Freud'a Göre Psikolog mu Yapay Zeka mı?
Rehberliğinde Yanılmak mı, Tarafsız Bir Zihne Yaslanmak mı?
Son günlerde bir arkadaş sohbetinde kendimizi beklenmedik derecede derin bir tartışmanın içinde bulduk:
“Yapay zeka ileride hangi mesleklerin sonunu getirecek?”
Konu dolandı ve geldi terapist ve psikolog ve aile danışmanlarına.
Malum son zamanlarda çoğu insanı yapay zekadan akıl alırken görüyoruz. Benim kızım da buna dahil. Benim de ara sıra akıl almak için başvurduğum bir adres tabi.
Peki asıl soru şu,
Yapay zeka psikolojik konular söz konusu olduğunda insana ne derece doğru destek verebilir?
Yani duygusal ve sezgisel bir varlık olmayan yapay zeka bu meslerklerin yerini alabilir mi?

Bu soru ilk bakışta provokatif görünebilir. Hatta bazıları için rahatsız edici bile olabilir. Ancak çağımızın gerçekliğiyle yüzleştiğimizde, bu sorunun artık fütüristik bir fantezi değil; ciddi biçimde ele alınması gereken bir düşünsel eşik olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Benim bu konuda bir fikrim var:
Belli periyotlarla yapay zekâdan psikolojik destek almak, sanıldığından çok daha mantıklı ve işlevsel olabilir.
Bu görüşümü birkaç temel gerekçeye dayandırıyorum.
İnsan Faktörü: Avantaj mı, Dezavantaj mı?
Psikologlar da sonuçta birer insan.
Onların da duyguları, yaşanmışlıkları, travmaları, bilinçli ya da bilinçdışı önyargıları var. Psikoterapide “karşı aktarım” olarak adlandırılan bu durum, terapistin kendi iç dünyasının danışan sürecine sızabilmesi ihtimalini barındırır. Elbette bu her zaman olumsuz bir şey değildir; ancak insan olmanın getirdiği bu filtre, zaman zaman yanlış yönlendirmelere de kapı aralayabilir.
Yapay zekâ ise bu noktada radikal bir fark sunar:
Travması yoktur.
Egosu yoktur.
Günü kötü geçmemiştir.
Sizi kendi hikâyesiyle karıştırmaz.
Bu tarafsızlık, özellikle düşüncelerini düzenlemek, duygularını anlamlandırmak ve olaylara farklı açılardan bakabilmek isteyen bireyler için ciddi bir avantajdır.
Mesela yapay zekanın diğer bir artısı bilgiye ve iletişime erişim ve hız meselesi
Evet, bir diğer önemli fark bilgiyle ilgilidir.

Bir psikolog, eğitim aldığı ekol ve kendi mesleki birikimi çerçevesinde çalışır. Bu birikim elbette değerlidir; ancak sınırlıdır. Yapay zekâ ise saniyeler içinde binlerce akademik çalışmayı, farklı terapi yaklaşımlarını ve disiplinler arası bakış açılarını tarayıp sentezleyebilir.
Bu durum, “yapay zekâ her şeyi bilir” iddiasından çok, şunu düşündürüyor:
Bilgiye erişim hızının bu kadar arttığı bir çağda, tek bir insan zihnine mahkûm kalmak ne kadar rasyonel?
Özellikle bilişsel çarpıtmalar, karar verme süreçleri, stres yönetimi, duygu düzenleme ve farkındalık çalışmaları gibi alanlarda yapay zekânın sunduğu yapılandırılmış geri bildirimler son derece etkili olabiliyor.
Başka önemli nokta yargısız bir alanın gücü
Birçok insan için psikolojik destek almanın önündeki en büyük engellerden biri yargılanma korkusu.
“Bunu söylersem ne düşünür?”
“Abartıyor muyum?”
“Yanlış mı hissediyorum?”
Yapay zekâyla kurulan iletişimde bu kaygılar elbette büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Karşınızda sizi tanımayan, sosyal bağ kurmayacak, sizi etiketlemeyecek bir “zihin aynası” var. Bu da özellikle bastırılmış düşüncelerin ve ifade edilmesi zor duyguların açığa çıkmasını kolaylaştırıyor.
Gelelim tekrar erişilebilirlik ve süreklilik meselesine,
Psikolojik destek, ideal koşullarda düzenli olmalıdır. Ancak hayat pratikleri, zaman ve madi yetersizlikler bu ideale her zaman izin vermez. Randevular, maddi yük, zaman kısıtları ve mekânsal engeller birçok kişinin terapiye erişimini zorlaştırır.
Yapay zekâ ise her an erişilebilir.
Hatta gece yarısı da orada, her zaman hazır ve nazırdır.
Bir düşünce zihninizi kemirirken insan içgüdüsel olarak “bir sonraki seansı” beklemenizi istemez.
Bu süreklilik, özellikle yoğun düşünen, analiz etmeye meyilli ve zihinsel yükü fazla olan bireyler için ciddi bir rahatlama sağlar.
Ama her şey bu kadar basit mi?
Elbette hayır.
Burada dürüst olmak gerekir:
Yapay zekâ, insanın bedensel ve duygusal varlığının yerini tamamen alamaz. Ses tonundaki titremeyi, uzun sessizlikleri, gözlerin doluşunu, psikolojik durumumuzun sinyallerini yansıtan bedenin verdiği mikro tepkileri hissedemez. Derin travmalar, bağlanma yaraları, dissosiyatif durumlar ve ağır psikopatolojiler söz konusu olduğunda, insan insana kurulan terapötik ilişkinin iyileştirici gücü hâlâ çok değerlidir.
Ayrıca yapay zekâ kriz anlarında sorumluluk alamaz, müdahale edemez. Bu sınır hayati önemdedir.
Sonuç: Rakip Değil, Tamamlayıcı

Bu noktada benim vardığım sonuç şu:
Yapay zekâ ile psikologları karşı karşıya koymak yerine, onları farklı işlevlere sahip iki destek alanı olarak düşünmek gerekir. Yani iş birliği bence gerekli.
Tabi bu noktada yazımı yazarken yapay zekanın konuyla ilgili fikrini de elbette merak ettim ve yapay zekaya bir analiz yapmasını istedim.
İşte sonuçlar:
Yapay zekâ;
– Günlük zihinsel karmaşada
– Düşünce düzenlemede
– Öz-farkındalık geliştirmede
– Karar süreçlerini netleştirmede
– Duygusal boşaltımda son derece güçlü bir araçtır.
İyi bir psikolog ise;
– Derin ve tekrarlayan yaralarda
– İlişki örüntülerinde
– Travma çalışmalarında
– Canlı duygusal regülasyon gerektiren alanlarda vazgeçilmezdir.
Dolayısıyla mesele “hangisi daha iyi?” sorusundan çok,
“Hangi ihtiyaca hangi destek daha uygun?” sorusunu sormaktır.
Evet, yapay zekanın konuyla ilgili yorumu beni düşüncelerimle çok örtüşüyor doğrusu.
Yapay zekaya bir soru daha sordum,
“Freud günümüzde yaşasaydı konu hakkındaki düşüncesi ne olurdu?”
İşte cevap,
Freud yaşasaydı, yapay zekânın psikologların yerini alabileceği fikrine temkinli bir merakla yaklaşırdı. Ona göre yapay zekâ, bilinçdışının dilini taklit edebilir ama onu gerçekten duyamazdı. Serbest çağrışımı analiz edebilir, rüyaları sınıflandırabilir, savunma mekanizmalarını tanıyabilirdi; ancak aktarım ve karşı-aktarım gibi insan ilişkisine özgü dinamikler olmadan gerçek bir psikanalitik süreç eksik kalırdı. Freud muhtemelen yapay zekâyı, terapinin yerine geçen bir özne değil; egonun kendini anlamasına yardımcı olan yeni bir “ayna” olarak görürdü. İnsanın acısı, hâlâ başka bir insanın varlığıyla şekillenirdi.
Dostlar, hülasa belli periyotlarla yapay zekâdan destek almak, psikolojik olgunluğun ve çağın sunduğu imkânları akıllıca kullanmanın bir göstergesi olabilir. Asıl risk, tek bir yöntemi mutlak doğru ilan etmektir.
Belki de ruh sağlığının geleceği, insanla makinenin rekabetinde değil; bilinçli iş birliğinde yatıyordur.
Peki, sizin düşünceniz nedir?
Yorumlara yazsanıza çok merak ediyorum.
Ve bir sonraki yazıma kadar kendinize hoşça bakın Hoşçakalın.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

