Geleneksellik mi, Rahatlık mı, Modernlik mi?
Bizim jenerasyonun asıl sorunu ne biliyor musunuz; bir parçamız hâlâ ana babamızdan gördüğümüz geleneksel yapıyı itinayla saklarken, diğer parçamız “modern” dünyanın sunduğu konfor alanına göbekten bağlanmış durumda. İki arada bir derede, hangisi işimize gelirse onu seçip diğerini cebimize geri koyuyoruz.
Bir yanda dijital dünyaya doğmuş, kalıplarla derdi olmayan bir Z kuşağı…

Öte yanda ataerkil düzenle yoğrulmuş, “ayıp”, “el âlem ne der”, “erkek dediğin”, “kadın dediğin” kodlarıyla büyümüş bir ara nesil. Yani biz.
Evin babasının otoritesi, sözü, gölgesiyle büyütülmüş bir kuşağın bugün kendi çocuklarına “özgüven bireysellikten geçer” diyerek nispeten daha rahat bir ebeveynlik modeli uygulamaya çalışması başlı başına bir çelişki zaten. Bir yandan çocuğu özgür bırakmaya çalışıp, diğer yandan otoritenin elden gittiğini hissedince panikleyen, “bizim zamanımızda…” diye söze giren yeni yetme ebeveynler topluluğuyuz.
Ama işin en can alıcı kısmı, konu dönüp dolaşıp kendi romantik ilişkilerimize geldiğinde başlıyor.

“Erkek erkek gibi, kadın kadın gibi davranmalı” cümlesini diline dolayıp arkasına da hızlıca “ne var canım bunda” ekleyen o meşhur ikiyüzlülüğümüz!
Vah bize, vahlar bize…
Çünkü bu apaçık bir ikiyüzlülük, sevgili okuyucu.
Modern hayatın kadın-erkek eşitliği nimetlerinden sonuna kadar faydalanıp, yeri geldiğinde “ama erkekler de iyice kadınlaştı” zırvasını hiç utanmadan tekrarlayan bir akıl tutulmasının içindeyiz.
Konu “erkeklik” olunca mangalda kül bırakmayan errrrkeklerimiz, aynı rahatlıkla ilişkilerde sorumluluktan kaçmayı “modernlik”, duygusal savrulmayı “özgürlük”, sadakatsizliği ise “insan olmanın doğası” diye pazarlayabiliyor. Sonra da dönüp “Aman canım, ne var bunda?” diyerek mevzuyu kapatıyorlar. Çünkü bu cümle, bir değer savunusu değil; konfor alanı ilanıdır. Erkeğe alan açan, kadına sınır çizen bir konfor.
Modern hayatın eşitlik söyleminden sonuna kadar faydalanıp, konu duyguya, sadakate, emeğe gelince “Aman canım, bu çağda böyle şeyler mi kaldı?” diye kestirip atan bir erkek profiliyle dolu etrafımız. İşine geldiğinde modern, işine gelmediğinde gelenekçi.
Netlik sıfır, tutarlılık hiç yok.
Ama ilginçtir…
Aynı modernlik, kadının sınır çizdiği, talepkâr olduğu, net davrandığı yerde bir anda fazla geliyor.
Özgürlük, kadın özgürleştiğinde tehdit oluyor. Eşitlik, iş paylaşımına gelince ağır bir yük halini alıyor.
Aynı adam, kadın özgürleştiğinde huzursuz. Kadın talepkâr olduğunda “zor”. Kadın sınır koyduğunda “erkeksi”.
Ama kendisi dağınık, kararsız, kaçak yaşadığında…
O sadece “modern”. Modernlik bu değil. Bu, sorumluluktan kaçmanın süslü adı.
Modernlik, genellikle erkeğin konfor alanının başladığı yer.
Benim aklım almıyor.
Belki de hâlâ bu işin romantik tarafına takılı kalmış olmamdandır. Belki hâlâ “sözünün arkasında duran”, “rahatına göre değil, değerine göre yaşayan” bir modernlik mümkün sanıyorum.
Ama galiba mesele şu: Biz modern değiliz. Biz sadece işimize geldiği kadar moderniz. Oysa değişen zaman değil. Değişen, insanların işine gelen yerden ahlak tanımı yapabilme cesareti.
Belki hâlâ romantik olduğum için kabul edemiyorum bunu.
Belki hâlâ tutarlılığı, omurgayı, sözle hayatın örtüşmesini bekliyorum.
Ama şundan eminim; gelenek bu değil. Modernlik hiç değil. Bu, adı konmamış bir rahatçılık hali. Bu durum en çok da ilişkilerin içini boşaltıyor.
Geri kalan her şey, gelenek kisvesi altında saklanan rahatlıktan ibaret…
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

