onedio
Yağın Hiç Bilmediğiniz 5 Faydası
Etrafta uçuşan pek çok diyet tavsiyelerinin arasından hangisinin size uygun olduğunu nereden bileceksiniz? Yağı ele alalım, senelerce bize öcü gibi tanıtıldı yağ ve yüksek kolesterol, kalp rahatsızlıkları ve obezitenin sebebi olarak gösterildi. Fakat bilimsel araştırmalar yağın pek çok faydasının olduğunu kanıtladı.Yağ Kısa Sürede Kötü Şöhret Kazandı.Dr. David Perlmutter'ın kitabı ''Grain Brain''de, önceden insanların beslenme düzeni, &75 yağ, %20 protein, %5 karbonhidrat şeklindeymiş. Fakat şimdi, &60 karbonhidrat, %20 protein, %20 yağ şeklinde bir beslenme düzenine sahibiz. Dr. Perlmutter, şu anki bilinen, dikkat dağınıklığı, depresyon, kaygı bozukluğu, kronik baş ağrıları ve Alzheimer daha dahil olmak üzere pek çok rahatsızlık, vücuttaki ve beyindeki karbonhidratlar tarafından tetiklenen, enflamasyonlardan kaynaklandığını söylüyor.Geçtiğimiz şu  son 50 yılda iki katına çıkan ve yaygınlaşan obezite, diğer çalışmalara göre, çok fazla yağ tüketmekten kaynaklanmıyor aksine kolayca bulunabilinen, şeker ve karbonhidratlardan kaynaklanıyor ve buna meyvelerin içindeki glikoz da dahil.Aşırı glikoz vücudumuz da yağ olarak depolanıyor. Gary Taubes kitabı ''Why We Get Fat'' 'de ''Eğer insanlar sigarayı bulmasalardı, akciğer kanseri çok nadir görülen bir hastalık olacaktı, Aynı şekilde, eğer çok fazla karbonhidrat tüketmeseydik, obezite de çok nadir görülen bir rahatsızlık olacaktı.'' diye belirtmiş. Dolayısıyla yağ, inanışın aksine suçlu değil. Peki neymiş bu yağ tüketiminin yararları?
Otizmin Büyük Ölçüde Genetik Olduğu Saptandı
Tıbbi Araştırma Konseyi'nin 516 ikiz üzerindeki çalışması otizm vakalarının %74-98'inin genetik yapıdan kaynaklandığını gösteriyor.King's College London ekibi gençlerin 181'inde otizm olduğunu, ancak oranın aynı DNA'yı paylaşan tek yumurta ikizlerinde çok daha yüksek olduğunu bildirdi.JAMA Psikiyatri'ye konuşan araştırmacılar, yüzlerce olmasa da onlarca genin etkisi olduğunu ve çevresel faktörleri tamamen gözardı etmediklerini anlattılar.Artan farkındalıkOtizmin teşhisi zor olabilir. Bu hastalıkta tek bir bozukluk yerine bir dizi belirti söz konusu. Ve şiddeti kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir.Araştırmacı Dr Francesca Happe, mükemmel olmasa da, tüm kanıtların genlerin otizmde düşünülenden daha büyük bir rol oynadığına işaret ettiğini söyledi ve ekledi:
10 Aldatma Türü
CİSED GENEL BAŞKANI CEM KEÇE: “ALDATAN VE ALDATILAN BİR TOPLUM HALİNE GELİYORUZ!”Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) verilerine göre Türkiye’de erkeklerin yaklaşık yüzde 58’i, kadınların ise yaklaşık yüzde 40’ı evlilikleri süresince en az bir kere olmak üzere evlilik dışı ilişki yaşıyor. Cinsiyetlere göre aldatma oranlarının her geçen yıl artış gösterdiği ayrıca belirtiliyor. Aynı verilere göre erkekler yaşları ilerledikçe kadınlar ise daha genç yaşlarda eşini aldatma eğilimi gösteriyor. CİSED Genel Başkanı Psikoterapist Cem Keçe aldatma rakamlarının aslında daha yüksek olduğunu, fakat araştırma sonuçlarına yansımadığını söylüyor ve bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Üzülerek söylüyorum, aldatan ve aldatılan bir toplum haline geliyoruz. Partnere yalan söyleme, söz verip tutmama, bir başkasıyla daha yakın olma, karar alırken başkasının sözlerine değer verme gibi eylemlerin psikolojik olarak aldatmadan bir farkı yok. Ayrıca erkeklerin bir kısmı evlilik dışı bir partnerle sadece bir kere yaşanılan cinsel ilişkiyi aldatma olarak görmüyor. Kadınların bir kısmı ise cinsellik olmayan bir evlilik dışı ilişkiyi aldatma olarak kabul etmek istemiyor. Toplumumuzda erkeklerin genelinde sadakatsizlik, evlilik ile eşzamanlı sürdürülen bir başka ilişki olarak algılanıyor. Sadakatsizliği seks öncesi evrede bırakma eğiliminde olan kadınlar ise gizli bir yemeği, duygusal yazışmaları, öpüşme ve sarılmaları aldatma olarak adlandırmayarak vicdanını rahatlatmak istiyor.” Toplumun aldatma tanımını kendi menfaatleri doğrultusunda çarpıttığını belirten Keçe, aldatmanın tam tanımını şöyle yapıyor: “Aldatma; mevcut eşin/partnerin bilgisi veya izni veya rızası olmadan üçüncü bir kişi veya kişilerle bir veya birden fazla yaşanan duygusal ve/veya cinsel ilişkidir.” Toplumun bazı bahanelere sığınarak sadakatsizliği kabul edilebilir göstermeye çalıştığını belirten Keçe, “Her aldatma birbirinin aynı olmasa da hiçbir bahane aldatmayı kabul edilebilir kılmaz; fakat arkasındaki motivasyona göre bazıları affedilebiliyor.” diyor ve aldatma türlerini şöyle sıralıyor.
Kalbimize Dost Olan 12 Gıda Ürünü
1-SomonSomonda yüksek oranda omega 3 bulunur. Omega 3 düzensiz kalp atışına (aritmi) ve damar sertliğine yakalanma riskini azaltır. Uzmanlar haftada 3 kez yağlı balık tüketmenizi öneriyor. Somonkalp dostu gıdalar arasında en çok tüketmemiz gerekeni.2-PatatesPatates (kızartarak pişirme hariç) kalbiniz için faydalıdır. Bol miktarda potasyum bulunur, tansiyonu düzenler, lif açısından zengindir ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.3-DomatesPotasyum kalp dostudur ve domateste bol miktarda bulunur. Ayrıca bir antioksidan çeşidi olan likopen maddesinin bulunmasıda domatesi kansere karşı etkili bir silah haline getirir.4-YulafYulaf kolesterolü düşürür, sağlıklı bir besindir. Tükettiğimiz yulafın içine şeker katılmamış olmasına dikkat edin.5-SoyaSoya ürünleri ve soya sütü etkili bir protein kaynağıdır. Soya ürünleri yüksek oranda çoklu doymamış yağ, lif, vitamin ve mineral içerirler. Soyanın tansiyonu düzenleyici etkisi vardır ve kötü kolesterolü düşürür. 6-BaklagillerFasulye, barbunya, nohut, mercimek ve bezelye mükemmel protein kaynaklarıdır  ve sağlıksız yağlar içermezler. Yapılan bir araştırmaya göre haftada en az 4 defa baklagil tüketen insanların kalp hastalıklarına yakalanma oranları %22 daha az olduğu ortaya çıkmıştır. Baklagiller, kan şekeri kontrolüne yardımcı olurlar ve bu nedenle diyabet hastası olan kişiler için ekstra faydalıdırlar.7-Yeşil çayMetabolizmayı hızlandıran ve son zamanlarda popülerleşen yeşil çay kalp için de faydalıdır. Bir araştırmaya göre günde 4 fincan ya da daha fazla yeşil çay içen kişilerin kalp hastalıklarına yakalanma riski daha düşüktür.8-NarYüksek oranda antioksidan içeren nar, kalp dostu bir meyvedir. Kalp hastaları üzerinde yapılan bir araştırmada, her gün bir bardak nar suyu içen hastaların 3 ay sonunda, içmeyenlere göre daha çok iyileştikleri gözlemlenmiştir.9-Turunçgillerİçeriğinde yüksek oranda flavanoid içeren portakal,mandalina,limon ve greyfurt tüketen kadınlarda kan pıhtısının neden olduğu iskemik inme %19 daha az görülmüştür. Ayrıca içeriklerindeki C vitamininin de kalp dostu olduğu bilinmektedir.10-Kabuklu yemişlerBadem, ceviz, antep fıstığı gibi kabuklu yemişlerin hepsi kalp dostu lifler içerirler. Ayrıca E vitamini bakımından zengindirler ve bu da kötü kolesterolün düşmesine yardımcı olur.11-Sızma zeytinyağıGünde 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı tüketmenin, kalp krizi riskini %30 oranında azalttığı bilinmektedir. Zeytinyağı, kolesterol ve kan şekeri seviyelerinin düşmesine yardımcı olur.12-Bitter çikolataEn lezzetlisini en sona bıraktık. Pek çok araştırma, içeriğinde yüzde 60-70 oranda kakao bulunan bitter çikolatanın kalbe faydalı olduğunu göstermektedir. 2012 yılında yapılan bir araştırma, her gün düzenli miktarda alınan çikolatanın, felç ve ölümcül olmayan kalp krizi risklerini azalttığını ispatlamıştır.
Sağlıklı Bir Cilt İçin 20 Kural
İlk yapmanız gereken şey kesinlikle cilt analizi. Cilt tipinizi ve hassaslık oranını öğrenin.Makyajınızı temizlemeden uyumayın. Cildinizin tamir edildiği uyku süresinde cildinizi kirli bırakmayın.İpek yastık kılıfı kullanın, ipek yastık kılıfı cildinizin kırışmasını önler.Spora başlamadan ve spor bitiminde hemen yüzünüzü yıkayın. Eğer yıkamazsanız vücuttan ter ile birlikte çıkan toksin gözeneklere yerleşir ve ciddi cilt problemleri ortaya çıkar.Bol, bol Su için. Sağlıklı bir cilt için ihmal edilmemesi gereken altın kural hergün en az 2,5 litre su içmektir. Bu miktar size fazla geliyor ve içemiyorsanız Limonlu su içmeyi deneyin. Limonlu su içerseniz bu miktardan da daha fazla su içtiğinizi göreceksiniz.Vücudunuzdaki aknelerden kurtulmak için içinde  salisilik asit bulunan yıkama jelleri kullanın.Haftada bir gün cilt maskenizi uygulamayı ihmal etmeyin. Gerekli gördüğünüz durumlarda haftada 2 kez uygulayabilirsiniz.İçinde parfüm olan hiçbir ürünü kullanmayın. Parfüm cildinizi kızartır ve alerjik reaksiyonlara zemin hazırlar.Güçlü bir antioksidan olan Yeşil çayı  günde mutlaka en az 1 bardak tüketin, yeşil çay cildinizin bakterilerle savaşmasına yardımcı olacaktır.Kafeinden uzak durun.Haftada bir gün Makyaj fırçalarınızı  temizleyin. Makyaj fırçalarınızda biriken bakteriler cildinize zarar verir.Bakterilerden korunmak için makyaj malzemelerinizi kimseyle paylaşmayın.Fast food ve kızartmaları hayatınızdan çıkartın.Cildinize diri ve taze bir görünüm vermek için buz uygulayın. Bir poşetin içine koyduğunuz buzları dairesel hareketlerle yüzünüze uygulayın.Mutlaka düzenli uyuyun.El havlunuz ve yüz havlunuz ayrı olsun, aynı havluyla hem ellerinizi, hemde yüzünüzü kurulamayın.Akneli ciltler için sirkeyi tonik olarak kullanabilirsiniz. Tabi kokusuna dayanabilirseniz.Güneş kremleri kullanın. Yaz, kış farketmez hergün düzenli olarak güneş koruyucusu kullanın.Sıcak su cildinizi kurutur, bu yüzden ılık duş alın.Cildinizle fazla oynamayın, kimyasal  ürünlerden uzak durun. Ne kadar doğal ürünleri tercih ederseniz cildinizde o kadar doğal olur.
Ölümden Dönenlerin Yaşadığı 7 Deneyim
2011’de 57 yaşındaki A isimli bir İngiliz erkek bayılıp hastaneye kaldırılmış. Sağlık görevlileri kasıklarından sonda takarken kalbi durmuş. Beyne giden oksijen kesilmiş. A ölmüş.Fakat sonra neler olduğunu hatırlıyor. Doktorlar kalbi çalıştırmak için şok uygulamışlar. A bu arada konuşmaları duyuyormuş. Sonra tavanda tuhaf bir kadın görmüş. Bedeninden ayrılıp onun yanına çıkmış. “Sanki beni tanıyordu, sanki ona güvenebilirmişim gibi geldi,” diye hatırlıyor. “Yukarıdan bedenime baktım, hemşire ve kel kafalı bir doktor uğraşıyordu benimle.”Hastane kayıtları A’nın bilincini yitirmişken gördüğü insanların gerçekten de orada olduklarını ve A’nın anlattığı işlemleri yaptıklarını doğruluyor. Oysa biyolojik kurallara göre, bu üç dakikalık ara aşamada yaşananları A’nın fark etmesi mümkün değil.A’nın hikayesi ölüme yakın deneyim yaşayanların hissettiklerine dair inançlara ters düşüyor nitelikte. Bugüne kadar, kalbin durduğunda beyne oksijen gitmediği için farkındalık halinin son bulduğuna inanılıyordu. O noktada kişi tıbben ölüdür. Fakat onu geri getirmek hala mümkün olabilir.Böyle bir deneyim yaşayanlar, yani ölümden dönenler o ana dair hatırladıklarını anlatmıştır. Doktorlar genellikle bu anlatıları halüsinasyon olarak değerlendirip göz ardı etmiş, araştırmacılar ise ölüme yakın deneyimleri bilimsel araştırmaların erişebileceği alan dışında gördükleri için bu konuya fazla el atmamıştı.Fakat New York’taki bir üniversitede resüsitasyon (canlandırma) bölüm başkanı Sam Parnia ve ekibi dört yıl boyunca 2000 kalp durması vakasında yaşananları inceledi.Bunların yüzde 16’sı hayata geri döndürülebilmişti. Parnia ve ekibi bunların 101’inin kalp durması sırasında yaşadıkları deneyimleri inceledi. Amaçları, bu insanların zihinsel ve bilişsel olarak etraflarında olup bitenlerin farkında olup olmadıklarını tespit etmekti.Araştırmaya katılanların yaklaşık yarısı ölüm anına dair bir şeyler hatırlıyordu. Fakat A ve başka bir kadının yaşadığı beden dışına çıkma deneyimi dışında, diğer hastaların anlattıkları o sırada gerçekleşen asıl olaylarla örtüşmüyordu.Onların anlattıkları rüya benzeri, halüsinasyon içeren senaryolardı. Bunları yedi kategoride toplayan Parnia “Çoğu, ölüme yakın deneyimler olarak bilinen anlatımlarla benzerlik göstermiyordu. Zihinde yaşanan ölüm deneyimi geçmişte farz edilenlerden farklıydı,” diyor.Bu yedi deneyim şöyle sıralanıyor:KorkuHayvan ya da bitki görmekParlak ışıkŞiddet ve eziyetDejavuAileyi görmekKalp durması sonrası olanları hatırlamakBu deneyimlerin bazısı korkunç, bazısı ise mutluluk verici olarak tanımlanıyor. Bir hasta, “Bir törene katılmıştım… benim yakılmam için yapılan bir törene,” diye hatırlarken bir başkası da “Benimle birlikte dört kişi daha vardı, kim yalan söylüyorsa o ölecekti… Tabut içinde insanların dik bir şekilde gömüldüğünü gördüm,” diye anlatıyordu. Biri “derin bir suyun içinde sürüklendiğini,” bir başkası ise “kendisine öleceğinin ve bunun en çabuk yolunun, hatırladığı en kısa kelimeyi söylemekten geçtiğinin söylendiğini” belirtiyordu.Bazıları ise tam tersi bir duygu hissettiklerini ifade ediyordu. Araştırılanların yüzde 22’si “huzur ve mutluluk” duygusu hissetmiş, bazıları “çiçeksiz bitkiler” ya da “aslanlar ve kaplanlar”, “parlak bir ışık” veya aileleriyle kavuşma anını gördüklerini söylemişti. Duyumlarda bir artış, zamanın geçişiyle ilgili algıda çarpılma ve bedenden ayrılma hissi de yaygın olarak anlatılanlar arasındaydı.Parnia, ölümden dönen insanların o anda bir şeyler hissettiklerine dair anlatıların gerçek olduğunu, ancak bireylerin bunları nasıl yorumladıklarının geçmişlerine ve önceki inançlarına bağlı olduğunu belirtiyor.“Ruh, cennet, cehennem gibi şeyler anlatıldığında ne demek istediklerini anlaması zor. Çünkü doğduğunuz yere ve geçmişinize, kültürünüze bağlı olarak neyi nasıl yorumladığınız da değişecektir. O yüzden bu anlatıları dinsel boyuttan kurtarıp objektif kılmak önemli.”Araştırmacılar kimlerin ölüm anında bazı şeyler hatırlayabileceği konusunda öngörüde bulunmalarını sağlayacak herhangi bir özellik keşfetmiş değil. Ayrıca bazı insanların korkunç şeyler hatırlarken bazılarının neden huzur hissettiği de bilinmiyor.Parnia, ölüme yakın deneyimleri hissedenlerin sayısının bu araştırmaya yansıyanlardan daha fazla olduğuna inanıyor. Birçok vakada ise kalp durmasının ardından beyinde gerçekleşen şişme nedeniyle ya da verilen yatıştırıcılar yüzünden hafıza silinmiş oluyor.Fakat insanlar o ana dair herhangi bir şey hatırlamasa da bilinçaltında etkileniyor yine de. Parnia, kalp durması sonrası hastaların yeniden hayata döndürülmesinin ardından tepkilerin büyük farklılık göstermesini buna bağlıyor. Bazıları ölümden korkmayan, fedacı bir yaklaşımı benimserken, bazıları da stres sonrası travma belirtileri gösteriyor.Parnia ve ekibi bu araştırmanın devamı olarak bu soruları ele alacak çalışmalar planlıyor. Ölüme yakın deneyimlerin dini ya da şüpheci yaklaşımdan arındırılarak objektif ele alınması konusunda da bu çalışmaların katkıda bulunmasını umuyor.BBC Future
Reklam
Basit Ameliyat Geçirenlerin Yaşadığı 10 Hüzünlü Durum
Ameliyatın büyüğü küçüğü olmaz farkındayız, ancak açık kalp ameliyatı ile bademcik ameliyatını aynı klasmanda değerlendirmek de olmaz. İşte toplumda yerleşmiş olan bu algının bir sonucu olarak bademcik, apandisit, kıl dönmesi, vb. nispeten daha kolay ve toplumun geniş kesiminin tecrübe ettiği bir ameliyatı geçiren kişilerin yaşadığı, yaşamayanın bilmediği gizli hüzünler vardır. Bir daha ki sefere, bademcik ameliyatı olmuş arkadaşınızı, akrabanızı, vs. ziyarete gitmeden önce bunları bilmenizde fayda olabilir.
Kanserden Korunmanın 12 Yolu
Kanser, kaçınılmaz bir kader olmak zorunda değil. Bilim insanları kesin olarak hastalığın tetikleyicilerini biliyor. Herkes en büyük tehlike olarak görülen kansere karşı bir şeyler yapabilir.
Reklam
Semizotu Faydaları Nelerdir?
Doğada bulunan çok sayıda bitkinin günümüzde çok sayıda rahatsızlık için tedavi edici özeliklikle sahip olduğu bilinmektedir. Şifalı bitkiler dendiği kişilerin aklına günlük hayatta kolaylıkla bulunmayan ve her insanın tanımadığı bitkiler gelmektedir. Oysaki durum bunun tamam tersidir; semizotu gibi herkesin çok iyi bildiği ve kolaylık ile temin edebildiği bitkilerin çok sayıda tedavi edici özelliği bulunmaktadır.Semizotu günümüzde marketlerde ve pazarlarda satılmaktadır. Bu bitki çiğ şekilde tüketilebildiği gibi yoğurtla veya salata şeklinde de tüketilebilmektedir. Zayıflamak isteyenler için oldukça ideal bir besin olan bu bitki aynı zamanda şeker hastalığından doğan susuzluk sorununa da çözüm olmaktadır.Semizotu içerdiği yüksek miktardaki A vitami sayesinde karaciğer rahatsızlıklarında tedavi edici özelliği bulunmaktadır.Buna ek olarak kandaki toksik maddeleri temizlemekte ve idrar söktürücü olarak da kullanılabilmektedir. Hayvansal gıdalarda bulunan Omega 3 yağ asitleri de bu bitki sayesinde alınabilmektedir. Sahip olduğu yüksek miktardaki lif yapısı sayesinde de kabızlık sorunu çekenler için de oldukça ideal bir yiyecek olmaktadır.
Düzenli Kahve İçenlerin Damarları 'Daha Temiz'
Güney Koreli araştırmacılara göre kalp hastalıklarına yol açan damar tıkanıklığının önüne geçilmesinde günde birkaç fincan kahve içilmesi yararlı olabilir.Güney Kore'de, iş yerlerinde düzenli sağlık kontrolünden geçen 25 bin kadın ve erkeğin incelenmesi sonucunda, günde 3-5 fincan kahve içenlerde, kalp hastalıklarının ilk işaretleri daha az görüldü.Bu sonuç, kahvenin kalp için yararlı mı, zararlı mı olduğu tartışmalarını yeniden başlatacak.Kahvenin kalp sağlığı üzerindeki etkileri konusunda büyük bir karışıklık mevcut.Kimi araştırmalarda kahve tüketimiyle yüksek kolesterol ve tansiyon gibi kalp hastalığı tehlikesi yaratan etmenler arasında ilişki saptanmış; kimi araştırmalarsa kahvenin kalp hastalığına karşı koruyucu nitelik taşıdığını ortaya koymuştu.Kahvenin yarar ve zararları konusunda kesin bir sonuç elde edilemezken, Heart dergisinde yayımlanan son araştırma tartışmalara bir yenisini ekleyecek.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Kulübü 3. Psikoloji Günleri 'Travma'
İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Kulübü'nün bu yılüçüncüsünü düzenlediği ''Psikoloji Günleri'', 20-21 Şubat 2015 tarihlerindeüniversitemizin Sütlüce Kampüsü'nde gerçekleşti. 3.Psikoloji Günleri'nealanında uzman 12 konuşmacı ve 500'e yakın misafir katıldı. Teması ''travma''olan bu Psikoloji Günleri'nde uzman konuşmacılarla ülkemizde yaşanan songelişmeleri tartışma fırsatı elde edildi. Türk Psikologlar Derneği'nin Soma'daçalışan ekibinden isimlerle Soma faciasının konuşulduğu panel, en ilgiyledinlenen ve belki de doğru bilinen yanlış şeylerin öğrenilerek en çok şaşırılanoturumlardan biri oldu. Yine geçtiğimiz günlerde haberini aldığımız ve bizleribüyük bir kedere boğan Özgecan Aslan da iki gün boyunca konuşulan konulararasındaydı. Bu 3. Psikoloji Günleri de, Özgecan Aslan'a ve katledilmiş bütünkadınlara,artık kadına şiddetin ve seksist söylemin hakim olmadığı bir dünyadayaşamak temennisiyle ithaf edildi.Bu yazıyı, İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Kulübü Yönetim KuruluÜyeleri, her bir oturumdan akıllarında kalanları kendi yorumlarını da kataraksizlerle paylaşmak için hazırladılar.
Reklam
10 Madde ile Star Trek'in Efsane Karakteri Mr. Spock'ı Canlandıran Leonard Nimoy
Zamanının çok ötesinde sahnelerle bir neslin 'uzay' anlayışını değiştiren, birçok kişiye dünyanın evrende varolan tek şey olmadığını öğreten efsane dizi Star Trek'in en unutulmaz karakteri Mr. Spock dün sabah saatlerinde hayata gözlerini yumdu.Bizler onu aralıksız olarak oynadığı uzay aracı düğmeleri, dizide uzay hakkında yaptığı ilginç yorumlar ve orta parmağı ile yüzük parmağını ayırarak verdiği selam ile asla unutmayacağız!
Açık Alanda Sigara Yasakları Başlıyor
Sağlık Bakanlığı 2015-2018 Tütünle Mücadele Eylem Planı'na açık havada sigara yasaklarıyla başladı. Bakan Mehmet Müezzinoğlu'nun imzasıyla önceki gün illere gönderilen genelgede, çocukların faydalandığı tüm açık alanlarda, yürüyüş yollarında, vatandaşların spor yaptığı aletli egzersiz alanlarında sigara içilemeyecek. Havaalanı, otobüs terminali, tren garı, alışveriş merkezi, sinema, tiyatro, sağlık kurum ve kuruluşu gibi insanların yoğun olduğu yerlerin giriş kapılarına asgari 5 metre mesafede olacak şekilde sigara tüketilemeyecek. Kamu kurum ve kuruluşlarının açık alanlarının sadece yüzde 30'unda sigara içmeye izin verilecek. Aynı kurumlarda sigara içme alanları giriş kapısının 10 metre uzağında olacak. Denetim için her türlü personel ve lojistik destek sağlanacak. Kapalı alanda sigara içilmesine hiçbir şekilde müsaade edilmeyecek. Kamu kurumlarında iyasağa uymayanlara idari işlem uygulanacak. Üniversitelerde sadece belirli alanlarında sigara içimine izin verilecek. Kamu kurum ve kuruluşlarında halk sağlığı müdürlüklerince koordineli olarak sigara bırakma kampanyaları düzenlenecek. Sigara bırakmanın teşvik edilmesi ve çalışanlarının hiçbirinin sigara içmediği işyerlerinin özendirilmesine çalışılacak.Sabah
Görme Engellilerin Gördüğü Tamamen Karanlık Mıdır?
Genelde görme engellilerin tam bir karanlık deneyimledikleri varsayılır. Ama benim kişisel deneyimim bu varsayımdan oldukça uzak.Görme engelli birinin şimdi kuracağım cümleyi kurması garip gelecek bunu biliyorum. Ama insanlar bana en çok neyi görmeyi özlediğimi sorduklarında, cevabım 'karanlığı' oluyor.Açıklamama izin verin. Ben görme yeteneğini tamamıyle yitirmiş az sayıda insandan biriyim. Tamamen körüm. Tamamen.Görme yetimi 31 sene önce, yanlış yapılmış bir ameliyat neticesinde kaybettim ve görme engelli olduğumu belgeleyen kağıtta hiç bir şekilde ışığı algılayamaz yazıyor.Işığın ortadan kalktığı bir durumda yapılacak olan mantıksal varsayım, kişinin tamamen karanlıkta kalacağıdır. Eğer yorganın altına girerseniz, hiçbirşey göremezsiniz. Gözlerinizi kaparsanız herşey siyaha döner. O zaman kör, eşittir siyah? Mantıklı geliyor değil mi? Değil.Her ne kadar gözlerimle beynimin bağlantısı kesilmiş de olsa, dünyam siyaha dönüşmüş gibi değil.Körlük ve karanlıkla ilgili tüm metaforlar, benzerlikler ve edebiyatın bitmesi gerek aslında. Gördüğüm şey karanlık değil çünkü. Hatta tam tersi.Peki, 3 boyutlu teknikolor görüş kaybolduğunda yerine ne gelir? Cevap, en azından benim durumumda, ışık. Çok fazla ışık. Parlak, rengarenk, sürekli değişen ve sıklıkla dikkat dağıtan, ışık.Nasıl anlatsam. Denemeye çalışayım. Şu anda koyu kahverengi bir zemin üzerine, önde ve merkezde turkuaz ışıldamalar var. Hatta şu anda yeşile dönüştü. Şu anda üzerinde sarı benekler olan parlak maviye ve tüm manzarayı kaplama tehlikesi gösteren turuncu da var.Görüşümün geri kalan kısmında ezilmiş geometrik şekiller, karalamalar ve bulutlar ve ben tarif edemeden değişiyorlar. Bir saat sonra gelin, bambaşka olacaklar.Tüm bu dağınıklıktan kaçmak için gözlerimi kapatsam, birşey değişmiyor. Hiç gitmiyorlar.Karanlığa yakın olan o zamanları özlüyorum. Gece dışarıda yürümek ve sokak lambalarına bakmak, ateş yanan bir odadaki gölgeler, ya da gece vakti babamın arabasının arka koltuğunda eve giderken karanlık sokaklardaki kedilerin gözlerini yakalamak.Kafamın içine yerleşmiş olan havai fişek gösterisi hiç bitmediği için, bu yaşadıklarıma bir tür görsel kulak çınlaması diyorum.Kör olduğumda gözlerimin önündeki bu parlak renk cümbüşünün gözlerimin tekrar görmeye başlama çabası olduğunu düşünmüştüm. Bu bana umut vermişti ve bu duruma hayran oluyordum. Oturup izliyordum onları. Şimdi ise biliyorum ki beynim, kendisine iletilen herhangi bir resim olmadığı için kendisi resimler üretiyor.Görmeyen diğer insanların da benimkine benzer şeyler görüp görmediğini merak ediyorum.BBC Türkçe
Reklam
'Şiddet Önce Aileden Öğreniliyor'
OMÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hatice Özyıldız Güz, şiddetin biyolojik nedenleri arasında testosteron adı verilen erkeklik hormonlarının etkisi, seratonin adı verilen beyin düzenleyicilerde değişiklikler veya beyin dalgalarında bozulma gibi bir çok etken olduğunu söyledi. Prof. Dr. Güz, şizofreni, manik atak gibi bazı akıl hastalıkları ile antisosyal kişilik bozukluğunun psikiyatrik hastalıklara bağlı şiddet nedenlerinin başında geldiğini dile getirdi.ŞİDDET ÖNCE AİLEDEN ÖĞRENİLİYORAynı zamanda şiddetin öğrenilen bir davranış olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Güz, 'En önemli öğrenme kaynağı ise, şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesidir. Çocukluk ve gençlik dönemlerinde, aile içi şiddetin uygulandığı bir ortamda yetişenlerin, şiddet gösterme eğilimine sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca şiddetin, toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı olarak kabul edilmesi ve kuşaktan kuşağa aktarılması da sosyal bir neden olarak kabul edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında bazı toplumlarda şiddetin daha fazla özellikle kadına yönelik şiddetin daha çok olduğu görülmektedir. 'Kızını dövmeyen dizini döver' atasözü ise bizim toplumumuzda kadının niye şiddete uğradığı gösteren basit bir söz gibi gözükse de ardında yerleşmiş inançları olan bir sözdür' diye konuştu.ŞİDDET ERKEKLERDE DAHA FAZLAProf. Dr. Güz, toplumların sahip oldukları iletişim becerilerinin yetersizliği, duygu ve düşüncelerin kışkırtıcı biçimlerde ifade edilmesi alışkanlığı, bilinçsizce yapılan suçlamalar, hatalı namus ve ahlak anlayışları da şiddetin sosyal nedenleri arasında sayılabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Güz, 'Yoksulluk, hayat karşısında şanssız olmak, beklentilerin ve kazanılmış niteliklerin yoksunluğu gibi sosyo-ekonomik baskı unsurları da şiddet uygulamasına neden olabilir. Şiddetin türleri arasında kadına yönelik, çocuğa, yaşlılara yönelik şiddet aile içi şiddet olduğu gibi, intihar da kişinin kendine yönelik şiddetidir. Her bireyin kontrol altına almayı öğrenmesi gereken dürtülerin başında şiddet ve saldırganlık gelir. En başta engellenme olmak üzere günlük yaşamda karşılaşılan sorunlar, iletişim kuramama ve çatışmalar öfke ve şiddete yol açar. Erkeklerde daha sık olmasının nedeni hormonların yanı sıra yanlış çevre koşulları ve yanlış öğrenmelerdir' diyerek şöyle devam etti:'Küçük erkek çocuklarına tabanca alınması, boks oyunun önde olması, günümüzde bilgisayar oyunlarında yoğun miktarda savaş ve dövüş olması nedenler arasındadır. Yanlış modellerin yanı sıra disiplin eksikliği, bağlanma sorunları da çocukların şiddete meyilli olmasına neden olmaktadır. Aslında şiddet kendine güvensizliğin bir göstergesidir.'
Çay Kemikleri Güçlendiriyor
Osteoporoz adı verilen ve yaşı ilerlemiş insanlarda görülen kemik kaybı ve zayıflaması olarak tanımlanan hastalığa karşı siyah çay içmenin faydalı olduğu söylendi.Osaka Üniversitesi’nde yapılan ve Keizo Nishikawa tarafından yönetilen araştırmada siyah çayda theaflavin-3 denilen bir antioksidant maddenin kemik dokusuna zarar veren metiltransferas adlı enzimi yok ettiği ve bu şekilde kemiklerin dokusunun güçlü kaldığı tespit edildi.Japon bilimadamlarının açıklamasına göre fark edilebilir bir gelişme meydana gelmesi için 60 kilo olan bir yetişkinin kemik dokusunu güçlendirmek için üç gün içerisinde 60 fincan çay içmesi gerekiyor.
Reklam
Göbek Deliği Yağı ile Yüze Gençlik Aşısı!
Son yıllarda özellikle kök hücreden zengin yağ hücresi uygulamaları anti aging tedaviler arasında en çok tercih edilen yöntemler oldu belirtildi. Nanofat uygulaması adı verilen yeni yöntem, göbek deliği çevresi, kasık içi ve diz içi yağlarından elde ediliyor. Özellikle göz kapağı çevresi için iddialı bir estetik yöntem olduğu belirtilen Nanofat uygulamasına yönelik bilinmeyenleri Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar anlattı. Prof. Dr. Karacalar, 2001 yılında yağ hücrelerinin çok önemli bir kök hücre kaynağı olduğunun saptandığını belirtirken, şunları söyledi:'O yıla kadar yapılan ve etkili olan makrofat yağ hücre transferleri bu gelişmenin ardından değişmeye başladı. Yağ hücreleri kök hücrece zenginleştirilerek verilmesi etki süresini uzatırken tamir gücünü de artırdı. Kemik iliğinden elde edilmesi daha zor olan kök hücreler yağ dokusundan kolayca ve neredeyse aynı miktarda kemik iliğinin 1000 katı kadar elde edilmeye başlandı. Kök hücreden zengin yağ hücresi uygulamaları mikrofat yağ enjeksiyonu özellikle yüz gençleştirmede yüzün genelinde oranları sağlamada, volumetrik yüz germede, doku kalitesini arttırmada etkili oldu. Ancak cildin en üst tabakası, göz çevresi, boyun ve üst dudak gibi bölgelerde uygulama yetersiz kaldı. Nanofat uygulamasının gelişmesi ile daha önce hücre yapılamayan bölge ve katmanlara da hücre verilmeye başlandı. Öncelikle ince bir kanülle lokal anestezi altında yağ hücreleri elde ediliyor. Diz içi, kasık içi ve göbek deliği çevresi nanofat için en ideal bölgelerdir. Elde edilen yağ hücreleri özel bazı aparatlar ile emülsifakasyon işlemine tabi tutuluyor ve nanofat adı verilen karışıma dönüştürülüyor.'CANLANDIRMA, GERME VE LEKE AZALTMA AYNI ANDANanofat uygulamasının etkilerinin 1-3 ay arası başladığını belirten Prof. Dr. Ahmet Karacalar, 'Cildi canlandırıcı, lekelerin azaltılması ve germe etkileri vardır. Çok ince iğnelerle cildin üst tabaka kırışıklıklarına, hasar görmüş, incelmiş ve kalitesi azalmış her deri bölümüne, göz kapağı derisine, boyun derisine enjekte ediliyor. Bilimsel çalışmalar nanofat içerisinde yağ hücresinin kalmadığını ve temel olarak kök hücreden oluştuğunu göstermiştir. Nanofat içerisinde bulunan sitokin adı verilen maddenin growth faktör açığa çıkmasına neden olan bir süreci başlattığı ve bununda hasarlı dokunun tamiri için önemli olduğunu göstermiştir. Kişide hacim kaybı varsa, kök hücreden zengin mikrofat yöntemi ile birlikte kullanılması uygundur. Yüz germe gibi operasyonlara da eklenebilir. Yüz gençleştirme işlemlerinde bütünü bozmamak için her tabakaya yönelik işlemlerin eklenmesinde yarar var' dedi.
Manyas Kuş Cenneti 'Ekolojik Krize Sürükleniyor'
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Manyas Kuş Cenneti’ne 8 kilometre mesafedeki arazilere çok sayıda sanayi tesisi kurulmasına vize verdi. Çevre Mühendisleri Odası'ndan Bozoğlu, “Ekolojik krize sürükleniyoruz” dediÇanakkale’nin kuzey kıyı bandında, Akdeniz foklarının yaşam alanında yüzlerce ithal kömürle çalışan termik santral yapımına izin verdiği için çevre örgütlerini ayağa kaldıran Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100 bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın, Manyas Kuş Cenneti’ni de tehdit ettiği ortaya çıktı. Evin Demirtaş'ın Milliyet'te yer alan haberine göre, tartışmalı Çevre Düzeni Planı, Manyas Kuş Cenneti’ne kuş uçuşu 8 kilometre mesafedeki 1. derece tarım arazilerine çok sayıda sanayi tesisi kurulmasına izin verdi.‘Mahkemeye taşıyacağız’Milliyet’e konuşan Çevre Mühendisleri Odası Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Başkanı Baran Bozoğlu, planı mahkemeye taşıyacaklarını belirterek, şunları kaydetti:“Manyas Kuş Cenneti’nin nesli tükenmekte olan kuşları, büyük risk altında. Kuş göç yolu üzerinde bulunan bu bölge, sanayiye açılamaz. Kurulacak sanayi tesislerinin atık suları arıtılsa bile Marmara Denizi, kirlenecek. Ekolojik krize sürükleniyoruz. Nerede ender bulunan bir kuş popülasyonu var oralara projeler yapılıyor. Artık kuşlarla problemli olduklarını düşüneceğim. Buraya nasıl bir sanayinin yapılacağı alt ölçekli planda belli olacak. Demir-çelik fabrikası, kimyevi tesis, termik santral, doğalgaz çevrim santrali, hatta gizliden nükleer tesis de planlanıyor olabilir.‘Göç başlayacak, nüfus artacak’İster istemez denizin kenarına liman yapacaklar. Oysa Marmara Denizi zaten çok hassas. Bazı yerlerinde 30-50 metrenin altında hayat yok. Balıkların yaşam alanında ciddi değişiklik olacak. Bölge, sanayiye açılınca göç başlayacak ve nüfus artacak. Yeşil alanlar, yapılaşmaya açılacak. Bölgeye ilişkin TÜBİTAK Havza Eylem Planı ve Marmara Denizi Mastır Planı birbiriyle uyumlu değil. Bölgede olabilecek etkiyi baştan analiz etmek için mutlaka Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) hazırlanmalı. Stratejik ÇED, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik taahhütlerimiz arasında, ama Bakanlık, 10 yıldır yönetmelik taslağı olarak bekletiyor. Bölge sanayiye açıldıktan sonra Stratejik ÇED’i hazırlasanız bile iş işten geçer. Bu plan ile Kocaeli Dilovası’ndan daha büyük bir sanayi bölgesi kurmak istiyorlar. Bu, bölgede kanser patlaması anlamına gelir.”Antik kent de tehdit altındaUluslararası Ramsar Sözleşmesi’ne göre koruma altına alınan Manyas Kuş Cenneti, 260 türden 3 milyon göçmen kuşa ev sahipliği yapıyor. Manyas Kuş Cenneti, yazın göç yolunda mola veren ve kuluçkaya yatan gri balıkçıl, kaşıkçı, yaban ördeği, arı kuşu, kukumav, karabatak, atmaca, şahin, çeltikçi, saka ve peçeli baykuşları, kışın ise Kuzey Avrupa ülkelerinden Afrika’ya göç eden binlerce pelikan ve flamingoyu ağırlıyor. Çevre Düzeni Planı, kuleden çıplak gözle ve kapalı devre televizyon sistemi ile ilgiyle izlenen kuşların görsel şöleni ile antik kentleri, temiz denizi ve kumsalı ile önemli bir turizm merkezi olan Erdek’i tehdit ediyor.
'Olağanüstü Grip Salgını Yok'
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, Avrupa'daki grip salgınına ilişkin, 'Şu anda olağanüstü bir salgın, kamuoyunu teyakkuza geçirecek bir durum söz konusu değil' dedi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Mövenpick Otel'de düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Yönlendirme Komitesi Toplantısı'nın kapanış oturumunun ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevapladı.Bir gazetecinin 'Avrupa'da bir grip salgını var. Türkiye'de de var mı şu anda? Bilim Kurulu'nun toplanacağı söylendi' sorusu üzerine Müezzinoğlu, grip salgını açısından kasım, aralık, ocak ve hatta şubat aylarının, diğer yıllardaki aynı dönemlere göre oldukça sakin ve sorunsuz atlatıldığını söyledi.Mehmet Müezzinoğlu, son 10 gündür hekimlerin grip vakalarıyla karşılaştıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:'Birkaç ciddi seyreden vakamız var. Ama şu anda olağanüstü bir salgın durumu söz konusu değil. Bilim Kurulumuz da gerek Fransa'da gerek Almanya'da, Avrupa'daki gidişatı gözlemliyor. Şu anda olağanüstü kamuoyunu teyakkuza geçirecek bir durum söz konusu değil. Özellikle çocuklarımıza, tüm topluma hijyen, özellikle el temizliğine daha çok dikkat etmelerini, diğer taraftan bol sulu gıda almalarını, bir de aşarı yoğunluk ve yorgunluktan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz.''Sınırlarda bir sıkıntı var mı?' şeklindeki soruya Müezzinoğlu, 'Sınırlarda virüsü kontrol edecek halimiz yok. Neticede virüs pasaportlu gelmiyor' karşılığını verdi.'Hastanelerin ruhsat alma ve planlamaya uymak gibi sorumlulukları var'Bakan Müezzinoğlu, LÖSEV'e ilişkin bir soru üzerine, 'LÖSEV ile ilgili daha fazla konuşmak istemiyorum. Neticede Türkiye'de tüm özel, vakıf hastaneleri Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsat alma ve planlamaya uymak gibi bir görevi ve sorumluluğu var. O zaman Sağlık Bakanlığı'nın bir anlamı olmaz. Ruhsatlandırma gibi bir yetki Bakanlıkta ise Türkiye'ni,n 78 milyonun sağlığından sorumlu olarak Sağlık Bakanlığı varsa herkes Sağlık Bakanlığı'nın planlamalarına uymak zorunda' ifadelerini kullandı.LÖSEV yönetiminin baştan Sağlık Bakanlığı'na yaptığı müracaatın arkasında durması gerektiğini dile getiren Müezzinoğlu, yapılan müracaatın karşılığının verildiğini aktardı.Müezzinoğlu, bir gazetecinin, 'LÖSEV Başkanı'nın 'Cumhurbaşkanı, Başbakan izin ver' der şeklinde bir değerlendirmesi var. Neler düşünüyorsunuz?' şeklindeki soruyu şöyle yanıtladı:'Demokratik ülkelerde, Türkiye'de, hukuk devletlerinde farklı makamları bu işlerin aracı yapmak doğru değil. Burada bir lösemili çocuklarımız bu anlamda kullanılıyor. İki, aileleri kullanılıyor. Ondan sonra diğer makamlar kullanılmaya çalışılıyor. Kamuoyu baskısı yapılarak kullanılmaya çalışılıyor. Ülkemizde (her yıl) 900 lösemili çocuğumuz var, LÖSEV 40 çocuğumuzu tedavisi yapıyor. Bu anlamda onların bu çocukları tedavi etmelerinden dolayı teşekkür ediyoruz.'Bakan Müezzinoğlu, Sağlık Bakanlığı olarak Türkiye'nin her köşesindeki lösemili çocukları düşünmek zorunda olduklarını vurgulayarak, 'Bu ülkenin toplam 161 çocuk hematoloğu ve onkoloğu var. Biz bunları planlamak durumundayız. Dolayısıyla bu planlamaya da LÖSEV ya da bir başkası uymak durumunda' değerlendirmesinde bulundu.Bir gazetecinin 'Kamuoyunda estirilmeye çalışılan sanki bir hayır kurumunun önü kesiliyormuş algısında, rantın gizlenme amacı olabilir mi?' şeklinde sorusuna Müezzinoğlu, şu karşılığı verdi:'Onu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Herhangi bir özel sektör, vakıf ya da dernek bir sağlık kuruluşu açacak ise bu planlamalarına uymak durumunda ve ruhsat alma durumunda. Bu planlamalarla ilgili bize 2-3 yıl önce yaptıkları taleplere biz cevap vermişiz. 50 yataklı. Sonra bizim ihtiyacımız daha çok demişler, 100 yatağa izin vermişiz. Ama biz binayı 400 yatak yaptık denirse bu olmaz. Dolayısıyla demokratik ülkelerde, bu şekilde bir algı operasyonunu doğru bulmuyorum.''Kürtaj tıbbi bir karardır'Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, 'İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi'ndeki kürtaj iznine ilişkin neler söyleyeceksiniz' şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti:'Kürtajla ilgili karar, idari bir karar değildir. Dolayısıyla Sağlık Bakanı'nı veya yöneticilerinin vereceği bir karar değildir. Bu tıbbı bir karardır. Hekim veya konsey karar verir. Dolayısıyla burada hekim arkadaşımız gerekli takipleri yaptıktan sonra bir izin konusunda tıbbi endikasyon konusunda bir şey varsa bunu bilim kuruluna götürür ve o da karar verir. Buralarda yanlış kararlar verildiyse ya da uygulamalar yapıldıysa biz idari veya mesleki inceleme başlatırız. Burada da öyle bir şey söz konusu değil.'AA
Gölgede Bile Cilt Kanseri Olma Riski Var!
Güneşin altında zaman geçirdikten sonra, şemsiyenin gölgesine çekilmek ani bir serinleme hissine yol açabilir. Fakat, yeni yapılan bir araştırmaya göre deri hücreleri güneşe belirli bir süre maruz kaldıktan sonra tamamen karanlık bir ortama geçilse dahi, ultraviyole ışınları tarafından uyarılan moleküller yüzünden güneşin, deri DNA’sı üzerine zararlı etkileri saatlerce devam ediyor.Güneşten gelen ultraviyole ışınlar deri hücreleriyle temas ettiğinde, radyasyon genlere zarar verir ve bu da DNA’nın yapı blokları arasında ekstra kimyasal bağların oluşmasına yol açar. Zaman geçtikçe bu genetik değişiklikler cilt kanserine yani ”melanom”a yol açabilir. Fakat, Yale Üniversitesinden radyoloji araştırmacısı Douglas Brash’ın sayesinde bu konu hakkında bildiklerimize yeni bir şey daha eklendi. Güneş kaynaklı genetik değişikliklerin zamanlamasını inceleyen Brash, DNA içerisinde oluşan ekstra bağların oluşumunun güneş ışınlarından uzaklaştıktan sonra da devam ettiğini fark etti. Hatta öyle ki, güneş ışığına maruz kaldıktan 3 saat sonraya kadar bile DNA’da olan hasarlar artmaya devam ediyordu.Araştırmanın bulgularına göre, ultraviyole ışınların zararlarının kalıcılığı, deriye rengini veren melanin pigmenti ile doğrudan bağlantılı. Koyu ten rengine sahip insanlarda bulunan yüksek seviyedeki melanin, aynı zamanda cilt kanseri için de koruyucu konumunda. Çünkü, melanin ultraviyole enerjiyi absorbe ederek, DNA’nın zarar görmesini engelliyor. Fakat, Brash’in bulgularına göre bu pigmentin ikinci bir rolü daha var. Ultraviyole ışınlar deriye temas ettiği zaman, melanin pigmentini uyarılmış seviyeye taşıyan bir dizi reaksiyona yol açıyor. Saatler sonra, tamamen karanlık bir ortamda olunsa bile, uyarılmış melaninden gelen enerji DNA’ya zarar vermeye devam ediyor.Bu noktaya kadar okuduğunuzda kafanızı karıştırabilecek nokta aslında araştırmanın en ilginç noktası. Yani, melanin pigmentine sahip olmayan insanlar, bu pigmentin koruyucu etkilerinden de dolayısıyla faydalanamıyorlar. Fakat, uyarılmış melaninin uzun süreli zararlarına da maruz kalmıyorlar.Araştırma ayrıca cilt kanserinden korunmak için de yeni bir yol öneriyor. Brash’a göre uyarılmış melanindeki enerji, DNA’ya zarar vermeden, başka bir yere aktarılabilirse cilt kanserinden korunmak da mümkün olabilir. Ayrıca, yayınlanan bu çalışmadaki araştırmacıların ürettiği E vitamini losyonun da, güneşin uzun süreli zararlarından korunmaya fayda sağladığı öne sürülüyor. Brash bu losyon hakkında bilgi verirken , E vitaminin hala kesin bir çözüm olmadığını, güneşten koruma sağlamak için daha verimli bileşiklerin elde edilebileceğini de ekliyor. Bu araştırma sayesinde yakın zamanda piyasalar, yeni nesil ve güneşin ertelenmiş etkilerini en aza indirdiğini iddia eden deri kanseri önleyicileriyle tanışacağa benziyor.Referans:Chemiexcitation of melanin derivatives induces DNA photoproducts long after UV exposure; Sanjay Premi, Silvia Wallisch,Camila M. Mano, Adam B. Weiner, Antonella Bacchiocchi, Kazumasa Wakamatsu, Etelvino J. H. Bechara, Ruth Halaban, Thierry Douki, and Douglas E. Brash,Science 20 February 2015: 347 (6224), 842-847. [DOI:10.1126/science.1256022]
Reklam