Üzerimizideki Görünmez El: "Yatay Şiddet"
Toplu taşımada alt alta, üst üste istiflenmiş şekilde giden iki kişinin yer kapmak için itişip kakışması ve kavga etmesi… Halk ekmek kuyruğunda 'Sen öndesin, ben öndeyim' ya da 'Yerimi aldın' diyenlerin birbirine girmesi… Ucuz et kuyruğunda 'Kişi başı sadece 1 kg alabilirsiniz, kotamız bu kadar' diyen görevliye boşalan öfkemiz…
Tüm bunları günlük hayatımızda ya da akşam haberlerinde neredeyse her gün görüyoruz. Ne acı ki bunlar artık bize sıradan gelmeye başlayan olaylar, değil mi? Oysa tüm bu sahnelerde sergilediğimiz davranışların altında yatan durum, psikoloji ve sosyoloji de “Yatay (Yanal) Şiddet” olarak tanımlanmaktadır.
Yatay Şiddet Nedir ve Nereden Gelir?

Yatay şiddet; toplumda, iş yerinde veya sosyal bir grupta, aynı hiyerarşik düzeyde bulunan bireylerin birbirlerine karşı uyguladıkları psikolojik saldırganlık, dışlama, dedikodu veya küçümseyici davranışların bütünüdür. Buradaki anahtar nokta; zorbalığı yapanın da, buna maruz kalanın da benzer statüdeki kişiler olmasıdır.
Peki, bizler neden hayatımızı zorlaştıran temel ve gerçek sebeplere odaklanmak yerine, bizimle aynı kaderi paylaşan kişilere öfkeleniyoruz?
Bu soruyu cevaplamadan önce yatay şiddetin orijinine bakalım. Kavramın kökeni 1960’lara, Frantz Fanon'un sömürgecilik üzerine çalışmalarına dayanır. Fanon, ezilen grupların enerjilerini, asıl baskı kaynağına yani özgürlüklerini ellerinden alan sömürgecilere yöneltemedikleri için kendi içlerindeki benzerlerine yönelttiklerini savunmuştur. Benzer şekilde Paulo Freire, 1970 yılında yayımlanan “Ezilenlerin Pedagojisi” kitabında, baskı altındaki gruplarda bireylerin birbirlerine karşı saldırganlaşmasını 'yatay şiddet' olarak açıklar. Kısacası; bir hiyerarşide sınıf üzerindeki baskıyı artırdıkça, o sınıfın üyelerini birbirine düşürmüş ve bir iç çatışma yaratmış olursunuz. Bu etkinin gücünü fark eden politika yapıcılar, toplumu ve algıları yönetirken bu stratejiyi sıklıkla kullanırlar. Buna, istenilen koşulların oluşması için uygulanan “planlı bir kaos” durumu da diyebiliriz.
Otoriteye Gücü Yetmeyen, Yanındakini Hedef Alıyor

Bu durum sadece toplumsal ilişkilerde değil, mesleki alanda da karşımıza çıkar. İlk olarak hemşirelik gibi stres düzeyi yüksek meslek gruplarında tanımlanmış olsa da bugün neredeyse tüm kurumsal yapılarda görülmektedir. Ortak özellik şudur: Saldırgan, mağdurun üstü (patronu) değil, iş arkadaşıdır.
Sisteme veya otoriteye gücü yetmeyen birey, öfkesini ancak gücünün yettiğine, yani kendi sınıfındakine yönlendirir. Bu durum insanların birbirine yabancılaşmasına ve enerjilerini boşa harcamalarına neden olur. Burada sormamız gereken temel soru şudur: Hiçbir faydası olmadığını bildiğimiz halde bunu neden hâlâ yapıyoruz ve bize bunu kimler yaptırıyor?
Cevap çok basit; bu karmaşıklıktan kim ya da kimler kazançlı çıkıyorsa bize bunu yaptıranlar da kazananlar da aynı kişilerdir!!!
Yatay şiddet ilk bakışta fiziksel bir durum gibi dursa da çoğunlukla gizli bir şekilde psikolojik ve sembolik olarak varlığını gösterir. Bu neden algılanması çok kolay değildir. Etkisi ise zamanla ve yavaş yavaş ortaya çıkar ve birden yıkım yaratabilir. Yatay şiddet yaratmada insanları manipüle etmenin en güzel yolu toplum içerisinde aynı hiyerarşik yapıda olan insanları kutuplaştıracak neden ve gerekçeler yaratarak birbirlerine yabancılaştırmaktır. Bunu başarmanın formülü yıllardan beri değişmedi ve hala etkisini korumaktadır. Bunlar; ortaya biraz din ve inanç (laik-antilaik…), biraz siyaset (sağcı-solcu…), bolca etnik yapı ve milliyetçilik (Türk-Kürt-Ermeni..) sonuç mu? Aynı tabakadan insanların birbirlerini boğazlarken, güç ve otorite sahiplerinin çarkını döndürmesi ve kazançlarına kazanç katması?
Mağdurlar genellikle dedikoduya, dışlanmaya ve bilgi saklanmasına maruz kalırlar. Adeta bir 'Yengeç Sepeti' misali, herkes birbirini aşağı çekerken kimse sepetten kurtulamaz. En acısı ise kendilerini o sepete kimin, neden attığını sorgulayamamalarıdır.
Bu Döngüyü Nasıl Kırarız?

Bu şiddet döngüsünü kırmanın yolunu bireysel ve organizasyonel olmak üzere iki başlıkta ele alabiliriz. Bireysel anlamda yapmamız gerekenler; öz yeterliliğimizi (bilgi, beceri ve yetenek kapasitemizi) ve öz saygımızı artırmak. Buna bağlı olarak doğrunun değil gerçeğin arayışında olmaya başlamak önemli ve büyük bir adımdır. Çünkü doğru görece bir durumken gerçek nesneldir. Doğru ve gerçeği ayırmadaki en güçlü yetkinlik silahı da eleştirel düşünme becerisine sahip olmaktır. Çünkü eleştirel düşünme becerisine sahip bir birey gerçeğe ulaşana kadar şüphe etmeyi bırakmaz ve arayışına devam eder. Tüm bu saydıklarımızın yarattığı farkındalık durumu bir turnusol kâğıdı gibi bize süreçte yardımcı olacaktır.
Bir diğer yol ise organizasyonel anlamda (sosyal ve iş hayatında) otorite koyucuların yazılı ya da yazılı olmayan gerekli normları düzenlemesi ve bu normları dikkatle takip ederek uygulamasıdır. Normları düzenlemeyen, takibini yapmayan ve gereğini yerine getirmeyen bir otorite aynı zamanda yatay şiddeti çözmek istemeyen bir otoritedir.
Sonuç olarak yatay şiddet, yüzeysel olarak bakıldığında çalışma arkadaşları veya komşular arasındaki basit ahlaki bir zayıflık ya da sıradan bir geçimsizlik gibi görünse de, özünde ekonomik sorunların, eşitsizliğin, hiyerarşik baskının ve güvencesizliğin aşağıya doğru süzülüp yansıdığı karmaşık bir tablonun yarattığı durumdur. Sistemin yarattığı baskıyla başa çıkamayan bireyler, birbirlerine karşı psikolojik bir savaş başlatarak, asıl baskı unsuru olanın yerine yanında kendisi gibi olanları ve kendisine benzeyenleri yıpratırlar. Böylesi bir olumsuz dinamiği yıkmanın yolu, öfkenin yönünü değiştirmekten ziyade öfkenin nedenini doğru tespit etmek ve anlamaktır. Ne zaman bunu anlayabilirsek işte o zaman bireyler, sosyal hayata ve mesleki sorunlara ilişkin problemleri çözebilmek için birleşerek rekabetçi değil dayanışmacı bir kültür inşa etmeye başlayabilirler. Bu adım sayesinde, aynı sistemin içinde ve aynı gemide olanlar birbirini batırmaya çalışmak yerine birlikte hareket ederek bu sorundan kurtulabilir. Sonuçta birbirimizle düşman değiliz, sadece aynı zorluklar ve belirsizlik karşısında yıpranan mağdurlarıyız. Bundan sonra öfkelenmeden önce karşınızdakinin öfkelenmeniz için doğru kişi olup olmadığını kendinize sorun?
Artık görmedim, duymadım ve bilmiyorum deme…
Dışlamayla ilgili görsel
Dedikodu ile ilgili görsel
Sepetteki yengeç sendromu ile ilgili görsel
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

