği araştırmada, bazı temel prensiplerin varlığı da belirlenmiş oldu. Buna göre, beyindeki beyaz madde miktarı sadece aynı yaş grubuna mensup insanlar arasında karşılaştırılmaya tabi tutulabiliyor ve en yüksek seviyesine de 30 ila 50 yaş aralığında ulaşıyor. İleriki evrede ise giderek azalmaya başlıyor.Rusya'nın Sesi tarafından aktarılan araştırmaya göre beyaz madde miktarı hususunda beynin faklı bölgeleri de birbirinden farklı reaksiyonlar gösteriyor. Örneğin, yaş ilerledikçe beynin öğrenmeden sorumlu olan bölgesindeki beyaz madde miktarı artarken, hareket ve kontrolden sorumlu bölgede ise yaşlanmayla birlikte ciddi miktarda azalıyor.Uzmanlar söz konusu araştırmanın önemli pratik yararlar sağlayacağı hususunda hemfikir. Buna göre, belirli yaş grubuna mensup kişilerin beyinlerinde bulunan beyaz madde miktarının bilinmesi sayesinde birtakım hastalıklar önceden önlenebilecek.Birgün
Reklam
İthal İlaçlar Bozuldu, Bakanlık Soruşturma Açtı, İlaçlar İmha Edildi
Türkiye’de ruhsatı olmadığı için ithal edilen ilaçların yıllık cirosu 1 milyar TLCHP bakana sordu: Kargoyla ilaç gönderme devri mi başlıyor?Eşdeğer ilaç fiyatı yüzde 120 mi artıracak?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, Türkiye’de ruhsatı bulunmayan ancak tedavi için zorunlu olduğu gerekçesiyle Türk Eczacılar Birliği (TEB) ve Sağlık Bakanlığı protokolüyle getirilen ilaçların uygun saklanmadıkları gerekçesiyle bozulduğunu ve bakanlık müfettişlerinin raporu doğrultusunda bu ilaçların imha edilmeleri kararı alındığını açıkladı. Bu ilaçların yıllık 1 milyar TL ciroya ulaştığını belirten Oran, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na, “İmha edilen ilaçlardan hastalara verilenler oldu mu kendilerini uyardınız mı? TEB’in yeni uygulamasıyla kargoyla ilaç gönderme devri mi başlıyor? Neden eczacıları devre dışı bırakıyorsunuz?” diye sordu.Bakanlık TEB ve SGK ile bu ilaçları yurtdışından getirtiyorSağlıkla ilgili bomba iddiayı TBMM’ye sunduğu soru önergesiyle gündeme getiren CHP’li Umut Oran, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sorulara yanıt vermesini istedi. Sağlık Bakanlığı’nın, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Türk Eczacılar Birliği (TEB) ile yaptığı anlaşma gereğince, Türkiye’de bulunmayan ya da ruhsatı olmayan ilaçlar TEB aracılığıyla yurt dışından temin edilerek hastaya ulaştırıldığını anımsatan Umut Oran, Sağlık Bakanı’na şu soruları yöneltti:Bu ilaçların yıllık cirosu 1 milyar TL’ye mi ulaştı?- Söz konusu ilaçları hangi şirket/şirketler, ecza deposu aracılığıyla yurt dışından temin etmektedir? Son 10 yıl içinde bu iş için hangi şirketlerden yararlanılmıştır, bu şirketlerin tam adları, ticari unvanları nedir?- Bu ilaçlarda kâr marjı nedir, bu işten kimler, hangi kurumlar para kazanmakta mıdır? Bu ilaçların yıllık cirosunun 1 milyar TL’ye ulaştığı bilgisi doğru mudur?18 firma daha izin aldı- Türkiye’de ruhsatı olmadığı için yurt dışından ilaç ithal edilmesi amacıyla 18 firmanın bakanlığınızdan izin aldığı bilgisi doğru mudur, bu şirketlerin isimleri, ticari unvanları nedir?Bozulduğu için imhasına karar verildi- Bu ilaçları yurt dışından getiren şirket/şirketler hakkında bakanlığınızın yürüttüğü herhangi bir soruşturma var mıdır, varsa sonucu ne olmuştur, verilen ceza var mıdır, bu cezalar nelerdir?- Bu şekilde yurtdışından getirilen ancak saklanma koşullarına uygun olmadığı için bakanlık müfettişlerinizce bu ilaçların imha edilmeleri kararı alındığı duyumu doğru mudur? İmhası istenen söz konusu ilaçlarla ilgili olarak kapsamlı bir soruşturma yaptınız mı, yaptıysanız sonucu ne olmuştur? Bu ilaçların isimleri nelerdir?- Bakanlık soruşturması sonrasında firma hatasından kaynaklanan durum nedeniyle başka firmalara ithal ilaç dağıtım izni verdiniz mi, verecek misiniz?Bozulan ilaçlar hastalara verildi mi, kendilerini uyardınız mı?- Saklama koşulları uygun olmadığı saptanan söz konusu ilaçlardan hastalara verilenler var mıdır? Bu hastalara tek tek ulaşılıp bu ilaçların kullanılmaması gerektiği uyarısı yapıldı mı, bu ilaçlar kullanıldıysa ne tür tedavi önlemleri aldınız? Söz konusu firma tarafından getirilen başka (anlaşma dışı) ilaçlar da var mıdır?- Anlaşma kapsamındaki/dışındaki bu ilaçların yurt dışından getirilmesi ve saklanmasında gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı nasıl kontrol edilebiliyor? Bakanlık hangi aşamada bu ilaçlara doğrudan müdahil olabilmektedir?Eczacılar neden devre dışı?- Bu şekilde ilaç getirtilmesi işleminde eczaneler neden devre dışı bırakılıyor? 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanununun EK 7’nci maddesinde bir düzenleme yapmak suretiyle bu işlemlerin doğrudan eczaneler vasıtasıyla yapılması sağlanamaz mı?Eczacıya neden brüt yüzde 6 verilecek?- TEB’in son uygulamasıyla irtibat noktasına çevrilmesine rağmen eczanelerin bu işten sağlayacağı hizmet geliri için net bir meblağ yazmak yerine, neden brüt yüzde 6 gibi muğlak bir ifade yer aldı?  Yüzde 6’lık hizmet bedelinden kesilecek olan masraf kalemleri ayrı ayrı olarak nedir ve oransal olarak ne kadarı kesilecektir? Eczacılar bu işlemden ne kadar net ücret alacaklardır?Kargoyla ilaç gönderme mi başlıyor?- Bürokratik işlemlerinin 24 bin eczane tarafından yapılacağı bu yeni ithal ilaç uygulaması, “kargoyla ilaç gönderme” gibi tehlikeli bir uygulamayı yaşama geçiriyor mu? Dev ilaç firmaları bundan böyle Türkiye’de hastalara kargoyla ilaç göndermeye mi başlayacak?Kargoda ‘soğuk zincir’ nasıl sağlanacak?- Kargoyla ilaç göndermede “soğuk zincir” nasıl uygulanacak, ilaçların kargoda taşınması sırasında bozulmaması nasıl sağlanacak?Eşdeğer ilaç fiyatı yüzde 120 mi artıracak?- Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 1 Ekim 2014’den itibaren geçerli olmak üzere Sağlık Uygulama Tebliği’nde (SUT) eşdeğer ilaç uygulaması için yeni bir fiyat hesaplaması getirdi. Mide, antibiyotik, kalp, tansiyon, hepatit b, astım gibi tedavi gruplarındaki ilaçlar için hastalar bundan sonra daha fazla ilaç fiyat farkı ödeyecek. 15 etken madde ile başlayacak olan bu uygulamanın kısa bir süre sonra tüm ilaçları kapsayacağı belirtilmektedir. SGK’nın belirlediği 15 eşdeğer grupta toplam 218 ilaç bulunduğu belirtilmesi karşısında bu uygulamanın genişletileceği bilgisi doğru mudur? SGK bu uygulama için bakanlığınıza danıştı mı? SGK’ya tabi hastalar yüzde kaç fiyat farkı ödeyecek? Hastanın reçeteli ilacı için ödeyeceği fiyat farkının yüzde 20 ila yüzde 120 arasında artacağı bilgisi doğru mudur? SGK’nın bu uygulaması kalp, tansiyon, hepatit b, astım gibi kronik rahatsızlıklarda vatandaşların tedavilerinde ihmale yol açmayacak mı?SUT tedaviyi vurmayacak mı?- SGK’nın bu uygulaması kalp, tansiyon, hepatit b, astım gibi kronik rahatsızlıklarda vatandaşların tedavilerinde ihmale yol açmayacak mı?
Sakalın Bilimsel Olarak Kanıtlanmış İlginç Faydaları
Sakalın bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları olduğunu biliyor muydunuz? Öncelikle şunu söylemeliyiz ki yapılan araştırmalar sonucunda kadınlar, sakallı erkekleri daha çok beğeniyorlar. Ve ek olarak da ilave etmeliyiz ki sakalın sağlık açısından bir çok faydası var. İşte onlardan birkaçı;*Sakal cilt kanserini önler.Southern Queensland Üniversitesi tarafından yapılan araştırma sakalın zararlı ışınları yüzde 95 oranında engellediği yönünde. Bu sayede daha az ışına maruz kalan ciltte kanser riski azalıyor.*Sakal sayesinde cilt daha geç yaşlanıyor.Sakal sayesinde cildiniz nemli kalır ve soğuk havanın cildinize temas etmesi engellenir. Bu da nemli cildin uzun süre genç kalmasına sebep olur. Ayrıca sakallı cilde nemlendirici sürdüğünüzde sakalsız cilde oranla daha fazla etkilidir.*Astım ve alerjiden korur.Sakal sayesinde yüzünüze polen ve toz daha az gelir. Bu sayede astım ve alerji riskiniz azalır. Sakal bir anlamda filtre görevi görür. Özellikle bıyık tam da bu görev içindir. *Sakal soğuk algınlığından korur.Çene ve boyun bölgenizde çıkan sakal sizi sıcak tutar. Özellikle kışları soğuk algınlığı riskiniz sakallarınız sayesinde azalır. Doktorlar, gribe karşı bağışıklık sistemi zayıf olanlara sakal öneriyor.*Bakterilere karşı engel oluşturur.Deride oluşan tahriş gibi sorunlar traş nedeniyle daha da artar. Sakal sayesinde bu tarz problemlere gerek kalmaz. Sakal bırakırsanız direk deriye temas eden bir kesim uygulamanız gerekmez. London Clinic’te görevli dermatolog Dr. Martin Wade, traş olmanın sebep olabileceği tahriş, bakteriyel enfeksiyon ve folliculitis denilen deride oluşan kızarıklık gibi sorunlarla karşılaşmamak için erkeklerin sakal bırakabileceğini belirtiyor.Haberin tamamı ve fotoğraflar için : Sakalın bilimsel olarak kanıtlanmış ilginç yararları
Reklam
Kitaptan Uyarlanan En İyi 30 Aşk Filmi
Nicholas Sparks'ın aynı isimli kitabından uyarlanan filmde John isimli genç orduya yazılır. Gitmeden önce Savannah isimli bir üniversite öğrencisine aşık olur ve çok geçmeden de kızın kalbini kazanır ancak John'un orduya çağrılması çiftin yalnız mektuplar aracılığıyla iletişim kurmasına neden olacaktır.
3 Yılda Suriyeli Hastalara 209 Milyon Harcandı
2011-2014 yılları arasında Türkiye’deki hastanelerde 11 bin 656 Suriyeli hastanın tedavi edildiği kaydedildi. En fazla Suriyeli hasta Şanlıurfa’daki hastanelerde tedavi altına alınırken, ikinci sırada İstanbul yer aldı. Söz konusu hastalara 209 Milyon TL harcama yapıldı.Sağlık Bakanlığı kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Suriye’den Türkiye’ye gelerek tedavi olmak isteyen 11 bin 656 hastaya sağlık hizmeti sunuldu. 3 bin 38 kişi Şanlıurfa’daki hastanelerde tedavi edilirken, İstanbul’da bu rakamın 2 bin 539 olduğu kayıtlara yansıdı. İzmir ise bin 858 kişi ile üçüncü sırada yer aldı.Sağlık Bakanlığı Suriyeli hastaların tedavi süreçlerine ve kimlik bilgilerine ilişkin verileri de Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdi. Öte yandan 2014 yılı başına kadar Türkiye’deki hastanelerde tedavi olan hastalara cerrahi müdahale, genel tedavi, ilaç giderleri ve diğer harcamalar olmak üzere 208 Milyon 900 bin TL harcama yapıldığı belirtildi. Söz konusu harcamalar Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) tahsil edildi.
Reklam
11 Eylül'ün 3 İtfaiyecisi Aynı Gün Öldü
New York İtfaiye Teşkilatı (FDNY), saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi'nin enkazında çalışan 3 itfaiyecinin aynı gün hayatını kaybettiğini bildirdi.FDNY yetkilisi Daniel Nigro, Howard Bischoff, Robert Leaver ve Daniel Heglund adlı 3 itfaiyecinin, enkazdan yayılan zehirli gazın yol açtığından şüphelenilen kanser hastalıklarından pazartesi öldüğünü söyledi.İtfaiyecilerin, kan kanseri, yemek borusu kanseri ve kalın bağırsak kanserinden hayatlarını kaybettiği belirtildi.İkiz kulelerin enkazındaki arama kurtarma çalışmalarına katılan binlerce insana, saldırılardan yıllar sonra solunum rahatsızlıkları ve çeşitli başka hastalık tanıları konulmuştu.Saldırıların üzerinden geçen 13 yılda, ilk müdahale ekibinden yüzlerce insan olay yerindeki dumana maruz kalanların en büyük korkusu olan kansere yakalandı. Ancak doktorlar ve araştırmacılar saldırıları ve bu hastalıklar arasında henüz bir bağlantı bulamadı.ABD Kongresi, saldırılarla ilişkisi olabilecek hastalıklara yakalananlar için 2,78 milyar dolarlık bütçe ayırmış, bu fonun yöneticileri en genel kanser türlerini bu hastalıklara dahil etmişti.
'Kanserli Köy' 40 Yıl Sonra Taşınıyor
Kanserden ölümlerin yoğun olarak görüldüğü Ürgüp'e bağlı Karain köyünde 1974'de yapılan araştırmalarda, kaya oyma evlerin duvarlarında kanserojen 'erionit' maddesinin bulunduğu belirlendi. Bugüne kadar 350 kişinin akciğer zarı kanserinden hayatını kaybettiği Karain köyü, kış gelmeden boşaltılarak, TOKİ tarafından yaptırılan yeni konutlara taşınacak. Köy Muhtarı Özata: 'Köyde bu yıl içerisinde kanserden 12 kişi öldü'Kaya oyma evlerinin duvarlarındaki 'erionit' maddesi yüzünden bugüne kadar 350 kişiyi kanserden kaybeden Ürgüp'e bağlı Karain köyü, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından ilçe merkezine yaptırılan konutlara taşınacak.Ürgüp Belediye Başkanı Fahri Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akciğer zarı kanserinden ölümlerin çok fazla olduğu Karain köyünde 1974'de hastalığın nedenini bulabilmek için dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ve Hacettepe Üniversitesinin araştırma yaptığını söyledi.Köydeki kaya oyma evlerin duvarlarında bulunan 'erionit' isimli maddenin soluma yoluyla vücuda alınmasının akciğer zarı kanserine neden olduğunun belirlendiğini anlatan Yıldız, 'Bunun sebep olduğu kanserden köyde yaklaşık 350 vatandaşımız öldü. Bu ölümlerin birçoğu da erken yaşlarda görülmüştü' diye konuştu.Köydeki kanser vakalarının nedeninin belirlenmesinin ardından TBMM'de oluşturulan Kanser Araştırma Komisyonu'nun da verdiği raporlar doğrultusunda köyün taşınmasının kararlaştırıldığını ifade eden Yıldız, 2012 yılının Mayıs ayında TOKİ'nin ihaleye çıkarak, köyün taşınacağı konutların yapımına başladığını belirtti.TOKİ'nin Tarım Köy Projesi kapsamında yaptırdığı 127 konutun tamamlandığını ve önümüzdeki günlerde dairelerin hak sahiplerine verileceğini kaydeden Yıldız, şöyle devam etti:'Halen Ürgüp'e 7 kilometre mesafedeki Karain köyünde insanlarımız ikamet ediyor. Köylüler için Ürgüp'ün Evka Mahallesi'ne yapılan müstakil konutlar iki kattan oluşuyor. Burada köy ve kent yaşamının birlikte sürdürülebileceği bir proje uygulandı. Üst katları normal yaşam alanı alt katlar köylümüzün her türlü ürünü pekmezi, buğdayı, arpayı stoklayabileceği depo olarak yapıldı. Dış cepheler büyük ölçüde taş kaplama. Evlerin barınma alanı 85 metrekare deposuyla beraber toplam 170 metrekareye ulaşıyor. Kış gelmeden konutlar hak sahiplerine dağıtılacak. Böylece kanserli köy boşaltılmış olacak. Aydınlatma, ulaşım, kanalizasyon, içme suyu çalışmaları tamamlandı.''Köylülerimiz tarlalarından, bağlarından kopmayacak'Taşınma işleminin bitmesinin ardından köyde yaşamaya izin verilmeyeceğini, evlerin kapılarının mühürleneceğini vurgulayan Yıldız, uygulamanın köylülerin sağlığı için yapıldığını, Karainlilerin de bunun farkında olduğunu ifade etti.Ürgüp'teki yeni konutlara taşınacak köylülerin tarlalarından koparılmayacağını, istedikleri gibi arazilerini işleyebileceklerini belirten Yıldız, 'Tarlalarında kanserojen madde yok. Tehlike evlerinin duvarlarında. Zaten yapılan evler de köy hayatlarını devam ettirmelerini teşvik edecek nitelikte' dedi.Köylüler taşınmayı bekliyorKöy Muhtarı Mevlüt Özata, Karain sakinlerinin çoğunun taşınmayı istediğini söyledi. Yakınları arasında kanserden ölen olmadığını ancak 1970 yılından bu yana 350 kişinin bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Özata, geçen muhtarlık döneminde 39 yaşındaki bir azasının 4 ay içerisinde aynı hastalıktan öldüğünü kaybetti.Ürgüp'deki yeni konutlara taşınmayı beklediklerini dile getiren Özata, 'Köyde bu yıl içerisinde kanserden 12 kişi öldü. Akciğer zarı kanseri nedeniyle... Köyden ayrılmak istemeyenler de oluyor ancak onlar azınlıkta. Hepimiz taşınmayı bekliyoruz' diye konuştu.Milliyet
Diyet Yapmadan 500 Kalori Yakmanın 5 Yolu
Kışa formda girmek istiyorsanız, bu yazımız tam size göre. İşte diyet yapmadan 500 kalori yakmanın 5 yolu...Diyet yapmadan 500 kalori yakmayı ister misiniz? Uzun süredir vermeyi istediğiniz o fazla kilolardan sadece yeme alışkanlıklarınızı değiştirerek ve biraz da hareketlenerek kurtulabilirsiniz.Kışa formda girmek istiyorsanız, bu yazımız tam size göre. İşte diyet yapmadan 500 kalori yakmanın 5 yolu…KahvaltıBeyaz undan yapılmış poğaça, ekmek ve simit gibi yiyeceklerle kahvaltı etmek yerine bir kase dolusu yulaf ezmesi ve frambuazı tercih ederseniz, 500 kalori almaktan kurtulursunuz. Lif içeren gıdalar neredeyse yok denecek kadar az kalori içerirler. Ayrıca yulaf ezmasi gibi lifli gıdalar, uzun süre tok kalmanızı da sağlar.Hareket edin15 dakikalık tempolu bir yürüyüş yaklaşık olarak 100 kalori yaktırır. Yürüyüşü günlük rutininz haline getirdiğinizde haftada 500 kalori yakmış olursunuz. Ayrıca sürekli oturmak yerine daha fazla hareket ederek de kalori yakabilirsiniz. Masa başında çalışan biriyseniz, kendinize hareket etmek için fırsatlar yaratabilirsiniz. Örneğin, asansör yerine merdivenleri kullanabilir, arabanızı otoparkın en uzak köşesine park edebilir veya otobüsten birkaç durak önce inip yürüyebilirsiniz.Yemekleri iyi çiğneyinYapılan araştırmalara göre lokmalarını 40 kez çiğneyenler, ortalama olarak 15 kez çiğneyenlere göre %12 oranında daha az kalori alıyor. Çiğneme sayısınız arttıkça vücudunuzda açlık hormonu seviyeniz düşer ve beyninize tokluk hissinin sinyalleri gitmeye başlar. Kısacası daha yavaş yemek yediğinizde, daha çabuk doyacak ve daha az kalori almış olacaksınız.Düşük kalorili içecekler tüketinŞeker deposu meyve suları, alkollü içecekler ve kremalı kahveler, yaklaşık olarak 600 kalori içerirler. Bu da günlük almanız gereken kalori miktarının büyük bir kısmını kaplar. Şeker oranı yüksek içecekler içmek yerine, evde taze meyvelerden hazırlayacağınız meyve sularını tercih edebilirsiniz. Ancak içeceğinizi hazırlarken içerisine asla şeker ilave etmemelisiniz.Tabağınızın hepsini bitirmeyinÖğünlerinizde porsiyonlarınızın yaklaşık olarak %25'i kadarını tabağınızda bırakın. Örneğin, günlük 2000 kalori aldığınızı düşünelim. Her porsiyonunuzun çeyreği kadarını yemediğinizde gün içinde yaklaşık olarak 500 kalori daha az almış olursunuz. Ayrıca büyük boy tabaklarda yemek yemek yerine orta boy tabakları tercih ederseniz, yine fazladan 500 kalori almamış olursunuz.
Reklam