Nedir Bu Grand Slam? Büyük Tenis Turnuvalarını Anlatıyoruz!
Tenis denince akla gelen 'Grand Slam' terimi aslında bir tenisçinin kariyerinde ulaşabileceği en yüksek zirveyi temsil ediyor çünkü dört büyük turnuvadan oluşuyor, ki bir tenisçinin dört turnuvaya katılabilmesi de o kadar kolay değil. Bu dört turnuvayı sadece birer turnuva olarak ele almak da yanlış olur. Çünkü her birinin kendi kuralları, kendi modası ve hatta kendi kokusu bile var!
E neyin nesidir bu Grand Slam? Detaylandırdık! 👇
İlk olarak Australia Open (Avustralya Açık) mercek altında.

Sezonun açılış perdesi olan Australia Open, Avustralya'nın Melbourne kentinde Ocak ayında müsabakalara başlıyor. Kuzey Yarım Küre'de bizler kabanla gezerken onlar yazı yaşıyor, bu yüzden Avustralya'daki tenis müsabakaları biraz ilginç yönlere sahip.
Australia Open'da tenis müsabakaları "Plexicushion" adı verilen özel bir sert zemine sahip kortlarda oynanıyor.

Kortların mavi renkte olmasının sebebi ise dikkat çekici. Mavi renk, topun televizyonda daha rahat görülmesini sağlıyor. Top bu zeminde orta hızda ve düzenli sekiyor, bu da her oyun tarzına (hem savunma hem atak) şans tanıyor.
Bu müsabakalarda aşırı sıcaklıklar için bir politika yürütüldüğünü öğrenirken kaç yaşındaydınız?

Australia Open'ın en büyük zorluğu sıcaklık. 🥵 Ocak ayında Melbourne o kadar sıcak olur ki bazen kortta ayakkabı tabanlarının eridiği bile görülmüştür. Bu yüzden 'Extreme Heat Policy' (Aşırı Sıcak Politikası) uygulanır ve çatılar kapatılıp klimalar çalıştırılır. Düşünürken bile ateş bastı!
Australia Open'ı özel kılan bir nokta daha var.

Teknolojiye en açık turnuva olduğundan da bahsedelim. Hakem hatalarını azaltan 'Şahin Gözü' (Hawk-eye) gibi teknolojileri genelde ilk burada görürüz. Ayrıca 'Happy Slam' denmesinin sebebi de oyunculara sunulan konfor ve şehrin rahat atmosferidir.
Ek bilgi molası:
Novak Djokovic, bu kortların tartışmasız kralı olarak anılır. (10 şampiyonluk!)
Sırada Roland Garros (Fransa Açık) turnuvası var. Toz, sabır ve taktik!

İsmini I. Dünya Savaşı kahramanı pilot Roland Garros'tan alan bir turnuva bu. Tenisin fiziksel koşulları dikkat çeken ve bir o kadar da yıpratıcı turnuvasıdır diyebiliriz. 1891'de başlayan Roland Garros, başlangıçta sadece Fransız kulüplerine üye olanların katılabildiği bir turnuva idi. 1925'te uluslararası hale geldi.
Roland Garros kortunda bu gördüğümüz şey aslında kızıl toprak değil!

Kort hakkında teknik bilgi veriyoruz.
En altta taş, üstünde çakıl, en üstte ise kırılmış tuğla tozu (yaklaşık 2 mm kalınlığında) vardır. Bu tuğla tozu topun sürtünmesini artırır. Top yere çarptığında enerjisinin %40'ını kaybeder ve yavaşlar ama çok yükseğe zıplar. Bu durum 'Topspin' (üstten dondürerek vuruş) ustası olan oyunculara (Bkz: Rafael Nadal) büyük avantaj sağlar. Servisçilerin (big server) en sevmediği yerdir çünkü ace atmak zordur.
Ace: Servisten direkt sayı yapmak demek.
Karda ve yağmurda bu oyuncular nasıl tenis oynayacak ki? Bir çaresini bulmuşlar!

Yıllarca geleneksel yapısını korusa da yağmur kabusuna son vermek için ana kort Philippe - Chatrier'ye nihayet açılır - kapanır çatı eklendi ve gece maçları (Night Session) sistemi getirildi.
Ek bilgi molası:
Erkekler şampiyonuna verilen 'Musketeers (Silahşörler) Kupası' tenisin en ikonik ödüllerinden biridir.
Karşınızda dünyanın en eski tenis turnuvası: Wimbledon!

Dünyanın en eski tenis turnuvası diyoruz çünkü 1877 yılında başladı. Özel bir kulüp olan 'All England Lawn Tennis and Croquet Club' tarafından düzenleniyor.
Tenis aslında 'Sphairistikè' adıyla patentlenmişti ama Wimbledon bunu modern çim tenisine dönüştürdü.
Kortlarda %100 İngiliz Çimi kullanılıyor ve elbette dezavantajları da var.

Turnuva boyunca çimlerin yüksekliği milimetrik olarak tam 8 mm kesilir. Ne bir eksik, ne bir fazla. Dezavantajının ise çimin kaygan olmasıdır. Top yere değdiği an kayarak hızlanır ve yere yakın kalır (alçak seker). Bu da 'Servis-Vole' oyununu ve hızlı refleksleri ödüllendirir. Bu da avantajı!
Diğer turnuvaların aksine Wimbledon'da oyuncuların beyaz giyme zorunluluğu var.

Oyuncular neredeyse tamamen beyaz giyinmek zorundadır. Krem rengi veya kirli beyaz yasaktır. Hatta iç çamaşırlarında bile renkli şerit 1 santimetreyi geçemez.
Ek bilgi molası:
Yıllarca süren 'Middle Sunday' (Ortadaki Pazar günü maç oynanmaması) geleneği, program sıkışıklığı nedeniyle yakın zamanda kaldırıldı. Artık 14 gün aralıksız tenis var.
Üç farklı zeminde oynanan tek slam: Amerika Açık (US Open)!

New York, Queens'teki Flushing Meadows parkında düzenlenen devasa bir şovdur kendisi. 1881 yılında bu turnuva başladı. Tarihi boyunca zeminini en çok değiştiren turnuvadır. Önce çim, sonra kısa bir süre toprak (Har-Tru) ve nihayet 1978'den beri sert zemin.
Ek bilgi molası:
Jimmy Connors, üç farklı zeminde de bu turnuvayı kazanan tek efsanedir!
2020'den beri Laykold sert zemin kullanılıyor. Avustralya Açık'a göre biraz daha hızlı bir zemin olarak kabul ediliyor.

Turnuvaların oynandığı Arthur Ashe Stadyumu yaklaşık 24.000 kapasiteli bir stadyum. Rüzgarı içeri almasa da uğultuyu hapseden bir yapıya sahip. Oyuncular burada sessizliğe değil, gürültüye odaklanmak zorundadır.
Kuralları ise biraz esnek diyebiliriz. 👇

Teniste setlerin uzamasını engelleyen 'Tie-break' sistemi ilk burada uygulanmış. Amerika Açık, tenisin kurallarını esnetmeyi ve modernize etmeyi seven taraftır. Ayrıca ödül havuzu en yüksek (en zengin) turnuvadır. Kadın ve erkek şampiyonlara eşit para ödülü verme geleneğini (bunu başlatan turnuvadır) 2023 yılından beri sürdürüyor.
Bonus bilgi:

Eskiden final setlerinde oyunlar uzar giderdi (Bkz: 2010 Wimbledon, Isner-Mahut maçı 11 saat sürmüştü!). Artık 4 turnuva da ortak karar aldı: Final setinde skor 6-6 olduğunda, 10 puana ulaşan tarafın kazandığı bir 'Süper Tie-break' oynanıyor. Yani o sonsuz maçlar artık tarih oldu.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın