İki Ayaklı Olmak İnsan Olmak Değildir: Hayvan, Beşer ve İnsan Arasındaki Unuttuğumuz Ayrım
Sabah televizyonu açıyorsun. Bir baba çocuğunu öldürmüş. Bir adam yıllarca aynı
yastığa baş koyduğu kadını katletmiş. Bir sürü insan bir başkasının acısını sosyal
medyada eğlenceye dönüştürüyor. Birileri savaş çıkarıyor. Birileri açlığı yönetiyor.
Birileri yalanı bir meslek haline getiriyor.
Sonra dönüp soruyoruz:
“İnsanlık nereye gidiyor?”
Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Çünkü ortada “insanlık” diye bir şey hiç olmadı. En azından düşündüğümüz kadar
yaygın bir şey hiçbir zaman olmadı.
İki Ayaklı Olmak İnsan Olmak Değildir

Modern dünya bize büyük bir yanılsama öğretti:
İki ayağı üzerinde yürüyen, konuşabilen ve akıllı telefon kullanabilen herkesin “insan”
olduğu yanılgısı.
Oysa kadim öğretiler bu ayrımı çok daha net yapıyordu.
Bizler insan değiliz. Biz beşeriz.
Beşer, potansiyel bir varlıktır.
İnsan ise erişilmiş bir mertebedir.
Beşer; içinde hem hayvanı hem insanı taşıyan ara varlıktır.
Yani hepimiz aynı biyolojik türün parçası olabiliriz ama aynı varoluş seviyesinde
değiliz.
Hayvan Bir Tür Değil, Bir Seviye
Hayvan olmak biyolojik bir kategori değildir.
Hayvan olmak bir bilinç seviyesidir. Bu yüzden bazı hayvan sandığımız canlılar
eriştikleri mertebeden ötürü insandırlar. Hayvanlık seviyesini çoktan aşmış ve vicdanı
anlamda ermiş bir hale gelmişlerdir.
Doğadaki örneğine baktığımız zaman bile onlara dahi hayvan demek mümkün değil
gibi. Zira;
Bir kurt, aç olduğu için öldürür.
Bir aslan, yavrusunu korumak için savaşır.
Bir kartal, hayatta kalmak için avlanır.
Ama hiçbir kurt:
Zevk için öldürmez
Eğlence için işkence yapmaz
Güç gösterisi için kendi yavrusunu katletmez
İşte tam da bu yüzden, bazen insan dediğimiz beşerler, hayvan olarak
adlandırdığımız veya öyle olduklarını sandığımız beşerlerden bile daha aşağı bir
bilinç seviyesinde yaşayabilir.
İnsan Görünümlü Hayvanlar
Dünyaya bakın.
Bir adam, karısını “namus” adına öldürüyor.
Birileri birilerine çocuk bile demeden tecavüz ediyor.
Bir anne, bebeğini çöpe bırakıyor.
Bir kalabalık, bir insanın linç edilmesini cep telefonlarıyla kaydediyor.
Bir şirket, milyonları zehirleyen bir ürünü satmaya devam ediyor çünkü “kâr ediyor.”
Bunları biyolojik ve görünüm olarak öyle öğretildiği için insan sanabilirsiniz.
Ama varoluş olarak?
Hayvani aşamada yaşayan beşerler.
Çünkü hayvani aşamanın temel özellikleri şunlardır:
Güçlü olanın haklı olduğu bir dünya
Empatinin bulunmadığı bir zihin
Sadece çıkarla çalışan bir bilinç
Başkasının acısını hissetmeyen bir kalp
Dört Ayaklı İnsanlar

İşin ironik tarafı şu:
Az önce de dediğim gibi hayvan olarak adlandırdığımız canlıların çoğu insan
mertebesine çoktan ulaşmışlardır ve belki de insanlığı öğrenmek için bu canlıların
davranış modellerine bakmak en doğru yöntem olabilir.
Bir köpek sahibini yıllarca bekler.
Bir fil sürüsü ölen arkadaşının başında saatlerce durur.
Bir yunus yaralı bir canlıyı suyun üstünde tutarak boğulmamasını sağlar.
Bunlar biyolojik olarak hayvan olarak sayılmaktadır!
Ama bilinç olarak?
İnsan seviyesine çok daha yakın belki tam olarak insan seviyesindedirler. Kim bilir?
Bu yüzden mesele form değildir.
Mesele şuurdur.
Kadim Öğretilerin Unutulan Ayrımı
Tasavvuf, Budizm, Taoizm, Antik Yunan felsefesi…
Hepsi aynı şeyi söylüyordu.
İnsan doğulmaz.
İnsan olunur.
Tasavvuf buna “insan-ı kâmil” der.
Yani:
Olgun insan.
Gerçek insan.
Bu seviyeye ulaşan kişi:
Gücünü ezmek için değil korumak için kullanır
Bilgisini üstünlük için değil hizmet için kullanır
Öfkesini yönetir
Empatiyi bir refleks haline getirir
Bugün dünya nüfusu 8 milyar.
Ama gerçek insan sayısı muhtemelen tarih boyunca hiçbir zaman çok büyük olmadı.
Bugünün Krizi: Hayvani Medeniyet
Bugün yaşadığımız şey aslında çok açık:
Teknolojisi gelişmiş ama bilinci gelişmemiş bir tür.
Yani:
Hayvani bilinç + ileri teknoloji.
Bu kombinasyon tarihte hiç olmadığı kadar tehlikeli.
Bir zamanlar bir savaşta yüz kişi ölürdü.
Bugün bir düğmeye basarak milyonlarca türü yok edebilecek bir hayvani bilinç var.
Bu yüzden sorun savaşlar değil.
Sorun bilinç seviyesi.
İnsan Olmak Bir Evrimdir

İnsan olmak bir doğum değil, bir yolculuktur.
Bu yolculukta üç aşama vardır:
1. Hayvani aşama
İçgüdülerin yönettiği hayat.
2. Beşeri aşama
Aklın ve çıkarın yönettiği hayat.
3. İnsani aşama
Vicdanın ve bilincin yönettiği hayat.
Bugün dünyada milyarlarca beşer var.
Ama gerçek insan?
Belki çok az.
Asıl Soru
Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz gerçekten insan mıyız?
Yoksa sadece iki ayak üzerinde yürüyen, konuşabilen ve teknoloji kullanabilen
beşerler miyiz?
Çünkü insan olmak bir kimlik değil.
Bir çabadır.
Ve belki de insanlık tarihi boyunca verilen en zor mücadele şudur:
Hayvandan insana dönüşme mücadelesi.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


