onedio
Grafikli - Dünyada Her Yıl 1 Milyondan Fazla Kişi Sigara İçmemesine Rağmen Dumanı Nedeniyle Ölüyor
ANKARA (AA) - GÖKHAN VARAN - Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verilerine göre dünya genelinde her yıl, sigara içmeyen 1 milyondan fazla kişi, 20'den fazla farklı kanser türü ve diğer birçok rahatsızlık açısından önemli bir risk faktörü oluşturan sigaranın dumanı ile bağlantılı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.Sigaranın zararları konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak ve tütünle mücadele etmek amacıyla, 1987 yılından bu yana 9 Şubat tarihi, DSÖ'nün girişimiyle 'Dünya Sigarayı Bırakma Günü' olarak anılıyor.AA muhabirinin DSÖ verilerinden derlediği bilgilere göre, tütün mamulleri, tüketicilerinin yarısından fazlasının hayatını kaybetmesine yol açıyor.Sigara içenlerin yüzde 80'i düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyorDünyada 1 milyarın üzerinde kişi sigara içiyor ve bu kişilerin yüzde 80'i az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.Türkiye'de ise 15 milyondan fazla kişi sigara tüketiyor ve her sene ortalama 100 bin kişi tütün kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybediyor.Sigaraya bağlı ölümlerin çoğu, genellikle yoğun tütün endüstrisi müdahalesinin ve pazarlamasının hedefi olan düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana geliyor.Yapılan bazı araştırmalarda, tütün kullanıcılarının sigarayı bırakmak için yardıma ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Bulgular, çok az sayıda sigara tüketicisinin tütün kullanımının getirdiği sağlık risklerini anladığını gösteriyor. Bununla birlikte sigara içenlerin çoğu, tütünün tehlikelerinin farkına vardığında sigarayı bırakmak istiyor ancak bu konuda gerekli desteğin alınamadığı durumlarda sigarayı bırakmak isteyenlerin yalnızca yüzde 4'ü başarılı oluyor.Tütün, sigara içmeyenler için de ölümcül olabiliyorDünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi tütün ürünü kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin 7 milyondan fazlası doğrudan tütün kullanımına bağlı iken, 1 milyondan fazla kişi ise tütün ürünü kullanmadığı halde sigara dumanına maruz kalmaktan kaynaklanan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu durum aynı zamanda çocuklar için de ciddi tehlike oluşturuyor. Dünyadaki çocukların yarısı sigara dumanının kirlettiği havayı soluyor ve buna bağlı olarak her sene 65 bin çocuk, sigara dumanına bağlı hastalıklardan ötürü hayatını kaybediyor. Hamilelerin sigara içmesi, bebekler için ömür boyu sıkıntısını çekeceği sağlık sorunlarına sebebiyet veriyor.Tütün, bağımlılık yapması sebebiyle hane halkı gelirini de ciddi manada olumsuz etkiliyor ve sağlığı kötüleştirdiği gibi yoksullaşmaya da kapı aralıyor.Tütüne olan talebi azaltmak için sigarayı bırakmayı teşvik eden 'dumansız' yasalar, resimli sağlık uyarıları, tütün tüketimine ilişkin reklam ve promosyon yasakları ve tütün tüketimine ilişkin getirilecek vergiler gibi temel önlemler ön plana çıkıyor.Tütün fiyatlarında yüzde 10'luk bir artışın, yüksek gelirli ülkelerde yüzde 4, düşük ve orta gelirli ülkelerde yüzde 5 civarı tüketimi azaltacağı tahmin ediliyor.En çok sigara tüketen ülkeler listesinde başı, yüzde 47,4 ile Kiribati çekiyor. Bu ülkeyi, Karadağ (yüzde 46), Yunanistan (yüzde 43,7), Doğu Timor (yüzde 42,2), Rusya (yüzde 40,9) ve Nauru (yüzde 40) ile takip ediyor.
Oxford'daki Kariyerini Bırakan Bilim İnsanı Üniversitedeki Genç Beyinlere Örnek Oluyor
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - Oxford Üniversitesindeki kariyerini bırakıp, mezun olduğu Ege Üniversitesinde (EÜ) KOAH, astım ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) hastalıklarının erken teşhisinde kullanılacak 'akciğer görüntüleme cihazı' üzerine çalışma yürüten Doktor Öğretim Üyesi Özkan Doğanay, oluşturduğu 20 kişilik genç araştırma grubuna liderlik ediyor.İzmirli 38 yaşındaki, 2 çocuk babası Doğanay, 2007 yılında Ege Üniversitesi Fizik Bölümü'nden mezun olduktan sonra Kanada'nın Toronto kentindeki Ryerson Üniversitesinde burslu yüksek lisans eğitimi aldı. Akciğer görüntüleme sistemleri üzerine çalışmalar yapan Doğanay, yüksek lisansın ardından bir yıl boyunca aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak çalıştı. Doktorasını da yine Kanada'da bulunan Western Ontario Üniversitesinde tamamlayan Türk bilim insanı, çalışmalarıyla ulusal kanser araştırma bursunu kazandı. Manyetik rezonans görüntüleme ile radyasyona bağlı akciğer pnomöni erken tanı ve teşhisini sağlayacak teknikler geliştiren Doğanay, 2015 yılında gelen teklif üzerine İngiltere'de bulunan Oxford Üniversitesine geçti. Doğanay, İngiltere'de de akciğer hastalıklarının erken tanı ve teşhisi için görüntüleme teknikleri üzerine çalışmalarda bulundu.EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak'ın daveti üzerine bilimsel çalışmalarını mezun olduğu üniversitede sürdürme kararı alan Doğanay, 2019'da TÜBİTAK tarafından yürütülen 'Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı' kapsamında Türkiye'ye döndü. Çalışmalarına, EÜ Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde TÜBİTAK ve üniversitenin beraber kurduğu akciğer görüntüleme laboratuvarında devam eden Doğanay'a 20 öğrenci de eşlik ediyor. Özkan Doğanay, AA muhabirine, yurt dışına giderken hep aklının bir köşesinde ülkesine geri dönme fikrinin olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başlattığı milli teknoloji hamlesinin Türkiye'ye dönme kararı almasında etkili olduğunu vurgulayan Doğanay, 'Türkiye son yıllarda geliştirdiği teknolojilerle çok başarılı işler yapıyor. Mezun olduğum Ege Üniversitesindeki çalışmaları da hep takip ediyordum. Rektörümüzün daveti üzerine Türkiye'ye dönme kararı aldım. Ne kadar doğru bir karar aldığımı bir yıldır yaşayarak görüyorum.' diye konuştu. Türkiye'ye dönme kararı aldığında eşinin de kendisine destek verdiğini anlatan Doğanay, özellikle çocuklarının çok mutlu olduğunu ifade etti. İngiltere'de beraber çalıştığı bilim insanlarının verdiği karara şaşırdığını belirten Doğanay, şöyle konuştu:'Hocalarım bu durumu iyi karşılamadı ama sonuçta bu benim kararımdı. Türkiye'de geliştirdiğimiz görüntüleme teknolojileriyle ilgili beraber çalışmaya devam ediyoruz. Görüntüleme laboratuvarında KOAH, astım ve Kovid-19 hastalıklarının erken tanı ve teşhisi için akciğer görüntüleme cihazı geliştirme çalışmalarına devam ediyoruz. Başarmak için gece-gündüz çalışıyoruz. Öğrenci arkadaşlarımız da çok heyecanlı, sonucun iyi olacağından hiç şüphemiz yok. Şu anda cihazın prototipini hazırlama çalışmaları devam ediyor, yakında güzel haber vereceğimizi düşünüyorum.'Türkiye'ye döndükten sonra bilimsel çalışmalara çok daha heyecan duyduğuna işaret eden Doğanay, ülkesine hizmet ettiği için mutluluk yaşadığını dile getirdi. Yurt dışında bulunan Türk bilim insanlarına çağrıda bulunan Doğanay, 'Rektörümüz Necdet bey, beni telefonla davet etti, 'her zaman yanımda olacaklarını' söyledi. Ben de hiç düşünmeden TÜBİTAK'ın başlattığı projeye başvurdum. Üniversitelerin kapıları onlara açık. Projelerine destek veriliyor. Çok iyi çalışma imkanları sağlanıyor.' ifadelerini kullandı. Doğanay ile aynı laboratuvarda görev yapan Elif Soya ise ondan çok şey öğrendiğini anlatırken, 'Ben geri dönmesinden çok korktum ama o hiç zorluk yaşamadan, bize örnek olmak için çalışmalarına devam ediyor.' dedi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yerli teknolojilere çok önem verdiğine dikkati çekerek şunları kaydetti:'Özkan beyi bir telefonla üniversitemize davet ettik. O da bizi kırmadı. Artık çalışmalarına EÜ çatısı altında devam ediyor. Özkan bey yurt dışından geldi, yaptığı çalışmalarla bir yılda gençlerden oluşan 20 kişilik bilimsel araştırma grubu oluşturarak çok önemli çalışmalara imza atmaya başladı. Yapacağı her projede sonuna kadar yanındayız.'
Uzmanlar Uyardı! Koronavirüse Yakalanma Riskini 5 Kat Artırıyor
Elektronik sigara kullanan kişilerin koronavirüse yakalanma riski 5 kat daha fazla. Amerika’da yapılan bu araştırmanın sonuçlarının korkutucu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu uyardı. Akkoyunlu, “Elektronik sigara kullanırken ortamda maskeler indiriliyor, tedbirsiz davranılıyor. Dumanı derin çekme ile ortamdaki havayı virüs parçacıkları da daha derin çekilmiş oluyor. Birde üstüne varyant virüsün eklenmesi ile koronavirüsün bulaş riski kat kat artıyor” dedi.
Akciğer Kanseri Vakalarının Yüzde 95'İnden Sigara Sorumlu
İSTANBUL (AA) - GÜÇ GÖNEL SAĞIROĞLU - Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker, akciğer kanseri vakalarının yüzde 95'inden çoğunun sigara bağımlısı olduğunu söyledi.Prof. Dr. Erdem Göker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akciğer kanserinin sigarayla birebir ilişkili bir hastalık olduğunu ifade etti. Sigara içen birisinin, başka hiçbir sebep aramadan akciğer kanseri olabileceğini kabullenmiş olması gerektiğini vurgulayan Göker, 'Sadece akciğerlerle de kalmıyor. Ağzın içini, yutak, gırtlak ve tüm solunum yollarını kalıcı olarak etkiliyor. Sigara dumanı su buharı da değil. O dumanın içinde çok değişik kimyasal yapılar var. Sigara içen bir kişi, birçok toksik maddeyi bir nefes almış oluyorlar. Ayrıca akciğerlerde kalıcı hasar yapıyor. KOAH, astımın tetiklenmesi gibi birçok akciğer hastalığı üzerinde de ciddi zararlı etkisi var.' dedi.Sigaranın etkisinin, içilen sigara miktarı, kullanım süresi ve başlangıç yaşıyla ilişkili olduğunun altını çizen Prof. Dr. Göker, sözlerini şöyle sürdürdü:'Akciğer kanseri vakalarının yüzde 95'inden çoğu sigara bağımlısı. Sigarayı 20 yıl kullandığınızda bir risk oluşuyor, sonra bıraktınız, 30 yıldır da sigara içmiyorsunuz ama akciğer kanseri olma riskiniz hiçbir zaman sıfıra inmiyor. Sigara içmeyen kişiler de akciğer kanseri olur, ama bir kişiyi 'Sigara içmiyor' diye tanımlamamız için sigara dumanına hiç maruz kalmaması gerekiyor. Kendisi içmiyor ama evde sigara içen başkası varsa aynı risk o kişi için de geçerli. Hiç sigara içmemiş ve sigara dumanına maruz kalmamış kişilerin bütün akciğer kanseri vakaları arasındaki oranı yüzde 5-7 arasında. Bunlar nedeni bilinmeyen kanser türleri. Bu grup dışındakilerin neredeyse tamamında akciğer kanserinden doğrudan doğruya sigara sorumlu.''Pasif içiciler de akciğer kanseri açısından risk altında'Akciğer kanseri açısından pasif içiciler ile aktif sigara içenlerin riskinin aynı olduğunun altını çizen Göker, geçmiş yıllarda otobüs ve uçaklarda sigara içilmesini hatırlattı.ABD'de uçaklarda sigara yasağının gelmesinde, dumana maruz kalan ve kansere yakalanan hosteslerin açtığı tazminat davalarının etkili olduğunu anlatan Prof. Dr. Göker, 'Hiç sigara içmiyorsunuz ama yanınızda sigara içen birisi var, sürekli onunla yaşıyorsunuz. O sigara içen kadar sizin de riskiniz var.' dedi.'Light' olarak tabir edilen ve şekil olarak ince sigaraların da riski azaltmadığını vurgulayan Göker, en incesi de olsa içinde bulunan kimyasalların aynı olduğunun altını çizdi. 'Günde bir tane kahvenin yanında içiyorum.' diyenlerin de akciğer kanseri riskinden kurtulamadığını dile getiren Göker, 'Sigarayı günde bir taneye kadar düşürdüyseniz o sigarayı da içmeyiverin. Çünkü içinize çekeceğiniz her duman akciğer kanseri açısından risk.' ifadelerini kullandı.Sigarayı bıraktıktan sonra kanser riski azalıyorProf. Dr. Erdem Göker, sigaranın bırakılmasının ardından her yıl akciğer kanseri riskinin azaldığını da vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:'Diyelim ki 20 yıl önce sigarayı bıraktınız, sizin kadar sigara içen birisiyle yan yana geldiniz. Sigara içmeye devam edenin riski size göre 10-12 kat daha fazla. 10 yıllık bırakma süresinden sonra akciğer kanserine yakalanma riski 10 kat azalıyor ama riskiniz hiç sigara içmeyene göre hala yüksek. Onun için sigarayı bırakmaktansa sigarayı başlamamak üzerine bütün kampanyalarımızı yapıyoruz. Küçük hücreli akciğer kanseri denilen bir tip var. Bu tipte teşhis konulduğu anda hasta sigarayı bırakırsa tedavi başarımız yüzde 10 artıyor ama sigara içmeye devam ederse başarı şansımız da yüzde 10 azalıyor.'Akciğer kanserinin belirtileri neler?Prof. Dr. Erdem Göker, akciğer kanserinin belirli 'alarm semptomları' olduğunun altını çizdi. Bunların başında balgamda kan görülmesinin geldiğini anlatan Göker, şöyle konuştu:'Bunun yanı sıra öksürük şeklinde değişim, kilo kaybı, nefes darlığı diğer belirtiler arasında. Zaten 10 yıldan fazla süre sigara içen herkesin hiçbir bulgu beklemeden belirli aralıklarla kontrol için göğüs hastalıkları uzmanı tarafından görülmesi gerekiyor. Benim önerim, sigara içiyorsanız mutlaka ve mutlaka bırakın. Bırakmadığınız her yıl sizin kanser olarak karşımıza gelmeniz anlamına gelir. Kanserden korkmayın demek yerine sigaradan korkun demeyi tercih ediyorum. Siz içiyor olabilirsiniz ama çocuklarınıza kötü örnek olmayın. Kendinizi düşünmüyorsanız çevrenizdeki insanları düşünün.'
Reklam
Kovid-19 Ölümlerinde Sigara İçenlerin Oranı Yüksek
İSTANBUL (AA) - Türkiye Sigarayla Savaş Derneği Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın, 'Yapılan çalışmalarda yoğun bakımlarda Kovid-19'dan yatanların yüzde 30'unun, ölenlerin ise yüzde 85'inin sigara içtiği tespit edilmiştir' dedi. 9 Şubat Dünya Sigarayı Boykot Günü nedeniyle yazılı açıklama yapan Aydın, sigara kullananların, kullanmayanlara göre Kovid-19'a yakalanma olasılığı açısından 14 kat daha tehlike altında olduğunu belirterek, sigara kullananların diğer insanlara göre yüzlerine ve ağızlarına elleriyle daha fazla dokunduğunu, bu durumun da daha kolay enfekte olmaları anlamına geldiğini aktardı.Sigara içenlerin Kovid-19 hastalığını daha zor atlattığını ve ölüm oranlarının sigara içenlerde daha fazla olduğuna işaret eden Aydın, şunları ifade etti: 'Yapılan çalışmalarda, yoğun bakımlarda Kovid-19'dan yatanların yüzde 30'unun, ölenlerin ise yüzde 85'inin sigara içtiği tespit edilmiştir. Yakın zamanda yapılan çalışmalar, elektronik sigara kapsüllerinin tatlandırılmasında kullanılan 40 kimyasalın akciğer dokusu üzerindeki zararlı etkilerini açıkladı. Elektronik sigaranın genellikle amfizem, reflü hastalığı, kalp hastalığı, akciğer kanseri ve uyku apnesinin habercisi olan horlama ile ilişkili olduğunu göstermiştir.'Açıklamada görüşlerine yer verilen Türkiye Sigarayla Savaş Derneği İcra Kurulu Başkanı Prof. Dr. Melahat Dönmez ise kanser, kalp, damar hastalıkları, idrar kaçırmalar, gebelikte erken doğum, anne karnında bebek ölümleri, düşükler, yüksek tansiyon, düşük doğum ağırlıklı bebek, ani bebek ölümleri gibi sağlık sorunlarının birincil failinin sigara olduğunu belirtti.
"Pandemi Psikolojisinde Aile" Paneli
KONYA (AA) - TBMM Çocuk Hakları Alt Komisyonu Başkanı, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, kadına yönelik şiddetin 83 milyonun sorunu olduğunu belirterek, 'Şiddet hepimizin sorunu, topyekun, bütüncül bakış açısıyla, çözüm odaklı ele almalıyız.' dedi.Katırcıoğlu, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) ve Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) tarafından çevrim içi gerçekleştirilen 'Pandemi Psikolojisinde Aile' konulu panelde, 'Pandemi sürecinde Aile İçi İlişkilere Bakış' konulu sunum yaptı. Katırcıoğlu, sosyolog-Dil Bilimci Nilüfer Cengiz moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, endüstrileşme ile hane halkı büyüklüğünün küçülerek çekirdek aileye doğru artan bir yöneliş gösterdiğini söyledi.'Şiddet hepimizin sorunu'Salgın döneminde yapılan kamuoyu araştırmalarında ortaya çıkan bazı sonuçları paylaşan Katırcıoğlu, 'Salgın döneminde çocuklar, ebeveynleri ile daha fazla vakit geçirme şansı bulmuşlar. Çalışan annelerin çocukları bu konuda mutlular ancak sorunları olan ailelerde sorunların daha da arttığı ortaya çıkmış.' diye konuştu.Aile içi şiddet konusuna da değinen ve 'kadın' konusunun siyasetin istismarı altında olduğunu ifade eden Katırcıoğlu, şöyle devam etti:'Özellikle kadına yönelik şiddet konusunda iktidarı karalamak konusunda, aşağılamak konusunda bir duruş sergiliyoruz. Hayır, bu hepimizin 83 milyonun sorunu, ortak bir sorunumuz. Şiddet hepimizin sorunu, topyekun, bütüncül bakış açısıyla, çözüm odaklı ele almalıyız.''Salgın döneminde aile içi bağlar yüzde 55 oranında güçlendi'Oturumda 'Pandeminin kadın ve aile ilişkileri üzerindeki etkileri' başlıklı sunum yapan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt ise salgın döneminde 5 bin 338 kişi ile yüz yüze yapılan bir araştırmanın sonuçlarını paylaştı.Salgın döneminde aile içi bağların yüzde 55 oranında güçlendiğini ifade eden Bozkurt, araştırmaya göre, özellikle işsizler ve yoksulların yaşadığı sosyo ekonomik sorunların, aile içi iletişim sorunlarına da yansıdığını, bunun da aile içi dayanışmayı olumsuz etkilediğini söyledi.Orta ve orta üst gelir gruplarında ise karantina döneminde aile bağlarının güçlendiğini dile getiren Bozkurt, pandeminin toplumun her kesiminde farklı etkiler ortaya koyduğunu bildirdi. Veysel Bozkurt, pandeminin, devletin koruyucu elini toplumun üzerinde hissettirmesinin, ailenin korunmasında, toplumun kendini güvende hissetmesinde, salgının ortaya koyduğu sorunlarla başa çıkılmasında da son derece önemli bir faktör olduğunu gösterdiğini ifade etti.Panelde son olarak Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülya Terzioğlu da 'Pandemide aile mahremiyetini yeniden düşünmek' konulu bir sunum yaptı.
Reklam
Kadem Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, "Pandemi Psikolojisinde Aile" Panelinde Konuştu:
KONYA (AA) - Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde karantinadan dolayı destek mekanizmalarından ve sosyal çevrelerinden uzak kalan kadınların zor bir süreçten geçtiğini belirterek, 'Dışarıda koronavirüs, içerideyse şiddet yüzünden kurtulamadıkları bir kapana kısıldılar. Bu süreç toplumsal cinsiyet rollerini yeniden düşünmemizi gerektiriyor.' dedi.Bayraktar, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un açılış konuşmasını yaptığı, KADEM ve Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) iş birliğinde düzenlenen 'Pandemi Psikolojisinde Aile' konulu online panelde konuştu. Salgının herkese bulaşan bir virüs tehdidinden öte insanın varoluşsal zeminini etkileyen bir hadise olduğunu ifade eden Bayraktar, 'Karantina, başlı başına insanoğlunun karşılaştığı en zorlayıcı tecrübelerden biri oldu. Kamusal ve özel alan arasındaki çizgi kaybolma noktasına geldi. Bu iki alan uzun zamandır son derece geçişken ve birbirinden ayrılamaz halde. Haliyle bu, pek çok kabulü derinden sarstı. Bu alanların geçişkenliği, birbirlerinin varlıklarını tehdit eder durumda.' diye konuştu. 'Kadına ve çocuğa şiddet tüm dünyada artış gösterdi'Bayraktar, yaklaşık bir yıldır herkesin eve kapanmak durumunda kaldığını, salgının günlük rutinleri tamamen değiştirdiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:'Bu süreçte, yeni bir hobiye başlamak, daha çok okumak, daha çok içine dönmek için zamanın iyi kullanılması gibi fikirler havada uçuşuyor. Ancak karantinayı 250 metrekare bir evde geçirmekle 60 metrekare bir evde geçirmek arasındaki farklardan çok da bahsedilmiyor. Salgınla beraber Birleşmiş Milletler Kadın Birimi'nin 'gölge salgın' olarak nitelediği, eş zamanlı başka bir salgın daha başladı. Kadına ve çocuğa şiddet tüm dünyada artış gösterdi. Salgından önce küresel olarak her üç kadından birinin hayatının bir döneminde fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığını biliyorduk. Fakat salgın döneminde kadına yönelik şiddet ihbarları küresel bir artış gösterdi. Mesela salgının başlangıç noktası Vuhan şehrinde karantinadan sonra ev içi şiddet vakalarının bir önceki seneye kıyasla 3 kat arttığı kaydedildi. Fransa'da yüzde 30-36, Brezilya'da yüzde 40-60, Arjantin'de yüzde 25, Singapur'da yüzde 33, Amerika'nın farklı eyaletlerinde yüzde 10-35 arasında artışlar var. Acil yardım hatlarına gelen aramalarda da endişe verici bir artış söz konusu. Mesela İngiltere'de yüzde 25, Kıbrıs'ta yüzde 30, İspanya'da yüzde 20'lik bir artma görülmüş.''Özel yaşam ve iş yaşamı arasındaki denge bozuldu'Kadınların zor bir süreçten geçtiğine işaret eden Bayraktar, 'Karantinadan dolayı, kadınların destek mekanizmalarından uzak kalmaları, moral desteği buldukları sosyal çevrelerinden kopmaları da onları karanlık bir yalnızlığa sürükledi. Dışarıda koronavirüs, içerideyse şiddet yüzünden kurtulamadıkları bir kapana kısıldılar. Bu süreç, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Bildiğiniz gibi güçlü ailelerin, güçlü kadınlarla mümkün olabileceği, bizim en kıymetli argümanlarımızdan biri. Kadınların donanımlarını arttırmaları, eğitim seviyeleri her daim bir üst noktaya taşımaları, iş gücü ve sosyal hayata katılımları, karar mekanizmalarında temsil edilmelerinin önemini hepimiz gördük.' diye konuştu. Karantina şartlarında çocukların bakımı, iş hayatı ve ev işlerinin görünmeyen emek olarak kadının omuzlarına yüklendiğinin altını çizen Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:'Varsa evdeki yaşlı ve hastaların bakımı da yine çoğunlukla kadınlar tarafından omuzlandı. Diğer yandan kadınlar, kamusal alanda icra ettikleri işlerine ev ortamında devam etmeye çalıştılar. Haliyle özel yaşam ve iş yaşamı arasındaki denge bozuldu. Geçtiğimiz Eylül ayında açıklanan bir veriye göre; Amerika'da 865 bin kadın işinden ayrıldı. Bu, aynı ülkenin erkeklerine nazaran 4 kat daha fazla. Bu haliyle kadınların Amerikan işgücündeki oranı 1988 yılına gerilemiş, yani bir nesil boyunca kaydedilen gelişmelerde geriye gidilmiştir. Bu ülke üzerindeki örnek, aslında bize kadınların yaşadığı ikilemi açık bir şekilde anlatıyor. Eğer salgın ve karantina durup düşünmek için bir fırsat sağlıyorsa Kovid-19 virüsüne karşı olduğu kadar bazı toplumsal virüslere karşı da aşılama yapma gereğinin farkına varmalıyız. Bu doğrultuda üreteceğimiz politikalar üzerine yoğunlaşmalıyız.' Bayraktar, toplumsal cinsiyet adaletinin belli düzenlere endeksli olmadan sürdürülebilir olması gerektiğini vurguladı.'Bugün hepimiz internet ağının içine birer av gibi düşmüş durumdayız'Salgın sürecinde dünyanın yeniden tasarlandığına şahitlik edildiğini ifade eden Bayraktar, şunları kaydetti:'Gözümüze batan ve acilen törpülenmesi gereken noktaları yüksek sesle dillendirmeliyiz ki bazı yanlışlar norm haline gelmesin. Bildiğiniz gibi hane içlerinin aynı anda iş yeri haline gelmesi, toplantıların ve tüm iş süreçlerinin çevrim içi olması mahremiyet sınırlarını neredeyse görünmez hale getirdi. Eskiden belli saatlerden sonra birini aramak adabımuaşeret kuralları gereği uygun bulunmazken, bugün hepimiz internet ağının içine birer av gibi düşmüş durumdayız. Anlık iletişim denilen şey, bizden her an ulaşılabilir olmamızı bekliyor. Gece yarısı gelen mesajlara cevap vermek, hafta sonu düzenlenen toplantılara katılmak zorundayız. İş yeri için fiziksel mekan koşulunun ortadan kalkması, mesai sınırlarını, bireysel sınırlarını ve mahremiyet alanını zedeler hale gelmiş görünüyor. En acil çözüm üretilmesi gereken sorunlardan biri bu. Bu tartışmayı topluma taşımamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü kolektif olarak yapılan eylemler, bir noktadan sonra insanların sorgulama dürtüsünü elinden alıyor. Herkesin yaptığı, norm haline geliyor.'Salgının insanlarda oluşturduğu olumsuz psikoloji, belirsizliğin getirdiği endişe ve afetin üzerine eklenen ekonomik stresin dünyanın birçok yerinde birçok aileyi dağılma noktasına getirdiğini dile getiren Bayraktar, 'Bireyin merkeze alındığı ve hızla tekilleşen bir dünyada, afetlerden en az zararla, ruhsal sağlığını koruyarak çıkabilenler, 'biz' olmayı başarabilenler. 'Biz' demek yakınlaşmak, dayanışmak ve fedakarlık yapmak demek. Eğer toplumların kalesi aileyse, 'biz' kavramını çoğaltmamız lazım.' ifadelerini kullandı.
Gökçen Erdoğan Yazio: Yaşlara Göre Cinsel Beslenme Rehberi
etiket
İnsan yaşamının her evresinde cinsel performans gözle görülür biçimde farklar gösterir. Bu farklar, fizyolojik dengeye bağlıdır ve yaşanacaklar kronolojik olarak az çok bellidir. Ama yine de cinsel güce ve performansa doğal katkı sağlamanın bir yolu da beslenmedir. Yaşa göre beslenme ya da cinsel yaşa göre beslenme; nasıl söylemek isterseniz. Bakalım cinsel yönden beslenmede hangi gıdalarla dostuz, erkeklerde etkili besinlerden bahsedelim.
Reklam
Kadem Yönetim Kurulu Başkanı Gümrükçüoğlu, "Pandemi Psikolojisinde Aile" Panelinde Konuştu:
KONYA (AA) - Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, 'Kısıtlama, kapanma gibi yeni davranışlar, hayatı sığdırmanın zor olduğu küçük evlerde hep birlikte yaşandı. Bütün bu değişimler aile içi ilişkilerimizi, rol ve sorumluluklarımızı, evi kullanma alışkanlıklarımızı yeni normale göre düzenlemeyi elzem hale getirdi.' dedi.Gümrükçüoğlu, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un açılış konuşmasını yaptığı, KADEM ve Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) iş birliğinde düzenlenen 'Pandemi Psikolojisinde Aile' konulu çevrim içi panelde konuştu. KADEM olarak toplumsal cinsiyet adaletini savunarak, kadının sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta temsilini güçlendirmeyi hedeflediklerini belirten Gümrükçüoğlu, 'Derneğimiz kurulduğu günden bu yana hem kadın hakları hem de aileyi ilgilendiren konularda, sahici ve kalıcı çözümler üretmekte, adaletli bir söylem oluşturmaya gayret etmektedir.' diye konuştu.Gümrükçüoğlu, temsilcilik sayılarının 50'ye ulaştığını, KADEM'in temsil edildiği şehirlerde kadınların yereldeki ihtiyaçlarını ve beklentilerini yakından takip etme imkanı bulduklarını bildirdi.'Beden ve ruh sağlığına dair endişelere maalesef gelecek kaygısı da eşlik ediyor'Tüm dünyada etkili olan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının herkes gibi kadınların toplumsal hayatında da değişim ve dönüşümlere yol açtığına değinen Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:'Tüm dünya küresel bir salgınla mücadele ediyor. Bu süreç bize dünyanın sadece salgına karşı değil, salgınla mücadele konusunda da bağışıklığı olmadığını gösterdi. Yeni normal olarak adlandırılan bu dönemde alınan önlemler, kısıtlamalar ve yeni uygulamalar, bireysel ve toplumsal anlamda pek çok değişimi ve değişime bağlı sorunları da beraberinde getirdi. Öyle ki hayatlarımız bir hafta sonrasını dahi planlayamayacağımız bir belirsizlikle sürüyor. İş, okul ve sosyal hayatımızı ancak teknolojinin imkanları dahilinde idame ettirebiliyoruz. Beden ve ruh sağlığına dair endişelere maalesef gelecek kaygısı da eşlik ediyor.'Gümrükçüoğlu, salgın döneminin yeni düzeninden ve tüm değişimlerinden en fazla etkilenen kurumun aile kurumu olduğuna dikkati çekerek, okul, iş ve günlük hayatın bölünmüş alanlarının evlere taşınmasıyla insanlarda zaman ve mekan algısının da aşındığını söyledi.'Kadınların sorunları da yeni bir boyut kazandı'Dışarıdaki hayatı evden yönetme zorunluluğunun, evin olağan biçimini ve evle kurulan ilişkinin mahremiyetini de değiştirdiğine işaret eden Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:'Kısıtlama, kapanma gibi yeni davranışlar, hayatı sığdırmanın zor olduğu küçük evlerde hep birlikte yaşandı. Bütün bu değişimler aile içi ilişkilerimizi, rol ve sorumluluklarımızı, evi kullanma alışkanlıklarımızı yeni normale göre düzenlemeyi elzem hale getirdi. Bizler sorunları tespit ederek çözüm yolları aramak, kadın literatürüne kendi söylemlerimizle katkı sağlamak ve mevcut eksiklikleri gidermek zorundayız. Çünkü bugün yaşadığımız salgın gibi yeni süreçlerin etkilediği ve değiştirdiği dünyada, kadınların sorunları da yeni bir boyut kazandı. Bugünkü panelimizde salgının aile üzerindeki psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve küresel boyuttaki etkilerine yakından bakma imkanı bulacağız. Panelimizden çıkacak görüş ve önerilerin, ailenin yeni normallerine dair yeni strateji ve uygulamaların oluşumuna da katkı sağlamasını arzu ediyoruz.'Gümrükçüoğlu, panele katılan Bakan Selçuk'a ve ev sahipliği yapan KADEM Konya Temsilciliğiyle Necmettin Erbakan Üniversitesi'ne teşekkür etti.Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu da panelde yaptığı konuşmada, salgınların tarihsel sürecin hemen her aşamasında görüldüğünü ve toplumları birçok açıdan etkilediğini belirtti.Kovid-19'un da başladığı günden bu yana toplumsal hayatta farklı etkilere neden olduğunu, özellikle ev yaşamını değiştirdiğini dile getiren Zorlu, şöyle konuştu:'Bu süreçte insanlar evlerinde daha fazla zaman geçirmeye başlamıştır. Daha önce belki biraz otel gibi kullanılan evler, artık gerçekten her açıdan fonksiyonel hale gelen bir yuva haline dönüşmüştür. Bu süreç içerisinde insanlar evlerinde daha fazla zaman geçirmeye başlamış, bugünler 7'den 70'e tüm bireylerin alışkanlıklarında ve aile ilişkilerinde değişime neden olmuştur. Tüm aile halkının 24 saat birlikte yaşama gerekliliği ortaya çıkmıştır. Aile üyeleri her zamankine göre daha az ve kapalı bir alanda yaşamaya başlamıştır. Bu durumun, yeni bir uyum süreci olarak fırsata dönüştürülmesi, hem ebeveynler hem de çocuklar açısından farkındalıkların arttırılması gerekmektedir.' diye konuştu. KADEM Konya Temsilcisi Aytül Dağ da programa ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, hayırlara vesile olmasını diledi.
Sigara, Uyuşturucu Ve Madde Bağımlığına Geçişin İlk Adımı Olabiliyor
İSTANBUL (AA ) - KENAN IRTAK - Temiz Toplum Derneği Genel Başkanı Bilal Ay, sigara bağımlılığının beraberinde daha kötü alışkanlıklara götürebildiğini belirterek, 'Sigara, uyuşturucu ve madde bağımlığının ilk adımı. Tuzağa düşürülmüş evlatlarımızın birçoğunun sigara uzatılarak bu tuzağa çekildiğini görüyoruz. Ülkemizde 2 milyon madde bağımlısı var, bunların yüzde 80'ni sigarayla geçiş yapmış.' dedi. Ay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir beyin rahatsızlığı olarak ifade edilen bağımlılığın, bir maddeden veya bir alışkanlıktan zarar görüldüğü halde onun terk edilememesi, bırakılamaması olduğunu söyledi.Bağımlılıkları sigara, alkol, uyuşturucu, madde, marka ve teknoloji şeklinde sıralayan Ay, Türkiye'de toplamda bunlardan en az birine bağımlı olan kişi sayısının 25 milyon civarında olduğunu kaydetti.Türkiye'de ve dünyada bağımlılıkta sigaranın başat rol oynadığına dikkati çeken Ay, şöyle devam etti:'Ülkemizde 20 milyona yakın sigara bağımlısı var. Sokaktaki her 4 kişiden birisi sigara kullanıyor. Zararlarını biliyoruz ama ne zararlar getirdiğini tam manasıyla idrak edememişiz ki rakamlar bu kadar yüksek. 2005 yılında getirilen kapalı mekanlarda sigara içilmemesi düzenlemelerine rağmen 20 milyon insandan bahsediyoruz. Ülkemizde akciğer kanserinden hayatını kaybeden vatandaşların yüzde 90'nı sigaranın kurbanı diyebiliriz. Diğer kanser türlerine bağlı hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yüzde 30-35 arasındaki kısmı yine sigarayla bağlantılı olarak bu problemleri yaşıyorlar.'Ay, sigara içmenin başta kanser olmak üzere, kalp damar hastalıklarına, cilt ve cinsel problemlere yol açtığına vurgu yaparak, sigarının gebe kadınlarda ve bebeklerde doğum öncesi ve sonrasında ciddi sorunlara neden olduğu ifade etti.'Madde bağımlığında mücadeleyi sigaradan başlatmak lazım'Sigaranın uyuşturucu ve madde bağımlığına geçişte önemli rol olduğuna oynadığına işaret eden Ay, şunları kaydetti:'Uyuşturucu ile istatistiklere baktığımızda madde kullanan vatandaşlarımızın yüzde 90'dan fazlasının sigara ile geçiş yaptığını biliyoruz. Narkotik birimlerin raporlarına göre madde kullananların yüzde 80-81'i bu şekilde ilk adım olarak sigarayı kullanıyorlar. Sigara beraberinde daha kötü alışkanlıklara götürebiliyor. Sigara, uyuşturucu ve madde bağımlığının ilk adımı. Tuzağa düşürülmüş evlatlarımızın birçoğunun sigara uzatılarak bu tuzağa çekildiğini görüyoruz. Ülkemizde 2 milyon madde bağımlısı var, bunların yüzde 80'ni sigarayla geçiş yapmış. Türkiye’de hükümlülerin yüzde 60'ı uyuşturucu ve bağlı suçlardan içerideler. Kadın cinayetlerini konuşurken arka planda uyuşturucu ve alkolü konuşmak lazım. Cinayetlerin yüzde 85’inin arkasında uyuşturucu var. Kadın cinayetlerini engellemek istiyorsanız uyuşturucu ve alkol ile mücadele etmek zorundasınız. Uyuşturucu ve alkole mücadele etmek istiyorsanız da mücadeleyi sigaradan başlatmak lazım.'Ay, sigarının içinde 4 bin kimyasal bulunduğu hatırlatarak, bunların birçoğunun kanserojen olduğunu anımsattı.'Bir kereden çok şey olur'Dernek olarak her türlü bağımlılıkla mücadele ettiklerini anlatan Ay, şu ifadeleri kullandı:'Bu mücadele bir sloganımız var. Bir kereden çok şey olur. Bağımlılıklara ilk adamı atarken insanlar 'bir kereden bir şey olmaz' diyerek teşebbüste bulunuyor. İkinci adımda İlk defa aldıktan sonra kişi 'bir kere daha alırım ama başka içmem' diyor. 3. adımda ben kullanıyorum ama bağımlı değilim, istesem bırakabilirim' diyor. Sonrasında ise 'ben bunu bırakamam, bunsuz yaşayamam' diyor. Sorunlar, problemler, üzüntü, sevinç her noktada, pencereyi açtığında, kolunu arabanın camından çıkardığında hep sigarayı hafıza getirecek, sigarayı talep edecek, beyindeki dopamin miktarının yükselmesiyle birlikte oraya tamamen yönlendirecek döngüye sokuyoruz. Bir kereden bir şey olmaz denilerek atılan adım telafi edilemeyecek noktalara götürebiliyor.''Sigara bağımlısı ben bundan kurtulacağım derse onu bırakabilir''Sigara bağımlılığından kurtulmak için en önemli adım hiç başlamamaktır' diyen Ay, şöyle devam etti:'Bu bütün bağımlılıklar için bu geçerli. Bunların her birisi vücudumuza zarar veriyor. Temiz Toplum Derneği olarak bir savunma hakkı oluşturmaya çalışıyoruz. Geriden gelen neslin tuzağa düşmemesi için masum olarak gördükleri hususlara bulaşmaması için adımlar atıyoruz. Kişi merak etti, tuzağa düşürüldü, kandırıldı, ya da çevre, akran ve arkadaş etkisiyle maddeye meyletti. Bunların kurtarılması lazım. Bundan kurtulabilmenin ilk yolu da 'ben bundan kurtulmak istiyorum' iradesini ortaya koyabilmek. Sigara bağımlısı 'ben bundan kurtulacağım' derse onu bırakabilir. Aksi takdirde istediği kadar metot kullansınlar, istediği kadar ilaç kullansınlar onu bırakması mümkün değil. İkinci adımda sigarayı hatırlatacak unsurları hayatından çıkaracak. Kül tabağı, sigara paketi, çakmak, kibrit gibi malzemeleri uzaklaştırması lazım. Bunların uzak olduğu ortamlarda vakit geçirmesi lazım. Çevre tarafından teşvik edilmesi lazım. Bunun yerine muadil şeyler koyabilmeli, sigara içen birine en basitinden sakız çiğnemesi tavsiye edilir. 'Cebinde çerez olsun' denir. Bol bol nefes almasını tavsiye ediyoruz. Bağımlılıkların mücadelesinde en bilindik yöntem mevzi kazanmadır. Adım adım kategorilere dikkat ederek, bundan kurtulabilir.'Sigara başta olmak üzere tüm tütün ürünlerinin bağımlılık yaptığını hatırlatan Ay, nargilenin sigaradan daha zararlı olduğunu, akciğere daha fazla zarar verdiğini anlattı.Bağımlılıkla mücadeleyi topyekun yürütmek gerektiğine işaret eden Ay, 'Bir şey çok söylendiğinde etkisini kaybediyor. Sigarayı bu anlamda örneklerin en başına koyuyorum. Sigaranın sağlığa zararlı olduğu, kapalı mekanlarda içmenin yasaklandığını herkes biliyor ama çok duyduktan sonra vücut ona da bağışıklık üretiyor. Ne kadar zarar vereceğini böylece tam manasıyla idrak edememiş oluyor.'
Sigara İçmek İnme Riskini En Az 2 Kat Artırıyor
ANKARA (AA) - AHMET SERTAN USUL - Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Topçuoğlu, 'Sigara içmek inme riskini en az 2 kat artırmakta ve günde bir sigara içmekle bile belirgin bir risk artışı gözlenmektedir. Sadece pasif içicilik ile inme riski yüzde 30 artmaktadır.' dedi.Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı da olan Prof. Dr. Mehmet Akif Topçuoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında felç ya da beyin felci olarak da bilinen inmenin, beyni besleyen damarlarda sağlıklı kan akışının kesilmesi nedeniyle, nörolojik fonksiyon kayıplarıyla sonuçlanan bir rahatsızlık olduğunu belirtti.İnmenin, dünyada, kalp hastalıkları ve kanserden sonra 3'üncü sıradaki en sık karşılaşılan ölüm nedeni olduğuna dikkati çeken Topçuoğlu, Dünya İnme Organizasyonu'na göre her yıl 17 milyon kişinin inme geçirdiğini, 6 milyon kişinin inme ya da inmeye bağlı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiğini aktardı.Topçuoğlu, inmenin Türkiye'de kalıcı engellilik nedenleri arasında ilk sırada olduğunu söyleyerek, inme geçiren hastaların, yatağa bağımlı olma, konuşma ve yürüme güçlükleri, bilişsel işlevlerini yerine getirememe riskleriyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.'İnme belirtileri hiç beklenmedik zamanda aniden ortaya çıkar'İnmenin her yaşta görülebildiğini ancak 60 yaş üstü kişiler ve erkeklerde görülme sıklığının daha fazla olduğunu kaydeden Topçuoğlu, 'Yüksek tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, kolesterol düzeyinin yüksek olması, obezite, dengesiz ve düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam sürme, aşırı alkol kullanımı, boyun damarlarında ateroskleroz ve darlıklar, kalp ritim bozuklukları ve diğer kalp hastalıkları diğer risk faktörleridir.' dedi.Topçuoğlu, bu faktörlerden bir ya da birkaçının, kişiyi inme geçirme açısından riskli konuma getirdiğini ifade ederek, 'İnme, 3 yaygın belirti ile kendini göstermektedir. Bunlar, ani gelişen konuşma bozukluğu, yüzde kayma ve kolda güç kaybıdır. Bu belirtiler hiç beklenmedik zamanda aniden ortaya çıkar. Bunlarda sadece biri veya aynı anda birkaçı ortaya çıkabilir.' bilgisini paylaştı.'Sadece pasif içicilik ile inme riski yüzde 30 artıyor'İnmenin gelişmesinde rol oynayan yaşlılık, genetik yatkınlık gibi bazı risk faktörlerinin önüne geçilmesinin mümkün olmamasına karşın diğer etmenlerin kontrol altına alınabileceğine dikkati çeken Topçuoğlu, şöyle konuştu:'İnme geçirmenize neden olabilecek bazı etmenleri denetim altına alarak riski azaltabilmeniz mümkündür. Sigara başta akciğer kanseri olmak üzere hemen hemen vücuttaki her organda çoğu ölümcül birçok hastalığa yol açıyor. Sigara kullanımı veya sadece dumanına maruz kalınmasının bile inme başta olmak üzere ciddi damar hastalıklarına yol açtığı unutulmamalıdır.Sigara içmek inme riskini en az 2 kat artırmakta ve günde bir sigara içmekle bile belirgin bir risk artışı gözlenmektedir. Her paket ile bu risk katlanıyor. Sadece pasif içicilik ile inme riski yüzde 30 artmaktadır. Yani evinizde sigara içerek sadece kendinizin değil, sevdiklerinizin de inme geçirme riskini belirgin ölçüde artırmış oluyorsunuz. Son dönem yapılan bilimsel çalışmalar elektronik sigaranın da önemli bir risk oluşturduğunu gösteriyor.''Sigara içerek sağlıklı bir yaşam sürdürülmesi imkansızdır'Topçuoğlu, sigaranın öldürücülüğüne karşı vatandaşları uyararak, 'Sigara öldürür, öldürmezse felç bırakır. 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü, sigara ve tütün ürünlerinin kullanımının sonlandırılmasının kazandıracaklarını hatırlama günüdür. Sigara içerek sağlıklı bir yaşam sürdürülmesi imkansızdır. Sigara bırakıldığında ise risk giderek azalacaktır. Vatandaşlara sigarayı tamamen bırakmalarını tavsiye ediyorum. İnmeden korunsunlar, yaşamlarını korusunlar.' diye konuştu.İnmede erken müdahalenin önemini vurgulayan Topçuoğlu, 'İnme belirtileri fark edildiğinde hiç vakit kaybetmeden 112'yi aramak gerekmektedir. Çünkü inme tedavisinin, inme konusunda uzman ekip tarafından teknolojik donanımın bulunduğu merkezlerde yapılması önemlidir. 112 Acil Sağlık Hizmetleri inme belirtileri olan hastayı tedavi için en uygun hastaneye, en kısa sürede ulaştırabilir.' ifadesini kullandı.Topçuoğlu, Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneğince inme hakkında farkındalık yaratmak amacıyla 'İnmede Çare Erken Müdahale' sloganıyla kampanya sürdürdüklerini belirterek, 'Kampanya kapsamında ağırlıklı olarak inme belirtilerinin neler olduğu ve belirtiler görüldüğünde yapılması gerekenler hakkında bilgiler kamuoyuyla paylaşılmaktadır. İnme konusunda yararlı bilgiler ve kampanya hakkında ayrıntılar inme.org.tr adresinde yer almaktadır.' bilgisini verdi.
Reklam
Tunç Akkoç Yazio: Ülkemden Aşı Manzaraları
etiket
Shakespeare’in Hamlet oyununda ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiyi ifade eden trajedisinin dillerden düşmeyen ve belki de birçok yerde kullandığımız o meşhur tiradı “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”…
Reklam
Kanseri Atlattı, Kendisini Kadınlara Adadı
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir'de, meme kanseri tedavisi başarıyla sonuçlanan Hürriyet Yıldız, başkanı olduğu kooperatifte kadınlara ilham veriyor.Bornova ilçesinde yaşayan 3 çocuk annesi 60 yaşındaki Yıldız'a, 2014'te Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde meme kanseri teşhisi kondu.Hastalandıktan 1 yıl sonra 35 yıllık eşi Muhammet Yıldız'ı kalp krizi sonucu kaybeden Yıldız, zor günler geçirdi.Yıldız, bir arkadaşının önerisiyle kadınlara ekonomik destek sağlamak üzere kurulan Bornova Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifine üye oldu.Burada kazak, atkı, bebek giysileri örmeyi öğrenen Yıldız, kanser tedavisi başarıyla sonuçlanınca tüm zamanını kooperatif işlerine adadı. Yıldız, 2016'da kooperatife başkan seçildi. Yıldız, bu süreçte Anadolu Üniversitesi Kooperatifçilik E-Sertifika Programı'nı da bitirdi. Kooperatifte, 150 kadar kadının ürettiği el işi ürünler satılarak, aile ekonomilerine katkıda bulunuluyor. 'Kanser teşhisi konulanlara 'üretin' diyorum' Hürriyet Yıldız, AA muhabirine, geçirdiği zor günlerde arkadaşlarının ve çocuklarının desteğini hep yanında hissettiğini belirtti. Doktorların kendisine hastalıkla mücadele sürecinde meşgale edinmesi gerektiğini söylediğini, bunun da faydalı olduğunu aktaran Yıldız, şöyle konuştu:'Burada arkadaşlarımla olmayı çok seviyorum. Yeni şeyler üretiyoruz. Bu sayede zamanımızı değerlendirirken, ekonomik olarak da aile bütçelerine katkı sağlıyoruz. Hastalığımı kooperatifte yendiğime inanıyorum. Yıllık kontrollerim devam ediyor. Sağlığım çok iyi. Aramızda benim dışımda kanser tedavisi görmüş arkadaşlarım da var. Kanser hastalığı teşhisi koyulan tüm kadınlara, 'Hastalığı çok dert etmeyin, bir şeyler üretin' diyorum.'Kooperatif ortaklarından Zuhal Mater ise Yıldız ile 5 yıl önce kooperatifte tanıştıklarını söyledi.Birçok kadının Yıldız'ı örnek aldığını dile getiren Mater, 'O hayata bağlı bir insan. Bizler de onu kendimize örnek alıyoruz. Kanser hastalığı geçirmesine rağmen verdiği mücadeleyle bu hastalığın üstesinde gelmeyi başardı. Her zaman bizim yanımızda oluyor. Bizi hayata bağlıyor. İyi ki onu tanımışım diyorum.' şeklinde konuştu.
Özge Selçuk Bozkurt Yazio: Clubhouse’un Tarihindeki İlk “Radyo Tiyatrosu” Yayında!
etiket
Yeni akım; podcast tadında devam eden Cluphouse’un sohbet odalarında buluşmak.  Ben bu mecrayı çıktıktan kısa bir süre sonra, yani “dutluk” aşamasında deneyenlerdenim. Gittikçe artan takipçi sayıları ve sohbet odalarındaki katılım sayısının katlanarak artmasına şahit olmaktayım. Peki şimdilik IOS kullanıcılarının katıldığı bu mecra Android kullanıcıları da gelince daha da canlanacak mı? Yoksa IOS’lular Android’lilere “boşver biz denedik, bak sıkıldık girmiyoruz şimdi” mi diyecekler? Kestirmek çok güç. Eğer yenilikler olmazsa, heyecan olmazsa belki de sönüp gidecek. Ama bakın Instagram’a hemen bu Clubhouse’daki sohbet odaları özelliğini uyarlamaya başlamış bile.  Clubhouse hızlı girdi, güçlü isimlerle güçlü girdi. O güçlü isimleri gören bizler de kapıldık işte bu akıma...
Reklam