onedio
article/comments
article/share
Haberler
Arabesk Kültürün Vazgeçilmez Hazzı Üzerine Hikayeler

etiket Arabesk Kültürün Vazgeçilmez Hazzı Üzerine Hikayeler

Gece yarısı İstanbul'un dar sokaklarında, bir taksinin camından sızan dumanlı bir melodi gibi yayılır arabesk. Faruk, eski bir göçmen çocuğu, direksiyon başında, radyonun cızırtılı sesiyle yalnızlığını paylaşır. 'Batsın bu dünya' diye mırıldanır Orhan Gencebay'ın sesi, sanki Faruk'un kalbine saplanan bir hançer gibi. Bu müzik, sadece notalardan ibaret değildir; o, bir halkın yaralı ruhunun feryadı, vazgeçilmez bir hazdır ki, acıyı bala çevirir, gözyaşını şaraba. Arabesk, Türkiye'de doğmuş bir fırtına, kırsaldan şehre savrulanların hikayesini anlatır – bir kültür ki, hüzünle dans eder, kaderle kucaklaşır. Bu haz, kökleri derinlere inen bir ağaç gibi, Anadolu'nun toprağından beslenir, dalları ise modern şehrin betonuna uzanır. O, sadece bir müzik türü değil; bir yaşam biçimi, bir isyan çığlığı, bir teselli kaynağıdır: bırakın da “Batsın bu dünya…”

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Düşünün ki, 1950'lerin sonunda, Anadolu'nun tozlu yollarından kalkan otobüsler, İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in gecekondu mahallelerini doldurmaya başlar.

Düşünün ki, 1950'lerin sonunda, Anadolu'nun tozlu yollarından kalkan otobüsler, İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in gecekondu mahallelerini doldurmaya başlar.

Köylüler, fabrika işçileri, hayalleriyle birlikte bavullarını taşır ama geride bıraktıkları toprakların özlemi, yeni hayatın sertliğiyle çarpışır. İşte arabesk, bu çarpışmanın müziğidir. Arap müziğinin kıvrak makamları, Türk halk ezgileriyle karışır; bağlama telleri, ud'un inleyişiyle birleşir. Suat Sayın gibi öncüler, bu sentezi başlatır, ama Orhan Gencebay, onu bir devrime dönüştürür. 1960'larda, Mısır ve Suriye'den gelen filmlerin etkisiyle, arabesk yavaş yavaş filizlenir – Ümmü Gülsüm’ün derin sesi, Ferid el-Atraş'ın melodileri, Türk sanatçıların ruhunda yankılanır. Bu müzik, göçmenlerin dilini konuşur: Yoksulluk, ayrılık, ihanet. Devlet, 1970'lerde bu sesi yasaklar, TRT radyolarında çalınmaz, 'yoz kültür' diye etiketlenir, Batı'ya aykırı görülür. Batılılaşmanın önünde engeldir. Ama halk dinler, çünkü arabesk, onların gerçeğidir – sınıf farklarının, kırık aşkların, terk edilmiş hayallerin dili. Gecekondu evlerinde, kasetçalarlar döner, erkekler meyhanelerde rakılarını yudumlarken, kadınlar pencere kenarlarında iç çeker. Bu, bir kültürel çeşitlenmenin meyvesidir; yerel halk müziği, yabancı etkilerle harmanlanır, yeni bir kimlik doğurur.

“Ben bittim allah dert bitmedi

Aşk ızdırabı gitmedi

Senin bana ettiğini

Dost değil düşman etmedi”

Bu kültürün hazzı, acının tatlılığındadır. Bir şarkı başlar, minör perdelerde gezinir, Frigyen modu gibi, kalbi sıkan bir melankoliyle. Sözler, aşkı bir zehir gibi anlatır:

'Aşkın beni mecnun ettiği zaman

Bütün umutlarım yittiği zaman

Kadehim boşalıp bittiği zaman

Bir beni bir seni düşünüyorum” der Ferdi Tayfur, sanki dinleyiciyi kendi yalnızlığına davet eder. Müslüm Gürses'in sesi ise bir fırtına; 'Hangimiz sevmedik,' diye haykırır ve dinleyenler, kendi yaralarını hatırlar. Bu haz, katarsistir – gözyaşı dökerken rahatlamak, hüzünle coşmak. Arabesk, sadece müzik değil; filmlerde, tavernalarda, düğünlerde bir yaşam tarzı. İbrahim Tatlıses'in coşkulu sesi, 'Urfa'dan gelen bir aslan' gibi yükselir, 'Ayağında Kundura'yla halkı ayağa kaldırır. Bergen'in acılı feryadı, 'Acıların Kadını' unvanıyla, şiddet dolu bir hayatın yansıması olur – şarkıları, kadınların sessiz çığlıklarını taşır. Hakkı Bulut'un 'İkimiz Bir Fidanız'ı, ayrılığın acısını anlatırken, dinleyeni bir hikaye içine çeker: İki sevgili, kaderin rüzgarında savrulur, ama müzik onları birleştirir. Bu sanatçılar, halkın kahramanlarıdır; çünkü şarkılarıyla dokunurlar en derin yaralara, melankolik bir kimlik yaratırlar.

Bir hikaye anlatayım size:

Bir hikaye anlatayım size:

Genç bir kız, Ayşe, köyünden kopup şehre gelir. Fabrikada çalışır, ama kalbi kırık bir aşkta takılır. Akşamları, radyoda Müslüm Baba'nın 'Vicdan Azabı' çalar:

'Bu azabı senden değil

Vicdanımdan çekiyorum

Yerden yere vursan bile

Deli gibi seviyorum

Seviyorum, seviyorum...' Ayşe, bu sözlerle yüzleşir kaderiyle, ama aynı zamanda güçlenir. Arabesk, ona 'dayan' der, 'acı çek ama yaşa' diye fısıldar. Bu, vazgeçilmez bir hazdır; çünkü gerçek hayatın karmaşasında, duyguları saflaştırır, insanı yeniden doğurur. 1980'lerde zirveye çıkar arabesk, kaset endüstrisi patlar, milyonlar satılır. Ama sansür devam eder; hükümetler, bu müziği 'alt kültür' diye küçümser, toplumsal yapıyı bozduğunu iddia eder. Oysa arabesk, göçmenlerin entegrasyon aracıdır – kentleşme, sınıfsal dönüşüm, kültürel yabancılaşmanın sesi. Psikolojik etkisi büyüktür; dinleyicileri melankoliye sürükler ama aynı zamanda teselli eder, toplumsal gerçeklikleri yansıtır.

1990'larda, arabesk evrilir; popla, rock'la flört eder. Kibariye'nin güçlü sesi, 'Gülümse Kaderine'yle umut verir, Seda Sayan'ın şarkıları televizyonlara taşır kültürü. Ama özü değişmez: Göçmenlerin kimliği, alt sınıfların isyanı. Tarihsel olarak, gruplar arası ilişkilerde bile rol oynar; doğu-batı ayrımını, zengin-fakir çelişkisini vurgular. Günümüzde, arabesk hala canlı; gençler, eski kasetleri keşfeder, partilerde 'Dokunma' diye haykırır Orhan Gencebay. Sosyal medyada, X'te bile yankılanır: Bir kullanıcı, 'Arabesk müzik sevdiğim için dinliyorum, üzgün olduğum anlamına gelmez,' derken, bir başkası Nalan'ın 'Sök Kalbini'ni övüyor, teknik ve ruhun karışımını anlatıyor. Rap'le bile iç içe geçer; bazı gençler, Sagopa Kajmer'in nağmelerini arabesk diye niteler, ama bu, müziğin evrimini gösterir. Klasik Türk Müziği'yle karşılaştırıldığında, arabesk daha halkçıdır; ilahi formlarını bile alır, ama pop ve rap etkileriyle yenilenir.

Başka bir hikaye:

Başka bir hikaye:

Mehmet, bir inşaat işçisi, her akşam evine dönerken Esengül'ün 'Taht Kurmuşsun Kalbime'sini dinler:

“Bırakamam seni ben yanımdan gidemezsin

Seviyorsan benimle oturup içeceksin

Uzaklarda aramam çünkü sen içimdesin

Taht kurmuşsun kalbime en güzel yerindesin” Mehmet şarkının akışına bırakır kendini, onu geçmişine götürür – çocukluğu, kaybedilen sevdalar… Arabesk, ona güç verir; çünkü bu müzik, kaderciliği öğretir ama aynı zamanda direnişi. Kültür endüstrisinde tartışılır arabesk; bazıları 'yoz' der, ama o, dinleyici kitlesini genişletir, toplumun her kesimine ulaşır. Balkanlar'a, Orta Doğu'ya yayılır, çünkü evrenseldir acının dili. Faruk gibi taksiciler, Ayşe gibi işçiler, Mehmet gibi emekçiler için arabesk, bir sığınak, bir zaferdir. Batsın bu dünya, ama arabesk yaşasın – çünkü o, hazzın en derin, en vazgeçilmez formudur, bir halkın ruhunu sonsuza dek taşır.

Orhan Baba “Hatasız Kul”da izahı namümkün sözleriyle özetliyor her şeyi:

“Hatasız kul olmaz hatamla sev beni

Dermansız dert olmaz dermana sal beni

Kaybettim kendimi ne olur bul beni

Yoruldum halim yok sen gel de al beni.”

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam