onedio
Panik Atak Hastalığı
Son dönemde herkes panik ataklı! Hastalık giderek artıyor ve tıp tam olarak nedenini çözemiyor. Prof. Dr. Sedat Özkan, “Panik 10 dakikada doruğa ulaşıyor, hasta saatler sürdüğünü ve öleceğini düşünüyor” diyor Yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleriyle gelen panik atak, günümüz insanının en büyük sağlık sorunlarından biri… Prof. Dr. Sedat Özkan, hastalığı şöyle özetledi: “Duygu ve düşünceler birbirini tetikler ve panik başlar. Bazı insanlar paniğin yarattığı acıyı, ameliyat ve kanserden daha zor buluyor.” İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Özkan, panik atak bozukluğu hakkında merak edilen soruları yanıtladı. ATAK ANİDEN BAŞLIYOR Panik atak hastalık mı, yoksa bir kuruntu mu? Panik atak; psikiyatrik bozukluklardan kaygı ve anksiyete bozuklukları içinde ele alınan bir hastalıktır. Günümüzde hastalığın görülme sıklığı gittikçe artıyor. Tıp dünyası, bir asrı aşkın süredir hâlâ hastalığın şifresini çözmek için araştırma yapıyor. Panik atak, başka ruhsal hastalıklarla benzeşir mi? Panik atak; aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Atak birden başlar ve genellikle 10 dakikada ya da daha kısa süre içinde doruğa ulaşır. Oysa insanlar bu süreyi “Saatler boyu” diye tanımlarlar. Çoğu zaman bu duyguya, bir tehlikenin yaklaştığı, kötü bir şeyler olacağı duygusu ve kaçma isteği eşlik eder. Hastalar çoğu zaman, bu nöbetlere ‘kriz’ adını verir. ÇARESİZLİK YARATIR Panik atak yaşayan hastalar ne hissediyor? Hastalar, genellikle korkularını çok yoğun olarak tanımlarlar. “Öleceğimi hissettim”, “Kontrolümü kaybettim”, “Kalp krizi ya da felç geçirdiğimi düşündüm” derler. Tüm bu belirtiler kişide endişe, dehşet, tedirginlik, gerginlik, sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur. Hemen hemen herkesin yaşamında paniklediği ve heyecanlandığı anlar olur. Peki, ne zaman hastalıktan endişe duymalı? Kaygı, her insan tarafından yaşanan bir duygu ve yaşamın sürdürülmesinde önemli bir rol oynuyor. Dozundayken son derece sağlıklı olan bir duygu olan kaygı, eğer kişinin yaşamını, ilişkilerini ve işlevselliğini olumsuz yönde etkiliyorsa bu durum panik atağı işaret ediyor. NELER HİSSEDERLER? Ölmek üzereyim. “Kalp krizi geçiriyorum. Aklımı yitirmek üzereyim. Kendimden geçmek üzereyim. Nefes almam mümkün olmayacak. İnme inecek, felç olabilirim. Kontrolümü kaybediyorum. Tansiyonum çok yükseldi ve beyin kanaması geçirmek üzereyim. ENDİŞEYLE ÇOĞALAN BELİRTİLER Çarpıntı Kalp atış hızının artması Terleme Titreme Nefes darlığı ya da boğulduğunu hissetme Soluğun kesilmesi Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi Bulantı ya da karın ağrısı Baş dönmesi Sersemlik hissi Düşecekmiş ve bayılacakmış gibi olma hali Gerçek dışılık algısı, benliğinden ayrılmış olma Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu Ölüm korkusu Uyuşma ya da karıncalanma hissi Üşüme, ürperme ya da aşırı derecede oluşan ateş basması.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Kişinin, ekstrem bir travmatik olaya maruz kalmasının ardından oluşan uzun dönemli bir problemdir. -Başka bir türde şiddet içeren suça maruz kalmak, -Terorist elinde rehin tutulmak, -Doğal veya insan eliyle gerçekleşmiş felaketler(trafik kazası, deprem, sel, yangın, vb.). -Savaşta uzun süre siperde ya da bombardıman altında kalmak. Çoğu kez travmatik olaydan birkaç saat, birkaç gün, daha seyrek olarak da birkaç hafta, birkaç ay sonra ortaya çıkar. Kişinin stres yaratan bu durumlara tepkisi; aşırı telaş ve kaygı, korku, aciz kalma duygusu veya dehşettir. Normalde aldırış edilmeyecek uyaranlara karşı aşırı derecede duyarlıdır ve en küçük uyaranlarla irkilme tepkisi gösterir. Yoğun korku ve travmayla ilişkilendirilen uyarandan kaçınmanın ötesinde tipik semptom, travmatik olayı ısrarcı şekilde tekrar tekrar yaşamak örneğin; travmaya dair anıların sürekli akla gelmesi ve rahatsızlık veren rüyalar, tepkisizlik, yavaş tepki verme veya duygusuzluktur. Bu kişilerde sıklıkla kişilerarası ilşkilerde ilgi azalması ve duygusal uyuşukluk olur. Dikkatin belli bir konuda tutulması güç olabilir. Yönelimde bozukluk yoktur, çok ağır durumlarda şaşkınlık, zihin karışıklığı ve yönelim bozukluğu olabilir. Korku ve bunaltıya yönelik bütün fizik ve fizyolojik belirtiler vardır. Ayrıca, travmatik olay düşlerde sık sık yinelendiğinden uyku çok bozulur. Hatta bu düşleri görmemek için kişi bilinçli olarak uykusunu önlemeye çalışır. Travma sonrası stres bozukluğunda travmatik olayın ortak özellikleri şunlardır:1. Acı veren darbenin çok ağır oluşu,2. Stresin daha önceden kestirilemeyen, beklenmedik nitelikte oluşu,3. Bireyin olay karşısında denetim gücünün olmayışı ya da kalmayışı(çaresizlik),4. Çevre desteklerinin yetersizliği.Bu tür ağır stres olaylarında rahatsızlığın neden ve nasıl bir düzenekle ortaya çıktığı, neden bütün insanlarda görülmediği henüz açıklanmamıştır. Araştırmalar nörobiyolojik alana yoğunlaşmış görünmektedir. Son zamanlarda çocuklukta yaşanmış olan travmatik olayların(cinsel ya da başka yönlerden) travma sonrası stres bozukluğuna bir yatkınlık hazırlayabileceğini bildiren yayınlar da görülmektedir.Travma-sonrası-stres bozukluğu (Post-travmatik stres bozukluğu) uyum bozukluğundan ayrılmalıdır. Uyum bozukluğu tanısı, radikal bir strese verilen tepki eğer travma-sonrası-stres bozukluğu tanı kriterlerinin tümüne uymuyorsa örneğin bir tecavüzden sonra yaşanan yoğun korku ve çaresizlik hissetme ancak travma ile ilişkilendirilen uyarandan kaçınmaya dair semptomun olmaması ya da travma sonrası stres bozukluğu semptom paterninin oluşması sözkonusu olmasına rağmen stres yaratan durumun radikal olmadığı durumlarda konulur örneğin; işten kovulmak, bir sınavda başarısız olmak.TEDAVİ1. Önce danışanın ağır kaygısını yatıştırmak ve uykusunu düzene sokmak gerekir. Kısa süreli olmak koşulu ile kaygı giderici ilaçlar kullanılmaktadır.2. Danışanı rahatlatacak, gevşetecek, korku ve endişelerini azaltacak psikoterapotik yaklaşım zorunludur.3.Danışanda organik bir engel yoksa en kısa zamanda işine, görevine dönmesinin veya başka uğraşlara yönelmesinin yararları büyüktür. Bu yönde sürekli olarak desteklenmelidir.4. Kronikleşme görülen danışanlarda uzun süre psikoterapi gerekli olabilir.Kaynaklar:Öztürk, M.O.(1997): Ruh sağlığı ve hastalıkları. Hekimler yayın birliği, 7. basım, Ankara.Roth, W.T., Yalom, İ.D.(Ed.) : Anksiyete terapisi. çev. Bengü Büyükdere, Prestij Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2012.
Kötü Beslenme Panik Atağa Neden Oluyor
Dengesiz ve kötü beslenme panik atak başta olmak üzere birçok psikolojik soruna neden olabiliyor. Dünyanın sonunun geldiğini düşündüren panik atak, beklenmedik bir zamanda ve hiç beklenmedik bir şekilde aniden ortaya çıkıyor. Panik atak nöbeti sırasında hasta, korku, kaygı ve bunalma gibi sorunları yoğun bir şekilde yaşıyor. Öyle ki hasta bayılacağını ve hatta hayatını kaybedeceğini bile düşünebiliyor. Geçirilen nöbet esnasında beyin bedene hükmedebiliyor. Örneğin düşünceleriyle nabzının yükselmesine neden olabilirken, sakinleşmeyi de sağlayabiliyor. Panik durumundaki insanın duygulanımlarındaki değişimler metabolizmada da sorunlar oluşturabiliyor. Aynı şekilde beslenme düzeninde yapılan bazı hatalar, psikolojik sorunlara ve akabinde de panik atağa neden olabiliyor. Aile Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Berna Çil, yanlış beslenme düzeninin neden olduğu psikolojik sorunlar hakkında bilgi veriyor. Yanlış beslenme panik atağı, panik atak metabolik hastalıkları tetikliyor Vücuttaki hormonlar bazı özel durumlarda daha fazla salgılanıyor. Heyecan ve korku durumunda salgılanan adrenalin, çarpıntı, nefes darlığı ve ateş basması gibi durumlara sebep oluyor. Panik atak hastaları normal şartlarda umursanmayacak konulara takılıp kalıyor. Sonrasında ise vücutlarındaki tansiyon ve şeker gibi hastalıkları tetikleyecek hormon salınımları başlıyor. Tüm bu metabolizmanın, yaşamın kaynağı olan besinlerin sindirimi sonucu oluşan maddeler tarafından çalıştırıldığını düşünürsek beslenmenin her hastalıkta olduğu gibi panik atakta da ne kadar önemli olduğu görülüyor. Yanlış beslenme alışkanlıklarının bazıları panik atakların sıklığını ve şiddetini artırıyor. Psikolojik bozukluklara karşı B vitamini Psikolojik bozukluklar genellikle;B1, B3 ve B12 eksikliği nedeniyle ortaya çıkıyor. B1 Vitamini; pirinç kabuğu, sebze-meyve, tam tahıl ürünlerinde bulunuyor. Eksikliğinde nörolojik sorunlara yol açabiliyo depresyona eğilimin artıyor. B 3 Vitamini; süt, peynir, yumurta ve et gibi ürünlerde bulunuyor. Sinir sistemi için önemli bir vitamin. B12 vitamini; karaciğer, böbrek ve ette daha fazla bulunuyor. Eksikliğinde nörolojik bozukluk ve hastalıklarla, depresyon oluşabiliyor. Bu nedenle vitamin ve minerallerden yeterli beslenmek, özellikle de depresyon eğilimli kişileride B grubu vitainlerden yeterli beslenmek sağlıklı ve kaliteli yaşam için büyük önem taşıyor. · Kafeinli besinleri fazla tüketmek: Kafein çarpıntıyı artıran ve uykusuzluğa sebep olabilen bir madde. Tüketim dozu alışkanlığa göre değişse bile 1-2 bardaktan fazla içilmemesi gerekiyor. · Her gün fast food beslenmek: Vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olabiliyor, kabızlığa yol açabiliyor, şeker metabolizmasını etkileyebiliyor. · Dengesiz ve yetersiz beslenmek: Vitamin, mineral, protein-yağ-karbonhidrat dengesizliklerine yol açabiliyor. · Yumurtanın beyazının tam olarak pişmeden tüketilmesi: Vücutta B vitaminlerinin atımını artırıyor. Bu da uzun vadede depresyon eğilimlerine neden olabiliyor. · Yoğurdun suyunun atılması: B vitamini kaybına yol açıyor. · Fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmek: Şeker metabolizmasında bozukluklara sebep olup paniğe neden olabiliyor. · Tek tip beslenmek: vitamin yetersizliğine neden oluyor.Panik atak yaşamamak için bu önerilere kulak verin:Günde 2,5-3 litre su için: Su vücuttaki tüm kimyasal olayların yapıtaşı. Bu nedenle su miktarındaki değişiklikler metabolizmaları etkiliyor. Böbreklerin etkin çalışabilmesi için, kabızlığın önlenmesinde, toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında rol alıyor.· Kola ve gazoz gibi bol şekerli ve kafein içeren içeceklerden uzak durun:Tansiyona, şeker metabolizmasına ve kalp atımına etki edip panik atağı tetikliyor.· Geleneksel tarz ya da Akdeniz beslenme tarzını tercih edin: Her öğünde her besin grubundan bulundurabilirsek vitamin ve mineral yetersizliği oluşması ihtimali azalıyor. Çorba ile başlanan geleneksel beslenmede kan şekeri dengeleri daha sağlıklı oluyor.· Glisemik indeksi yüksek besinlerden kaçının: Patates püresi, pirinç pilavı, beyaz ekmek, mısır gevreği, balkabağı, kraker gibi yiyecekler kan şekerinde ani düşürüyor ya da yükseltiyor. Bu durum da sinir sisteminde sorunlara neden oluyor.· Kahve ve demli çay içmeyin: Bu tip içecekler çarpıntıya neden olabiliyor.· Haftada 2-3 gün balık tüketin: Doymamış yağ asitleri açısından önemli. Kanser ve psikolojik hastalıklara karşı koruyucu olduğu düşünülüyor.· B vitamininden zengin besinleri yiyin: B vitaminleri sinir sisteminde etkin vitaminlerdir. Eksikliklerinde nörolojik ve psikolojik sorunlar oluşabiliyor.· Şeker ve şekerli gıdalardan uzak durun: Basit şeker içeren gıdalar tüketildiğinde kan şekerinde hızlı yükselmeler, sonrasında hızlı düşüşler yaşanabiliyor. Canınız şekerli bir tatlı istediğinde tercihiniz sütlü tatlı olsun.· 3 ve 3 ara öğün şeklinde beslenin: Açlık sürelerinin uzamaması, kan şekeri ve tansiyon dengelerinin korunması gerekiyor.· Mercimek ve nohut gibi kuru baklagillerle tam tahıllı gıdaları tüketin: Bu besinler B vitamini açısından zengin. Ayrıca kan şekeri dengelerine de destek oluyorlar.Psikolojik bozukluklar da beslenme bozukluklarına neden olabiliyor Her gün karşılaşılan kan şekeri düşüklüğü şeker yenmesi ya da uzun süre aç kalınmış ise beslenme desteğinin sağlanması ile düzeliyor ve kişi normale dönüyor. Ancak bu durum panik atak hastalarında “neler oluyor, ölüyor muyum, dünyanın sonu mu geldi?” gibi düşüncelere neden oluyor. Bu durumda da salgılanan adrenalinin şeker metabolizmasındaki etkileri nedeniyle panik ataklı kişilerde durum daha da zorlaşabiliyor.
Ameliyatsız Sıvı Yüz Germe Tekniği İle 10 Yaş Gençleşin
Uzman Dermatolog Elif Ebru Güner ameliyatsız sıvı yüz germe tekniği ile hastaların 10 yaş gençleştiğini söyledi. Amerika ve Avrupa’da kullanılan popüler estetik tekniklerinden ameliyatsız sıvı yüz germe operasyonu, son yıllarda Türk dermatologlar tarafından da tercih edilmeye başladı. Yüzün anatomisinde bozulmalar yaşandıktan sonra, üçgen görüntünün tekrar kazanılabilmesi için bu tekniği uyguladıklarını belirten Uzman Dermatolog Elif Ebru Güner, “İnsanlar gençken yüzleri; tabanı yukarda, tepesi aşağıda üçgengörünümündedir. Fakat yaşlandıkça, yer çekimine ve bazı kayıplara bağlı olarak elastikiyet kaybı yaşanır. Aynı zamanda yağ dokusunun azalmasına bağlı olarak bu üçgen hat, aşağıya doğru bozulmaya başlar” ifadelerine yer verdi. Ameliyatsız sıvı yüz germe tekniği ile minimum 10 yaş gençleşilebileceğini söyleyen Güner, “Bu tekniği uyguladığımız hastalarda, 7 ile 10 yaş arasında gençleşme gözleniyor ve ışıl ışıl bir görüntü kazanıyorlar. Tekrar ihtiyaç duyulması durumunda işlem yenilenebiliyor. Eksik materyalleri özellikle elmacık kemikleri hattına ve şakak bölgelerinin kenarına çatılayarak işleme başlıyoruz. Bu materyaller ortalama 18 ay kadar kalabiliyor” şeklinde konuştu. Ameliyatsız sıvı yüz gerdirme tekniğine erkeklerin de yoğun ilgi gösterdiğini belirten Uzman Dermatolog Güner, “Ameliyatsız sıvı yüz gerdirme tekniği, genelde 30’lu yaşlardan itibaren hem kadın hem de erkeklerin başvurduğu bir uygulama. Özellikle son zamanlarda erkek hastalarımızın sayısı arttı. İleri yaş grubuna da uyguluyoruz ancak o işlemler kendini fazla belli etmeyebilir” dedi. Bu tarz uygulamalarda yaşın önemli bir etken olduğunu belirten Güner, çok küçük yaşta her uygulamanın yapılmasının doğru olmadığını söyledi. 20’li yaşlarda kozmetik uygulamaların aşırı derecede yapılmasının doğru bir metot olmadığını belirten Güner, hastalarını bu tarz uygulamalardan uzaklaştırdığını vurguladı. “GÜNEŞ KREMİ ALIŞKANLIĞI KAZANILMALI” Yazın gelmesiyle güneş ışınlarına çok dikkat edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması konusunda da uyarıda bulunan Güner, güneş koruyucusu kullanılması gerektiğine dikkat çekti. Çocukluktan itibaren güneş koruyucusu kullanma alışkanlığının kazanılması gerektiğini ifade eden Elif Ebru Güner, “Dünya Sağlık Örgütü, tüm ülkelerde son yıllarda deri kanserinin çok ciddi derecede arttığını belirtti. Ayrıca güneş ışınlarının yaşlandırıcı etkileri de var. O nedenle güneş koruyucusu kullanmak çok önemli” ifadelerini kullandı. Evde yapılan kürlerin yüzü gençleştirmede istenilen sonucu vermeyeceğini vurgulayan Uzman Dermatolog Güner, “Evde bulunan malzemeleri kullanarak maske yapmak medikal anlamda çok doğru değil. Genelde bunlar kozmetik kategoriye giriyor. Aydınlatmak için mutlaka evlerinde en azından bir bal ve deriyi nemlendirmek için ise salatalık vardır. Bunlar emilebilen moleküller değiller. Tıbben bu tür uygulamalara inanmıyoruz” diye konuştu.
Akdeniz Diyeti İle Sağlıklı Zayıflamak Mümkün!
Akdeniz mutfağının enfes yemekleri ve zeytinyağı mucizesiyle formda kalabilirsiniz. Dahası bu beslenme şekli kalp sağlığınızı koruyacak, tansiyon ve kolesterolünüzü dengeleyecek ve en önemlisi yaşlanmanızı geciktirecek. Sağlığınız için bu kadar faydalı olan bu diyeti yapabilmek için tam bir Akdeniz Yemekleri aşığı olmalısınız. Acıkınca yok ekmek arası köfte, yok tereyağlı iskender, gelsin pastalar börekler devrini kapatmalısınız. Sebze yemekleriyle dost olun, salatayla arkadaş!! Meyveler ve kuru tohumlar (badem, ceviz vb.) vazgeçilmeziniz olsun. Tatlı istiyorsanız şifa kaynağı balı tercih edin. Akdeniz diyetinde kullanılan zeytinyağı tekli doymamış yağ asitleri içerir. Tam tahıllar ve bulgur, baklagiller, sebze ve meyvelerin kullanıldığı Akdeniz diyeti bu yönüyle sağlık kaynağıdır. Doymuş yağ asitleri içeren kırmızı et ve süt ürünleri Akdeniz diyetinde oldukça az kullanılır. Ayrıca Akdeniz diyetinde ceviz, fındık, badem ve fıstık tüketerek sağlığa faydalı olan omega-3 yağları da alınmaktadır. Akdeniz diyetine başlamak için tereyağı ve margarini mutfağınızdan çıkarın. Zeytinyağı dışında başka bir yağ kullanmayın.Yemeklerin yanında salata bulunmayan bir sofraya oturmayın.Öğünlerinizde 1 – 2 dilim tam tahıllı ekmek tüketin.Taze meyve ve sebzeler evinizden eksik olmasın.Fındık, ceviz ve badem diyetinize hem lezzet, hem de içerdiği besin öğeleriyle sağlık katacaktır.Ve eğer Akdeniz kültürüne yabancıysanız, Akdeniz yemeklerini anlatan bir kitabı alın. Akdeniz Diyeti Örnek Menüsü:Sabah kahvaltısı: 2 dilim kepek ekmeği. Bir dilim tuzsuz beyaz peynir. Sınırsız domates, salatalık, maydanoz, tatlı kırmızı biber. 5 – 6 adet zeytin. 1 ceviz, birkaç tane fındık ve badem. Kahvaltıda içecek olarak açık çay ya da 1 kaşık balla tatlandırılmış süt.Ara öğün: Bir adet elma, kivi ya da istenilen herhangi bir meyve.Öğlen yemeği: Küçük porsiyon sebze yemeği, bir kase yoğurt, bir kase baklagillerle zenginleştirilmiş salata, 2 dilim kepekli ekmek. 1 adet meyve.Ara öğün: Az miktarda zeytin, peynir, meyve ve fındık. Ya da bunların yerine 1’er tane kuru incir, kayısı erik ve ceviz.Akşam yemeği: Sebze çorbası, salata, küçük porsiyon makarna ya da bulgur pilavı 1 bardak ayran 2 dilim kepekli ekmek. Ya da bunların yerine sebze yemeği, bir porsiyon balık ya da tavuk, orta boy haşlanmış patates. Salata, ayran ve kepekli ekmeği her iki durumda da tüketebilirsiniz.Akdeniz diyeti süresince günde en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Bitki çayları tercih edilmelidir. Fazla aşırıya kaçmadan siyah çay içilebilir. Çaylarda şeker kullanılmamalıdır.Baharda Sağlıklı Beslenme YöntemleriBahar gibi mevsim geçişlerinde sağlığı korumak ve sağlıklı beslenme için neler yapmak gerekiyor?Hamileler için sağlıklı beslenme önerileriHamilelik döneminde sağlıklı beslenme, bebeğin sağlıklı bir şekilde doğmasında önemli rol oynar.Diyabete karşı sağlıklı beslenmeDr. Öztaş, “İnsülin olmadan vücudunuz dışarıdan aldığınız besinleri gerekli biçimde kullanıp enerjiye çeviremez. Beslenmemize dikkat etmeliyiz, diyabet hem ekonomimizi hem de sağlımızı bozuyor.” dedi.
Ketojenik Diyet Nedir ve Nasıl Yapılır?
Ketojenik diyet konsepti son dönemlerde düşük karbonhidrat diyetlerinin tiryakileri sayesinde bir hayli sükse yaptı. Ketojenik diyetlerin tek özelliği karbonhidrat bakımından fakir diyetlerden olması değil. Bu diyet konsepti Steve Jobs'un kansere yakalanmasından sonra daha uzun süre yaşamasında ve çocuklarda görülen epilepsi hastalığıyla mücadelede büyük pay sahibi!Tek amacı zayıflama olmayan bu mucize diyet birçok hastalığın iyileşmesine yardımcı oluyor.İşte ketojenik diyet hakkında merak ettiğiniz her şey....Ancak bizim daha çok hastalıklarla mücadelede kullanılan bir beslenme biçimi olarak bildiğimiz bu diyet, tedavi amacının yanı sıra sağlıklı yaşam ve zayıflama amacıyla da uygulanabiliyor.Yağ ve protein oranı yüksek fakat karbonhidrat açısından oldukça zayıf olan diyetin adı 'Ketozis' teriminden geliyor. Ketozis; vücudun enerji elde etmek için yağları yakması sürecine verilen isim. Bu süreç, vücut enerji olarak kullanmak üzere yeterli glukoz bulamadığında ve insülin seviyeleri düştüğünde devreye giriyor ve böbreklerin yağ asitlerinden üretiği ketonlar kan dolaşımı yoluyla serbest kalarak enerji olarak kullanılıyor.Ketojenik diyetler karbonhidrat bakımından düşük özellikte olsa da her düşük karbonhidrat diyeti ketojenik diyet değil. Genellikle ketojenik diyetlerde günlük kalori alımının %65'i proteinden, %30'u yağlardan ve %5'i de karbonhidratlardan elde ediliyor. Bir dönemin popüler diyetlerinden Atkins diyeti Ketojenik özellikte başlıyor ve diyetin ilerleyen aşamalarında karbonhidratlar tekrar ekleniyor. Böylelikle ketozis sürecinde azalma meydana geliyor. Yani daha kusursuz hesaplamalar, bir diyetin ketojenik olup olmadığını belirliyor.Ketojenik diyetlerin popüler olmasının birçok nedeni var. Bu düşük karbonhidratlı diyetlerin temel faydası, yağlı yiyeceklerin küçük porsiyonlar tüketilse bile uzun süreli tokluk hissi yaratması ve enerji seviyelerini arttırması.Birçok bilimsel çalışma sonucunda bu tür diyetlerin epilepsi nöbetlerini azalttığı ve diyabet hastalarında glisemik indeksi kontrol altına alınmasında oldukça faydalı olduğu ortaya çıkıyor. Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin sahibi olan Steve Jobs kansere yakalandığını öğrendikten sonra beslenme biçimini ketojenik diyetlerle değiştirmiş. Uzmanların açıklamalarına göre Jobs, bu beslenme planı sayesinde hastalık teşhisi konduktan sonra doktorların ön gördüğü süreden 2-3 yıl daha fazla yaşadı.Ekmek, makarna, pirinç ya da şekerli soslar yoğun karbonhidrat içerikleri için elenecek besinlerin başında geliyor.Bu beslenme şekli yüksek oranda yağ içerse de, diyette kullanılan yağın çeşidi oldukça önemli. Kaliteli protein ve yağların tüketilmesi diyet açısından oldukça önemli. Diyette tüketilen proteinler, sığır eti, kuzu, dana, keçi, ve balıklara yumurta ve peynir çeşitleri.Tüketeceğiniz ürünleri mümkünse organik ürünlerden tercih etmenizde fayda var.
Reklam
Saçları Her Gün Yıkamak Zararlı mıdır?
Pek çok kişi her gün duş almadan kendini rahat hissedemez. Ya da saçlarının çabuk yağlanması yüzünden her gün saçlarını yıkar. Peki her gün saçları yıkamak zararlı mı ? Bugün bu sorunun cevabına yanıt vereceğiz. Saçları her gün yıkamak derideki koruyucu bakterilerin ölmesine neden olmakta, dolayısıyla dökülme ve kepeklenmeye yol açacaktır. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşin Köktürk'ün yaptığı açıklamalar bizi bu konuda bilgilendirmektedir. Köktürk'e göre saçlı derinin kendine özgü koruyucu bir florası olduğu ve özenle saç bakımının yapılması gerektiğini söylemekte. Köktürk'e göre ''çok yağlı'' diye her gün saç yıkamak hakkında ''Bu davranış doğru değil, sık yıkamakla yağlı saçlardan kullanılmaz. Sık yıkamak saçlı derinin koruyucu florasını bozar.'' Sık sık saç yıkamanın derideki koruyu bakterileri öldürdüğünü dikkat çeken vekepeklenme, saç dökülmesi gibi sorunlara yol açacağını kaydeden Köktürk ''Koruyucu tabaka yok olduğu gibi deride istenmeyen bakteri ve mantarların üremesine de neden olabilir. En sağlıklı olanı saçları haftada 3 gün PH değeri 5,5 olan şampuanlarla yıkanmasıdır. Ayrıca yıkama sırasında sıcak su yerine ılık su kullanılmalıdır.'' diye sözlerin ekledi. Ayrıca jöle, boya gibi kimyasal ve fiziksel etkilerin saçta uzun süre kalmamasını belirterek ''Bu ürünler saçın ve saç derisinin doğal yapısını bozuyor, saçları güçsüzleştiriyor. Saçın maruz kaldığı kimyasal etkinin uzamaması için jöle kullanan kişiler gün sonunda saçını muhakkak yıkamalı'' dedi.
Fit Olmak İstiyorsanız 5 Kuralı Uygulayınız
Siz de zayıflarken aynı zamanda sıkılaşmak ve fit olmak istiyorsanız, bu beş kuralı uygulayın: Diyetle birlikte egzersize de başlayın, sağlıklı karbonhidratları tüketin, egzersiz öncesi ve sonrasında bol su için, ana öğünlerde kurubaklagil yiyin ve B vitamini kullanınHastalarımın çoğunda, zayıflarken egzersiz yapılması ile ilgili oldukça fazla hatalı bilgiye sahip olduklarını ve akıllarının karıştığını görüyorum. İlk olarak zayıflamaya karar verdiğinizde, kilo fazlalığınız ne olursa olsun kalbe yük getirmeyecek şekilde düşük tempoda, yapabildiğiniz sürede yürüyüşlere başlamalısınız. Egzersizi asla ertelememelisiniz. Zayıflama ile oluşan sarkma ve derideki buruşmayı ancak bu şekilde engelleyebilirsiniz. Eğer egzersizi kilo verdikten sonra yapmaya başlarsanız vücudunuzdaki sarkmaları toparlamanız neredeyse imkansız. Aşağıdaki pratik önerileri zayıflama sürecinize kolayca adapte edebilirsiniz. AĞIRLIK ANTRENMANI YAPIN Yağ yakarak zayıflama, kardiyovasküler egzersiz çeşitlerini yaparak olur. En iyileri; yürüyüş, bisiklet, ip atlama, eliptik bisiklet ve yüzmedir. Hangisini yapma olanağınız varsa onu seçin. Aktiviteye başlamadan önce en az beş dakika esneme ve ısınma yapın. Yürüyüş, eliptik ve bisiklet yapacaksanız mutlaka 3 eğim ya da altı zorluk düzeyinde ile 15 dakika orta tempo yürüyüş, ardından dört eğim ya da zorluk 7.2 düzeyde 15 dakika orta tempo koşuya geçin. Daha sonra eğimi 4.5'e çıkarıp 15 dakika 8 düzeyde koşarak son beş dakikada kademeli olarak hem eğimi, hem de düzeyi azaltarak egzersizi bitirin. Haftada dört kere bu şekilde yürüyüş, bisiklet ve eliptik dönüşümü ile kardiyovasküler aktivitenizi planlayın. SAĞLIKLI KARBONHİDRATLAR Proteini yüksek tüketecek kişiler, dayanıklılık sporu olan halter, güreş ve vücut geliştirme yapabilirler. Bu sporları yapan kişilerin protein ihtiyaçları çok artar. Ancak ince ve atletik bir vücut için orta düzey protein yeterlidir. Fazlası vücuda yarar sağlamaz. Ama tam tahıllı karbonhidratlar mutlaka beslenmede yüksek oranda olmalıdır. Çünkü yetersiz karbonhidrat içeren bir diyet, yorgunluğa ve psikolojik defansa neden olur. Yeterli karbonhidrat, kasların katabolizmasını yani kaybolmasını önler. Açıkçası zayıflama sürecinde yüksek protein yerine yüksek sağlıklı karbonhidrat tüketmek oldukça önemlidir. SU İÇMEK KURAL OLMALI Vücudun susuz kalması egzersiz performansını olumsuz etkiler. Yorgunluğun bir nedeni de aktivite boyunca su içmemektir. Sıvı kaybını vücuda yaşatmamak için sporunuzdan önce 500 ml., egzersiz boyunca her 15-20 dakikada bir en az 300 ml. ve egzersiz bittikten sonra da 700 ml. kadar su içmenizi tavsiye ederim. ANA ÖĞÜNLERDE YEMEKAktivite yaptığınız günlerde; öğle ve akşam ana öğünde kepekli tahıllar veya kurubaklagillerden birini, taze sebze ya da meyvelerden seçerek yanına yağsız hayvansal protein kaynaklarını tüketmelisiniz. Kahvaltıda az yağlı ya da yağsız süt ve süt ürünleri, yumurta ve kepekli tahıllardan oluşan bol taze sebzeli bir mönü planlamalısınız. Ara öğünde süt, meyve, az miktarda kuru yemişler olmalıdır. Bu tip bir beslenme; kas dokusunu koruyacak, yüksek karbonhidrat ve yeterli proteinin yanı sıra tüm vitamin- minerallerin de doğal olarak beslenmenizle alınmasını sağlayacaktır. B GRUBU VİTAMİNLER Unutmayın, zayıflarken vücut geliştirme yapmayacaksınız. Bu nedenle B grubu vitaminlerinden zengin yiyeceklere öncelik vermelisiniz. Yeterli protein, hafif ağırlık antrenmanınızda kas fibrillerindeki minimal hasarı onaracak, kalori harcanmasında doku kaybını engelleyecektir. B1, B2, B6 ve niasin; egzersiz sırasında enerji oluşumuna yardımcı olmaktadır. Diğer B grubu vitaminlerinden folik asit ve B12 ise kırmızı kan hücrelerinin oluşumu, protein sentezi ve doku yapım-onarımı sağlayacaktır. Sağlıklı beslenmenize ek bir tablet B kompleks vitamin desteğini bu egzersiz günlerinde almanızda fayda olacaktır.
Reklam
Yağ Yakmaya Yardımcı Olan 30 Besin
Kilo vermek için formül aslında basit: aldığınız kalori miktarından daha fazlasını yakmak! Ancak bu denklemi desteklemek için yardım alabileceğiniz bazı süper yiyecekler de yok değil. İşte yağ yakımına yardımcı 30 besin.
Talasemi Nedir?
8 Mayıs Talasemi Günü. Bu tarihte, bilhassa yeni evlenen çiftlerin bebek sahibi olurken karşılaşabilecekleri tehlike Talasemi’ye dikkat çekiliyor. Talasemi (Akdeniz anemisi) kalıtsal bir kan hastalığı ve ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz ülkelerinde önemli bir halk sağlığı sorunu. Vücudun yeterli miktarda ve yüksek kalitede kan üretimini engelleyen, kalıtımla geçen, önlenebilir bir kan hastalığı. Farklı formlarda görülen hastalığın tedavi maliyeti yüksek ve yıpratıcı; korunma ise ucuz ve kolay. Talasemi Araştırma ve Uygulama Derneği (TAUD) Başkanı Prof. Dr. Zeynep Karakaş, “8 Mayıs’ta farkındalığı artırmak için birtakım etkinlikler yapılıyor. Biz de 10 Mayıs’da TAUD olarak hastalara yönelik eğitim toplantısı gerçekleştiriyoruz. Toplumumuzda 100 kişinin 2′si bu hastalığın genini taşıyor. Taşıyıcıların bilinmesi, klinik delilleri olmasa dahi genetik danışma açısından önemli. Çünkü iki taşıyıcı evlendiği zaman çocuk hem anneden hem babadan bu geni alabilir. Dolayısı ile hasta olabilir yani iki geni de Talasemi geni ise o zaman normal hemoglobin yapılamaz ve dışarıdan kan alması gereken ağır bir hastalık tablosu oluşabilir. Talasemi hastaları 3 haftada bir dışarıdan kan alarak normal yaşamlarını sürdürebilirler. Kan almazlarsa yaşayamazlar. Kan bağışını ihmal etmeyelim” dedi. Çiftlere “Evlilik Öncesi Tarama” yapmak bu anlamda son derece önemli. Örneğin, talasemi taşıyıcısı bir kişi ile sağlam bir kişi evlenecek olursa doğacak çocukların sağlam olma ihtimali % 50, talasemi taşıyıcısı olma ihtimali yüzde 50′dir. Fakat iki talasemi taşıyıcısı evlenecek olursa bu durumda doğacak çocukların taşıyıcı olma ihtimali yüzde 50, hasta olma ihtimali yüzde 25′dir ve sağlam olma ihtimali % 25′dir. haber kaynağı: 724saglik.org/sağlık haberleri
Reklam
Fazla Kilonun 11 Gizli Sebebi
Beslenmenize dikkat ettiğiniz ve egzersiz yaptığınız halde kilo almaya devam ediyorsanız başka sağlık problemleri yaşıyor olabilirsiniz. Yapılan düşük kalorili diyetler, uykusuzluk ve stres gibi sorunlar kilonuza etki ediyor olabilir. Radikal’de yer alan habere göre, Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu ’ndan kilo artışının fazla bilinmeyen nedenlerini 11 başlık altında topladı. Kalitesiz uyku : Yeterli uyumuyor ve dinlenemiyorsanız kilo almanız kaçınılmaz. Çünkü geç saatlere kadar oturduğunuzda hormon düzeyinizde değişiklikler meydana gelerek iştahınız artar ve gece atıştırmaları kaçınılmaz hale gelebilir. Stres : Stres hormonu olan kortizol iştah artışına neden olur. Bu da beraberinde stresli zamanlarda yüksek kalorili gıdalara yönelmenize neden olabilir. Antidepresanlar : Bazı antidepresanların en talihsiz yan etkilerinden biri de kilo alımıdır. Eğer kullandığınız antidepresanın kilo almanıza neden olduğunu düşünüyorsanız tedavi planınızda değişiklik yapma konusunda mutlaka hekiminizle konuşun. Ayrıca, depresyonun kendisinin de kilo değişikliklerine neden olabileceğini unutmayın. Steroidler Steroid anti-inflamatuar bazı ilaçlar kilo alımı konusunda kötü bir üne sahiptir. Çünkü bu tür ilaçlar sıvı tutmasının yanı sıra iştahınızın açılmasına neden olabilir. Doğum kontrol hapları : Doğum kontrol hapları kilo alma nedeni olarak bilinse de sanılanın aksine bu etkisi kısa vadelidir. Eğer uzun vadede kilo problemi yaşamaya devam ediyorsanız mutlaka hekiminize danışın. Hipotiroidi : Tiroid hastalıkları metabolizmanızı yavaşlatarak kilo almanıza neden olabilir. Beslenmenize ve egzersizlerinize dikkat ettiğiniz halde geçmeyen bir yorgunluğunuz ve kilo alımınız söz konusuysa mutlaka tiroid kontrolünüz için hekiminize başvurun. Menopoz : Çoğu kadın menopoza girdikten sonra kilo aldığını iddia etse de kilo almasını tek nedeni menopoz değildir. Yaşlanma metabolizmayı da yavaşlatır; böylece daha az kalori harcanır. Ancak unutmayın her yaşın olması gereken kilosu ayrı hesaplanır. Yaş ilerledikçe gençlik döneminizdeki kilolarınızda olmaya çalışmak bağışıklığınızı düşürür. Cushing sendromu : Kilo alımının önemli nedenlerinden biri de Cushing sendromudur. Astım, artrit veya lupus gibi romotolojik hastalıklar için kortizol kullanımı Cushing sendromuna neden olabilir. Cushing sendromunda kilolar, yüz, boyun, üst sırt veya bel çevresinde daha belirgin olabilir. Polikistik over sendromu : Polikistik over sendromu, çocuk doğurma çağındaki kadınlarda sık görülen hormonal bir sorundur. Bu sendromu yaşayan kadınların çoğunda yumurtalıklarda çok sayıda küçük kistler büyür. Bu durum adet döngüsünü etkileyerek; hormon dengesizliklerine, aşırı tüylenme ve akneye neden olur. Bu durumda olan kadınlarda insülin direnci çok sık görülür. Ağır kalp hastalığı için daha büyük risk taşıyan karın çevresine yağlanma bu kişilerde daha fazladır.T24
Diş Beyazlatma Nasıl Yapılır?
Dişlerdeki sarılık ya genetik olarak insanda vardır ya da ilerleyen yaşla beraber ve yeme içme alışkanlıklarına bağlı olarak gelişebilir. Diş beyazlatma işleminin iki şekilde yapılacağını belirten Çağdaş Kışlaoğlu diş beyazlatma yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Birinci yöntem ev tipi beyazlatma yöntemidir. Diş hekimi tarafından dişlerinizin üzerine takmanız için ağız ölçünüze uygun kalıplar hazırlatılır. Bu kalıbın içerisine Amerikan FDA onaylı bir ilaç konularak beyazlatılacak dişlerin üstüne yerleştirilir. Günde ortalama 4-6 saat takılması gerekir. İkinci ise muayenehanede uyguladığımız beyazlatma işlemidir. Dişlerdeki gözeneklerin temizlenmesinde ‘hidrojen peroksit’, yani oksijenli su veya türevi ‘karbamid peroksit’li jeller kullanılır. Bu maddeler 45 dakika süreyle lazer ışığı verilerek aktive edilip beyazlama gerçekleşir. Bu uygulamada diş eti ve dokular özel koruyucularla korunduğundan zarar görmez. Kişinin diş minesinin rengine bağlı olarak beyazlama oranı değişir. Ayrıca yapılan işlem, esmer tenlilerde daha belirgin bir şekilde görülür”. Beyazlatılan Dişin Dayanıklılık Süresi Nedir? Beyazlatılan dişlerin her zaman için eskisinden daha beyaz göründüğünü söyleyen Kışlaoğlu, “Ancak dişlerinizin yeniden sararmasını ve lekelenmesini istemiyorsanız çay, kahve, sigara ve türevleri, çikolata, salça, ketçap gibi boyalı gıdalar, renkli ve asitli içecekler, kırmızı şarap tüketimini mümkün olduğunca azaltmalı, hatta kullanmaktan kaçınmalısınız. Alışkanlık ve ağız bakımına bağlı olarak beyazlık uzun süre korunabilir. Yine de bu süreçte beyazlatıcı diş macunları ile tedavi desteklenebilir. Altı ayda bir diş hekiminizi kontrol amaçlı ziyaret ettiğiniz takdirde, diş sağlığınızı korumakla beraber rengi ile ilgili uygulamalar da yaptırıp ömür boyu sağlıklı ve bembeyaz dişlerle gönül rahatlığıyla gülebilirsiniz” diyor. Diş beyazlatmanın mümkün olmadığı durumlarda gelişmiş estetik diş hekimliği teknikleri ile yine de bembeyaz bir gülüş sahibi olunabileceğini belirtiyor.
Göbek Yağlarının Erimemesinin Sebepleri!
Göbeğinizdeki yağlardan kurtulmak, basit bir zayıflık isteğinin ötesinde bir sağlık ihtiyacı. Göbeğinizi çevreleyen yağlar kalp sağlığınızı da etkiliyor. Karın yağları kalp rahatsızlığı, 2.tip diyabet, insülin direnci ve bazı kanser türlerine zemin hazırlıyor. Göbek eritme diyeti ve egzersiz karın bölgenizdeki şişlikten kurtulmanıza yardımcı olmadıysa, hormonlarınız, yaşınız ve diğer genetik faktörler bunun nedeni olabilir. İşte karın yağlarından kurtulamamanızın sebepleri! Yaşlanmayla birlikte vücudunuzun kilo alıp verme fonksiyonu da değişir. Hem kadınlar hem de erkekler yaşlandıkça metabolizmalarında düşüş yaşar. Ayrıca vücutlarının ihtiyacı olan kalori miktarı da ilerleyen yaşla birlikte azalır. Bunlara ek olarak bir de kadınlar menopozla uğraşmak zorunda. Menopoz döneminde kadınlar genellikle karın bölgelerinden kilo alırlar. Bu dönemde östrojen ve projesteron hormonlarının salgılanması yavaşlar. Bu yavaşlamayla birlikte testosteron hormonunun salgılanması da bir miktar yavaşlamaya başlar. Hormonlardaki bu değişiklikler, kadınların karın ve bel bölgelerinde yağlanma olmasına neden oluyor.
Reklam
Bel Ağrısı Nasıl Geçer?
Dr. Mehmet Öz’ün realage.com.tr sitesinde verdiği bilgilerden faydalanarak bel ağrısından kurtulmak için yapabileceklerimizi bir araya getirdik. Bel ağrısı için ilk yardım Bel ağrısı genellikle bir hastalık veya spesifik bir yaralanma ile ilişkili olmayan, sık rastlanan bir semptomdur. Bir haftadan uzun süren bel ağrısı ataklarının büyük bir kısmı bir ay içinde kendi kendine azalır. Bel ağrısını iyileştirmek için şu seçenekleri göz önünde bulundurabilirsiniz: Rahatsızlığın ilk 24-48 saati içinde ağrıyan bölgeye 5-10 dakika süreyle soğuk kompres uygulaması (havluya sarılmış bir buz torbası) yapabilirsiniz. Eğer ağrı birkaç gün içinde iyileşmiyorsa ağrıyan bölgeye sıcak kompres uygulayabilirsiniz. Hareket etmeye devam edin ancak belinizi koruyun. Ani dönüşlerden veya bükülme hareketlerinden kaçının. Olabildiği kadar yatak istirahatinden kaçının. Yardım isteyin. Eğer ağrı 1 hafta sonrasında hala yoğunluğunu kaybetmemişse bir ortopedi veya fizik tedavi uzmanından randevu almalısınız. Eğer ağrı 4-6 hafta içinde tolere edilir bir düzeye kadar azalmadıysa doktorunuzdan bir randevu alın. Soğuk kompres uygulaması Doktorunuz size ağrıyan bölgeye soğuk kompres yapmanızı önerebilir. Tek başına veya ağrı kesicilerle birlikte soğuk kompres uygulaması ağrınızın giderilmesine yardımcı olacaktır. Tipik olarak soğuk kompres uygulamasının semptomlar başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde uygulanması gerekir. Ağrıyan bölgeye içi buzla dolu (havluya sarılmış da olabilir) bir torba 5-10 dakika süreyle uygulanır. Sıcak kompres uygulaması Tek başına veya ağrı kesicilerle birlikte sıcak kompres uygulaması da ağrınızın giderilmesine yardımcı olacaktır. Eğer bel ağrınız 48 saatten daha uzun sürerse sıcak bir yastık veya sıcak suyla alınacak bir duş semptomlarınızın giderilmesine yararlı olacaktır. Yatak istirahati Eğer ağrınız cok ciddi düzeyde ise doktorunuz sizden kısa bir süre yatak istirahati isteyebilir. Bununla beraber bu istirahat 2-3 günü geçmemelidir. Bundan daha uzun sürecek bir yatak istirahati rahatlamanızı sağlayamadığı gibi daha zararlı bile olabilir. 5 günden uzun süren bir yatak istirahati kas gücünde azalmaya yol açar ki bu da ağrının süresini uzatır ve iyileşmeyi geciktirir. Eğer kas fonksiyonu kötüleşirse ağrı kronik hale gelebilir. Eğer yatmanız gerektiğini hissediyorsanız, yürümek belinizin ağrımasına neden olsa bile birkaç saat arayla kalkıp yürümelisiniz. Normal faaliyetlere dönüş sırasında birtakım rahatsızlıklar hissetmek sık rastlanan bir durumdur. Bu rahatsızlık kendi kendinizi daha incitmek anlamına gelmemelidir. Bel ağrısı sırasında egzersiz Bel ağrısı çekmekte olduğunuz sırada egzersiz yapmak kendinizi daha kısa sürede iyi hissetmenizi sağlar, bel ağrısının daha da şiddetlenmesini önler. Eğer hafif ile orta şiddette bel ağrınız varsa belinize çok fazla yüklenmeden aşağıdaki egzersizleri yapabilirsiniz: Kısa yürüyüşler yapın, Esneme ve gerilme egzersizleri yapın, Kondüsyon bisikleti kullanın, Yüzün. Egzersize kolaydan başlayıp giderek zorlaştırmak veya süreyi başta kısa tutup sonradan kademeli olarak uzatmak esastır. En başta semptomlar biraz daha kötüleşebilir veya aktif hale gelebilir. Genellikle bu kötüleşme kaygı yaratacak bir nitelikte olmaz. Bununla beraber eğer ağrı şiddetliise bir doktora başvurulmalıdır. Normal aktivitelerinize geri döndüğünüz zaman doktorunuz size ek aerobik egzersizler veya bel egzersizleri önerebilir. Bel ağrısını önlemek için nelere dikkat etmeli? Rahat giysiler, alçak topuklu ayakkabılar tercih edin. Eğer gerekli ise ayakkabınıza yerleştirecek tabanlık gibi özel aparatlarla yürüyüşünüzü değerlendirme ve düzeltme fikrini gözden geçirin. Çalışma alanınızın sizin için uygun yükseklikte olduğundan emin olun. Hafifçe geriye yatan, sağlam bir bel desteği olan bir sandalye seçin. Eğer uzun zaman oturarak çalışmak zorundaysanız ayaklarınızı döşeme üzerinde veya düşük bir yükseklikte (hangisi rahat ise) dinlendirin. Eğer uzun süre ayakta çalışmak zorundaysanız bir ayağınızı düşük bir yükseklikte dinlendirin. Eğer uzun mesafe araç kullanmak zorundaysanız belinizin arka kısmına küçük bir yastık veya rulo yapılmış bir havlu koyun, bu arada sık sık mola vermeli, birkaç dakikalık yürüyüşler yapmalısınız. Eğer uyku probleminiz varsa dizlerinizin altına bir yastık koyarak sırtüstü veya dizlerinizi büküp arasına bir yastık koyarak yan yatın. Uyku sırasında bel ağrısını önlemek için ne yapmalı? Uyku sırasında bel ağrısını önlemek için tok ancak sert olması gerekmeyen bir yatak kullanmalısınız. Yan tarafınıza dönük uyurken dizleriniz hafifçe bükülmüş olmalıdır; bu pozisyon belinize ve sırtınıza en az düzeyde yük getirir. Dizleriniz arasındaki bir yastık bu yükü daha da azaltır. Eğer sırtüstü yatmayı tercih ediyorsanız dizlerinizin altına bir yastık koyabilirsiniz. Yüzüstü yatmak omurganızı doğal olmayan bir pozisyona sokacağı için sabah oluşacak bir bel ağrısına davetiye çıkaracaktır. Bazı kişiler yattıkları zemini sert bir hale getirecek destekler kullanırlar, bazıları ise vücut ağırlığını diğer yataklardan çok daha eşit biçimde dağıtan su yatağını tercih ederler. Ana kural kendinizi en rahat hissettiğiniz yatağın seçimidir. Bel ağrısı için ne zaman tıbbi yardım almak gerekir?
Hamilelikte Kanamanın Nedenleri
Hamilelik boyunca kanama birçok gebe kadında görülebilen bir problemdir. Bu durum hamileliğin ilk haftalarında görüldüğü gibi son haftalarında da ortaya çıkabilir. Kanamanın miktarı değişiklik gösterebilir ve görülen kanamanın rengi açık veya koyu olabilir. Hamilelikte yaşanan kanamanın nedenleri; düşük, boş gebelik, dış gebelik, erken doğum, rahim yırtılması, cinsel ilişki sırasında görülen yırtılma, rahim ağzı tümörü, rahim ağzı iltihabı gibi başlıca sebeplerdir. Gebelik boyunca görülen kanama ciddiye alınması gerekilen bir süreçtir. Görüldüğü an doktora başvurarak altında yatan neden öğrenilmelidir. Bazı kanamalar önemsiz görülürken bazıları ise doktorun acil olarak müdahale yapmasını gerektirmektedir. Kadın Doğum -Bebeklerde İshal
Reklam
Erken Yaşlanmaya Karşı Kurt Üzümü Tüketin
Kurt üzümü ya da mutluluk meyvesi olarak da bilinen “goji berry”nin içeriğinde bulunan polisakkaritler ve etkili antioksidanlar ile serbest radikallerin neden olacağı zararlara ve erken yaşlanmaya karşı vücudu koruduğu belirtildi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, yaptığı açıklamada, vücudun havadaki oksijen atomu ve onun benzeri serbest radikallerin her an saldırısına maruz kaldığını belirtti. Uzun ömür meyvesi olarak da isimlendirilen goji berrynin içinde bulunan polisakkaritler ve güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerin uğratacağı zararlara ve erken yaşlanmaya karşı insan vücudunu koruduğunu ifade eden Uslu, “Serbest radikaller bizi kanser yapar, derimizde kırışıklığa sebep olur. Goji berry, kanser önleyici bir madde olan germanium içeren, yeryüzünde bu güne kadar tespit edilmiş birkaç bitki türünden biridir. İçerisindeki özel polisakkaritler ve antioksidan maddeler, kansere sebep olabilecek genetik değişikliklerin gerçekleşmelerine engel olur” şeklinde konuştu. Uslu, küçük yumuşak meyveleri olan goji berry’nin bin 700 yıl boyunca Tibet’te imal edildiğini, Türkiye’ye ise geçtiğimiz yıllarda getirilmiş bir bitki olduğunun altını çizerek, “Tibetliler yüzlerce yıl goji berryden yaptıkları ilacı böbrek ve karaciğer tedavisinde kullandılar. Goji berry, Tibet’te kolesterolü ve kan basıncını düşürmek için kullanılıyor, üstelik kanı temizleme özelliği de bulunuyor” diye açıklamada bulundu. Bilimsel çalışmalarda özellikle karaciğer kanserlerinden korunmada goji berrynin çok etkili olduğunun görüldüğüne dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti: “Goji, hipofiz bezinden salgılanan insan büyüme hormonu (hCG, gençlik hormonu) salınımını arttırır. hCG’nin pozitif etkileri pek çoktur. Vücut yağ oranını azaltır, uyku düzensizliklerini engeller, hafızayı güçlendirir, iyileşme hızını arttırır, cinsel istek ve gücü düzenler, vücuda daha genç ve diri görünüm kazandırır. Yüksek tansiyonu belirgin biçimde önlediği görülmüştür. Alzheimerden korunmak için de mutluluk meyvesinden kendimizi mahrum etmemeliyiz.” Uslu, piyasada kilosu ortalama 60 tl’den satılan goji berrynin evde saksıda dahi yetiştirilebileceğine işaret etti.haber kaynağı:  365haber.org/sağlık haberleri
Sizi Nasıl Bir Ölüm Bekliyor?
etiket
Şu dünyada ölümden daha ciddi bir şey yoktur!  Bir gün öleceksin ey fani! Ama nasıl? Testi çözün, öğrenin!Şuradan esinlenilmiştir
30 Dakikalık Egzersiz İle Zayıflayın!
Şimdi bahsedeceğimiz hareketler yalnızca yağ yakmanıza değil, aynı zamanda daha fit bir vücuda sahip olmanıza ve gün içerisinde kalori kaybederek kas yapmanıza da yardımcı olacaktır.Fitness uzmanı Keli Roberts tek bölgeye odaklı olmayan egzersizler yaparak vücudunuzun daha fazla kalori yakacağını ve düzgün bir şekil alabileceğini belirtiyor. Bu yüzden her hareketin, vücudunuzun daha estetik bir şekil alması için tasarlandığını söylüyor. Böylelikle günlük faaliyetleri yapmak da daha kolaylaşıyor.Yeni anneler, egzersizlere başlamadan önce mutlaka doktora danışmalı…Eğer evinizde dumbell bulunmuyorsa 1 litrelik su şişelerini de kullanabilirsiniz. Haftalık düzenli olarak bu egzersizleri gerçekleştirdiğiniz takdirde ve gerekli besinleri aldığınızda iki kiloya kadar kilo vermeniz mümkün.Ayaklarınızı omuz genişliğinde açın ve iki elinize birer dumbell alın. Sırtınızı öne doğru uzatarak , kalçanızı dışarı doğru çekerek öne doğru eğilin. Böylelikle karnınızı germiş olacaksınız. Daha sonra bir elinizdeki dumbell’ı yukarı kaldırırken diğerini diğer elinizi göbeğiniz hizasında aşağı indirin. Aynı işlemi diğer eliniz için de yapın. 1 set 8-15 defa olmak üzere 2-3 set tekrar edin.Sol eliniz ve sol diziniz yere gelecek şekilde yan pozisyonda durun ve sağ bacağınızı gergin bir şekilde uzatın. Sırt kaslarınızı sıkarak sağ elinizdeki dumbell’ı kulak hizanızdan yukarı doğru kaldırın ve aşağı doğru indirin. Aynı egzersizi diğer eliniz için de yapın. 1 set 8-12 defa olmak üzere 2-3 set tekrar edin.Ayaklarınız üzerinde eğilin. Sağ elinizde tuttuğunuz ağırlığı dirseğinizi bükerek omuzunuzdan aşağı doğru sarkıtın. Sol bacağınızı bir adım ileri atın ve sol dizinizi göğüs hizanızda bükün. Sağ ayağınız da sol ayağınızdan bir adım geride olacak şekilde tutun. Sağ elinizdeki ağırlığı omuzunuzdan aşağı sarkıtarak dizlerinizi aşağı ve yukarı doğru esnetin. Aynı egzersizi diğer el ve bacağınız için de yapın. 1 set 8-12 defa olmak üzere 2-3 set yapın.Dizlerinizi ve ellerinizi yere koyun. Daha sonra sağ dizinizi ve sol elinizi açarak yere koyun, sol ayağınızı geriye doğru, sağ kolunuzu da ileriye doğru gerdirin. Bir süre bu şekilde bekleyin(göbeğinizin sarkmasına izin vermeyin); Başlangıç pozisyonunuza geri dönün ve aynı işlemi diğer kol ve bacak için yapın. Böylelikle 1 tekrar yapmış olacaksınız. 2-3 set olarak 8-9 tekrar yapın.Ayaklarınızı havaya kaldırarak ve dizlerinizi 90 derece kırarak sırt üstü yatın. İki elinizle birer bumbbell tutacak şekilde ve dirseklerinizi hafif kırarak sırasıyla dumbbell’ları kaldırıp indirin( bir ağaca saılır gibi tutun). Her dumbbell kaldırdığınızda nefesinizi düzenleyin ve sırtınızı hareket ettirmemeye çalışın. 2-3 set olmak üzere, her sette 12 defa tekrarlayın.Aşağıda yer alan akılda kalıcı ipuçlarını, haftada 2-3 kez(bir biri ardına günlerde değil) 20 dakikanızı ayırarak yapabilirsiniz.Kollarınızı sallamak, omuzlarınızla daireler çizmek, çömelmek ve zıplamak(yeni doğum yapmışsanız bu hareketi yapmayın)vb. ısınma hareketlerini yapmak için 5-10 dakikanızı ayırın.Dumbbell ile çalışırken, daha ağırlarını seçin (5-15 kilo).Bu ağırlıkla kaslarınızı yeterli miktarda yormanız için 8-15 tekrar yapmanız yeterli.Ayaklarınızı, göğsünüzü ve belinizi germe hareketleri ile soğutun.İyi bir vücut için bir kez şunu deneyin; 2-5 dakika arasında ip atlayın ya da kardiyo yapın ve bunu yaparken dinlenmek için ara vermeyin. Daha sonra ikinci hatta üçüncü seti tekrarlayın. Tekrarlarınız daha fazla kalori yakmanızı sağlayacak.
17 Yaşındaki Gencin Başlattığı Kampanyaya Boyun Eğdi
Coca-Cola, kullanımı tartışmaya yol açan katkı maddesi olan BVO'YU (Bromlu Bitkisel Yağ) içeceklerinden çıkartmaya hazırlanıyor. Şirket kararı, internet üzerinden bu taleple yürütülen imza kampanyası üzerine aldı. BVO, Coca-Cola'nın Fanta ve Powerade gibi meyveli içeceklerinde ve spor ürünlerinde bulunuyor. Coca-Cola, BVO yerine bu katkı maddesinin işlevinin görmesi için başka bir madde kullanacak. Coca-Cola'nın en büyük rakibi Pepsi geçen yıl bu maddeyi spor içeceklerinden çıkarmıştı. Pepsi sözcüsü son açıklamasında BVO'yu diğer ürünlerinden de çıkartmak için daha geniş kapsamlı bir planları olduğunu söyledi. Pepsi bu bileşimi Mountain Dew ve AMP içeceklerinde kullanmayı sürdürüyor. Coca-Cola sözcüsü Josh Gold konuyla ilgili açıklamasında BVO'nun kaldırılması adımının güvenlikle ilgili olmadığına vurgu yaptı. BVO dahil ürünlerinde kullandıkları muhtevanın her zaman güvenli olageldiğini söyleyen Gold, 'Ürünlerimizin güvenliği ve kalitesi bizim en önemli önceliğimizdir' dedi. BVO, brom elementiyle sebze yağının bir araya getirilmesi ile oluşan bir madde. Meyveli içeceklerde kullanılan BVO bir stabilizör işlevi görüyor ve içecek muhtevasının ayrılmadan bir arada durmasını sağlıyor . BVO, ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin genel olarak güvenli olarak tanımlanmış ürünler listesinden 1970'de düşmüştü. Bununla birlikte içecek şirketlerinin BVO'yu belli bir miktarda kullanmalarına izin verilmişti. ABD'deki Mayo Clinic'ten araştırmacılara göre BVO içeren ürünlerin aşırı derecede kullanımı; hafıza kaybı, deri problemleri ve sinir problemleri gibi sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olabiliyor. Japonya ve Avrupa Birliği'nde BVO'nun gıda katkı maddesi olarak kullanılması yasak. BVO'nun kullanılmasına karşı kamanpya ABD'nin Missisipi Eyaleti'nde yaşayan Sarah Kavanagh adlı 17 yaşındaki bir genç tarafından başlatılmıştı. Change.org'daki imza kampanyasına on binlerce kişi imzalamıştı. Coca-Cola ve Pepsi tarafından yapılan açıklamaların ardından Kavanagh bir açıklama yaparak 'Şirketlerin, özellikle de büyük şirketlerin tüketicileri dinlediklerini bilmek gerçekten iyi' yorumunda bulundu. BBC
Reklam