onedio
article/comments
article/share
Haberler
Terk Edilen Punch Maymun ve Bağlanmanın Psikolojisi

etiket Terk Edilen Punch Maymun ve Bağlanmanın Psikolojisi

Bazı hikayeler; haber değil, aynadır.

Japonya’da annesi tarafından terk edilen ve “Punch” adı verilen küçük bir maymunun görüntüleri sosyal medyada hızla yayıldı. İlk bakışta bu sadece duygusal bir hayvan hikayesi gibi görünebilir. Ancak Punch’ın hikayesi, türler üstü bir gerçeği hatırlatıyor: Bağ koparsa ne olur?

Bağlanma sadece bir ilişki değil; sinir sisteminin evidir ve bir ev yıkıldığında, geriye sadece yalnızlık değil, yönünü kaybetmiş bir iç dünya kalır.

Bağlanma, bir yavrunun bakım verene duyduğu sevgi değildir yalnızca. Bağlanma, hayatta kalma sistemidir. John Bowlby, bağlanmayı “güvenli liman” kavramıyla açıklar. Çocuk dünyayı keşfeder; çünkü geri dönebileceği biri vardır. Korktuğunda ona döner. Acıktığında ona gider. Stres yaşadığında onun varlığıyla düzenlenir.

Erken deneyimler, ileriki tüm ilişkilerin taslağını çizer çünkü insan önce bağ kurmayı öğrenir. Sonra kim olduğunu.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Sinir Sistemi Terk Edilmeyi Nasıl Yaşar?

Sinir Sistemi Terk Edilmeyi Nasıl Yaşar?

Bağ aniden kesildiğinde yaşanan şey sadece bir ayrılık değildir. Bu, bir ilişkinin bitmesi değil; bir güven sisteminin çökmesidir. Çünkü bağ, duygusal bir tercih değil, biyolojik bir ihtiyaçtır. Bir yavru için terk edilme “üzülmek” değildir. Tehdittir. Evrimsel hafızamız şunu bilir: Yalnız kalmak, hayatta kalma riskidir.

Bağ koptuğu anda beden düşünmez; tepki verir. Stres sistemi devreye girer. Kalp hızlanır, kaslar gerilir, içsel bir huzursuzluk yükselir. Organizma aramaya başlar. Seslenir, ağlar, yönünü kaybetmiş gibi dolaşır. Çünkü sinir sistemi için bağ, bir konfor alanı değil; düzenleyici bir merkezdir.

Cevap gelmezse süreç değişir.

İlk aşamada protesto vardır. Yüksek sesle bir “geri dön” çağrısı. Ardından donakalma gelir; organizma tehdit karşısında kilitlenir. Sonrasında ise geri çekilme başlar. Duygusal bir kapanma. Teması azaltma. İç dünyaya çekilme.

Punch’ın görüntülerindeki o yönsüz bekleyiş belki de tam olarak budur. Güvenli limanını kaybetmiş bir sinir sisteminin arayışı. Bir yere bakar ama aslında bir kişiyi arar. Bir nesneye sarılır ama aslında düzenlenmek ister çünkü beden şunu fısıldar:

“Güvende değilim, dünya tehlikelerle dolu.”

Bu yalnızca bir maymuna özgü değildir. İnsan beyni de aynı ilkeyle çalışır. Erken dönemde yaşanan terk edilme deneyimleri, ileriki ilişkilerde ya aşırı kaygı ve terk edilme korkusu olarak ya da tam tersine duygusal mesafe ve uzaklaşma olarak ortaya çıkabilir. Biri aşırı tutunur. Diğeri kimseyi yaklaştırmaz. İkisi de aynı yerden konuşur.

Travma her zaman dramatik bir olay değildir. Bazen sadece şu cümledir:

“İhtiyacım vardı ve kimse gelmedi.”

Sinir sistemi, yanıtsız kalmış ihtiyaçları karşılamakta çaresizdir. Punch’ın başka bir canlıyla temas kurmak yerine bir peluş oyuncağa sarılması tesadüf değildir. Psikanalist Winnicott çocuğun ayrılık durumlarında bir “geçiş nesnesi” geliştirebileceğini söyler. Bu bir battaniye, oyuncak ya da sembolik bir nesne olabilir.

Hepimizin bir dönem sarıldığı şeyler olmadı mı?

Bir mesaj ekranı.

Bir anı.

Bir şarkı.

Fakat, iyileşme yalnızca nesneyle olmaz. İyileşme ilişkide olur çünkü sinir sistemi sözlere değil, deneyime inanır.

Punch Neden Bu Kadar İçimize Dokundu?

Punch Neden Bu Kadar İçimize Dokundu?

Çünkü Punch bir haber değildi. Bir metafordu.

  • Terk edilmiş çocuktu.

  • Görülmemiş gençti.

  • Duyulmamış yetişkindi.

Ayna nöron sistemimiz acıyı tür ayrımı yapmadan algılar. Birinin yalnızlığını gördüğümüzde bedenimiz o yalnızlığı tanır. Belki de Punch’a üzülürken kendi çocukluğumuzdaki küçük halimize baktık.

Carl Rogers şöyle der:

“Derinlemesine anlaşılmak, iyileştiricidir.”

Punch’ı anlamaya çalışırken belki de kendi içimizdeki terk edilmiş parçayı görmeye çalıştık.

Belki de Punch’ın hikayesi bu kadar etkili oldu çünkü bağ kopuşu sadece büyük travmalarla değil, küçük anlarla her gün deneyimliyoruz.

Bu yüzden bazı insanlar mesajlara geç cevap geldiğinde huzursuz olur.

Bazıları “gitme” dememek için susar.

Bazıları kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi görünür ama içten içe görülmeyi bekler. Çünkü mesele Punch değildi. Mesele, içimizde bekleyen o parçaydı. Biz büyürüz ama içimizdeki o küçük parça hala güvenli bir liman arar.

Belki mesele sadece limanı bulmak değildir.

Bazen mesele, bir başkası için liman olabilmektir.

Son olarak, Punch’ın hikâyesi bize sadece bağlanmayı değil, bağdan koparılmanın ne anlama geldiğini de yeniden düşündürdü çünkü bir yavru için bağ yalnızca annesiyle değil, yaşadığı çevreyle, ritmiyle, tanıdığı dünyayla kurulur. Doğal bağlamından koparılan her canlı, sadece mekân değiştirmez yaşamsal bir düzen kaybı yaşar.

Hayvanat bahçeleri çoğu zaman koruma ve bakım amacıyla var olsa da bir memeli için sınırlı alan, kontrol edilen temas ve doğal bağların kesintiye uğraması psikolojik açıdan karmaşık sonuçlar doğurabilir çünkü özgürlük sadece hareket etmek değil kendi bağları ile kendi spontanitesini sürdürebilmektir.

Punch bize şu soruyu sormamıza neden oluyor:

Bir canlıyı korumak ile onu doğasından koparmak arasındaki çizgi nerede başlar?

Gerçek bakım, bir canlıyı sadece hayatta tutmak değil; onun bağ kurma hakkını, ritmini ve doğasını mümkün olduğunca koruyabilmektir.

Her canlı büyür ama bağ kurma ihtiyacı hiç büyümez.

‘İnsan ilişkilerle yaralanır, ilişkilerle iyileşir.’

— Doç. Dr. Kahraman Güler

Instagram

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
1
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam