Evden Çıkmadan Dünyayı Gezdiren Şarkılar
Vize yok, bilet yok, bavul derdi hiç yok! Ama dikkat edin kulağınızda çalan melodilerle kendinizi bir anda Fas’ın dar sokaklarında, Paris’in yağmurlu caddelerinde ya da bir Latin Amerika sahilinde bulabilirsiniz. Evde rahat koltuğunuzda keyif yaparken dünyanın dört bir yanından manzaralara ulaşmak isterseniz, pasaport yerine kulaklığınızı takın çünkü dünya turuna çıkıyoruz! 🌍🎶
1. Rosalía – MALAMENTE (İspanya)
Flamenko köklerini bugünün dünyasına taşıyan, kıyafetiyle, sesiyle, tavrıyla “ben buradayım” diyen bir isim Rosalía. Flamenko kültürünü alıyor, biraz trap sosuyla harmanlıyor ve ortaya çıkan şey tam bir İspanyol gururu. MALAMENTE; sıcak asfalt, güneşin alnında ağır ağır yürüyen biri, gözlükleriyle etrafa dik dik bakan biri gibi. Ritimlerinde Endülüs tozunu, vokalinde İspanyol ruhunu hissediyorsunuz. Dinlerken kendinizi Barselona sokaklarında yürüyormuş gibi hayal etmeniz kaçınılmaz.
2. Gaye Su Akyol – İstikrarlı Hayal Hakikattir (Türkiye)
Canımız Anadolu’nun o derin ezgilerini alıp bir kendine has harika tarzıyla rock yıldızı gibi havalı bir ambalaja koymuş Gaye Su Akyol. Bu şarkı, sanki eski Türk filmlerinin görsel dünyasını alıp üzerine distopik bir şehir fonu yerleştiriyor. Hem gelenekten kopmuyor hem de çok başka bir şey söylüyor. Kendinizi İstanbul'un gece ışıkları altında dolanırken, eskiyle yeninin arasında salınırken hayal edebilirsiniz. Şarkı boyunca her notada bir şey oluyor ama sonuna geldiğinizde her şey yerli yerinde gibi. Nefis bir tat bırakıyor damakta.
3. Stromae – Alors On Danse (Belçika)
Belçika'nın gururu Stromae bu şarkıyı yazdığında aslında hafif depresif sözleriyle biraz içimizi dökmemizi istiyordu ama biz dans etmeyi seçtik. “Dert çok ama dans etmeye devam” mottosunu Avrupa’ya ezberleten bir parçadan bahsediyoruz. Fransızca bilmiyorsun belki ama ritmi öyle güzel ki; omuzlar kendiliğinden kıpırdıyor, suratına ufak bir gülümseme konuveriyor. Kendinizi Belçika'da bir barın içinde dans ederken hayal etmekse karşı konulamaz oluyor.
4. Julie Fowlis – Touch the Sky (Brave Soundtrack)
Julie Fowlis, İskoçya'nın geleneksel müziğini Gàidhlig (İskoç Galcesi) diliyle yorumlayan çok güçlü bir kadın vokal. Pixar’ın Brave (Cesur) filminde çalan “Touch the Sky” hem modern bir anlatım taşıyor hem de İskoçya’nın doğasını, rüzgarını, tepelerini ve o mistik havasını doğrudan hissettiriyor. Keman, flüt ve arp gibi geleneksel enstrümanlar iç içe geçiyor, üstüne Fowlis’in yumuşak ama özgürlük çağrısı yapan sesi binince ortaya tam anlamıyla 'İskoç ruhu' çıkıyor.
Şarkı çalarken gözünüzün önüne yeşilliklerle kaplı yüksek tepeler, taş evler, sisli göller ve özgürlük düşleyen kızıl saçlı bir karakter gelebilir. Çünkü tam da öyle hissettiriyor!
5. Ryuichi Sakamoto – Merry Christmas Mr. Lawrence (Japonya)
Japonya'nın müzikal evreni anime açılışlarından j-pop’a kadar geniş ama bu parça bir başka yerde duruyor. 1983 yapımı aynı adlı film için bestelenen bu eser, sadece Japonya'nın değil, dünya müziğinin en zarif piyano kompozisyonlarından biri. Ryuichi Sakamoto'nun parmaklarından dökülen notalar, uzak doğunun dinginliğini, hüznünü ve içsel çatışmalarını anlatıyor. Sözsüz olmasına rağmen, ilk saniyede içinize dokunan bir anlatı başlıyor. Tokyo'da yağmurun altında yürürken ruhunuza eşlik edecek bir parça arıyorsanız, bu tam da o.
6. Edith Piaf – La Vie En Rose (Fransa)
Bu eşsiz parçayı anmadan geçemedik çünkü tek başına bir Paris gezisi. Sanki Montmartre'de küçük bir kafede oturup kahve içerken garson surat asıyor ama umurunuzda olmuyor çünkü arka planda bu şarkı çalıyor ya – işte o an. Piaf’ın sesi, zamanın ötesinde bir romantizm taşıyor. O kadar zarif ve içten ki, eski zamanlarda Paris'in romantik sokaklarında sevdiğinle el ele yürüyormuşsun gibi hissettiriyor.
7. Jannabi – For Lovers Who Hesitate (Güney Kore)
K-Pop denince akla hemen dans ve parıltı geliyor ama Jannabi bambaşka bir hikâye anlatıyor. Bu Güney Koreli indie rock grubu, retro esintilerle bugünü yakalıyor ve “For Lovers Who Hesitate” şarkısıyla kalpleri tam ortasından vuruyor. 70’ler İngiliz rock havasını taşıyan bu parça, yumuşacık bir vokalle geçmişe özlemi, ilk aşkı, cesaret edilemeyen duyguları anlatıyor. Şarkıyı dinlerken sadece Kore sokaklarında değil, kendi gençliğinizin sokaklarında da yürüyorsunuz sanki. Sonuna geldiğinizde “ben bunu nasıl daha önce keşfetmemişim” diye üzülürseniz kusura bakmayın.
8. Cesária Évora – Sodade (Cape Verde)
Evora’nın sesi ağır ağır gelir ama geldiği gibi gitmez. Sodade, içinde büyük bir özlem taşıyor ama bu özlem rahatsız etmiyor, tam tersine sakinleştiriyor. Tropik bir adanın verandasında oturuyorsunuz sanki, gözleriniz uzaklara dalmış… Hüzünle huzurun nasıl bir arada olabildiğini anlatan büyülü bir parça.
9. Florence + The Machine – Shake It Out (İngiltere)
İngiltere, modern alternatif müziğin kalbi sayılır ve bu kalbin en güçlü seslerinden biri de Florence Welch. Gotik tınılar, epik bir yükseliş ve Florence’ın o büyülü sesi… Her şey geçmişin yüklerinden arınmak, kötü düşünceleri silkelenip atmak üzerine. Bir anlamda kişisel bir arınma töreni gibi bir parça. Dinlerken sanki bir katedralde ayin yapılıyormuş hissine kapılıyorsunuz ama o ayin içsel, size ait. İngiliz müziğinin şiirsel ve teatral gücünü sonuna kadar hissediyorsunuz.
10. Buena Vista Social Club – Chan Chan (Küba)
Sıcacık bir akşamüstü, arka planda kahkahalar ve ritmik adımlar... “Chan Chan” sizi zaman makinesiyle 50’lerin Havana’sına götürüyor. Kalbinde ritim olan herkes bu şarkıyla bir anlığına Küba'ya ışınlanıyor. Nostalji kokuyor, güneş batarken bir limonlu rom eşliğinde sokağa sandalye atmak istiyorsunuz.
11. Stelios Kazantzidis – To Kalitero Pedi (Yunanistan)
Kazantzidis, Yunan halk müziğinin kalbidir diyebiliriz. Bu şarkı nesiller boyu dinlenen bir ağıt, bir iç çekiş. Şarkı boyunca duyulan o derinlikli vokal ve arka plandaki klasik buzuki ezgileri, dinleyeni Ege kıyılarına, rüzgarın hafifçe estiği bir sahil kasabasına ışınlıyor. Stelios’un sesiyle Yunanca bilmeseniz bile ne anlattığını hissediyorsunuz.
12.
Eurovision tarihinin en etkileyici anlarından biri, hâlâ etkisini kaybetmedi. Soğuk İskandinav havası ile sahnedeki ateşi birleştiren bu şarkı, özgürlüğün, coşkunun ve yeniden doğmanın sesi gibi. Dinlerken gözlerinizi kapatın, o sahnede rüzgarı yüzünüzde hissedin.
13. Phum Viphurit – Lover Boy (Tayland)
Tayland’ın chill ve tropikal ruhunu taşıyan bir parça. Phum Viphurit, bağımsız müzik sahnesinden çıkıp dünya çapında ün kazanan genç bir müzisyen. “Lover Boy”, onun en sevilen parçalarından biri; yumuşak gitar melodileri, sade ama etkileyici sözleri ve tropik bir yaz akşamını andıran havasıyla sanki Bangkok’ta bir rooftop bar'da, gün batımına karşı kokteyl içiyormuşsun gibi hissediyorsun. Ne fazla enerjik, ne fazla melankolik – tam kararında, içten, samimi bir tatil şarkısı gibi. Tropikal bir kaçış, aradığın Tay vibe burada.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın
Dam üstünde un eler - Şanlıurfa