Cüzdanı Korumaya Çalışırken Aslında Daha Fazla Harcatan “Diderot Etkisi”Nedir?
Alışverişe bir ürün için çıksak da yanında başka birçok şey de alıyoruz. Bu duruma 'Diderot etkisi' ismini vermişler. Tüketim kültürünü anlatan Diderot etkisinin ne demek olduğuna bakalım mı?
Diderot etkisini ortaya atan kişi Denis Diderot.

Bu kavramı 18. yüzyılda ortaya çıkmış. Diderot, hayatında yaşadığı bir olayı kavramlaştırmış. Denis'e bir sabahlık hediye ediliyor. Pahalı sabahlık sonrası Diderot bu kavramı ortaya atıyor.
Pahalı bu yeni sabahlık gelince diğer eşyalar gözüne güzel görünmemeye başlamış.
Eski eşyaları gözüne eskisi kadar iyi gelmeyince tüm eşyaları değiştirmeye başlıyor. Sonuç olarak evde ne var ne yoksa değiştiriyor, bu da maddi olarak onu zorluyor. Bunun üzerine yaşadıklarını anlatan bir yazı yazıyor.
Diderot etkisini kişinin aldığı yeni bir ürünün evine yakışmaması olarak tanımlayabiliriz.
Yeni bir ürün alıp eve getirdiğimizde sanki evdeki hiçbir şeye uymuyor gibi hissedebiliyoruz. Kimi zaman bu bir yetersizlik hissi yaratabiliyor. Bu doğru olmasa da yeni bir şey satın almak bu duyguları yaşatabiliyor.
Bunun sonucunda ise insan yeni bir şey alma ihtiyacı duyuyor.
Eve yeni gelen eşyanın uyumsuzluğunu çözmek için insan çareyi yeni şeyler almakta buluyor. Bu yeni eşyaya uyacak şeyler alarak bu sorun çözülmeye çalışılıyor. Tabii bu da bilinçsizce bir satın alma döngüsüne insanı sokabiliyor.
Bu döngü yaşanırken insan pek farkında hareket etmiyor.
Bilinçsizce yapılan harcamalar nedeniyle bu döngüye giriliyor. İnsan yeni bir şey aldıkça uyumsuzluğu daha fazla yok ettiğini düşünüyor. Bunların hiçbiri ihtiyaçlardan alınan şeyler değil elbette. Sonuç olarak bütçenin aşıldığı ve zorlanıldığı bir duruma insan sürüklenmiş oluyor.
Diderot etkisi ihtiyaç ve istek arasındaki farkı görmemizi sağlıyor.

Diderot etkisi aslında ihtiyaç olmadan nasıl bir şeyler aldığımızı anlatan bir kavram. Bu etkinin anlattığı şey ihtiyaç olmadan sadece estetik kaygıyla bir şeyler alınması.
Minimalizm akımının tam tersi yani!
Minimalizm akımını biliyoruz hepimiz, olabildiğinde her şeyi küçültmek. Bunun yolu da az harcama yapmaktan geçiyor elbette. Hatta minimalizmde harcama yapmamanın ötesinde evde kullanılmayan eşyalar bile evde durmuyor. Yani hayat olabildiğince küçültülüyor.
Bu ikisinin farkı 'İşime yarıyor mu?' sorusunda ortaya çıkıyor.
Minimalizmin amacı işlevsel eşyalarla bir hayat kurmak. Yani sırf beğendin ya da üzerinde güzel durdu diye bir şey almamak. Diderot etkisi biraz daha böyle bir satın alma eylemine itiyor insanı. Minimalizm ise bunun karşısında.
Pazarlama stratejileri Diderot etkisini kullanıyor.
Set halinde satılan ürünler, bir ürünün yanında önerilen diğer ürünler hep Diderot etkisinin kullanılması. Bu tarz yaklaşımlar tüketiciyi 'Bu diğer aldığına çok yakışır, bunu da al' şeklinde yönlendirmeye çalışıyor. Tek bir ürün almak için girdiğin sayfada bir anda sepetin dolup taşıyor yani.
Sosyal medya ile Diderot etkisini daha baskın şekilde hissediyoruz.
Sosyal medyada sürekli ideal hayatları görüyoruz. Mükemmel evler, en şık kombinlerle sürekli bir satın alma baskısı yaratılıyor. Bu yaşamlara uyum sağlamanın yolu tek bir ürünle değil de sanki tüm hayatı değiştirecek ürünlerin satın alınmasıyla olacak gibi duruyor. Bu da Diderot etkisinin bir yansıması aslında.
Bu etkinin farkında olduğunda doğru alışveriş yapabileceksin.
Tabii ki Diderot etkisi var diye hiçbir şey almayacak değilsin. Burada önemli bir ayrımı fark etmek gerekiyor. İhtiyacın var mı yoksa bir şeye uyacak diye mi alıyorsun? Bunun ayrımını fark ettiğinde çok daha bilinçli ve doğru kararlar vermen mümkün oluyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın