onedio
'Türkiye'de Her Yıl 91 Bin Çocuk Anne Oluyor'
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) 2014 yılı 'Dünya Nüfusunun Durumu Raporu'na göre, Türkiye'de her yıl 91 bin çocuk anne oluyor.Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın (TOG) 10 yıldır uygulayıcı ortağı olduğu UNFPA'nın '1,8 milyarın gücü: Ergenler, gençler ve geleceğin dönüşümü' başlıklı 2014 yılı raporu, dünya ile eşzamanlı olarak bir basın toplantısıyla açıklandı.Dünya Nüfusunun Durumu Raporu'na göre; dünyada hayatta olan genç nüfus sayısı 1,8 milyara ulaşırken, milyonlarca genç okula gitmiyor, gitse de öğrenme için gerekli asgari kritik seviyelere dahi ulaşamıyor. Gelişmekte olan bölgelerde gençlerin yüzde 60'a kadarı çalışamıyor ya da sadece düzensiz işlerde çalışıyor ve okuyamıyor. 500 milyondan fazla genç, günde 2 doların altında hayatta kalmaya çalışıyor. Yoksul ülkelerdeki gençler, giderek derinleşen dijital uçurumlardan dolayı modern ekonomilerde iş yapabilmek için gerekli teknolojik olanakların dışına itiliyor.Gençler, kendi ihtiyaçlarının en iyi şekilde nasıl karşılanabileceğine dair karar alma süreçlerinin dışında kalıyor. Yüksek yoksulluk riskiyle karşı karşıya olmalarına rağmen gençler, her üç ülkeden 2'sinde ulusal yoksulluk azaltma stratejileri ve kalkınma planları hazırlanırken, sürecin tamemen dışında bırakılıyor. Her gün 18 yaş altı 39 bin kız çocuğu evlendiriliyor.'15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 28 doğum düşüyor'Türkiye, 76,6 milyonluk nüfusunun dörtte birini oluşturan gençlerle (19 milyon) Avrupa'nın en genç nüfuslu ülkesi konumunda bulunuyor. Genç nüfusun yüzde 14,2'si evli. Türkiye'de geçen yıl boşanan genç erkeklerin yüzde 53,1'i, genç kadınların ise yüzde 35,3'ü, ilk yılında evliliklerini bitirdi.Ülkede, 19 yaşın altındaki evli 6 gençten ancak biri etkili gebeliği önleyici yöntem kullanırken, Türkiye'de 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 28 doğum düşüyor.'Genç kadınlar internete daha az erişiyor'Rapora göre, Türkiye'de genç kadınlar internete daha az erişebiliyor. Her 5 genç erkekten 4'ü internet kullanırken, bu oran genç kadınlarda yüzde 55 seviyesinde bulunuyor.
'Türkiye'de 190 Bin Kişi Kölelik Koşullarında Çalıştırılıyor'
Avustralya merkezli insan hakları kuruluşu Walk Free tarafından yayımlanan 'Küresel Kölelik Endeksi'nde Türkiye 105'nci sırada yer aldı. 167 ülkenin yer aldığı raporda Türkiye'de 190 bin kadar kişinin kölelik koşullarında çalıştırıldığı öne sürüldü.Örgütün araştırması, modern dünyada 'köleliğin' hâlâ devam ettiğine işaret ediyor.Kuruluşun yayımladığı raporda, insan haklarına aykırı çalışma koşullarına gönderme yapılarak, dünya genelinde yaklaşık 36 milyon kişinin 'köle' olarak çalıştırıldığı belirtildi. Bu sayı, dünya nüfusunun bin'de beşine karşılık geliyor.
'Grinin Elli Tonu' Filminin Yeni Fragmanı Aklınızı Başınızdan Alabilir!
Vizyona girmesine ramak kala yayınlanan 'Grinin Elli Tonu' filminin yeni fragmanı cesur sahneleri ile dikkat çekti. Filmin ana karakterleri Anastacia Steele (Dakota Johnson) ve Christian Grey'in (Jamie Dornan) arasındaki ateşin yeteri kadar hissedilmediği, bu nedenle seks sahnelerin tekrar çekildiği belirtildi. Sevişme sahneleri için yeniden sete dönmek zorunda kalan oyuncuların yeni görüntüleri kısa sıra önce yayınlanan yeni fragmana yansıdı. 14 Şubat 2015 Sevgililer Günü'nde vizyona girecek olan filmin fragmanı karşınızda.
Öğle Saatlerinde Yaşanan Açlık Krizlerinin Nedenleri ve Sağlıklı Çözüm Önerileri
Tok olduğunuz halde açlıktan kıvrandığınızda, ya da canınız çikolata gibi çok sevdiğiniz bir şey istediğinde o şeyi yemeden tatmin olamadığınız anlar mutlaka olmuştur. Bu şey bazen bir bardak kahve, bazen çikolata, bazen de birbirinden lezzetli, çekici ve güzel kokan hamur işleri olabilir. Yememek için kendinizi zorlasanız da, başka şeylerle oyalanarak dikkatinizi dağıtmaya çalışsanız da, sonunda kendinizi pişman olacak kadar çok yemiş halde bulursunuz.Yemek krizlerinin en kötü yanlarından biri, size kendinizi tamamen kontrolden çıkmışsınız hissi vermesi. Herhangi bir şeyi yemek için gösterdiğiniz çaba, kendi vücudunuza karşı savaşıyormuşsunuz gibi bir his uyandırabilir ve kendinizi kontrolden çıkmış gibi hissetmenize sebebiyet verebilir.Yeme krizlerini bastırabilmenin en kolay ve etkili yolu, bu davranışın ortaya çıkımasına neden olan faktörleri incelemek ve bu faktörler üzerinde çalışarak yeme krizinin ortaya çıkışını engellemek.Uplifers olarak bu hafta, yemek krizlerinin ortaya çıkışına sebep olan faktörlerden en önemlilerini sizler için derledik.1. Öğle yemeğinde yenen salatalarÖğle yemeğinde tüm iyi niyetiniz ve fit kalma isteğinizle salata sipariş etmiş ve sağlıklı beslenmenin vermiş olduğu gururla ve huzurla, bu öğününüzü salatayla geçiştirmiş olabilirsiniz. Ancak salata sizi yalnızca 3-4 saat tok tutacaktır. Saat 4’e yaklaştığında, enerji seviyenizde bir düşüş hissedebilir, şekerinizin düştüğünü varsayarak kurabiye, kahve ve diğer şekerli yiyeceklere sarılabilirsiniz.Öğle yemeğinden sonra hissettiğiniz bu açlık hissini bastırmak için vücudunuz sağlıklı ya da sağlıksız olarak ayırmaksızın, en yakındaki enerji kaynağından enerji almaya çalışacaktır. Bu nedenle öğle yemeklerinde sadece sebze ağırlıklı beslenmek yerine tam tahılların, proteinin ve farklı çeşit sebzelerin yer aldığı, büyük porsiyonlu bir öğün yemeyi tercih edin. Böylelikle günün geri kalan kısmında da enerji seviyenizi koruduğunuzu ve akşam yemeğinden daha hafif yeme ihtiyacı duyduğunuzu hissedeceksiniz.2. Patronunuzun ruh haliStresli bir iş ortamı ya da emir-komuta zincirine bağlı bir yönetim stili, boş kaldığınız her an en yakınınızdaki çikolataya sarılarak mutluluğu onda aramanıza neden olabilir. Müdürünüzün size sürekli mobing yapıyor oluşu, hatalarınız karşısında yapıcı tutumlar sergilememesi; yani iş ortamında üzerinizde çok fazla baskı oluşu ve bu baskının yarattığı stres; kortizol seviyenizi artırarak daha çabuk acıkmanıza ve daha fazla yemenize neden olur.Bu nedenle, iş yerinizde stres yaratan herhangi bir durum yaşamanız durumunda yiyecek aramak yerine ofisten kısa bir süreliğine uzaklaşarak hava alın ya da kısa bir yürüyüş yapıp kendinize gelin. Stres kaynağından kısa bir süreliğine de olsa uzaklaşmak resmi bir bütün olarak görmenize ve daha kolay çözüm üretebilmenize olanak sağlar.3. Yanlış kararlar karşısında çözümsüz kalmakHayatımızla ilgili vermiş olduğumuz yanlış kararlar ve bunun getirdiği umutsuzluk hissi, bizi en kolay yoldan mutlu edecek yiyeceklere daha fazla yaklaştırır. Mutlu bir ilişkisi, yolunda giden bir işi, sağlıklı ve fit vücudu olan kişiler kendilerini yemeklere daha az bağımlı hissederler ve yiyerek mutlu olma ihtiyacı duymazlar.Yiyeceklere daha az bağımlı olmak için hayatınızda size mutluluk veren diğer aktiviteleri çoğaltın. Daha fazla seks yapın, egzersiz sıklığınızı artırın ya da ilgi duyuyorsanız sanatsal aktivitelerle uğraşın.4. Şişmanlama korkusuŞekeri ve yağı azaltılmış gıdalarla dolu bir dünyada yemek yerken yağ konusunda dikkatli olmamak mümkün değil. Ancak beslenme düzenimizden yağları çıkarırken aklımızdan da çıkardığımız bir şey var: Vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak, kilo vermemizi hızlandırmak ve daha verimli çalışmak için ihtiyaç duyduğu faydalı yağlar…Vücudumuz için faydalı olan yağları tüketmediğimizde, vücudumuz kıtlık durumunda olduğumuzu düşünerek peynir, dondurma, patates kızartması gibi besinlerde bulunan sağlıksız yağlarla yağ ihtiyacını karşılama isteği duyuyor. Yağ ihtiyacınızı karşılamak için abur cuburlara sarılmak yerine, avokado, fındık-fıstık, tam tahıllar, zeytin, hindistan cevizi gibi sağlıklı besinlerin yağlarıyla yağ ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.5. Yetersiz su tüketimiÇok fazla üzerinde durulmasa da, vücudun susuz kalması açlık krizlerinin başlıca sebeplerindendir. Vücudumuzun %70’i sudur ve gün içinde boşaltım sisteminin vücuttan attığı suyun sürekli yenilenmesi gerekir. Günlük su ihtiyacınızı karşılamadığınızda, vücut beyne susuzluk değil açlık sinyalleri gönderir.Bu nedenle kendinizi aç hissettiğiniz durumlarda atıştırmalık bir şeyler yemek yerine büyük bir bardak su için ve bir kaç dakika bekleyin. Büyük bir olasılıkla suyun açlık krizinizi bastırdığını göreceksiniz.
Reklam
Ankara'da İlköğretim Okulunda Tecavüz Skandalı
Ankara'da bir ilköğretim okulunda 4 erkek öğrenci bir erkek öğrenciye tecavüz etti. Tecavüze karışan öğrencilerden biri olayı tecavüz anını cep telefonunun kamerasıyla görüntüledi. Öğrenciler cep telefonundaki görüntüleri izlerken bir öğretmenin telefonu almasıyla korkunç gerçek ortaya çıktı...Habertürk'ün haberine göre, Altındağ'da bir ilköğretim okuluna devam eden 12 yaşındaki 4 erkek öğrenci, yine 12 yaşındaki bir erkek öğrenciye okul binasında tecavüz etti. Tecavüze karışan öğrencilerden biri olayı cep telefonuyla kaydetti. Tecavüz mağduru çocuk yaşadığı olayı kimseye anlatamadı.Ailesi durgun hallerinden şüphelendiAile çocuklarının üzgün ve durgun hallerinden şüphelendi. Öğretmenleri ve arkadaşlarıyla temasa geçip son günlerde okulda kötü bir olayın yaşanıp yaşanmadığını sordu. Ancak ne okul yönetimi ne de arkadaşları yaşananlardan haberdardı. Aileye çocuklarıyla ilgili olumsuz bir durumun olmadığı söylendi.Telefonu alan öğretmen şoke olduSkandal olay bir kaç gün önce bir öğretmenin 4 kişilik öğrenci grubundan şüphelenmesiyle ortaya çıktı. Öğrenciler cep telefonundan bir görüntü izliyorlardı. Öğretmenin kendilerini gördüğünü fark ettiklerinde cep telefonunu saklamaya çalıştılar. Ancak telefonu almayı başaran öğretmen kan donduran tecavüz görüntüleriyle karşılaştı.Yaşadıklarını öğretmenine anlattıNe olup bittiğini anlamak için hemen tecavüz mağduru çocuğun yanına gitti. Mağdur öğrenci yaşadıklarını öğretmenine anlattı. Durum polise bildirildi. Arkadaşlarına tecavüz eden çocuklar ifadelerinin alınması için Ankara Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü'ne götürüldü. Çocukların ifadelerinin psikolog eşliğinde alınacağı bildirildi.
Hangi Kafayla Çekildiği Meçhul, Mide Bulandıran 22 Sapkın Film (+25)
Bu filmlerin ortak yanları 'gore splatter' tarzı çekilmiş olmaları. Kimisinde sembolik izler varken kimileri bu amaçta olmayıp sadece işkence sahnelerini vurguluyorlar. Bazıları var ki gerçek görüntülere dayanıp dayanmadığı bile meçhul. Her bünyenin kaldıramayacağı türden filmler.Bu kategoriye giren bazı filmler de burada:Sağlam Psikolojiyle Bile İzlemesi Zor 20 Rahatsız Edici FilmÖzetler IMDb, beyazperde ve TA alıntısıdır.
Reklam
Latin Sinemasından En İzlenesi 50 Nadide Eser
Brezilya'nın 1960'lı yıllarda başlayan ve 80'li yıllarda giderek tırmanan ve halen dünyanın en tehlikeli yerlerinden birisini oluşturmasının hikayesidir.Bu şehrin hikayesini anlatabilmek için şehirde yaşayan birçok insanın hayatları, bu karakterlerden biri olan Buscape'in gözünden anlatılmaktadır. Küçük, fakir ve zenci bir çocuk olan Buscape hem çok sağlıksızdır hem de çok korkmuştur. Hem diğerleri gibi suçlu biri haline gelmekten korkmakta hem de az maaşlı bir işle yetinemeyecek kadar da akıllı olduğunu bilmektedir. Oldukça vahşi bir ortamda yetişen bu çocuğa talih hiç gülmemiştir ancak gerçekleri başka bir gözle görebileceğinin farkına varmıştır.http://www.imdb.com/title/tt0317248/
Reklam
'Bir Dağı Yok Ettik Ama Güzel Bir Havalimanına Kavuştuk'
Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu, kamulaştırma yapılmadan Türkiye’de ilk kez denize dolguyla yapılan Ordu-Giresun Havalimanı’nın karaya yapılmaktan çok daha ucuza mal olduğunu söyledi. Vali Balkanlıoğlu, 'Ordu-Giresun Havalimanı dünyanın ender projelerinden biri. Kamulaştırarak yapılması halinde devlete 1 milyar TL’ye mal olurdu. Ama denizin doldurulması ucuza, 300 milyon TL’ye mal oldu' dedi. Havalimanı yatırımıyla ilgili olarak konuşan Balkanlıoğlu alanın inşası sırasında tıraşlanan dağ için ise ,'Tabi bir dağı yok ettik ama sonuçta da çok güzel bir havaalanına kavuştuk' diye konuştu.Ordu’nun Gülyalı İlçesi’nde temeli 3 yıl önce atılan Ordu-Giresun Havalimanı’nda günde 2 bin sefer kamyonla denize yaklaşık 30 milyon ton taş döküldü. Pist uzunluğu 3 bin metre, genişliği 45 metre olan havalimanında 1800 dönüm taşla doldurularak kara parçası haline geldi. Alt yapı çalışmaları tamamlanan, üst yapı çalışmaları devam eden havalimanının Mart 2015’te açılmasının planlandığını belirten Vali İrfan Balkanlıoğlu, kamulaştırma olmadan yapılan havalimanının ucuza mal edildiğini söyledi. Projenin dünyadaki ender projeler arasında yer aldığını vurgulayan Vali Balkanlıoğlu, 'Havalimanımızın özelliği dünyada da ender projelerden olması. Bu havaalanının kamulaştırılarak yapılması halinde neredeyse devlete 1 milyar TL’ye mal olurdu burada. Ama şimdi denizin doldurulması çok daha ucuza mal oldu. 300 milyon TL gibi bir paraya bu kadar konforlu, avantajlı, kaliteli teknolojik havaalanı yapılabildi denizin doldurulmasıyla. Bu da biraz zaruretten doğdu ama Türkiye için güzel bir prestij projesi de yapılmış oldu. Karaya yapılmaktan çok daha ucuza mal olmuş oldu' dedi.TAŞLAR TUZLU SUYA DAYANIKLIKaradeniz’de kamu yatırımı için arsa sıkıntısı yaşandığını da belirten Vali Balkanlıoğlu, 'Havalimanı denizin doldurulmasıyla yapılmasının bir diğer hikmeti de Karadeniz’de arsa sıkıntısı var. Bir tarafı deniz, bir tarafı dağ, tamamen yamaç. Az düzlükte de vatandaş konutlarını yapıyor, tarımla uğraşanların da kısıtlı arazisi var. Bizim işin dezavantajlı yanı kamu yatırımları için hazineye ait arsa yok Karadeniz’de. Çok kısıtlı az var. Bu nedenle kamulaştırma yapmak gerekiyor. Bir havaalanı takdir edersiniz ki çok büyük alanlara kuruluyor. Buraya yakın dağlardan milyonlarca metreküp taş taşındı. Havaalanının 2 kilometre yakınında malzemenin olması malzemenin de son derece kaliteli ve taşınmaya, yıpranmaya, taşların tuzlu suya dayanıklı olması bizim için büyük bir avantajdı. Tabi bir dağı yok ettik ama sonuçta da çok güzel bir havaalanına kavuştuk' diye konuştu.İSMİ DEĞİŞTİRİLDİOrdu-Giresun Havalimanı'nın ismi ilk önce iki ilin isminin ilk hecesi 'Or' ve 'Gi'den esinlenilerek Or-Gi olarak açıklanmıştı. Havalimanı için belirlenen Or-Gi ismi daha sonra İngilizce'de toplu seks partisi anlamına geldiği anlaşılarak müstehcen olduğu gerekçesiyle Ordu-Giresun olarak değiştirildi.DÜNYANIN SAYILI HAVAALANI ARASINDAVali Balkanlıoğlu ’stone mastic asfalt’ uygulamasıyla Türkiye’de uçakların en konforlu iniş yapacakları pistin Ordu-Giresun Havalimanı’nda bulunacağını da vurgulayarak, 'Ordu-Giresun havalimanı ’stone mastic’ pist kaplaması nedeniyle asfaltın özerinde özel bir meteryal var. Uçaklar kalkış ve inişlerini sarsıntısız yapıyor. Teknolojinin ulaştığı son nokta 4 mevsim, 365 gün her hava koşulunda otomatik pilotlarla bile iniş kalkış yapılabilecek teknik donanıma sahip. Türkiye’nin modern, dünyanın da sayılı havaalanı arasında. İnşallah turizm, ulaşım her açıdan burada istifade edeceğiz, sanayi teknoloji bu sayede girmiş olacak' dedi.DHA
İlişkiyi Ayrılığa Götüren Nedenler Nelerdir?
Seks için aceleci davranmak!Bırakın üzerinize o düşsün biraz nazlı davranın. Kadınlarda bağlılık duygusuoluşturan seks , erkeklerde tam tersine bazı hormonların fazlaca salgılanmasını sağlayıp yaşadığınız anı sıradanlaştırabiliyor. Siz yatak konusunda ondan ne kadar uzak durusanız, merak duygusu ve sizi elde etme çabası o kadar yükselecektir.Detaylara fazlaca girmek!Hiçbir erkek çok fazla konuşup detaylara girilmesinden hoşlanmaz. Onaher olayın detayını en ince ayrıntısına kadar anlattığınızda ilişkinizin daha sağlam olacağını düşünmeyin. Sizi merak etmesine izin verin ve fazla detay vermeyin!Sürekli iletişimde olmak!Telefonu elinden düşürmesine izin vermeden onu mesaj yağmuruna tutmak ya da dakika başı aramak, size daha fazla bağlanmasını sağlamaz. Aksine bu durum onu sıkmaya başlar ve kavgalar fazlalaşır. Hem kendinizin hem de onun nefes almasına izin verin!Her şeyini karıştırmak ve dedektiflik duygusu!Ona ait özel eşyaları, bilgisayar, telefon, çanta, dolap vs. her şeyi karışmaya kalkmayın ve onun açığını yakalamaya çalışmayın. Bu ilişkinizi çıkmaza sokacağı gibi sizi de obsesif bir kişiliğe sürükleyecektir. Bırakın sizin özeliniz size, onun ki ona kalsın!Değiştirmek için çabalamak!Artık öğrenemediniz mi? Bir insan 7’sinde ne ise 70’inde de o olur. Yani kimseyi değiştirmeye çalışmayın . Hoşunuza gitmeyen davranışlarını değiştirmeyi denemek yerine onunla konuşun ve biraz alttan almaya çalışın. Çünkü erkekler onu değiştirmeye çalışan kadınlardan ışık hızıyla soğurlar.
Reklam
"Daha Fazla Yasakla Yaşama Alışkanlığı, Sigaradan Daha Kötü Bir Alışkanlıktır"
Televizyonun “asi çocuğu” olarak tanınan ve kendisini “Televizyondaki en dürüst ve tek ‘ikon kıran’ herifim” diye tanıtan Okan Bayülgen , geçtiğimiz günlerde bir kafede sigara içenlere tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ’a bir ricada bulundu. Bayülgen, “Sigara konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız'a söyleyeceğim de şu; her gün daha fazla yasakla yaşama alışkanlığı, sigaradan daha kötü bir alışkanlıktır. Onun sigara konusunda hassas olduğunu, etrafta sigara içen var mı diye baktığını biliyorum, bundaki samimiyetine inanıyorum. Çok içten bir şekilde sigarayı zararlı buluyor. Fakat ben Cumhurbaşkanlığı makamının çocuklarda obezite ve genetiği değiştirilmiş gıdalar gibi sigaradan çok daha tehlikeli konularda ilgisini de rica ediyorum” dedi.Gezi Parkı direnişi sırasında polislerle çektirdiği fotoğraflar nedeniyle eleştirilen Bayülgen, “Sanatçıların, kanaat önderlerinin, toplumu yönlendirenlerin çocuklar üzerinden politika yapmasından büyük üzüntü duyuyorum. Gezinin amacı neyse ben hâlâ oradayım. Asıl gençleri afişleştirip 'devrim şehidi' diye bayraklaştıranlar dönektir” diye konuştu.Yakında müzik albümü çıkartacağını açıklayan Okan Bayülgen, yeni projesini “İçinde ucuz seks olmayan bir albüm yapacağım” diye tanımladı.Okan Bayülgen, Star TV’de başladığı “Dada Dadanista” programında neler yapacaklarını anlatırken, yapımcı Acun Ilıcalı için, “Acun'u başarısız ya da üretimsiz bulmuyorum. Fakat onun benimle ilgili sorunları var. Bu yüzden de geçen sene Star'da çalışamamamın nedeni Acun'un ambargosudur. Kendisini severim ama yaptığı işleri sevmem. Elalemin formatının alınıp bize daha da fena bir şekilde kakalanmasını anlamıyorum açıkçası” dedi.Eşi Şirin Ediger ’den boşanma sürecini anlatan Bayülgen, “Anne, baba ve çocuk arasındaki hassas ilişki medyaya açılacak bir durum değildir. Herhangi bir velinin çocuğuma okulda 'Şurada okudum, burada okudum, şöyle olmuş, böyle olmuş' demesini istemiyorum. Çünkü hayatta tek zaafım olan insan çocuğum. Bu toplum sevdikleri insanlar evlendikleri ve çocukları olduğu zaman sevinçle karşılar, onları bağırlarına basar. Fakat Türk aile yapısında kimse üzüntülerini, acılarını bağıra bağıra ifşa etmez ve açığa vurmaz. Bu konudaki tutumum da sonuçlarını vermiştir ve olay magazin bombası olarak patlamamıştır. Yazılır çizilir o başka... Ayrıca Şirin ve benim medeni halimiz ne olursa olsun biz hâlâ aynı evde beraber yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.Hürriyet gazetesinden İzzet Çapa ’ya konuşan Okan Bayülgen yeni projelerini, televizyon programını ve ilişkilerini anlattı. Çapa’nın “Ben polislerle fotoğraf çektirmedim, polisler benimle fotoğraf çektirdi” başlığıyla yayımlanan (9 Kasım 2014) söyleşisi şöyle:Bunca senedir televizyondan yüzlerce isim geldi geçti ama ekranın 'asi çocuğu' Okan Bayülgen ile 'evin uslu çocuğu' Beyaz'ın yerini kimseler dolduramadı.Okan, buluştuğumuzda yeni kanalı için hazırladığı şovunun son rötuşlarıyla meşguldü. 20 yılda çizdiği yaramaz çocuk imajından aslında gayet memnun ama müzmin rakibine inceden laf atmadan da duramıyor:'Ailenin iyi çocuğundan ne beklersin? Okulunu bitirmesini, askerliğini yapmasını, bir an önce evlenmesini ve çoluk çocuğa karışmasını değil mi? Bak ben evlendim, çocuk da yaptım. Halbuki Beyaz ne evlenebildi ne de çocuk yaptı ama hâlâ Türkiye'nin demirbaşı olarak oturuyor koltuğunda. Asi çocuk ise sürekli yaramazlık yapıp azar işitiyor...'Buyrun muhabbetimize...Bir nesil seninle, sen de onlarla 'büyüdün'. Karşımdaki 50'sine merdiven dayamış Okan artık gençleri anlayamıyor, onların kodlarını çözemiyor olabilir mi?Merdiven falan dayamadım, tas tamam 50 oldum.Hassas da olmuşsun baksana! Sorumu tekrarlayayım mı Okan 'Amca'?(Gülüyor) Gerek yok teşekkürler. 50 yaşındaki bir adamın gençleri anlamak ya da onlar tarafından anlaşılmak gibi bir derdi yoktur. Asıl gençler o 50 yaşındaki adamın ürettiklerini anlamalı. Tabii adam da o üretimi gençleri anlayarak yapmalıdır.Yahu ne bu şimdi, tekerleme mi yoksa felsefeye giriş derslerine mi başladık?Şaka bir yana sosyal medyada, sözlüklerde beni öven veya eleştirenlerin yaş ortalaması 16 ile 30 arasında. Demek ki bu 50'lik dediğin adamla uğraşan hiç akranı yok. Dolayısıyla benimle iyi ya da kötü anlamda uğraşanlar zaten yine gençler. Benimle yetişen nesil çok mutluyum ki beni sorgulamaya devam ediyor. Çünkü ben hiçbir zaman bir popçuya, siyasetçiye kayıtsız şartsız duyulan hayranlığı arzu etmedim. Yemek de yesem, içki de içsem gittiğim her yerde onların sorgulaması hoşuma gidiyor.Sendeki şeytan tüyüne kayıtsız kalmak da imkansız. Eğri oturup doğru konuşalım, son iki sezondur yaptığın programlar tutmadı. Ama hooop yine sendeki 'tüy devreye girdi' ve yeniden dört büyük kanaldan biriyle anlaştın.Aslında geçen sene performansım daha yüksekti fakat TV8 gibi küçücük bir kanalda yarattığım etkiyi Show TV'de yaratamadım. Bir kanalın şartları ve algısı programı fazlasıyla etkiler. Şimdi tabii ki Star'da başka bir efekt olacak. Eğlence sektöründeki insanların işi ne olursa olsun çalışmaktır. Ben çevremdekilere, karıma, hatta çocuğuma hep aynı şeyi söyledim ve söylüyorum.Bize de söyle de biz de bilelim..'Baban pavyonda çalışıyor kızım' diyorum. Birisi bana 'Okan Bey siz de çok geç uyanıyorsunuz' dediğinde, 'Evet kardeş pavyondaydım, her gece pavyonda çalışıyorum, sabahları da geç kalkıyorum' diye cevap veriyorum. Bizim işimizde esas her ne olursa olsun sahneye çıkmaktır. Televizyon sektörü şu anda yaşadığı gibi bir takım çalkantılar geçirebilir. Bak mesela geçen senelerde 15 reyting alan diziler artık 5'e bile ulaşamıyor.Dizi sektörü bitiyor mu dersin?Yok bitmez, dediğim gibi sadece çalkantılı bir dönemden geçiyor. Fakat gerek dizilerde gerekse diğer formatlarda işler istenildiği gibi gitmezse bütün suç ya başrole ya da göz önünde olan adama yıkılır. Bu da bizim sektörümüzün bir başka kuralı. Benim programa gelince, aslında geçen sene bizim için başarısız bir sezon değildi.Ama bir Okan Bayülgen klasiği olabilecek başarıda da değildi...Tamam değildi ama aslında reytinglerim yedi sezon süren 'Zaga'daki herhangi bir seneye benziyordu. Zaten uzun yol koşanlarda reytingin çok da önemi olmamalı. Reytingleri yerle yeksan efsane programlar vardır. Ancak insanların üzerindeki etkileri reytinglerin çok dışındadır. İşte o yüzden bunca farklı kuşaktan insanlar 'Seninle beraber büyüdük' diyorlar bana.Bizler için Beyaz ailenin iyi, sen ise asi çocuğuydun hep. Evlendin, baba oldun, yaşlandın ve bu 'rolden' artık çıktın mı dersin?Ailenin iyi çocuğundan ne beklersin? Okulunu mükemmel şekilde bitirmesini, kaçmadan askerliğini tamamlamasını, bir an önce evlenmesini ve torunlar vermesini değil mi? Ben evlendim, çocuk yaptım, her seferinde yeni bir şey deniyorum. Başarı ve başarısızlıklarla dolu 20 sene geçirdim. Halbuki Beyaz ne evlenebildi ne çocuk yaptı ama Türkiye'nin demirbaşı olarak oturuyor koltuğunda. Asi çocuk ise sürekli yaramazlık yapıp azar işitiyor. Beyazıt'ınsa bir tane bile başarısızlığı yok. O hep başarılı, benim tüm geçmişim ise başarısızlıklarla dolu.Yok artık o kadar da değil...İnan bana o kadar... Risk almak, kanal değiştirmek, büyük bir kanaldan küçük bir kanala gitmek, şöhretinin biteceğinden korkmamak, gençlerin her zaman yanında olmak. Bunların hepsini yapıyorum.Bunları bizim için değil de kendin için yapmış olmayasın... Kanal D gibi Türkiye'nin en büyük kanalını bırakıp, 'Ben Okan Bayülgen'im, en ufak kanalda bile iş yaparım' diyerek egonu tatmin etmeye çalıştın gibi geliyor biraz bana...Evet doğru…Sanki egon çoğu zaman 'pusula' görevi yapıyor senin için. Bazılarına göre Gezi olayları sırasında elinde kitapla toplumu harekete geçirdin. Sonra 180 derece dönüp, ertesi sene polislerle selfie çektirdin...Polisleri başka bir ülkeden getirmiyoruz ki! Onlar da bizim vatandaşımız. Olayların içinde o kadar çok Gezici polis tanıdım ki inanamazsın.İnanırım da senin bunları inanarak söylediğine inanır mıyım, bilemem...Demagoji yapmıyorum burada. Bazı polis arkadaşlarım Gezi adına Twitter'da yazılanlardan çok daha sert şeyler söyleyebiliyorlar. Bütün mesele polis deyince 'Türkiye'nin polisi' diye bir kavramı karşına almamakta. Yani bu kadar kaba saba olmamak gerek. Slogancılık ya da bir takım zümreleri milliyetçiler, Kürtler, polisler, AKP'liler şunlar bunlar diye ayırmak, gençleri ağır bir kafa karışıklığına düşürüyor.Senin yapmaya çalıştığın ne peki?'Bir de böyle düşün kardeşim' demek lazım. Bir kere ben polislerle fotoğraf çektirmedim, polisler benimle fotoğraf çektirdi. Ayrıca herkes benimle fotoğraf çektirebilir. Belki bugüne kadar bilmeden katillerle ya da çok daha acayip mesleklerden adamlarla fotoğraf çektirmişimdir. Polislerle neden çektirmeyeyim ki? Polislik bana göre inanılmaz saygıdeğer bir meslektir.O zaman net olarak sorayım, Okan Bayülgen dönek mi?Ben değil, Gezi'nin ruhunu siyasi pompaya dönüştüren herkes dönektir. İnsanlar beni daha çok onaylasınlar diye genç adamları ateşe sürükleyerek kazanacağım sevgi ya da siyasi popülerlikle ilgilenmiyorum. Ufacık çocukların fotoğraflarının üzerine 'devrim şehidi' yazmak, 'ah ah, vah vah' diye siyasi polemiklere konu etmek bir takım insanların hoşuna gidiyor olabilir. Ama sonuçta benim için gencecik bir çocuk ne olduğu belli olmayan konjonktürde hayatını kaybetmiş. Ailesi perişan olmuş ve hakkı olan hayatı yaşayamamıştır. Yarın bu konjonktür bambaşka bir yere döndüğünde o çocuklar öldükleriyle kalacak. Sanatçıların, kanaat önderlerinin, toplumu yönlendirenlerin çocuklar üzerinden politika yapmasından büyük üzüntü duyuyorum. Gezinin amacı neyse ben hâlâ oradayım. Asıl gençleri afişleştirip 'devrim şehidi' diye bayraklaştıranlar dönektir.Duyduğuma göre müzik piyasasına da el atıyormuşsun... 'Yetişkin albümü' yapacakmışsın... Ne demek bu Allah aşkına? İnsanın aklına 'iki film birden' gibi şeyler geliyor.Aklına bunun gelmesi normal. Çünkü hepimizin algısı hep seksüel çıkışlar peşinde. Birisi bir şey söylediği zaman 'Acaba seksle ilgili olabilir mi?', 'Lütfen seksle ilgili olsun' diye geçiriyoruz aklımızdan sürekli. Zaten seksten başka satan bir şey de yok. Beyonce, o Amerikan kaportası gibi kıçını yıllardır bu nedenle satabiliyor. Kim Kardashian sandala poposunu bu yüzden seriyor. Çünkü geriye satacak başka hiçbir şey kalmadı. Yetişkin albümü ise seksle ilgisi olmayan entelektüel bir iş. Öyle çok satan 'muck muck' yok! Anlatabildim mi?Anlatamadın Okan, birazcık daha açsana...İçinde ucuz seks olmayan bir albüm yapacağım. 12-13 yaşından sonra çocuklara sadece seks veriyoruz zaten. Herkes Tarkan gibi 'Gel gel güzelim acımayacak' diyor. Yıl olmuş 2014, Tarkan klibindeki kızı hâlâ kendine çekip bunları söylüyor. Bunun ne ilginçliği vardır anlamıyorum.Adam seviliyor, iş yapıyor, albümü tutuyor...Ben onu bilmem. Son 25 senedir 'muck, fuck, buck' falan filan diye bize aynı şeyleri söylüyor.Neyse Tarkan'ı bırakalım da senin albümüne gelelim.Grup müziği yapıyoruz. Şarkı söylemiyorum. Gençlerin dinleyeceği, akıllıca sözleri olan ve sofistike bir çalışmadan bahsediyorum.Cinsellik içermeyecek yani...Aksine çok fazla cinsellik içerecek ama öyle bayağı bir şekilde değil.Yıllardır birebir aynı olmasa da seni hep benzer programlarda izledik. Star TV'de başlayan 'Dada Dadanista'yı neden seyredelim peki, diğerlerinden farkı ne olacak?Şimdi biz Jay Leno'nun yerine geçen Jimmy Fallon'a, 30 küsur senedir program yapan David Letterman'a ya da Conan O'Brien'a 'Ya kardeş bu sene yeni ne var?' diye sorsak, adamlar 'Koltuk var, masa var, bir de konuk geliyor' diye cevap verir. Talk show'cular böyle soruları kolay cevaplayamazlar. Aslına bakarsan zaten Amerika'yı yeniden keşfeden de yok.Eski tas eski hamam yani...Değişim konusunda 20 senedir en çok debelenen benim. Yeni programda da farklılıklar olacak tabii ki. Ama sonuçta ben televizyondaki en dürüst ve tek 'ikon kıran' herifim. Bir sürü ünlünün bana gelmemesinin nedeni, programda çok basit coğrafya soruları sormamdan kalan korkularıdır. 'Okan bize şöyle yapar böyle yapar' derler hep. Halbuki Okan kimsenin gırtlağını sıkmış mı bugüne kadar? Okan'ın programlarında skandal çıkmaz. Ama dikkat edersen televizyon tarihimiz, kadın programlarındaki 'edeplilerin' skandallarıyla doludur.Ama Okan hep 'öcü'...Birinin ağzından yanlış bir laf kaçtıysa bile Okan kapatmıştır bu konuyu. Yani konuğu aslında en güvenli hissettiren Okan'dır. Sadece 'Türkiye kaç bölgeye ayrılır?' sorusu yüzünden bütün bir pop dünyası bana gelmeye tereddüt ediyor. Hatta dizi yapımcıları sadece Cumhuriyet Bayramı'yla ilgili ilkokul seviyesinde bir soru gelebilir diye oyuncularını bana göndermiyor. Çünkü yapımcı 'Bizim oğlan dizide çok akıllı görünüyor, ya bir anda gerizekalılığı ortaya çıkarsa' diye düşünüyor. Halbuki ben kimsenin ağzından laf almaya çalışmam, onun yerine de konuşurum, filmini onun yerine de överim, dizisinden onun yerine de bahsederim.Valla ne yalan söyleyim ben o eski huysuz Okan'ı özledim...Sen huysuz Okan istiyorsan ben huysuz olurum.Bu kadar laf ettikten sonra bakalım kolay konuk bulabilecek misin programa?Türkiye'de konuk sıkıntısı var. Herkes karizmanın televizyona çıkmamaktan geçtiğini zannediyor. Halbuki hepsi bayılıyor...Tarkan'ı senin karşında görmek isterim doğrusu...Tarkan'ı kesinlikle çağırmam. O da zaten gelmez. Beyaz, kendi programına çıkarmak için bir kampanya yaparsa desteklerim ama kendi programıma asla istemem...Hoppala! O niye?Çünkü Tarkan bir 'proje adam'. Hâlâ yaşamaya başlamadı. Hepimiz etten kemikteniz, hatalar yaparız. Hatalarımızla da mutlu oluruz ve insanlar bizi böyle sever. Kimse üzerinde kurdelasıyla duran bir paketi sevmez, en azından ben sevmem. Tarkan arada düşmeli, yanlış yapmalı, kendini devamlı hediye paketi gibi durmaktan kurtarmalı...Doğru söyle yeni program için sen mi gidip kanalın kapısını çaldın?Hayır, onlar çağırdı tabii ki. Nasıl eskiden Beyazıt ile birlikte Kanal D'nin yüzüysem şimdi de Star'ın yüzü olmaya geldim.Acun'un boşluğunu seninle doldurmaya çalışıyor olabilirler mi?Kesinlikle Acun'un boşluğu benimle dolamaz. Çünkü Acun prime time'da format yapan bir adam. Ben format program yapmıyorum. Benim her sene yaptığım şey tamamen kendi üretimimdir.Acun da kendi üretimini yapıyor.Hayır Acun tamamen format yapıyor. O formatları da kimseye böyle 'Al tepe tepe kullan' diye vermiyorlar. Uyulması gereken belirli kurallar var. Yanlış anlaşılmasın Acun'u başarısız ya da üretimsiz bulmuyorum. Fakat onun benimle ilgili sorunları var. Bu yüzden de geçen sene Star'da çalışamamamın nedeni Acun'un ambargosudur. Kendisini severim ama yaptığı işleri sevmem. Elalemin formatının alınıp bize daha da fena bir şekilde kakalanmasını anlamıyorum açıkçası.Reytinglerini mi kıskanıyorsun adamın yoksa?Kıskansam söylerim. Bugüne kadar bir sürü adam yetiştirdim. Kimseyi rüyamda görmek, sabah kalktığımda öfkelenmek, çekememek gibi bir derdim olmadı. Aksine asıl mutluluğun birini kıskandığın zaman yüzüne açık açık söylemek olduğunu gördüm. Beyazıt'a, Yılmaz'a, Cem'e bin kere söylemişimdir 'Dehşete düştüm, bayıldım' diye.Dün gece konukların arasında Osmantan Erkır da vardı... Şirin'den intikam mı almak istedin?Yahu ne alakası var? Osman, Şirin'in ilk eşi olabilir ama aynı zamanda başarılı bir televizyoncu ve şimdi de uluslararası Gogglebox'ı yapıyor. Ayrıca nefis bir adam. Şirin'le karşılaştıklarında, onlar boşanmış oldukları için belli bir mesafede dururlar, bense sanki eski karısı benmişim gibi koşar sarılırım Osmantan'ın boynuna.İlgi çekmek için davet etmedin yani?Yahu niçin böyle bir şey yapayım, ben kimi bu sebeple çıkarmışım ki bugüne kadar programıma? Sadece cumartesi geceleri seyircinin ilgisini çeksin diye bir takım insanları çağırırım.Konuklarından biri de Mesut Yar'dı. Daha ne kadar birbirinize iade-i ziyaret yapacaksınız merak ediyorum...Hep soruluyor ya, 'Okan ve Beyaz'dan sonra kim gelecek?' diye; bizden sonra gelecek 'genç' Mesut Yar'dır. Ama tabii genç kelimesini tırnak içine almak lazım. Mesut genç değil ama ne yapsın, ancak meşhur oldu.Kanalda bir sansür mekanizması olacak mı?Bana bugüne kadar hiçbir kanalda sansür uygulanmadı ki...Boşanmanızla ilgili 'Gerizekalılar bunları uyduruyor, yazanlar da kanıtlasın' diye konuştun sonra Şirin bir anda çıkıp boşandık dedi...Anne, baba ve çocuk arasındaki hassas ilişki medyaya açılacak bir durum değildir. Herhangi bir velinin çocuğuma okulda 'Şurada okudum, burada okudum, şöyle olmuş, böyle olmuş' demesini istemiyorum. Çünkü hayatta tek zaafım olan insan çocuğum. Bu toplum sevdikleri insanlar evlendikleri ve çocukları olduğu zaman sevinçle karşılar, onları bağırlarına basar. Fakat Türk aile yapısında kimse üzüntülerini, acılarını bağıra bağıra ifşa etmez ve açığa vurmaz. Bu konudaki tutumum da sonuçlarını vermiştir ve olay magazin bombası olarak patlamamıştır. Yazılır çizilir o başka... Ayrıca Şirin ve benim medeni halimiz ne olursa olsun biz hâlâ aynı evde beraber yaşıyoruz.O halde İstanbul anne ve babasının ayrıldığının farkında değil?Biz ayrılmadık ki... Cevabım bu, bitti!Bir röportajında mastürbasyon yaptığını anlatıyorsun, şimdi de çaktırmadan 'Özel hayatıma girme' mesajı veriyorsun. Ne iş?Benim gençliğimde bile mastürbasyon yapmama hiç fırsat kalmadı.Ne demek şimdi bu... Yapmadıysan röportajında neden bahsettin?Ben bazı kavramları yer değiştirerek kullanırım. Mastürbasyon dediysem onu elle istimna olarak algılamak da o cahilin sorunu...Bana mı laf soktun anlamadım.Seni kastetmedim (Gülüyor).Gazeteler boy boy senin Selin Atasoy'la aşk yaşadığını yazdı. Gerçekten bir ilişki yaşıyor musun yoksa ilişki yaşayıp arkasında duramayacak kadar zayıf karakterli misin? Zaten dulsun, neyi saklıyorsun?Onur Baştürk bizi iş ortağı olarak yazdı. Hakikaten de bir yazar ajansımız var Nişantaşı'nda. Çok uzun senelerdir tanışıyoruz, Selin de bilinen bir isim. Boşandıktan sonra gözlerin iş ortağıma çevrilmesi çok normal.Deniz Seki de zamanında seninle ilgili ağır bir suçlamada bulunmuştu...Beni neden suçlamış hiç bilmiyorum. Deniz'le güzel bir arkadaşlığımız oldu, bu sebepten yaşadıkları tabii ki beni çok ilgilendiriyor. Ama bunun yanında bir nişanlısı var, benden sonra da arkadaşlıkları oldu. Burada artık konuşmak adına bana bir şey düşmez. Ama Deniz'in şarkıcılığına, ayrıca kendisine olan hayranlığımı hep dile getirdim ve getiriyorum.Üniversitedeki bir söyleşin sırasında sigara içiyorsun diye seni taciz eden kişinin canına okumuştun. Ya o öğrencinin yerinde Cumhurbaşkanımız olsaydı...Beni sigara içerken taciz eden üniversite öğrencisi değildi. Konuşmaya dışarıdan katılmıştı. 200 metre ötemde, yanmamakta olan sigaramdan rahatsız olan hanım galiba bu konuyu kafasına biraz fazla takmıştı. Sigara konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız'a söyleyeceğim de şu; her gün daha fazla yasakla yaşama alışkanlığı, sigaradan daha kötü bir alışkanlıktır. Onun sigara konusunda hassas olduğunu, etrafta sigara içen var mı diye baktığını biliyorum, bundaki samimiyetine inanıyorum. Çok içten bir şekilde sigarayı zararlı buluyor. Fakat ben Cumhurbaşkanlığı makamının çocuklarda obezite ve genetiği değiştirilmiş gıdalar gibi sigaradan çok daha tehlikeli konularda ilgisini de rica ediyorum.Vay vay vay istediğin zaman kibar da olabiliyormuşsun...Çünkü bir şey istiyorum. İnsan bir ricada bulunurken edepli ve yumuşak konuşur.Fotoğraf çekiyorsun, TV programı yapıyorsun, filmde oynuyorsun, tiyatro yönetiyorsun... Bu liste uzar gider... Maymun iştahlı bir adam mısın?Hayır değilim. Her sektörde kıran kırana bir rekabet var. Fotoğrafta, seslendirmede Türkiye'deki sayılı adamlar arasındayım. Çektiğim reklam filmlerinin de, yönettiğim oyunların da hiçbiri başarısız olmadı. Televizyonda da herhalde bana başarısız diyemezsin. Sinema desen, o da gayet iyi...Niye filmlerde göremiyoruz artık seni?Film çekmekten çok sıkılıyorum, o yüzden de çekmiyorum. Dahası var mı?Senin yapamadığın güzel filmlere Cem Yılmaz, televizyonda gösteremediğin istikrara Beyaz, yıllardır hayalini kurduğun kanala da Acun sahip oldu…Cem'i çok seviyorum ama gişeye oynadığı filmleri değil. Yılmaz'ın filmlerine, Beyaz'ın istikrarına bayılıyorum.Röportajın Devamı İçin
Toplumsal Önyargılarla Mücadele Eden 10 Muhteşem Afiş
Brezilyalı illüstrasyon sanatçısı Carol Rossetti, toplumsal cinsiyet önyargıları ve ayrımcılıkla karşılaşan kadınların mücadelesine destek  sunmak için çizdi.   Kadınlar ve kız çocuklarının bedenlerine, kıyafetlerine,  yönelimlerine, kararlarına yönelik suçlayıcı, rencide edici, yargılayan  müdahaleler hiç bitmiyor. Carol Rossetti bunu değiştirmek ve  farklı bir bakış açısı sunmak için başladığı “Kadın” projesinin,  toplumsal cinsiyet önyargıları ve ayrımcılıkla karşılaşan kadınların  mücadelesine destek sunmasını umuyor.  Biz de bir an önce bu ayrımcılığın son bulmasını umuyoruz.
Reklam
Erkeklerle Yatarak Tüm Ülkeyi Gezmeyi Planlayan Çılgın Genç Kız
Bilenler bilir; Couchsurfing güzel şeydir. Seyahat etmekte olduğunuz şehirlerde yaşayan insanlara ulaşıp, hiçbir ücret ödemeden onların misafiri olabilirsiniz. Peki insanlar bunu neden yapar? Kültürel değişim ve farklılıkları deneyimlemek adına tabi ki. Peki ya yatak-surfing nasıl bir mantığa dayanır?19 yaşındaki Çinli genç kız, Ju Peng, oldukça sıra dışı seyahat planını, bir sosyal ağ olan Weibo sitesi üzerinden herkesle paylaştı. Kızın planı şu şekilde: Çin topraklarında bir seyahate çıkacak ve tanımadığı insanların evlerinde kalacak. Fakat bu insanlara para ödemeyecek. İşin ilginç yanı da burada yatıyor; Ju Peng'in planı, insanlara olan borcunu onlarla seks yaparak ödemek.
Tarihteki En İlginç 5 Seks Ritüeli
Cinsellik dünyanın büyük bir çoğunluğu tarafından hala aşılamaz bir tabu olarak kabul edilse de, dünyada cinselliğin hayatın bir parçası olarak kabul gördüğü birçok zaman dilimi ve topluluk mevcut.
Banksy'nin Sokak Sanatından Öğrenebileceğimiz 15 Önemli Hayat Dersi
İnsanı ilk görüşte hayretlere düşüren yeteneği ile sokaklara mükemmel resimler yapan Banksy, artık dünya çapında bir sanatçı diyebiliriz. Gizemli kimliği ve sosyal medya ortamlarına katılmayı reddetmesiyle, bu sanatçı çok daha büyük bir ilgi merkezi haline gelmiş durumda. Görünen o ki, Banksy, grafiti sanatını bir iletişim aracı olarak kullanıyor. Sanatını, dünyanın kalabalık şehirlerinde, herkesin görebileceği yerlerde gerçekleştiren sanatçı, aslında iletmek istediği bir takım sosyal ve politik mesajları suratlarımıza çarpıyor. Banksy'nin öyle çalışmaları var ki, bir an için durmalı ve düşünmeliyiz onlar hakkında çünkü bu çalışmalar, her gün düşünmekten kaçındığımız bazı gerçekliklerin derinliklerine taşıyor bizi ve yaşadığımız hayatı sorgulamamıza sebep oluyor. İşte Banksy'nin bazı önemli çalışmalarından alabileceğimiz 15 önemli hayat dersi;
Reklam