Dünyanın En Yüksek ve Tehlikeli Şehri! Ancak Taşıyabildiğin Kadar Altın Senin
Peru’nun güneydoğusunda, And Dağları’nın eteklerine tutunmuş La Rinconada adlı yerleşim, dünyanın en yüksek sürekli yaşam alanı olarak kabul ediliyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 5 bin metre yükseklikte yer alan şehir, altın madenciliği dışında neredeyse hiçbir şeyle ayakta durmuyor. Nefes almak zor, yaşam şartları ağır, kurallar ise neredeyse yok. Yine de her yıl binlerce kişi, zenginlik ihtimali uğruna yollarını buraya düşürüyor.
La Rinconada, Bolivya sınırına yaklaşık 650 kilometre mesafede, Ananea Dağı’nın dik yamaçlarına kurulmuş durumda.

Yerleşimin hemen üzerinde yer alan La Bella Durmiente buzulu, şehrin çetin doğasını her gün hatırlatıyor. Yüksek irtifa nedeniyle havadaki oksijen oranı deniz seviyesine kıyasla neredeyse yarıya düşüyor. Yeni gelenler için kısa yürüyüşler bile baş dönmesi ve nefes darlığına yol açabiliyor.
Soğuk hava, kayalık zemin ve yılların madencilik atıkları yaşam alanını şekillendiriyor. Toprak donmuş halde. Bitki örtüsü yok denecek kadar az. Günlük yaşam, insan bedeninin dayanma eşiğini sürekli test ediyor.
La Rinconada, yaklaşık kırk yıl önce geçici madencilik noktası olarak ortaya çıktı.

Zaman içinde altın söylentileri yayılınca nüfus hızla arttı ve yerleşim kalıcı hale geldi. Günümüzde yaklaşık 50 bin kişi, resmi şehir planlaması olmadan gelişmiş alanlarda yaşam sürüyor.
Kanalizasyon sistemi bulunmuyor, musluklardan su akmıyor. Temiz su, bidonlarla taşınıyor. Çöp toplama sistemi olmadığı için atıklar yakılıyor ya da yerleşimin dışına bırakılıyor. Elektrik ancak 2000’li yılların başında ulaştı fakat altyapı, hızla artan nüfusu karşılamakta yetersiz kaldı. Polis gücü sınırlı, denetim neredeyse yok. Şehir, kendi kurallarını kendi yazıyor.
Şehrin varlık nedeni altın.

Madencilik faaliyetleri ise cachorreo adı verilen sıra dışı sistemle yürütülüyor. İşçiler haftalarca, hatta otuz güne yakın süre boyunca ücret almadan çalışıyor. Karşılığında yalnızca tek gün, taşıyabilecekleri kadar cevheri maden sahasından çıkarma hakkı tanınıyor. O gün elde edilen altın, tamamen madencinin payı sayılıyor.
Risk yüksek, ödül belirsiz. Kimi zaman haftalar süren emeğin karşılığı neredeyse hiç çıkmıyor. Yine de umut, insanları çekmeye devam ediyor. Altın fiyatlarının yükseldiği 2000’li yıllarda nüfus artışı yüzde 200’ü geçti. Sağlık koşulları ise tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Uzun süreli oksijen eksikliği, kronik dağ hastalığını yaygınlaştırmış durumda. Baş ağrısı, kalp sorunları ve baş dönmesi günlük yaşamın parçası. Sağlık merkezi sayısı sınırlı, ağır vakalar için vadiye inmek şart.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın