onedio
Türkiye'nin Erkek Şiddeti Karnesi
Agos, cinsel şiddet ve kadın cinayetlerini avukatlara, kadın hakları örgütü üyelerine, yazarlara ve gazetecilere sordu. Avukat Hülya Gülbahar, bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü Çiçek Tahaoğlu, yazar Emine Uçak, avukat Benan Molu, Mor Çatı'dan Deniz Bayram, Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu'ndan Özgül Kaptan, akademisyen Aksu Bora, gazeteci Pınar Öğünç ve cinsel psikoterapi uzmanı Prof. Arşaluys Kayır konuştu.Mersin’in Tarsus ilçesinde, 11 Şubat’ta bindiği minibüsün şoförünün tecavüz girişimine direndiği için şöför tarafından öldürülen 19 yaşındaki Özgecan Aslan, cinsel şiddet ibresinin gittikçe arttığı Türkiye’de büyük bir infialin simgesine dönüştü. Özgecan’ın bedeninin bulunduğu 13 Şubat’tan bu haberin hazırlandığı güne kadar, ülkenin dört bir yanında, kadınların başını çektiği onlarca eylemde cinsel şiddet ve kadın cinayetleri protesto edildi, medyada kadına yönelik şiddet tekrar tartışılmaya açıldı. Erkek şiddeti istatistiklerine göre, Özgecan’ın öldürüldüğü gün, ülkenin başka şehirlerinde, adını bile bilmediğimiz yaklaşık 4 kadın daha öldürüldü. Bianet’in periyodik olarak yayımladığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre ise Özgecan Aslan’ın adı, Ocak 2014 itibariyle son bir yılda öldürülen en az 281 kadının adına eklenecek. Agos Gazetesi'nden Gökçe Kazaz'ın haberine göre; Gündelik hayatın tam ortasında, okulundan evine giderken yolda öldürülen bir kadınla, evinde yıllarca sistematik şiddete uğrayan bir kadının, ya da intihar süsü verilerek en yakını tarafından öldürülen bir kadının hikâyesinin ne kadar da aynı olduğu bu cevaplar üzerinden bir kez daha görünür oluyor.
Huzursuz Bacak Sendromu Uykuyu Engelliyor!
Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, uykusuzluğun nedeninin huzursuz bacak sendromu olabileceğini söyledi.Son dönemlerde bilinirliği artan huzursuz bacak sendromunun (HBS) sık görülen bir hastalık olup, toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediğini belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, “Hastaların yaklaşık üçte birinde ilaç tedavisi gerektirecek semptomlar bulunmaktadır. Hastalar semptomlarını genellikle dinlenme ya da yatma-oturma gibi hareketsizlik durumlarında oluşan veya kötüleşen bacaklarda hareket ettirme dürtüsü, rahatsız duyumlar ve Ağrı olarak ifade eder. Bunun sonucunda birçok hastada uyku bozukluğu sonucunda anksiyete ve depresyon meydana gelmekte ve günlük yaşam kalitesi olumsuz etkilenmektedir” ifadelerini kullandı.
Tüp Bebek Hakkında En Çok Sorulan 10 Soru
1- Tüp bebek tedavisini en fazla kaç kere deneyebilirsiniz?Tüp bebek tedavisini deneme sayısı konusunda, herhangi bir sınır bulunmamaktadır. İyi tüp bebek merkezlerinde uygulanan tedavilere rağmen, hala hamilelik sağlanamamış ise, deneme sayısı fazlalaştıkça hamilelik ihtimallerinde azalma olacaktır. Bazı durumlarda sebebi bilinmeyen tutunamama sorunu yaşayan çiftler, çok fazla deneme yaptıktan sonra ancak hamileliği başarabilmektedir. Yapılmış olan 8 veya 10. Denemenin ardından hamilelik ihtimalini elde eden anne ve baba adaylarının mutluluklarına tanık olmaktayız.2- Yaş, hamile kalma şansını etkiler mi?Tüp bebek uygulamalarında, hamile olabilme şansını etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Bunlardan en önemli olanı, tedavi gören kadının yaşıdır. Hamile olabilme ihtimali, 35 yaşından küçük olan kadınlarda en fazla, 35 ile 38 yaş arasında kabul edilebilir. 38 ile 40 yaş arasında azalmakta olan, 40 ile 42 yaş arasında gene de umudumuzu kaybetmediğimiz, 42 ile 44 yaş arasında ise, git gide azalmış durumdadır.3- Transfer edilen embriyo sayısı, hamilelik şansını belirleyen bir faktör müdür?Bütün yaş gruplarına bakıldığı zaman, tek embriyo aktarılması ile hamilelik beklentisi % 28 civarındayken, çift embriyo aktarılması ile bu oran % 45’e kadar çıkmaktadır. Tek embriyo aktarılması yapılan durumlarda, geriye dondurulabilecek birçok embriyo kalabilmektedir. Bu embriyoların kullanımı ile, ciddi oranda ek hamileliklere ulaşılmaktadır. Ciddi oranda erkek etkenine bağlı infertilitede, spermin ciddi şekil problemleri gösterdiği çiftlerde ve sperm üretiminin testiküler yetersizliği nedeni ile bozulduğu “azoospermik” durumlarda, gene hamilelik şansı tüp bebek tedavisinde azalmaktadır.4- Tüp bebekte düşük daha mı sık izlenmektedir?Tüp bebek tedavisi ile elde edilen hamileliklerde düşük yapma riski, normal yolla kalınan hamileliklere oranla biraz daha yüksektir. Bunun sebebi tedavi ile alakalı değil, hamile kalamamaya sebep olan sorunların bizzat kendisinden kaynaklanmaktadır.5- Tüp bebek gebeliklerinin başında izlenen vajinal kanamalar normal midir?Hamile kalmış hiçbir hastada, vajinal kanama normal kabul değildir. Böyle bir vakada derhal doktora danışılmalıdır. Ancak diğer yandan, tüp bebek hamileliklerinin başında vajinal kanama ve lekelenmeler, çok fazla görülmektedir. Bu durum, her zaman kötü bir göste olmayabilir.6- Dondurulmuş embriyolar ile şans nedir?Bir takım tüp bebek uygulamalarında, transfer edilen embriyoların haricinde geride çok iyi kalitede olan embriyolar kalabilmektedir. Kalan bu embriyoların dondurularak saklanması, çifte ileriki zamanlarda yeniden bir hamilelik şansı doğurmaktadır. Bu sebepten dolayı, embriyo dondurma tedavisi, hastalar için oldukça yararlı bir uygulamadır. Dondurulan embriyolar, çözülmenin ardından %70 ile 80 civarında canlı kalmaktadır. Bu durum sayesinde, %50 ile 70 oranında hamilelik sağlanmaktadır. Dondurulmuş olan embriyolar ile elde edilen bebeklerin sağlık durumu, doğal yol ile elde edilen hamileliklerden farklı değildir.7- Tüp bebek öncesinde herhangi bir diyet uygulanmalı mı?Bu konu ile alakalı, gerekli bilimsel çalışma verileri olmadığından dolayı; bir takım çalışmalar, özellikle hamilelik planlamasına geçildiği zamanlarda (prekonsepsiyonel dönem) Akdeniz tipi diyet (yüksek miktarda bitkisel yağlar, sebzeler, balık ve baklagiller ve hafif atıştırmalıklar) ile beslenen hastalarda, tüp bebek tedavisinde başarı oranlarının yükseldiği görülmektedir. Akdeniz diyetinde bulunan bitkisel kaynaklı az doymuş yağlar, yüksek folik asit ve B6 vitamini bu beslenme tarzının üstünlüğünde ifade edilen ana içeriklerdir.8- Tüp bebek tedavisi öncesi kilo vermek gerekli mi?Kilosu fazla olan bayanlarda, tüp bebek tedavisi yapılmadan önce kilo verilmesinin tedavi tamamlandıktan sonra olumlu etkisinin görüleceği yönünde kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak kilonun, gerekli olan seviyeye getirilmesi, tedavi süresinin biraz daha kısalmasına, gerek duyulan ilaç sayısında azalma olmasına ve tüp bebek ile hamile kalındığı taktirde, düşük yapma ihtimalinde azalma olmasına sebep olmaktadır.9- Embriyo transferinden sonra cinsel yaşam devam edebilir mi?Cinsel yaşamın devam etmesi, hamileliğin gerçekleşmesine engel oluşturmaz. Ancak, yumurta toplama işleminin ardından yumurtalıkların henüz çok büyük olabilmesi, vajinal yol ile kullanılan ilaçlar, bazı durumlarda lekelenme şeklinde vajinal kanamalar, normal bir cinsel ilişki dönemi içerisinde, anne adayı için rahatsız edici olabilmektedir.10- Ağır kaldırma gebeliğin tutunmasına etki eder mi?Bilinenin aksine, transfer ardından hareket etmek, ağır kaldırmak, seyahat etmek, öksürmek, ıkınmak, yükseğe uzanmak, transfer işleminin gerçekleşmesinden sonra ayağa kalkmak gibi aktivitelerin, hamileliğin tutunma ve devamı üzerine hiçbir olumsuz etken bulunmamaktadır. Bu dönem içerisinde dikkat edilmesi gereken konu, doktorların tavsiye ettiği ilaçları rutin bir şekilde kullanmak gerekmektedir. Şayet yumurtalıklar, aşırı derecede etkilenmiş ve büyümüş durumda ise, fazla ağrı ve rahatsızlık duyulmaması için dinlenilmelidir.
Menopozda Görülen 12 Şikayet
Kadınların menopoz döneminde yaşadığı ön büyük sıkıntı genellikle ateş basmalarıdır. Ateş basması ya da sıcak basması şeklinde tabir edilen durum, menopoz döneminin en yaygın belirtisidir. Menopoza giren kadınlarda 2 yıl sürebilir. Kadınların bazılarında ise daha fazla sürebilir. Bazı kadınlar da ise menopoza girildiği ilk dönemlerde böyle bir şikayet olmazken, ileriki yıllarda ortaya çıkabilir.Menopoz Belirtileri:– ateş basması,– terleme-çarpında-uyku kalitesinin düşmesi– Depresyon– Sinirlilik– Anksiyete– Kolay ağlama– Aşırı duygusallık– Dikkat, konsantrasyon ve hafıza bozulması, unutkanlık,– Vajina kayganlığında azalma ve kuruluk hissi, bu sebeple de cinsel ilişkide ağrı, zevk alamama, libidoda azalma.– İdrar kaçırma, gece idrara sık sık çıkma– Memelerde küçülme: atrofi, yağ dokusu kaybı, sarkma. Meme uçlarında küçülme gözlemlenebilir.– Vajina dudaklarında ve klitoriste küçülme ve atrofi– Ciltte kuruluk ve kırışıklıklarda artma– Saç, koltuk altı ve pubik bölgedeki kıllarda azalma meydana gelirken tersine kol ve bacak tüylerinde artma görülebilir.– Ses kalınlaşması– Kemik erimesi.– Kalp hastalıkları ve kolesterol yükselmesi– Kilo almak. 21- Menopoz ardından karbonhidrat (şeker) metabolizmasında bozulmalar görülür. İnsülin rezistansında artış oluşur.– Ani duygu değişimleri.1- Ateş BasmasıMenopozda dönemindeki kadınların ortalama olarak %70’inde bu belirtilerden birkaçı ya da tamamı olabilir. Kadınlardan bazıları ise bu belirtileri yaşamadan menopoz dönemini sürdürürler. Ateş basması ie, yüzde, kollarda, ellerde, vücudun üst kısmında meydana gelen ani bir duygudur. Kızarma, terleme, titreme, sıcaklık basması şeklinde kendini gösterir. Kadınlar ateş basması sebebiyle uykularından dahi uyanabilir. Çoğunlukla 5 dakika içinde geçer ancak bazı kadınlarda bu süre daha da uzayabilir. Günlük olarak sık sık yaşanabileceği gibi haftalık olarak bir kaç kez de bu şikayet yaşanabilir. Bu gibi belirtiler çoğunlukla menopozdan dönemine henüz girilmeden 1-2 sene önce kendini göstermeye başlayabilir. Menopoz ardından 1 ila 5 yıl boyunca sürebilir. Ancak %10’luk bir oranda kadınların bazılarında bu belirtiler 5 yıldan da uzun görülebilir.Ateş basmaları her kadında görülür mü?Menopoz dönemi belirtileri her kadında yaşanmaz. Ülkelere göre dahi bu belirtiler değişebilir. Batı ülkelerinde ateş basmaları kadınların%80’inde yaşanırken, Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde bu belirtilerin görülme oranı daha düşüktür. Bunun sebebi de beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarıdır. Bu belirtiler her kadında tedaviyi gerektirecek denli şiddetli ve yoğun yaşanmaz.Ateş basmaları nasıl yaşanır?Ateş basmaları çoğunlukla geceleri meydana gelen bir şikayettir. Fakat bazen gündüz de yaşanabilir. Genellikle 5 dakika içinde biter. Kafa, göğüs ve vücudun üst kısmına bastıran sıcaklık duygusu; yüzde kızarma, kollara yayılma, üşüme, titreme, nabızda hızlanma, çarpıntı gibi şikayetleri de peşi sıra getirir.Ateş (sıcak) basma şikayetini arttıran 3 etken:– Amerika ve batı ülkelerinde Japonya ve Çin gibi toplumlara göre daha yoğun ve şiddetli şekilde görülmektedir.– Obezite sorunu olan, fazla kilolu kadınlarda ateş basmaları daha yoğun ve daha şiddetli hissedilir.– Fiziksel olarak hareketsiz olan kadınlarda da ateş basmaları daha yoğun ve sık görülür.2- Menopoz ardından genital organlarda meydana gelen değişimler1- Vulva adı verilen vajina dış bölümünde yer alan dudaklar, klitoris gibi organlarda atrofi gözlemlenebilir. Yani bu alanlar küçülebilir. Bunun sebebi de bu alanlardaki yağ dokusunun azalmasıdır.– Klitoriste küçülme gözlemlenir.– Pubik alanda olan tüylerde azalma görülür.– Vajina giriş bölümü menopoz dönemi ardından zamanla biraz daralma gösterebilir, esnekliğini yitirir.– Vajina içinde bulunan epitel tabakasında incelme meydana gelir.– Vajinanın esenekliğinde azalmalar oluşur.– Vajinanın kayganlığı hormonal değişimlere bağlı olarak azalan sıvılar sebebiyle azalır, bu sebeple de ilişki esnasında yanma, ağrı, ufak kanama şikayetleri görülebilir.– Vajinanın rengi soluklaşmaya başlayabilir.– Rahim ağzı (serviks) ve rahim (uterus) menopoz ardından küçülmeye başlar.– Rahim iç tabakasının kalınlığında (endometrium) azalma görülür . Menopoz dönemi ardından ultrasonda bu tabakanın 5 mm’den kalın görülmesi normal olarak kabul edilmez.– Yumurtalıklar (over) küçülmeye başlar ve ultrason ile dahi oldukça zor görülür.3- İdrar yolları ile ilgili vücutta meydana gelen değişimler– İdrar torbası eski esnekliğini yitirir, bu sebeple de özellikle geceleri sık sık tuvalete gitme ihtiyacı duyulabilir.– Üretrada menopoz döneminde ortaya çıkan atrofi kaynaklı olarak idrar sırasında yanma meydana gelebilir.
İyimser Bir İnsan Olmanın Size Kazandıracağı 10 Şey
Ülkemizde yaşananlara şöyle bir göz atınca, sabah kalkıp da ülke gündemini bir gözden geçirince iyimser olmanın ne kadar zor olduğunun farkındayım. Ama siz yine de iyimser olmaya çalışın, çünkü size çok şey kazandıracak.
Reklam
35 Maddede Menopozda Beslenme
Menopoz, kadın için doğurganlık yetisinin sona erdiği, tamamlandığı bir dönemdir. Menopoz, bir hastalık değildir. Biyolojik olarak doğal bir süreçtir.Fakat östrojen hormonunun menopoz döneminde daha az üretilmesi dolayısıyla meydana gelebilecek kilo alımı osteoporoz (kemik erimesi), kalp-damar hastalıkları gibi sağlık problemleri için önlemler alınmalıdır. Menopoz yaşı genellikle 4-55 arası normal kabul edilebilir. Aşırı kilolu kadınlarda menopoz dönemine daha erken girilebilir. Bunun dışında, aşırı alkol ve aşırı kahve de menopozu tetikleyebilir.Menopozun BelirtileriDüzensiz adetSıcak basması ve gece terlemesiUykusuzlukYorgunlukBaş ağrısıVajinada kurumaDeride kurumaSık sık idrara çıkma ve idrar tutamama problemleriSık vajinal ya da üriner enfeksiyonlarÖstrojenin artık yetersiz üretilmesi sebebiyle epidermal tabakada incelme meydana gelir, kollojen içeriğinde azalma oluşur. Bunun neticesinde de deride gevşeme, incelme, damarların belirgin duruma gelmesi, yaraların daha zor iyileşmesi ve morluklar görülebilmektedir.Menopozda yaygın olarak görülen 6 psikolojik belirtiAnksiyeteDepresyonAğlama,SinirlilikOdaklanmada zorlukMenopoz dönemi ardından yaşanan sağlık sorunlarından en yaygınları kalp-damar ve osteoporizdir.- Bu iki sorunun da meydana gelmesi artık daha az üretilen östrojen düzeyi ile bağlantılı olsa da, beslenme düzeni ve yaşam alışkanlıklarıyla da ilişkilidir.- Menopoz döneminde daha az fiziksel aktivite ve gene östrojen yetersizliği sebebiyle besin tüketme arzusunun artması, kilo almaya neden olan faktörlerdendir.- Vücut yağ dağılımında değişme, özellikle karın etrafındaki yağlanma kalp-damar hastalıkları, yüksek kolesterol ve insülin direnci ile yakından alakalıdır.- Menopoz dönemindeki şişmanlığın tip 2 diyabeti için de risk etkeni olduğu konusunda çalışmalar yapılmıştır.35 MADDEDE MENOPOZDA BESLENME1) Menopoz dönemi ardından sağlığın korunmasında ve kaliteli bir hayat tarzının devam ettirilebilmesi adına, beslenme düzeninin oldukça önem teşkil ettiği, unutulmamalıdır.2) Yapılan çalışmalar, menopoz dönemi ardından kadınlarda beslenme ihtiyaçlarının, genç kadınlardan daha farklı olduğunu ortaya koymaktadır.3) Şişmanlık, kalp-damar hastalıkları ve kemik erimesi gibi menopoz döneminde oluşması daha risk olan hastalıkların önlenmesi, korunması için bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır.4) Menopoz döneminde beslenme düzeni, bu prosedür ile uygulanmalıdır. Kişiye özgü beslenme programları planlanırken; yüksek tansiyon, dislipidemi ve şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan menopoz dönemindeki kadınlar için de diyetisyen özel diyet programları hazırlamalıdır.5) Menopoz döneminde, yeterli ve sağlıklı beslenmek kesinlikle ihmal edilmemelidir.6) Vücut ağırlığı ideal kilosuna gelmeli ya da korumalıdır. Bu durum, kemik ve kalp sağlığının korunması, diyabet, kanser riskinin azaltılması ve menopozda görülen belirtilerin en aza indirilmesini sağlar.7) Beslenme yanında egzersizler de ihmal edilmemeli.*Menopoz döneminde beslenme konusuyla ilgili yapılan çalışmalar: menopoz dönemindeki kadınlarda bazı özel besinlere ihtiyaç duyduklarını ortaya koyarken: sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve kalsiyumdan zengin; enerji, kafein ve yağdan çokca fakir bir beslenmenin esas beslenme düzeni olduğunu belirtmişlerdir.*Beslenme düzeninde mineral ve vitamin içeriği kesinlikle eksik olmamalıdır. Her öğün için; süt grubu, et grubu, yumurta-kuru baklagiller, taze meyve-sebzeler kişinin ihtiyacına göre yeterli oranlarda tüketilmelidir. Bu sayede besin öğesi olan ve olmayan bütün öğelerin vücuda temin edilmesi gerçekleştirilmiş olur.*Besin öğesi olmayan fitokimyasalların: karotenoidler, flavonoidler, isoflavonoidler, polifenoller, çeşitli kronik hastalıklar için koruyucu etkiye sahiptir. Özellikle soya, burada oldukça önemlidir. Soyada östrojen bulunur ve kemik erimesine karşı koruyu etkisi vardır.*Menopoz dönemi ardından kadınlarda aşırı yağ ve tuz tüketimi de azaltılmalıdır.*İdeal vücut ağırlığının korunması yalnızca kadının görüntüsü için değil, sağlığının korunması için de önemlidir.*Menopoz, genellikle kilo alınabilen bir dönemdir. Hormonların değişimi sebebiyle bazal metabolik hız azalır. Kadınlar menopoz döneminde daha az hareket etmeye başlar ve enerji kullanımı azaldığı için kilo alımı başlar. Kilo almak ve şişmanlık zaten risk grubunda olan menopoz dönemindeki kadını çeşitli hastalıkalra daha yatkın hale getirir.8) Kemik mineral yoğunluğunu korumak adına, kilonun ne kadar süreye yayılarak verildiği, nasıl verildiği, fiziksel aktivitenin yapılıp yapılmadığı önemlidir.
Çok Fazla Uyumanın Yaratabileceği 7 Sağlık Problemi
'Çok fazla' uyumak diye bir şey olduğuna inanmak zor gelebilir, çoğumuzun alabileceği son uyku damlası için bile mücadele ettiği düşünülürse hem de...Ama doğru. Uyuma konusunda da aşırıya kaçılabilir.Tam olarak ölçüsünü söylemek zor ama biliyoruz ki çoğu yetişkin iyi hissetmek ve çalışabilmek için 7 ile 9 saat arası uykuya ihtiyaç duyuyor.Dokuz saati geçen uykularınızın düzenli hale gelmesi, altında yatan bir sağlık sorununun göstergesi olabilir, aynı zamanda sizin bu sorunlara ev sahibi olmanız için davetiye görevi de görür. Çok fazla 'Zzz'lamanın getirdiği riskler şunlardır:
Reklam
Alkali Su Nasıl Yapılır?
Alkali diyeti son dönemlerde en çok konuşulan kilo verme etkili doğal bir ürün olarak, adından söz ettirmeye devam ettirmektedir.Alkali Diyeti Nedir?Vücutta biriken fazla asit ve toksinlerin düzenli olarak dışarı atılmasını amaçlayan Alkali, özellikle su ve alkali diyeti ile buna olanak sağlamaktadır. Vücut bu görevi zaten yerine getirmektedir. Ancak, düzensiz beslenme sebebi ile bu görev tam anlamı ile tamamlanamaz. İşte bu noktada Alkali devreye girerek, vücutta ki Ph seviyesini dengeleyerek bu işlemi kolaylaştırmaya yardımcı olmaktadır.Alkali Diyeti, öncelikle asitli yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini belirterek, geç saatlerde ve gece yarısı yemek yeme alışkanlığının kesilmesi gerektiğini vurgular.Beslenme ve Diyetisyen uzmanların yaptığı araştırmalar asitli gıdaların azaltıldığı bir beslenme biçiminin faydalı olabileceğini belirtiyor. Asit düzeyi yüksek besinler tüketmeyen kişilerde böbrek taşı riskinin azaldığı, kemiklerin ve kasların güçlendiği, kalp sağlığının desteklendiği, kolon kanseri ve tip 2 diyabet riskinin azaldığı gözlemlenmiştir.Alkali Diyet Listesi Beslenme ve Diyetisyen Uzmanı Tanınmış Dr. Ender Saraç tarafından tavsiye edilen Alkali Diyeti Besin Listesini şu şekilde listeliyor.Salatalık, Zencefil, Ispanak, Hindibağ, Kırmızı ve Kara Turp, Soya Filizi, Çörek Otu, Isırgan Otu, Karbonat, Nane, Hurma, Zeytinyağı, Brokoli, Soya Filizi, Buğday Çimi.Bunun dışında asidik gıdaları şekersiz komposto yaparak etkisini azaltabilirsiniz.Alkali Diyeti Listesi ile Sabahları yapacağınız aşağıda ki diyet uygulaması ile dilediğiniz forma kavuşabilirsiniz.Sabah1 kase az yağlı yoğurt.5 ila 6 kaşık arası yulaf ezmesi.3 adet ceviz.3 ila 4 adet arası kuru erik.1 çay kaşığı kadar toz tarçın.Öğle ve Ara ÖğünlerdeKabukları soyulmadan 1 Adet Armut ya da Elma.1 Kase Brokoli çorbası.Az zeytinyağı ile hazırlanmış havuç salatası.1 Avuç çiğ badem.Akşam1 Porsiyon Izgara Balık.Limonlu ve taze kerevizli roka salatası.Buharda pişirilmiş bürüksel-brokoli yemeği.Peki Alkali Diyeti Herhangi Bir Yan Etkisi – Zararı Var mı?Alkali diyetinin herhangi bir yan etkisi ve zararı yoktur  doktor kontrolünde yada diyetisyenle birlikte hareket edilip uygulanan diyetlerden alınan sonuçlar tek başına uygulanan diyetlerden daha etkilidir.
Ölü Doğmuş Bebekleriyle Son Kez Vedalaşan Ailelerin, Yürekleri Parçalayan 11 Fotoğrafı
Düşük ya da ölü doğan bebekler bir aile için en yürek burkan trajik olaylardan biridir. Bu acıyı dindirmenin hiçbir yolu yok maalesef. Bazı aileler çok onurlu ve güzel bir yolla yaşaması onlara mutluluk katacak bebeklerini ölümsüzleştirmişler. Hayatta olmayan bebekleriyle bir ''aile fotoğrafı'' çekmişler. Now I Lay Me Down adlı ticari amacı olmayan kuruluş, bebeklerini kaybeden ailelerin bu duygusal anlarını ölümsüzleştirecek fotoğrafçılar yetiştiriyormuş. 10 yıllık süreyle, 30.000 aileye, bebeklerini ölümsüzleştirmek için yardımda bulunmuşlar. ABD'de ve 40 farklı ülke 1650 gönüllü kadrosuyla insanların yasını paylaşıyorlarmış. Organizasyon Cheryl Haggard ve fotoğrafçı Sandy Puc'la birlikte kurulmuş.
Reklam
Hamilelik Döneminde Çekilen 19 Fotoğrafla; Bir Üçüz Doğurma Hikayesi
Kadınların hamilelikten korkma ve çocuk isteme ağırlığı neredeyse eşittir. 40 hafta süren bu mucizevi sürecin her yeni haftasında görüntünüz yavaş yavaş değişir. Fakat eğer üçüz bebek beklediğinizi öğrendiyseniz; bu değişim süreci neredeyse üçle çarpılarak göbeğinize yansıyacaktır.Hamileliğinin her haftasını fotoğraflayarak paylaşan Kathyrene; üçüz bebeklerine hamileyken nasıl değiştiğini -tabiri caizse- gözlerimizin önüne seriyor.
Biz Aç Değiliz, Yalnızca Üzgünüz: Duygusal Yemek Yeme Hastalığını Anlamanın 5 Yolu
Acaba bu yazıyı okuyan kaç kişi sevgilisiyle ayrıldıktan sonra dört tane acılı lahmacunu nefes almadan mideye indirdi? Ya da belki de işten çıkarıldığınızı öğrendiğinizde kendinize büyük boy bir pizza ısmarlamıştınız?Yemekler bize bir konfor alanı sunabilir; zorlu bir günün ardından ihtiyacımız olan o kocaman ve sıcak kucağı bize yemekler açabilir. Bu nedenle stres durumlarında bedeninize bir ödül veriyormuşsunuz hissiyatıyla yemeklere saldırmak gayet çekici görünebilir. İşte buna literatürde 'duygusal yeme' deniyor.Stres, üzüntü, yalnızlık, sosyal bunalımlar ve dahası, bizleri 'duygularımızı' yemeye sürükleyebiliyor. Ne yazık ki, duygusal yemek yeme duygusal problemlerimizi çözmüyor, ne kadar yersek yiyelim sorunlarımız orada öylece bekliyor. Fakat bunun ayrımını nasıl yapacağız? Gerçekten aç olduğumuz anlar ile duygusal açlık durumunu nasıl ayırt edeceğiz? İşte gerçek fiziksel açlık ile duygusal nedenlerden kaynaklanan açlığı birbirinden ayırt etmenin 5 yolu;
Reklam
Uçak Korkunuzu Yenmek İçin Yapabileceğiniz 10 Şey
Artık biletinizi alırken hangi tip uçakla uçacağınızı, uçağın özelliklerini görmeniz oldukça kolay. Daha büyük olmaları nedeniyle uçak korkusu olan bir çok kişi Airbus A330, A340, A380 veya Boeing 747, 767, 777 gibi büyük, çift koridorlu uçaklarda daha rahat ediyor. Uçağınızı alırken bu uçaklara denk gelmeye dikkat edebilirsiniz
Kaç Saat Uykuya İhtiyacınız Var?
Günlük sabit bir rutine sahip olmamak, alkol veya kahve, enerji içecekleri gibi uyarıcı etkiye sahip içecekler tüketmek, saatlerin alarmı ve gün ışığı, biyolojik saat olarak da bilinen günlük döngüyü etkileyebiliyor.ABD Ulusal Uyku Vakfı, uyku ihtiyacının belirlenmesinde bireysel hayat tarzlarının kilit öneme sahip olduğunu söylüyor ve yaş gruplarına göre genel tavsiyelerde bulunuyor.Yeni doğanlar (0-3 ay): İdeal olan, yeni doğan bir bebeğin her gün 14 ila 17 saat uyuması fakat 11 ila 13 saat arası da yeterli olabilir. Yeni doğanların 19 saatten fazla uyumamaları tavsiye ediliyorBebekler (4-11 ay): Tavsiye edilen süre 12-15 saat arası. En az 10 saat uyku da yeterli olabilir. Bebekler asla 18 saatten fazla uyumamalıYürümeye yeni başlayan çocuklar (1-2 yaş): Bu yaş grubunda olan çocukların 11-14 saat uyumaları tavsiye ediliyor fakat kabul edilen aralık 9-16 saatOkul öncesi dönem (3-5 yaş): Uzmanlar bu grup için 10-13 saat aralığını öneriyor. 8 saatten az, 14 saatten fazla uyku ise uygun görülmüyorOkul dönemi (6-13 yaş): Uyku Vakfı, 9 ila 11 saat arası uykuyu tavsiye ediyor. 7 saatten az veya 12 saatten fazla uyku ise sağlıklı görülmüyorErgenlik dönemi (14-17 yaş): Tavsiye edilen uyku süresi 8 ila 10 saat arası. Uyku Vakfı, 11 saatten fazla ve 7 saatten az olmaması gerektiği görüşündeGenç yetişkinler (18-25 yaş): BU yaş grubuna 7-9 saat uyku tavsiye ediliyor ve uyku süresinin 6 saatten az, 11 saatten fazla olmaması gerektiği belirtiliyorYetişkinler (24-64 yaş): Bu yaş grubuna genç yetişkinlerle aynı uyku süresi tavsiye ediliyorİleri yaş grubu (65 yaş ve üstü): Sağlıklı görülen uyku süresi günde 7-8 saat fakat bu sürenin 5 saatten az olmaması ve 9 saati de aşmaması tavsiye ediliyor.
Reklam
Ev Yapımı Grip Pastili
Bu videomda yabancı içerikli bir videodan gördüğüm ev yapımı pastili anlatıyorum.Bunu yaparsanız hem bolca vitamin almış olur ve bağışıklık sisteminizi güçlü tutmuş olursunuz.Üstelik içinde ne olduğunu bilmediğiniz ilaçlara para vermekten de kurtulursunuz :)
Müzik Yaşlılarda Hafızayı Köreltiyor
Yeni bir araştırma, bazı kişilerin rahatlamasını sağlayan müziğin yaşlılarda odaklanma becerisini azalttığı, dolayısıyla isim ve yüzlerin hatırlanmasını zorlaştırdığı ortaya çıktı.ABD'de Georgia Üniversitesi'nden bilim insanları, farklı yaşlardan gönüllülere altında isimleri yazan birçok kişiye ait fotoğraflar gösterdi.Bilim insanları, birkaç dakika sonra fotoğrafların üzerine yazan isimlerin bazılarını değiştirerek sessiz bir ortamda, sözsüz rock parçaları, Eric Clapton, Jefferson Airplane ve Rush gibi şarkıcı ve grupların çok bilinmeyen şarkıları eşliğinde katılımcılara hangi eşleşmelerin doğru olduğunu sordu.Araştırmaya katılan üniversite öğrencileri müzikten biraz rahatsız olduklarını belirtse de yüz ve isim eşleştirme başarılarının bundan etkilenmediği görüldü. Ancak yaşlılarda dinletilen müziklerin hatırlamayı zorlaştırdığı, bu kişilerin isim ve yüzleri anımsamada daha az başarılı olduğu belirlendi.Bilim insanları yaşlıların ortamla ilgisi bulunmayan sesleri önemsememek ve odaklanmak konusunda gençlerden daha fazla zorlandığını belirtti.Bakım evlerinde çalışanların, yaşlılarla öğrenme çalışmaları yaparken ortamda müzik olmamasına dikkat etmesi ya da çalışan yaşlıların toplantıları sessiz bir yerde yapması önerisinde bulunan bilim insanları, ayrıca araba kullanırken kaybolunduğunda radyonun kapatılmasının yön bulmaya yardım edebileceğini vurguladı.Araştırmanın sonuçları ‘The Gerontologist’ dergisinde yayımlandı.AA
Tekrarlayan Ağız Yaraları Bağışıklığı Tehdit Ediyor
Ağzınızdaki yaralar sürekli tekrarlıyor, uçuklar bir türlü geçmek bilmiyorsa dikkat. Bağışıklık sisteminiz tehlike çanları çalıyor demektir. Bunun için ise ilk yapılması gereken şekerli gıdaları hemen kesip bir uzmana başvurmaktır. Çünkü basit gibi görünen bu ağız yaraları sadece vitamin eksikliğinden kaynaklanabileceği gibi enfeksiyona bağlı tehlikeli hastalıkları da işaret ediyor olabilir.Birçoğumuzda zaman zaman rastlanan aft ve uçukların masum olmadığı konusunda uzmanlar uyarıyor. Aft ve uçukların en büyük etkisinin bağışıklık sistemi üzerinde gerçekleştiğini ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Duraksoy, ”Yapılan birçok araştırma göstermiştir ki; ağzımızdaki tekrarlayan yaralar, geçmeyen uçuklar bağışıklığımızın bozulduğunun en önemli aynasıdır. Çeşitli tedaviler deneriz, ağız gargaraları kullanırız ama bunlardan bir türlü kurtulamayız. Yaşam kalitemiz düşer çünkü rahatlıkla ne yemek yiyebiliriz ne de içebiliriz. Aslında çözümü ve tedavisi basittir ancak bunun için doğru testlerin yapılması ve tanı koyulması gerekir.” dedi.ARAŞTIRMA KİŞİYE ÖZEL YAPILMALIDIRTekrarlayan aft ve uçukların akla hemen Behçet hastalığını getirdiğini belirten Uzman Dr. Ülkü Duraksoy, tek nedenin bu olamayacağını belirtti ve kişiye özel, farklı testlerle bu yaraların kaynağının tespit edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Duraksoy, şu önemli bilgileri paylaştı: ”Kişiye özel mini bir araştırma yaptığımızda, kişinin neden sıkça ağız yarası veya uçuk çıkardığını ya da neden sıkça mantar enfeksiyonuna yakalandığını hemen buluruz. Genelde biz hekimleri bu konuda sürükleyen çok net araştırma basamakları maalesef bulunmamaktadır. Tekrarlayan ağız yaraları deyince akla hep Behçet Hastalığı gelir. Bunu da mutlaka araştırmak gerekir ama bu, hastalarımızı uzun, bunaltıcı bir seri test silsilesine sokmak demektir. Oysa Behçet hastalığından çok daha sıklıkla görülen, ağız yaralarına neden olan ve taranması gereken başka durumlar vardır. Bunlardan bir tanesi B vitamini eksikliğinin tespit edilmesidir. Kişide B vitamini eksikliğine neden olan tiroid hastalıklarının özellikle Hashimato ve otoimmun tiroidlerinin olup olmadığının araştırılması gerekir. B 12 vitamin kaybına neden olan mide mikrobunun da olup olmadığını araştırmak gerekir. Bunlara bağlı herhangi bir nedenden kaynaklanıyorsa, tedavi çok basittir. Eğer bunlarla alakalı bir durum değilse o zaman Behçet taramasına gitmek gerekir.”MİDE MİKROBU TESTİ ATLANMAMALIPek çok rahatsızlık gibi tekrarlayan ağız yaralarının da nedenlerinden biri olan mide mikrobunun mutlaka araştırılması ve tedavi edilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Ülkü Duraksoy,” Helikobakter Pylori dediğimiz mide mikrobu gastrit ve ülser yapan tüm mide ve on iki parmak barsağını tutabilir. Bu mikrop sadece bu bölgeyi etkilemez, tüm sindirim kanalını etkiler ve aşırı gaz ve dışkılama değişikliklerine de yol açar. Vitamin emilim bölgelerini de etkilediği için unutkanlık, halsizlik, yorgunluk ve sinirliliğe hatta depresyona da yol açabilir. Kişi bazen hiç mide ağrısı çekmez, sadece gaz yakınması veya ishal ya da kabızlık ve gaz yakınması şikayetleri yaşar. Bazen ise sadece unutkanlık ve ağız yaraları ile kendini gösterir. Bu mikrop Türkiye’ de yüzde 80-93 oranlarında pozitift sonuçlar veriyor ama herkeste hastalık yapmıyor. Kişinin tedavisi sırasında tüm bağışıklık sisteminin elden geçirilmesi ve kişiye özel değerlendirme çok önemlidir. Bu değerlendirmede; kişinin yaşı, cinsiyeti, geçirdiği hastalıklar, tüm aile ve yakın akraba ağacındaki hastalıklar değerlendirilmeli. Kişinin yaşam şekli değişikliği varsa o ele alınmalı. Uyku düzeni ve horlaması, burun tıkanıklığı var mı sorulmalıdır. Su içme miktarı ve ne tip suyu tükettiği ile güneşlenmesi veya güneşlenmemesi hatta güneşlenme şekli sorulmalıdır. Beslenme şekli sorgulanmalı; hangi gıdaları çok sevdiği, hangi tip eti ve yağı tükettiği, nasıl tükettiği ve ne sıklıkta beslendiği gibi konular da irdelenmelidir. Hastaya bu denli titizlikle yaklaşılmaz ise basit bir ağız yarası veya uçuk dediğimiz hastalık beyine giden kanalların üzerinde veya gözümüzde çıkar ki çok ciddi sonuçlara götürür. Herpes ensefalit, yüz felci gibi durumlara dahi neden olabilir .”şeklinde konuştu.Pegarose.com
Kapari ve Faydaları
Kapari, bir diğer adı ile geber otu; Akdeniz ikliminin hakim olduğu yerlerde yetişir. Gebellikle: Batı Anadolu , Orta Anadolu’da Tokat ve civarında, Doğu Karadeniz ve Güneydoğu illerinde doğal olarak yetişmektedir. Kapari bitkisi: çalımsı yapıda, dik ve yatık olarak büyür ve dikenlidir. Kapari; fosfor, potasyum ve kalsiyum bakımından oldukça zengindir. Killi toprakları seven bu bitki, güneşe olan düşkünlüğü sebebiyle genellikle güneşe bakan yamaçlarda kendiliğinden yetişmektedir. zengin kalkerli ve killi toprakları seven ve güneşten hoşlanan bir bitki olması nedeniyle, güneye bakan yamaçlarda kandiliğinden yetişir ve iyi gelişir.Çiçek tomurcuklarında oldukça fazla a vitamin ve protein vardır.Yapılan bir araştırmaya göre 100 g çiçek tomurcuğunda kuru madde olarak;67 mg fosfor,9 mg demir,24 mg protein,12 mg selüloz,2 mg lipid olduğu saptanmıştır. Gıda, kozmetik ve ilaç sanayiinde oldukça faydalandığımız kapari, salamura halinde yurtdışına ihraç edilir. Konserve kapari; turşu, salata, pizza üstü, balık ve av etleri yanında garnitür olarak tüketilebilir. Tomurcukları ise bir kavanozda tuzlu suda üç ay bekletilir, içine bire bir oranında sirke konur ve on gün sonra tüketilir. Kapari oldukça faydalı bir bitki olması ve ülkemizde yetişmesi sebebiyle Türkiye’ye döviz getiren bir bitkidir. İspanya, senelik 20 milyar dolar kazandıkları tomurcukları sayesinde, kapariyi “Milli Bitki”ilan etmişlerdir. Kapari, İspanya’da devlet korumasındadır.Kapari, 400 yıl önce Evliya Çelebi’nin de keşfettiği bir bitkidir. Evliya Çelebi dahi, kitaplarında kapariden söz etmekten kendini alamamıştır. Akdeniz ülkelerinde, geçmişten günümüze kadar gıdalarda ve ilaçlarda tedavi amaçlı olarak kullanılmasının yanında, kozmetik sanayisinde de kapariden yararlanılmaktadır.Kaparinin bezelye büyüklüğünde tomurcukları vardır. Bu tomurcuklar; protein, vitamin, mineraller yönünden oldukça zengindir. Bunun dışında bu tomurcuklar oldukça doyurucudur da. Kaparinin tomurcukları dışında, toplum arasında “karpuzcuk” şeklinde isimlendirilen meyveleri ve sürgün uçları da salamura ve sirkeden geçirilip, tüketilebilmektedir. Kaparinin tomurcukları, uçları yani tüm bölümleri oldukça faydalıdır. Dal uçları ve tomurcukları genellikle gıda sektöründe; sert olan dalları, kökleri ve meyveleri de kozmatik ve ilaç sektöründe kullanılmaktadır.Uluslararası Kanser Enstitüsü’nde yapılan araştırmalar, kapariyi; antitümör aktivitesi sağlayan “ekstrakt”ın hazırlanmasında kullanılan bitkiler arasına sokmuştur.Kapari, özellikle Antalya’nın Tekirova bölgesindeki tüm sahillerde bulunabilir. O çevredeki marketlerin hemen hemen hepsinde, kapari tomurcuğunan yapılmış turşular bulunabilir. Kaparinin meyvesinden de turşu yapılır. Meyvesinden yapılan turşu daha da faydalıdır.Kaparinin FaydalarıAğrı kesici özelliği ile ön plana çıkar.Sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olur.Kabızlık giderici özelliği vardır.Oldukça iyi bir idrar söktürücüdür.Balgam söktürücü özelliği vardır.Adetlerin düzene girmesini sağlar.Solucan ve parazitlerin düşmesine yardım eder.Romatizma ağrılarına oldukça iyi gelir.Felç riskini azaltır.İskorbit hastalığında faydalıdır.Kan bozukluklarına iyi gelir.Gut hastalığı için oldukça yararlıdır.Antitümör etkilidir.Mide sorunlarına ve ülsere oldukça faydalıdır.Hemoroid sorununa oldukça faydalıdır.Dalak büyümesi için oldukça faydalıdır.Kalça rahatsızlıklarının belirtilerini hafifletir, riskleri azaltır.Özellikle kanser hastalarında trombosit sayısını yükselttiği için önerilen bitkiler arasındadır.Karaciğer işlevlerini düzenler.Multipl Skleroz (MS) hastalığında oldukça iyi gelir.Cinsel gücü arttırıcı özelliği olduğu için çocuk isteyen çiftlere önerilir.Kapari bitkisinin faydaları saymakla bitmez, ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Kapari faydalı olduğu kadar, zararlı bir bitkidir de. Zehirleyici olabilir. Bu sebeple mutlaka işlenmiş kapari ya da tablet halinde satılan kaparileri tüketmek gerekmektedir. Toplanır toplanmaz tüketilir ise, zehirleyebilir. İlk önce gölgede kurutulmalı ve zehri alınmalıdır.Kapari Nasıl Kullanılır?Kapari özellikle çiçeklerinin tohumları açmadan toplanır ve ilaç yapımı için tedavi maksatlı kullanılır. Bunun dışında meyveleri ve yaprakları da kullanılan alanlarıdır. Turşusu yapılabilir. Salatalarda ve özellikle balık tarifleri için oldukça lezzetli bir tercihtir.Kapari Hangi Hastalıklarda Kullanılır?MS Hastalığında:Uzmanlar özellikle MS hastalığında kapari karpuzunu şiddetle tavsiye ederler. Kullanım şekli ise şöyledir: sabah ve akşam olmak aç karnına olmak üzere gün aşırı bir küçük kavanoz tüketilmelidir. Şayet tüketilirken zorlanılıyor ise, zeytinyağı ve limon ekleyerek tadı yumuşatabilirsiniz. Bunun dışında MS hastaları, takviye için tomurcuk salamurası da tüketebilirler. Kapari tomurcuk salamurası da: sabah ve akşam olmak üzere aç karnına, 1 kasenin içine büyük kavanozun 1/7 sini koyup, zeytinyağı, kekik, ve nar ekşisi eklenerek tüketilmelidir.Şayet kortizonlu ilaç kullanılıyorsa, kapari tuz ihtiva ettiği için tüketilmesi önerilmez. Fakat kortizon tedavisi bittikten sonra tüketilmesinde bir sakınca yoktur.Kapari çayının sakinleştirici özelliği ve ağrı kesici, antitoksidan özelliği ile kullanılması doktorlar tarafından tavsiye edilir. Bunun ötesinde kapari çayının kan temizleyici özelliği de bulunduğu için MS hastalarına tavsiye edilir.Kapariden Nasıl Çay Yapılır?6 bardaklık sıcak su içine, yarım ya da bir çay kaşığı kapari çayı ekleyiniz. 5 dakika kadar demlendiriniz ve şeker koymadan tüketiniz.Günlük olarak, sabah-öğle-akşam aç karnına 3 bardak kapari tüketiniz.Ms tedavisi için faydalarını gözünüzle görmek isterseniz; 3 aylık düzenli kapari kullanımı ardından MR çekimi yaptırınız ve kapariden önceki MR ile kıyaslayıp doktorunuz ile paylaşınız.Kan Hastalıkları İçin Kapari Kullanımı Bu hastalıklar: Lösemi-Anemi-Kansızlık-Trombosit düşüklüğüdür.Kan hastalıkları için tüm kapari ürünleri önerilmektedir. Özellikle reçel ve marmelat bu hastalıklar için öncelikli olarak tavsiye edilir.Reçel ya da marmelat hali: Sabah ve Akşam olmak üzere, aç karnına minimum 2-3 tatlı kaşığı tüketilmelidir. Kaparinin reçeli ya da marmelatı kahvaltıda ya da ara yemeklerde de tüketilebilir.Kapari, bir ilaç değildir. Tamamen doğal olan bir bitkidir. Bugüne kadar herhangi bir zararı bildirilmemiştir. Ancak şeker hastası olan kişilerin reçel ve marmelatı tüketmesi sorun olabilir. Diyabetik kişiler, reçel ve marmelatı tüketmeye başlamadan önce doktoruna danışabilir.Kapari karpuzu ve kapari tomurcuğu salamurası da çoğunlukla salatalarda, kahvaltıda ve sos şeklinde tüketilebilir. Kapari tuz ihtiva eder. Bu sebeple hipertansiyon sorunu olanların tüketmeden önce doktoruna danışması uygun olacaktır.Böbrek Taşında Kapari Kullanımı Böbrek kumu ya da böbrek taşı sorunu olan kişiler kaparinin karpuzunu ya da çayını tüketebilirler.15 gün süresince, düzenli olarak sabah ve uyumadan önce, aç karnına, günlük 1 küçük kavanoz kapari karpuzunu tüketmek ve suyunu içmek bu taşları ve kumu dökmenizde yardımcı olacaktır.Gut Hastalığında Kapari Kullanımı Gut hastalığı için tüm kapari ürünleri tavsiye edilir. Ancak reçel ve marmelat öncelikli olarak önerilir. Reçel, sabah ve akşam olmak üzere, aç karna 2-3 tatlı kaşığı şeklinde tüketilebilir.Mide-Bağırsak-Kabızlık-Basur(Hemoroid) İçin Kapari Kapari bitkisi, mide ve bağırsak iç mukozasını yenileyerek bir düzene sokulmasını sağlar. Bu sebeple oldukça yararlı bir bitkidir ve bu gibi sorunları olan kişilerin, kapariden faydalanması oldukça faydalı olacaktır.Superanne.org
Reklam