Her Üründe Gördüğümüz Barkod Nasıl İcat Edildi? Barkod ile İlgili 10 Bilgi
Süpermarkette kasada beklerken o meşhur 'bip' sesini duymayanımız yoktur. Aldığımız cips paketinden tutun da en pahalı teknolojik aletlere kadar her şeyin üzerinde o siyah beyaz çizgiler var.
Peki, modern dünyanın bu görünmez parmak izi nasıl ortaya çıktı dersiniz?
1. Kumsalda doğan dahiyane fikir...

Barkodun temeli aslında bir sahil kenarında atıldı. Norman Joseph Woodland, Mors alfabesinin noktalarını ve çizgilerini parmaklarıyla kumsala aşağı doğru çekerek uzattı. Bu basit hareket, veriyi görsel bir şekle dönüştürmenin ilk adımıydı. Yani her gün gördüğümüz o çizgiler aslında Mors alfabesinin modernize edilmiş halidir.
2. Bugünkü dikey çizgilerin aksine, ilk patentli barkod tasarımı iç içe geçmiş halkalardan oluşuyordu.

Boğa gözü (Bullseye) denilen bu dairesel tasarımın amacı, kasa görevlisinin ürünü hangi yönden çevirirse çevirsin tarayıcının kodu her açıdan okuyabilmesini sağlamaktı. Ancak baskı teknolojisi o dönemde dairesel çizgileri net basamadığı için dikey çizgilere geçildi.
3. Tarihin ilk barkodlu ürünü bir sakızdı.

Barkodun ticari olarak kullanılması için teknolojinin olgunlaşması tam 22 yıl sürdü. 26 Haziran 1974 sabahı, Ohio'daki bir süpermarkette bir paket Wrigley’s Juicy Fruit sakızı kasadan geçti. Bu bir paket sakız, perakende sektöründe devrim yaratan ilk nesne olarak tarihe geçti ve şu an o paket Smithsonian Müzesi'nde sergileniyor.
4. Genelde herkes siyah çizgilerin kodu oluşturduğunu sanır ama işin aslı tam tersi.

Lazer ışığı barkoda çarptığında, siyah çizgiler ışığı emer, beyaz boşluklar ise geri yansıtır. Tarayıcı, bu yansıyan ışık patternini (desenini) okuyarak ikili bir sayı sistemine (1 ve 0) çevirir. Yani aslında boşluklar, çizgilerden çok daha önemli.
5. Hata payı imkansıza yakın.

İnsan eliyle veri girişinde her 300 tuş vuruşunda bir hata yapılması kaçınılmazken, barkod teknolojisinde bu hata payı 3 trilyon karakterde birdir. Bu müthiş hassasiyet, dünya çapındaki lojistik ve envanter yönetiminin çökmeden ilerlemesini sağlayan en büyük güvencedir.
6. "666" sayısı ve şehir efsanesi!

Barkodların başında, ortasında ve sonunda bulunan, diğerlerinden biraz daha uzun olan ikiz çizgiler yıllarca komplo teorilerine konu oldu. Bu çizgilerin '6' rakamını temsil ettiği ve barkodun 'şeytanın numarası' olduğu iddia edildi. Ancak bu çizgiler sadece tarayıcının başlangıç, bitiş ve orta noktayı ayırt etmesini sağlayan birer kılavuz (guard) çizgidir ve herhangi bir sayısal değeri yok.
7. Zaman tasarrufu devasa boyutlarda!

Barkoddan önce marketlerde her ürünün üzerine fiyat etiketi tek tek yapıştırılırdı ve fiyatlar değiştikçe bu etiketler sökülüp yenilenirdi. Barkod sayesinde bu işlem merkezi sisteme taşındı. Yapılan araştırmalara göre barkod kullanımı, dünya genelinde kasa işlemlerini %40 oranında hızlandırarak her yıl milyarlarca saatlik zaman tasarrufu sağlıyor.
8. QR Kod: Barkodun boyut atlamış hali.

Geleneksel barkodlar sadece yatay düzlemde veri taşırken, 1994 yılında Toyota’nın bir yan kuruluşu tarafından icat edilen QR kodlar (Quick Response) hem yatay hem de dikey veri depolar. Bu sayede standart bir barkod sadece bir sayıyı temsil edebilirken, bir QR kod koca bir metni, bir web sitesini veya bir harita konumunu içerebilir.
9. Sanatla buluşan barkodlar: Design Barcode

Barkodların sıkıcı birer teknik çizim olması gerekmiyor. Özellikle Japonya'da başlayan bir akımla, barkodun fonksiyonelliğini bozmadan çizgiler birer ormana, bir binanın pencerelerine veya bir hayvanın tüylerine dönüştürülebiliyor. Tarayıcı çizgilerin alt kısmını okuduğu sürece, üst kısımda tasarımcılar dilediği sanatı icat edebiliyor.
10. Dünya üzerinde satılan neredeyse her ürünün kendine has bir parmak izi var.

UPC (Evrensel Ürün Kodu) adı verilen bu sistem sayesinde, Türkiye'den aldığınız bir bisküvinin barkodu ile Amerika'daki bir kaleminkinin karışma ihtimali yoktur. Bu küresel standart, modern ticaretin ve sınır ötesi alışverişin anahtarı.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın