Hamilelikte Spor Yapanların Normal Doğum Şansı Yüzde 58 Daha Fazla
9 aylık hamilelik sürecinde anne adaylarını birtakım fizyolojik değişiklikler bekliyor.İlk 3 ay yaşanan bulantı ve kusmalar 20. haftadan itibaren beliren karın büyümesiyle gelişen bel ve kasık ağrıları, bunlara sadece birer örnek. Oysa sağlıklı spor ve düzenli beslenmeyle bu sorunları aşmak mümkün.Fransız dermokozmetik markası Lierac’ın anne adayları için verdiği eğitimde konuşan Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Faruk Onur Başeğmez, sporun hamileler için faydalarını anlattı.1- DAHA AZ KİLO Yapılan araştırmalara göre spor yapan anne adayları yapmayanlar göre 7 kilo daha az kilo alıyor.2-DAHA KOLAY DOĞUM Kuvvetli karın kasları ve güçlü pelvik taban sayesinde normal doğumdaki ağrılara annenin itici gücü de eklenince rahat normal doğum kaçınılmaz hale geliyor. Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre spor yapan kadınlarda yapmayanlara oranla normal doğum oranı yüzde 58 daha fazla.3-DAHA DÜŞÜK DİYABET RİSKİ 28-40 haftası arası rastlanan ani bebek ölümü, yüksek doğum ağırlığı gibi riskler taşıyan gebelik şekeri (gestasyonel diyabet) riski spor yapanlarda yüzde 27 daha az.4-DAHA AZ KABIZLIK Anne adayları gebelik boyunca östrojen hormonunun yükselmesi nedeniyle kabızlık ve buna bağlı gelişen hemoroitlerden şikâyet eder. Düzenli yapılan egzersiz ve sıvı tüketimi bu şikâyetleri büyük ölçüde azaltmaktadır.5- DAHA ÇOK ENERJİ DAHA YÜKSEK MORAL Gebelik boyunca çizgi film izlerken ağlayan anne adayları sıkça görülür. Düzenli yapılan spor anne adaylarının psikolojisi üzerinde olumlu etki yapar.6- DAHA AZ SEZERYAN Düzenli yapılan yoga, pilates ve esneme egzersizleri pelvik tabanı, relaksin denilen bir hormon aracılığıyla gevşetir ve bu sayede sezaryen doğum olasılığı azalır.7-DAHA AZ ÖDEM Hamileliğin son döneminde vücutta dolaşımda gelişen bir takım hormonal etkilerden dolayı bacak şişmeleri görülür. Düzenli egzersiz ile bu durum önlenebilir.8- DAHA RAHAT UYKU Gebeliğin son döneminde gelişen uykusuzluk için de düzenli spor birebir.9-DAHA FİT BİR GÖRÜNTÜ Gebelikte artan kilolar, karın kaslarının ayrılması (diastesis rekti) , şişen bacaklar tüm bunlar görsel anlamda anne adaylarını mutsuz eder. Düzenli egzersiz bu durumların gelişmesini engeller.HANGİ TİP EGZERSİZ?Egzersiz seçiminde hamileleri hamilelik öncesi spor yapan ve yapmayan anne adayları olmak üzere 2 gruba ayırmak gerekir. Yapılan çalışmalar gebelik öncesi aktif spor hayatı olan kişilerin gebeliğinde var olan bir risk olmadığı sürece rutin aktivitelerine devam etmesinde bir sakınca olmadığı yönündedir.Gebelik döneminde spor yapmaya başlayacak anne adayları ise yürüyüş, yüzme, gebelik pilates, fitness ve yoga yapabilir. Ancak tüm bunlar konusunda deneyimli kişisel antrenör takibinde yapılmalıdır. Çünkü bütün bu antrenmanlar için gebeliğe özel durumlar ve hareketler olacaktır.
Bursa'da Termik Santral Tartışması
Bazı sivil toplum kuruluşları, Bursalıların sağlığını olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle şehir içine termik santral kurulmasına karşı. Santrali inşa edecek DOSAB ise 'Karşımızda doğalgaz lobisi var' diyor.'Yeşil Bursa' son yıllarda yeşilinden çok şey kaybederek hızla sanayileşti ve Türkiye'nin dördüncü büyük sanayi kenti oldu.Bu hızlı sanayileşmeyi sürdürebilmek için yeni bir buhar ve elektrik santrali kurulması planlanıyor.Bazı meslek odaları ve çevre örgütleri, kent içine kurulacak Demirtaş Buhar ve Elektrik Üretim Santrali'nin çevre sağlığını bozacağı görüşünde.Kentte kurulan Termik Santrale Hayır Platformu, Bursa’nın yaşanmaz bir yere dönüşeceğini söylüyor. Meslek odaları, çevre örgütleri ve halkın bir bölümü santralin yapılmasına karşı.Termik santrali yaptıracak olan Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi (DOSAB) yönetimi ise santralin çevreye ve toplum sağlığına zararlı olmayacağını savunuyor. Şu anda Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu bekleniyor.Proje gerçekleşirse, termik santral saatte 390 ton buhar ve 49,9 MW elektrik üretecek. Bu üretim için günlük bin 200 ton kömür ve 150 ton kireç taşı yakılacak.“Çocuklarımızın kanser olmasını istemiyoruz”Santralin kurulması planlanan bölgeye yakın mahallelerde oturanlar tedirgin. 1988’den bu yana Panayır Mahallesi’nde oturan Nurcan Başboğa da onlardan biri. Başboğa, “Evimin yanında santral istemiyorum. Çocuklarım için kaygılanıyorum. Çocuklarımızın kanser olmasını istemiyoruz” diyor.Santralin yapılmasına karşı kadınların oluşturduğu girişimin bilgilendirme toplantısına gelinini ve torunlarını da alarak gelen Dudu Mat, “Otuz yıldır biz buradayız. Evimizin yanına santral kurulmasını ister miyiz?” diyor.“100 bin kişinin sağlığı etkilenebilir”Bursa Tabip Odası bir kitapçık yayınlayarak santralin halk sağlığına tehdit oluşturabileceğini dile getirdi. Bursa Tabip Odası Başkanı ve Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Toplum Sağlığı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya kurulması istenen santralin olası etkilerini sorduk.Pala, Bursa'da daha önce kurulan ve halen faaliyette olan Orhaneli Termik Santrali'ni örnek verdi:'2004- 2005 yıllarında Orhaneli Termik Santrali yakınında yaşayan insanların bundan etkilenip etikenmediklerini araştırmak için bir buçuk yıl süren bir araştırma yaptık. Bir de santrale 30 kilometre mesafede bir kontrol grubu aldık. Her iki grubun akciğer solunum fonksiyon testlerini ve diğer bulgularını inceledik. Her iki grubu karşılaştırınca termik santralin yakınındaki insanların akciğer solunum fonksiyonlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğunu kanıtladık ve bunu uluslararası bilimsel bir dergide yayınladık.'Bu durumun DOSAB’taki santral için de geçerli olup olmayacağı sorusuna ise, “DOSAB’da kömür yakılarak enerji üretecek bir santralin bunlara yol açmaması için herhangi bir bilimsel kanıt elimizde yok. DOSAB'ın termik santali en az 100 bin kişinin ciddi şekilde sağlığının olumsuz etkilenmesi potansiyeline sahip bir termik santraldir” yanıtı aldık.“Enerjiye ihtiyaç var ama çevre gözardı edilmemeli”Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Bursa İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sözcüsü ve Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Remzi Çınar da kent içerisinde kömürle çalışan bir santralin kurulmasının hata olduğu görüşünde.TMMOB olarak projeyi her yönüyle incelediklerini belirten Çınar, “TMMOB olarak bir rapor hazırladık. Raporda açıkça söylüyoruz; bu ülkenin enerji üretimine ihtiyaç var ancak çevresel faktörleri gözardı etmememiz gerekiyor” diyor.Havanın değişmesi ile birlikte Uludağ’a kar yağışının da etkileneceği savunan Çınar, “Bacasız sanayi de önemli. Bu santral turizm kenti olan Bursa’nın turizmini de etkileyecek. Dağda kar istiyor turizmcimiz. Bunun kar için engel olduğunu da düşünüyoruz” diyor.“Bursa’nın havası kirli, daha da kirlenmesin”Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) de santrale karşı. Dernek başkanı Murat Demir “Bursa’nın zaten kirli bir havası var. Bunu düzeltmek varken, kirli havayı daha da kötüye götürecek bir santral yapılıyor” diyor.2 bin ailenin bir kış mevsiminde yaktığı kömürün santralde bir günde yakılacağını söyleyen Demir, DOSAB’ın tüm Bursa’ya rağmen birşeyler yapmak istediği görüşünde. Demir, “DOSAB Termik Santraline Hayır' adlı bir platformumuz var. 100’ün üzerinde bileşenden oluşuyor. Aramızda meslek örgütleri, akademik örgütler, hayvan hakları örgütleri, taraftar örgütleri var. Kentin bütün dinamiklerini kapsayacak bir platformuz. Bu santrali DOSAB yönetiminin dışında kimse savunmuyor ve bu kent de üç beş sanayiciden oluşmuyor” diyor.“Şehrin içerisinde de santral olabilir”Santral projesinin arkasında DOSAB yönetimi var. DOSAB Bölge Müdürü Serhat Şengül akademik oda, çevre örgütleri ve bölgedeki tedirgin vatandaşların aksine kömürle çalışan santrallerin şehrin içerisinde de faaliyet gösterebileceğini savunuyor. Şengül, “Şehri zehirleyeceğiz gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu çok yanlış” diyor.Kömürün taşımasından yakılmasına, külün bertarafına kadar tüm planların tesisin şehrin içerisinde olacağı göz önüne alınarak yapıldığını kaydeden Şengül, karşılarındaki grubu ikna etmenin mümkün olmayacağını söylüyor, “Bu santrali dağın tepesinde de yapsak, en ücra yerde de yapsak bu gruplar yine karşı çıkacaklar” diyor.“Kömür santrali için hayal rakamlar”Santralin projesinde görülen olası zararların Avrupa Birliği’ndeki standart değerlerin çok altında olduğunu belirten Şengül, “O kadar yüksek verimlere ulaşıyoruz ki bir kömür santrali için hayal rakamlar” diyor.Sanayi bölgesinin mevcut yapısında ihtiyaç duyulan buharın ayrı ayrı ve kontrollü tesislerde üretildiğini belirten Şengül, “DOSAB'ta 98’i doğal gazlı, 3’ü kömürlü tesis var. Biz bunların hepsini kapıyoruz ve denetlenebilir tek bir tesis yapıyoruz. Sanayi bölgesindeki mevcut fabrikaların oluşturdukları kirlilik ve emisyondan çok daha düşük emisyonlu bir tesis yapıyoruz. Bunun neresi yanlış?” diye soruyor.“Sermaye düşmanlığı yapılıyor”Tepkiler için 'Sermaye düşmanlığı yapılıyor' diyen Şengül buna rağmen herkesin izleyebileceği bir kontrol sistemi önerdiklerini anlatıyor:“Bunlar 7/24 izleme yönetmeliğine tabi. İzlenmemesi gibi bir durum söz konusu değil. Kamuoyuna ikinci bir şey teklif ettik. Devlet yasal olarak izlesin, ayrıca bir heyet kurulsun ve bir danışman şirket seçilsin ve ikinci bir izleme sistemi de oluşturulsun. Bedelini de biz verelim.”Şengül, bölgede yaşayan insanların kaygılarını gidermek için çok sayıda bilgilendirme toplantısı yaptıklarını ve santral için hazırladıkları web sitesinde santrale karşı çıkanların iddialarına yanıt verdiklerini de belirtiyor.“Arkalarında doğalgaz lobisi var”Şengül, 'Bu proje ile Türkiye’nin doğalgaza bağımlılığı azalacak ve Türkiye’nin cari açığı benzer projelerle birlikte azaltılacak' diyor ve Enerji Bakanı ile yaptıkları toplantıda kendilerine “Sizinki gibi 10 tane daha tesis olsun başka bir şey istemiyoruz” denildiğini belirtiyor.Şengül’e göre karşılarındaki grup Türkiye’nin doğalgaza bağımlılığının azalmasını istemiyor.Şengül, “Karşımızdaki grubu hafife almayalım. Bu, uluslararası bir problem. Bunun ardında doğalgaz lobisi var” diyor.Al Jazeera Turk, Okan Yüksel
Neden Uyuruz?
Bu konuda ilginç teoriler ve ipuçları var. İpuçlarından en belirgin olanı, yeterince uyuduğumuzda kendimizi iyi, mahrum kaldığımızda ise çok daha kötü hissetmemiz. Birkaç günlük mahrumiyetin ardından uyku ihtiyacı öylesine ağır basar ki hiçbir şey uyanık kalmamızı sağlayamaz. Yapılan deneylerde bu haldeki insanların aşırı yüksek müzikte, ayakta, hatta tekmelenirken bile uyuduğuna tanık olunmuştur. Birkaç günlük uykusuzluk hali insanda kafa karışıklığı, unutkanlık ve halüsinasyona neden olur. (En uzun süreli uyanık kalma rekoru 11 gündür.)Fakat yorulduğumuz için uyuduğumuzu söylemek acıktığımız için yemek yediğimizi söylemek gibi olur; uyuma nedenimiz budur, ama neden uykuya ihtiyaç duyduğumuz sorusunun yanıtı değildir bu.Bellek yardımıSon yıllarda ortaya çıkan bir teoriye göre uyku, yeni bellek oluşumunda ve pekiştirilmesinde önemli rol oynar. Hafıza sistemimiz psikolojik gizemini korurken, birçok araştırma uykunun perde arkasında bakım ve muhafaza işlevi gördüğünü iddia ediyor.California Üniversitesi’nden Matthew Walker ve ekibi, deneklere bilgisayarda sırasıyla çeşitli şekiller gösteriyor. Deneklerin yarısı bu şekilleri sabah, diğer yarısı ise akşam izleyip ezberlemeye çalışıyor. Daha sonra laboratuvara dönen deneklerin sabahçı olanları tüm gün boyunca uyanık kaldıktan sonra, akşamcı olanlar ise gece uyuduktan sonra hafıza testine tabi tutuluyor. Uyumuş olanların şekillerin sıralamasını çok daha iyi hatırladığı ortaya çıkıyor.Gün içindeki kısa uykuların da hafızayı güçlendirdiği düşünülüyor.Bazı araştırmacılar uykunun tazeleme ve yeniden düzenleme yoluyla belleğimize yardımcı olduğunu ifade ediyor. Sıçanlara labirent içinde yol bulma eğitimi verilerken beyinlerinde gerçekleşen aktivite biçiminin gece uyku sırasında da tekrarlandığı görüldü. Buradan, gündüz edinilen tecrübenin uyku sırasında da tekrarlandığı sonucuna varıldı.Dinlenmek ayrıca kötü deneyimlerin etkisinin azaltılmasına da yardımcı oluyor. Walker’in araştırmasında, kötü ve travmatik olayların yarattığı olumsuzluklarla beynin uyku sırasında baş etmeye çalıştığı da iddia ediliyordu.Rüya alemiBurada rüya olgusu da devreye giriyor. Belleğimizin uyku sırasında yaşadığı çılgın maceralar olarak ifade edebileceğimiz rüyaların, belleğin tazeliğini korumak için rastgele harekete geçmesi ve yaşanan olaylar arasında bağlantı kurma çabasının ürünü olduğu sanılıyor. Uyku mahrumiyetinin halüsinasyona yol açmasının nedeni de bu olabilir. Uyku yoluyla belleğimizi yeniden düzenleme fırsatından mahrum bırakıldığımızda rüyalar davetsiz bir şekilde uyanık dünyamıza girerek gerçek olanla olmayanı birbirinden ayırmamızı zorlaştırıyor.Bütün bunlar aslında bazı verilere dayanan spekülasyonlar. Beynimize çeki düzen vermenin yanı sıra, vücudumuz uykuyu hasarlı hücrelerin onarımı gibi bazı düzenleme ve idare işlerini yapma fırsatı olarak da değerlendiriyor olabilir.Bazı bilim insanları ise uykunun düzen ve onarım amaçlı olmadığını savunuyor. “Neden uyuyoruz?” sorusu yerine “Neden uyanığız?” sorusunun sorulması gerektiğini belirtiyorlar. Sıcak, güvende ve tok haldeyken, yani temel ihtiyaçlar giderilmişken etrafta dolaşmanın ve uyanık kalmanın enerji israfı olduğunu ifade ediyorlar.Net olan şey, uykunun akıl ve beden sağlığı için gerekli olması. Herkesin ihtiyacı farklılık gösterse de ortalama 7 saat uyumak gerekiyor. Daha az uyuyanların kalp hastalıkları gibi bazı hastalıklara daha açık hale gelme riskinin yanı sıra yaşam sürelerinin de kısaldığı düşünülüyor.Yani, bir dahaki sefere uyumak istediğinizde suçluluk duygusuna kapılmak yerine, uykunun size ne kadar iyi geleceğini düşünmek daha doğru olabilir.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
ABD Başkanının Savunma Bakanını istifaya zorlaması ardında, Hagel'in Erdoğan ve Davutoğlu'nun da isteği olan Esad'ın devrilmesini IŞİD stratejisine dâhil etme ısrarı yatıyor.Dün, İran’la nükleer müzakerelerin Haziran 2015 sonuna kadar uzatıldığının açıklanmasından kısa süre sonra ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in istifa haberi geldi.Başkan Barack Obama tarafından istifaya zorlanmıştı.
Nargile Dumanı En Tehlikelilerin Arasında
ABD’deki San-Diego Üniversitesi’nin bilim adamları, nargile dumanının, lökoz dahil birkaç kanser türünün oluşumu ve gelişiminden sorumlu kanserojen benzen kimyasalının organizma üzerindeki negatif etkiyi ikiye katladığını tespit etti.Rusya'nın Sesi Radyosu'nun Medical News Today'den aktardığı habere göre benzen, zehirli maddelerin en tehlikelilerinin bulunduğu birinci grupta yer alıyor. En büyük konsantrasyonuna tütün ve kömürde rastlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü, bu zehirli maddenin zararsız düzeyinin bulunmadığını iddia ediyor.Amerikan Kanser Araştırmaları Topluluğu'nun yayımladığı dergide yer alan araştırma kapsamında 105 nargile tüketicisi ile nargile kullanmayan 103 kişiden alınan idrar örnekleri incelendi. İdrar örnekleri, deneklerden sabah ve nargilenin tüketilmesinin ardından olmak üzere iki kez alındı. İncelemenin sonuçlarında, nargile kullanan deneklerden alınan idrar örneklerindeki başta SPMA-asidi (benzen metabolidi) olmak üzere kanserojen kimyasal oranının 4,2 kat arttığı, diğerlerinde bu artışın 2,6 olarak gerçekleştiği kaydedildi.San-Diego Üniversitesi Davranış Epidemiyolojisi ve Halk Sağlığı Merkezi Müdür Yardımcısı Nada Kassem, “Nargile içenlerle iletişim içinde bulunan içmeyen kişiler de yanan kömürün ürettiği yüksek miktarda zehirli madde ve kanserojen emisyon soluyor. Bu yüzden nargile, onu doğrudan kullanmayan kişiler için bile çok tehlikeli” diye açıkladı.Odatv.com
Büyükşehirde Psikolojimizi Bozan 10 Neden
Türkiye'de sağlık sektöründe en önemli sorunlardan biri de insanlarımızın psikolojik ve psikosomatik sorunlarının büyük ölçüde artması. Büyük kentlerdeki stres ortamı, gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle alt gelir grubunda kalan insanların günlük yaşamdaki sıkıntıları, trafik, Türkiye'deki Kürt sorunu, terör olayları gibi tartışmalar insanlarımızı psikolojik açıdan büyük ölçüde etkiliyor.ŞEHİRDEKİ KİŞİLER PSİKOLOĞA GİTMEYE TEŞVİK EDİLMELİPsikiyatrist Dr. İnci Şen, “İnsanlarımızda ruh sağlığı çok önemlidir. 77 milyonluk Türkiye’mizde stres altında çalışan insanlarımızın ruh sağlığı büyük ölçüde bozulmaya yönelmekte. Bu açıdan sağlık sektöründe ve sağlık ekonomisinde psikolojik ve psikosomatik konulara daha fazla bütçe ayrılmalı, insanlarımız bu konuda doktorlara gitmeye teşvik edilmeli. Sağlık Bakanlığı’mızın bu konuda daha duyarlı olmasında büyük ölçüde yarar var” dedi.Psikiyatrist Dr. İnci Şen, özellikle büyük şehirdeki insanlarımızın depresyona girmelerinin nedenlerini söyle sıraladı:1. İç göç sürecinin tam başarıyla sonuçlanmaması ve iç göçle büyük kentlere gelen insanların belirli statüye ve amaçlarına ulaşamaması2. Türkiye´deki insanların ekonomik nedenlerle sorunlarının artması3. Aile içi uyumsuzlukların artması, ailede dışlanma, ayrımcılık ve küçümsenmenin gelişmesi4. Toplum tarafından istenmemek ve kabul görmemek5. Büyük kentin sorunlarıyla baş edememek6. İşsizlik ve ekonomik sıkıntılar7. Gittikçe artan fakirleşme ve sosyal yardımlarla yaşama mecburiyeti8. İnsanların ekonomik kayıplar nedeniyle kendini güvende hissedememesi9. Kadınlarımıza uygulanan aile içi şiddet10. Çocuklara ailede gösterilen şiddet ve baskı“Özel sigortalar, psikiyatrik sorunları sigorta kapsamına almalıdır” diyen Psikiyatrist Dr. İnci Şen, “Kalp, damar ve diyabetik gibi hastalıklar ne kadar önemliyse insanlarımız için ruh sağlığı da o kadar önemlidir” diye ekledi.Zaman
Üniversiteliye Yeni Af Meclis’ten Çıktı
Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) kurulmasına ilişkin yasa, Meclis Genel Kurulu’nda eklenen yeni torba hükümlerle genişletilerek kabul edildi.Yasaya göre TÜSEB bünyesinde Türkiye Kanser Enstitüsü, Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü, Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü, Türkiye Kronik Hastalıklar Enstitüsü, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü kurulacak. Enstitü Başkanı, Sağlık Bakanı’nın teklifi üzerine Başbakan tarafından atanacak. Başkanlık, görevleri kapsamında Ar-Ge konuları için gerekli gördüğü her türlü bilgiyi, kamu kurum ve kuruluşları ile vakıflara ait olanlar dahil tüm yükseköğretim kurumlarından talep edebilecek. Kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolu olarak çalışanlar, başkan tarafından, yapılacak çalışmanın kapsamı ve süresi de dikkate alınarak en çok 3 yıl süreyle TÜSEB’de görevlendirilebilecek. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, “Tarihi gelecekte Türkiye’nin sağlık alanındaki dinamiklerine çok önemli katkıları olacaktır” dedi.AF VE ATILMA ŞARTLARIYasaya eklenen maddelere göre, üniversitelerde, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilişiği kesilen öğrenciler 5 ay içinde geri dönebilecek. Öğrenciler ilişiklerinin kesildiği program üniversitede var ise bu yıl bahar döneminde, eğer yoksa üniversitelerin açıldığı ekim ayında öğrenim görmeye başlayacak. Öğretim dili tamamen Türkçe olan programlarda mesleki yabancı dil dersleri dışında zorunlu yabancı dil hazırlık sınıfı açılamayacak. Ancak üniversite yetkili kurullarının kararı ve YÖK’ün onayı ile isteğe bağlı olarak yabancı dil hazırlık sınıfı eğitimi verilebilecek. Hazırlık sınıfında başarılı olamayan öğrencilerin ilişikleri kesilemeyecek ve eğitimlerine devam edecekler.YÖK ONAYIYLA ATMAÜniversite öğrencileri 2 yıllık ön lisans programlarını azami 4 yıl, 4 yıllık lisans programlarını azami 7 yıl, 5 yıllık lisans programlarını azami 8 yıl, 6 yıllık lisans programlarını azami 9 yıl içinde tamamlamak zorunda. Azami süreler içerisinde katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin ilişikleri kesilemeyecek. Ancak üniversite yetkili kurullarının kararı ve YÖK’ün onayı ile 4 yıl üst üste katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ve kayıt yenilenmemesi nedeniyle öğrencilerin üniversiteyle ilişiği kesilecek. Düzenlemenin gerekçesi “Azami süreler içerisinde katkı payı veya öğrenim ücretinin ödenmemesi ile kayıt yenilenmemesi sebebiyle öğrencilerin ilişiklerinin kesilmemesi esas olmakla beraber, öğrencilerin eğitime devam edip etmeyecekleri bilinmeksizin bu kadar uzun süreler kayıtlarının devam etmesi, üniversiteleri kontenjanları ve bütçe planlamalarını gerçekçi olarak yapamaz duruma getirecektir” diye açıklandı.NİTELİKLİ OPERASYON ZAMMIDevlet hastaneleri, araştırma hastanelerinde, organ nakli, nitelikli yoğun bakım hizmetleri, kök hücre ve kemik iliği nakli gibi yüksek eğitim ve beceri gerektiren operasyonlarla ilgili hekimlere yapılacak ek ödemeler bir kat artırıldı. sağlık bakanlığı’nca, özellikli tıbbi işlemler karşılığı yapılacak ek ödemelerde yüzde 800 ve yüzde 700 oranları bir kat artırılarak uygulanacak. Milli Eğitim Bakanlığı, aday öğretmenlerin sınavlarını yazılı veya yazılı ve sözlü olarak yapabilecek. Veteriner hekimlikte de uzmanlık yapılabilecek. Yeni kurulan devlet üniversitelerinde ortaya çıkan öğretim üyesi açığının kapatılmasına katkıda bulunmak amacıyla vakıf üniversitelerine yapılan görevlendirme 2 yılı geçemeyecek.TAM GÜN UYUMUHekim, diş hekimi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim üyelerinden mesai saatleri dışında özel muayenehanesinde veya özel hastanelerde görev yapanlara üniversite ödeneği ve ek ödeme verilmeyecek. Ancak bu hekimler, muayenehanelerini kapatır ve özel hastanelerden ayrılmak isterlerse 31 Aralık 2014’e kadar bu konudaki beyanlarını görevli oldukları kurum yönetimlerine bildirmeleri gerekecek. Bu kişilerin en geç 31 Mayıs 2015’e kadar faaliyetleri sona ermiş sayılacak ve çalışma uygunluk belgesi veya izinleri iptal edilecek. Bu süre içerisinde mali hakları ve ek ödemeleri tam olarak ödenecek. Bu düzenleme GATA’da çalışan öğretim üyelerine de uygulanacak. Ancak GATA’daki öğretim üyelerine üniversite ödeneği ile sağlık hizmetleri tazminatı ödenmeyecek. Gerekçede, maddenin, Anayasa Mahkemesi’nin tam gün yasasına ilişkin verdiği kararlara uyum amacıyla düzenlendiği belirtildi.Habertürk
Soğuk Bir Ortamda Uyumanın Beraberinde Getirdiği 5 Önemli Fayda
Bilim adamlarına göre, uyuduğunuz ortamın sıcaklığını biraz değiştirerek çok daha sağlıklı bir hayat sürebilirsiniz. Huffington Post'dan doktor Chris Winter'a göre, sıcaklığı 15-19 santigrat derece arasında olan bir ortamda uyumak sağlığınız açısından çok faydalı şeyleri beraberinde getiriyor.Soğuk bir ortamda uyumaya alışık olanlar bunu zaten biliyordur, onlara selam olsun! Fakat benim gibi, uyumadan önce üstüne birkaç kat battaniye örten ve oldukça sıcak bir ortamda uyuyanlar için dikkate alınması gereken bazı önemli gerçekler bulunmakta. Eğer uyuma ortamınızı soğutursanız, bu durum size hem fiziksel hem de mental açıdan bazı faydalar sağlayacak. İşte o faydalardan dikkat çeken birkaç tanesi;
Koah, Ölüm Nedenleri Arasında Üçüncü Sırada
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nevin Fazlıoğlu, KOAH hastalığının dünyada 4. ölüm nedeni olan, her yıl 3 milyon kişinin ölümüne yol açan ve yaygınlığı giderek artan kronik hava yolu hastalık olduğunu söyledi. Dr. Nevin Fazlıoğlu, 'KOAH Türkiye'de kardiyovasküler hastalıklar ve serebrovasküler hastalıklardan sonra 3. ölüm nedenidir.' dedi.19 Kasım Dünya KOAH günü dolayısıyla açıklama yapan Acıbadem Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nevin Fazlıoğlu şunları söyledi: 'KOAH, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Akciğerin tıkayıcı, kronik yani devamlı olan hastalığı anlamına gelmektedir. KOAH oldukça yaygın bir hastalıktır, yaşam kalitesi üzerinde çok önemli etkileri vardır ve çok sayıda insanın ölümüne yol açmaktadır. KOAH Türkiye'de kardiyovasküler hastalıklar ve serebrovasküler hastalıklardan sonra 3. ölüm nedenidir. Ancak her 10 KOAH'lı hastadan 9'u hastalığını bilmemektedir. Bu durum hastalığın geç teşhis edilmesine ve yeterince tedavi edilmemesine neden olmaktadır.'KOAH tarama testinden bahseden Dr. Nevin Fazlıoğlu, şu uyarılarda bulundu: 'Sık öksürükleriniz oluyor mu? Balgam çıkartıyor musunuz? Yaşıtlarınıza göre nefesiniz daha kolay mı daralıyor? 40 yaşını aştınız mı? Sigara içiyor musunuz ya da önceden içtiniz mi? Bu sorulardan en az 3'üne evet diyorsanız risk altındasınız demektir. Bunun için göğüs hastalıkları doktoruna başvurarak çok basit ve kolay uygulanan bir test olan solunum fonksiyon testi diğer bir deyişle nefes ölçüm testi yaptırarak bunu öğrenebilirsiniz.'KOAH HASTALIĞI EĞER TEDAVİ EDİLMEZSE İLERLEYİCİ BİR HASTALIKTIRDr. Nevin Fazlıoğlu, KOAH hastalığı eğer tedavi edilmezse ilerleyici bir hastalık olduğunu anlatarak 'KOAH hastalığının en önemli ve en büyük nedeni sigara kullanımıdır. Sigara içenler içmeyenlere göre 10 kat daha fazla KOAH hastalığına yakalanmaktadırlar. KOAH'ın en önemli belirtileri uzun zamandır devam eden nefes darlığı, öksürük, balgam çıkarma yakınmalarıdır.' diye konuştu.'KOAH'ın tedavisi vardır ve hastalık ne kadar erken teşhis edilirse, tedavi de o kadar etkilidir.' diyen Dr. Nevin Fazlıoğlu, şunları söyledi: 'KOAH teşhisi konulan hastalar doktorlarının önerilerine uygun şekilde ilaçlarını kullanarak, egzersiz yaparak ve sürekli aktif kalarak (doktorunun önerilerine uygun aktiviteleri seçerek) hastalıklarının ilerlemesini durdurabilirler ve kendilerini daha iyi hissedebilirler. KOAH önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu nedenle belirtilen şikayetleri yaşayanların kendisine bir nefeslik zaman ayırıp ve nefes ölçüm testi yaptırması son derece önemlidir.'(CİHAN)
Bir Kerden Birşey Olmaz Demeyin!
Psikolog Güneş Aydın, son günlerde özellikle sentetik uyuşturucu Bonzai ile ailelerin korkulu rüyası haline gelen madde bağımlılığı konusunda önemli uyarılarda bulundu.Dörtyol Toplum Sağlığı Merkezinde görevli Psikolog Güneş Aydın, madde bağımlılığı ile ilgili yaptığı açıklamada, 'bir kereden birşey olmaz' düşüncesinin tamamen yanlış olduğuna vurgu yaparak önemli uyarılarda bulundu.Madde Kulanım Yaşı Düşmekte!'Türkiye’de ve dünyada sigara, alkol ve uyuşturucu madde (esrar, eroin, kokain, ecstacy, bonzai, vs.) alım oranları artmakta, maddeye başlama yaşı ise tüyler ürpertici şekilde azaldığının endişe verici olduğunun altını çizen Psikolog Güneş Aydın, 'Bağımlılık, kullanılan maddeye karşı aşırı bir istek, zorlantılı bir şekilde madde arama ve kullanma ile karakterize süreğen, tekrarlayıcı ve maddenin birtakım manevi değerlerin önüne geçmesi demektir. Ne garip bir tezattır ki aileye, topluma, okula karşı koyarak özgürleşmek için alınan madde, aslında o kişinin özgürlüğünü elinden alan en önemli faktör haline gelir' dedi.'Bir Kereden Birşey Olmaz' Demeyin!Aydın, gündemde oldukça yer alan yeni psikoaktif maddelerden olan sentetik cannabinoid (Bonzai) vakaları okul çevrelerinde yaygınlaşmıştır ve ne yazık ki gençlerimiz bonzai kullanımının ölümle sonuçlanabileceğinin farkında değildir. Tamamen kimyasal bir uyuşturucu olan bonzai, ‘bir kereden bir şey olmaz’ düşüncesiyle kullanan gençleri pençesi altına alır ve bağımlı hale getirir. Bonzai beyin hücrelerinde kısa sürede büyük hasarlara neden olurken, genetik yatkınlığı olan kişilerde şizofreni benzeri etkiler meydana getirir, hatta ani kalp durmasına ve ölümlere neden olacağını söyledi.Madde Kullanımına İten SebebplerPsikolog Güneş Aydın, kişiyi madde kullanımına iten nedenler arasında; merak, arkadaş grubunun maddeye özendirmesi, kişilik sorunları depresyon ve diğer psikolojik problemler, aile içi sorunlar, ebeveynlerin madde kullanması ve rol model oluşturması ve en önemli etken olarak stres gösterilebilir' dedi ve ekledi 'Ergenlik döneminde yargılama ve karar verme becerileri hala gelişmekte olduğu için, riski doğru değerlendirme yetileri kısıtlı olmaktadır. Bu da gençlerin madde kullanımına yönelmesini arttırmaktadır. Bu yüzden gençlerimiz bu dönemde önemli kararlar almaktan kaçınmalı, **problemlerini aile ve uzman kişilerle paylaşmalı, kötü arkadaş gruplarından uzak durmalı ve bilmedikleri herhangi bir maddeyi denememelidir.'Anne- Babalar Örnek Olmalıdır! ' Aileler de çocukların değerler sisteminin oluşmasında önemli bir yere sahip olduğunu' söyleyenPsikolog Güneş Aydın, ' Anne-babalar çocuklarına doğru-yanlışı, sorumluluklarının gelişmesini, kendilerini zarar verici davranışlardan korumalarını öğretmelidir. Bunu yaparken onlara güvenli bir ortam sağlamalı, ancak bazı sınırlamaların olduğunu da göstermelidir. Anne-baba olarak çocuğunuzun madde ile ilişkili bilinçli bir tutum geliştirmesini sağlamada yapacağınız en önemli şey, kendi davranışlarınızla onlara örnek olmanızdır' dedi.Madde Bağımlıları Tıbbi Yardım AlmalıdırPsikolog Güneş Aydın, Madde kullanımı ve bağımlılığı tedavisi mümkün olan bir sağlık sorunu olduğunu belirterek 'Tedavinin başarıya ulaşması kişinin iradesine ve bırakma isteğine bağlıdır' dedi. Tedavi içinde için muhakkak tıbbi yardım ve uzman desteği gerektiğini belirten Aydın, ' Bu bağlamda Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Tedavi ve Araştırma Merkezi AMATEM, alkol ve madde bağımlılarına yönelik tedavi hizmeti vermektedir. En yakın AMAYEM merkezi olarak Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi, alkol ve madde bağımlılarına ayaktan ve yataklı olarak sağlık hizmeti vermektedir. Bu süreçte kişi kendisini madde kullanımına iten ortamlardan ve arkadaş çevresinden uzaklaşmalıdır. Aksi takdirde tekrar madde kullanma ihtimali oldukça yüksektir. Tedavi boyunca bireyin kararlı olması ve tedavi sonuçlanana kadar aile ve çevrenin desteği oldukça önemlidir. Tedavinizi sonuna kadar sürdürün. Unutmayalım ki bağımlılık kader değildir, tedavi edilebileceğini belirtti.
'Türkiye'de Her Yıl 91 Bin Çocuk Anne Oluyor'
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) 2014 yılı 'Dünya Nüfusunun Durumu Raporu'na göre, Türkiye'de her yıl 91 bin çocuk anne oluyor.Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın (TOG) 10 yıldır uygulayıcı ortağı olduğu UNFPA'nın '1,8 milyarın gücü: Ergenler, gençler ve geleceğin dönüşümü' başlıklı 2014 yılı raporu, dünya ile eşzamanlı olarak bir basın toplantısıyla açıklandı.Dünya Nüfusunun Durumu Raporu'na göre; dünyada hayatta olan genç nüfus sayısı 1,8 milyara ulaşırken, milyonlarca genç okula gitmiyor, gitse de öğrenme için gerekli asgari kritik seviyelere dahi ulaşamıyor. Gelişmekte olan bölgelerde gençlerin yüzde 60'a kadarı çalışamıyor ya da sadece düzensiz işlerde çalışıyor ve okuyamıyor. 500 milyondan fazla genç, günde 2 doların altında hayatta kalmaya çalışıyor. Yoksul ülkelerdeki gençler, giderek derinleşen dijital uçurumlardan dolayı modern ekonomilerde iş yapabilmek için gerekli teknolojik olanakların dışına itiliyor.Gençler, kendi ihtiyaçlarının en iyi şekilde nasıl karşılanabileceğine dair karar alma süreçlerinin dışında kalıyor. Yüksek yoksulluk riskiyle karşı karşıya olmalarına rağmen gençler, her üç ülkeden 2'sinde ulusal yoksulluk azaltma stratejileri ve kalkınma planları hazırlanırken, sürecin tamemen dışında bırakılıyor. Her gün 18 yaş altı 39 bin kız çocuğu evlendiriliyor.'15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 28 doğum düşüyor'Türkiye, 76,6 milyonluk nüfusunun dörtte birini oluşturan gençlerle (19 milyon) Avrupa'nın en genç nüfuslu ülkesi konumunda bulunuyor. Genç nüfusun yüzde 14,2'si evli. Türkiye'de geçen yıl boşanan genç erkeklerin yüzde 53,1'i, genç kadınların ise yüzde 35,3'ü, ilk yılında evliliklerini bitirdi.Ülkede, 19 yaşın altındaki evli 6 gençten ancak biri etkili gebeliği önleyici yöntem kullanırken, Türkiye'de 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 28 doğum düşüyor.'Genç kadınlar internete daha az erişiyor'Rapora göre, Türkiye'de genç kadınlar internete daha az erişebiliyor. Her 5 genç erkekten 4'ü internet kullanırken, bu oran genç kadınlarda yüzde 55 seviyesinde bulunuyor.
Pirinç, Kadın Sağlığında Önemli Rol Oynuyor
Günümüzde, kadın diyetlerinin kalp hastalıkları ve belirli kanser türleri ile benzeri birçok sorunu içeren kronik rahatsızlıkların önlenmesine yardımcı olduğunu kanıtlayan, kadınlara odaklanmış pek çok yeni çalışma bulunuyor. USA Rice Federation, yapılan araştırmalar sonucunda pirincin, her yaştan kadının sağlığı için büyük önem taşıyan folik asit ve demir gibi besin öğelerini içeren lifli bir besleyici diyet içeriği olduğu bildiriyor.Beslenme araştırmacıları, düşük karbonhidrat diyeti modasının, kadınların folat düzeylerindeki düşüşün olası nedenlerinden biri olduğuna işaret ediyor. Kadınlar, aynı zamanda vücuttaki demir azlığının neden olduğu demir eksikliği anemisine de yatkın. Yeterli demir olmadığında, vücut kırmızı kan hücreleri için yeterli hemoglobini üretemiyor. Aneminin bu en yaygın biçimi, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kadınların yaklaşık beşte birini ve hamile kadınların yarısını etkilemekte ve yorgunluk ve güçsüzlükten nefes darlığına, baş ağrılarına ya da konsantrasyon kaybına kadar çeşitlenen semptomlara neden oluyor.Amerikan Diyet Derneği'nin Kadın Sağlığı ve Üreme Beslenmesi başkanı, tescilli diyetisyen Jeanne Blankenship 'ABD'deki kadınların çoğunluğu hala günlük demir ve folik asit gereksinimlerini karşılamıyor ki, bunlar kadınlar için kritik önem taşıyan iki besin öğesidir,' diyor. Ve şöyle devam ediyor: 'Pirinç, kadınlara folik asit alımı için harika bir yol. Pirinç, yağsız et ve az yağlı süt ürünlerinden, meyvelere, kuruyemişlere ve sebzelere kadar eşlik ettiği birçok yemeğe besin öğeleri, kıvam ve lezzet katar.'Yaşam Döngüsünde Folik AsitFolik asit aynı zamanda, bazı araştırmalar tarafından kalp krizi ve beyin kanaması dahil kalp hastalıklarında bir risk faktörü olduğunu gösterilen kan homosistein düzeylerini düşürmeye de yardımcı oluyor. Amerikan Kalp Derneği'nin yayını Circulation'da yayımlanan araştırma, folik asit zenginleştirmesinin beyin kanamasından kaynaklanan ölümleri azaltmaya yardımcı olduğunu da kanıtlıyor. Daha yakın tarihli araştırmalar ise, folik asidin Yumurtalık kanseri ve Alzheimer da dahil belirli kanser tiplerini önlemeye yardımcı olduğunu ileri sürüyor.
Mutluluk Çubuğu Artık SGK Kapsamında
Manisa CBÜ Tıp Fakültesi üroloji Anabilim Dalı Öğrenim Üyesi Prof. Dr. Bilal Gümüş, halk arasında mutluluk çubuğu olarak bilinen ve ereksiyon bozukluğu yaşayan erkeklere yapılan operasyonla takılan penil protezin, Amerika ve Avrupa Birliği'nden sonra Türkiye'de de sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanmaya başlandığını söyledi.Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal Gümüş, erektil disfonksiyon hastalarına uygulanan farklı tedavilerin sonuç vermemesi durumda penil protez operasyonlarının SGK tarafından ödenmeye başladığını belirtti. Prof. Gümüş; Amerika, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde Sosyal Güvenlik Kurumları tarafından karşılanan penil protezin, Türkiye'de de SGK kapsamına alınmasıyla erkekler arasında sık görülen bir sağlık sorunun çözüme kavuşturulmasına katkı sağlayacağını vurguladı. Erektil disfonksiyon hastalığında tedavi yöntemlerinden birinin de penil protez operasyonları olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüş, 'Medikal tedavilere cevap vermeyen, diabetik hastalara, pelvik cerrahi geçiren ve ereksiyon problemi yaşayan hastalara uygulanan penil protezleri SGK tarafından karşılanmaya başlandı' dedi.YAŞ SINIRI YOKPenil protez için herhangi yaş sınırı olmadığını belirten Prof. Dr. Bilal Gümüş, uygun endikasyonu taşıyan ve protezi kullanabilecek olan hastalara operasyonun başarıyla gerçekleştirildiğini vurguladı. Özellikle orta yaş grubu hastaların (55-65) operasyonu daha çok talep ettiğini belirten Prof. Dr. Gümüş, 'Cinsel hayatının kötüleştiğini ifade eden hastaların psikolojik durumlarında da bozulmalar olmaktadır. Ereksiyon bozukluğu yaşayan hastada, gerginlik, öfkelenme, kendine güven kaybı ve depresyon sorunları sıkça rastlanmaktadır. Buna karşılık depresyonda olan hastaların ortalama yüzde 70'inde cinsel hayatlarında azalma ve çeşitli derecelerde bozulmalar meydana gelmektedir' diye konuştu.EGELİLER CİNSEL KONULARDA DAHA HASSASCinsel aktivitelerinde azalma ve bozulma olan her hastanın doğru tedavi uygulamalarından faydalanması için bir uzmandan yardım almasının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Bilal Gümüş, 'Türkiye'de hastalar çoğunlukla sosyal yaşam ve evlilik hayatlarındaki kötüleşmenin seviyesine göre doktora gitme ihtiyacı duyuyor. Ayrıca, ülkemizde doktora başvuru durumu sosyokültürel seviyeyle paralel orantıda ilerliyor. Bu anlamda doktora başvuru bakımdan Ege bölgesi oldukça iyi durumda. Türkiye'de cinsel sorunlarda en çok Ege Bölgesi'nde yaşayanlar doktora başvuruyor' dedi. SGK tarafından ödenen mutluluk çubuklarının 15 bin lira olduğu belirtilirken, uygulamanın iki ürolog ve bir endikronoloji uzmanının vereceği raporla 3'üncü Basamak Üniversite hastanelerinde yapıldığı belirtildi.DHA